ERDOĞAN, PEKERİ NEDEN GÖZDE ÇIKARDI...
RECEP TAYYİP ERDOĞAN-SEDAT PEKER ÇATIŞMASI ÜZERİNE NOTLAR...
Yazının başlığını böyle koymam, yaşanan olaylarla ilgili bir paradoks gibi görünebilir. Ancak altaki satırların tümü okununca haklı olduğum görünecektir. Peker sadece kullanılan bir figür olduğu bilinmeli...
Hiç bir mafya ve suç örgütü devleten güçlü değildir. Devleti, kırminal hadislerden bağımsız düşünmeyin. Peker’in sürgününe ve derin devlet içindeki rolüne büyük anlamlar yürkleyerek bir tartışma rasyonel ve mantıklı görünmüyor. Devlet-mafya ilişkilerinde, DEVET boynuuzun kulağı geçmesine müsaade etmez...
Kirli ve kara paraya ihtiyaç duyan Erdoğan, suç örgütlerine alan açtığı ve onları kullandığı bir sır değil. Derin devlet içinde ki hesaplaşmanı içinde yaşanan problemler düşündüğümüzden çok daha fazladır. Ancak Peker’i bir mit gibi sunmak bana doğru gelmiyor. Peker’le-Mit kavramı uyuşmuyor. Bir mafya figürünü erişilmez ve anlaşılmaz bir güç değildir...
İçişler bakanı Süleyman Soylu sadece Erdoğan tarafında kullanılan kirli bir figürdır... Erdoğan kimi nerede ve nasıl kullanacağını çok iyi biliyor. Yakında Soylu Erdoğan’ın önünde bir tehlike olarak görünürse, Erdoğan , Soylu’yu harcamaktan asla çekinmez. Soylu’yu papuçlamak uzak değil bence. Peker’in konuşmalarıyla, Soylu’un bir karşılığı kalmadı. Sadece MHP içinde küçük bir azınlık Soylu’yu destekliyor. Erdoğan 20 yıllık politik hayatında her gün hain diyeceğimiz suçlara işledi. İşlediği suçları kamufle etmek için baş vurduğu yöntem ise, işbirliği yaptığı güçlere hain diye saldırıya geçmesidir...
Derin devletin kara kutusu, Pekerin videoları ile delindi. İlk günden itibaren büyük bir ilgi odağı olan videoları, mesajlarla destekleyen Sadet Peker, ciddi bir çekim merkeze dönüştü. . Bu ilgi son derece doğaldı, çünkü, derin devletin mutfağından yer almış bir aktorün konuşmaya, nispete çözülmeye başlamış olduğnu görüyoruz. Derin devletin içindeki çatışma hayırlara vesile olduğu kesin. Çünkü , Peker ne anlatıyorsa, neyi deşrife ediyorsa belgeleriyle yapıyor. Dolaysıyla derin devletin sözcüleri kendilerini savunamayacak kadar zavalı duruma düşüyor. İşin içinde ses kayıtları ve belgeler olunca, dut yemiş bülbüle dönüşen saray sözcüleri ve Erdoğan, olaylarla ilgili konuşacaklarına, bir suç örgütün liderinin söylediklerine,mi inanacaksınız diye, bir tür basit demagojilere baş vurmak zorunda kalıyorlar…
Devlet örgütlenmesi tam anlaşılmadan, Peker’in söylediklerini bilince çıkaramayız. Devlet denen burjuva sınıfın örgütlü kurumu, bir tarafı hep mafya türü yasal olmayan suç örgütlerine dayanır. Mafya ve suç örgütleri devletin desteğini alarak yolların devam ederler. Devletler, mafya ve suç örgütlerin suç ortağıdır. Devletin örgütlediği şiddet ve terör en büyük ve en azımasız olanıdır. Devlet denen kurum, bir tarafı mutlaka yasal değilmiş gibi görünen, ama devlet içinde yasal olan mafyatik ve çete türü suç örgütleriyle bir ilişkisi vardır. Devletler, mafya ve çete örgülerinin üstüne gitmekten kaçınmaya çalışırlar. Çünkü devlet; bu kirli ve suç odakların yarattığı imkanlardan faydalanır, kendi payına düşeni alır. Devlet çete türü suç orgütlerini ihtiyaçlarına göre kullanır. Bakın Erdoğan’ın pratiğine. Çete ve mafya türü suçlu örgütleriyle toplumda korku atmosferi yaratmak için zaman zaman onlara bilinçli olarak alan yaratmıştır...
Sarayın gönülü militanı gibi çalışan, başta muhalefeti, aydın çevreleri, gazeteciler ve toplumun tüm kesimlerini tehdit eden, ‘cuhmur ittifakın’ kazanması için mitingler örganize eden, oluk-oluk kan akıtacağını açık-açık söyleyen, her gittiği şehirde, ilçede ‘reis’ olarak karşılanan, hayır sever iş adamı olarak ödülendirilen, devletin kirli işlerini sorumluluğunu yüklenen, altına kırmız halı döşenen, devlet içinde ilgi odağı olan, ‘sevilen ve sayılan’ Sadet Peker, neden derin devlet içinde dıştalandı, neden yalnız bıraklıdı, neden okların hedefine kondu. Bu sorulara yanıt aradığımızda bazı gerçekleri görmüş olacağız. Daha bilinmeyen bir çok karanlık olayın anlamaya çalışacağız…
Derin devletin önemli bir aktörü olarak çalıştırılan Peker, derin devletin hangi prensibine ters davrandı, Peker neden bir tehlike olarak göründü. Bu soru hala tam olarak aydınlanmış görünmüyor ?
Benim kişisel görüşüm, PEKER’in, ‘reis’ olarak toplumda nüfus kazanması ve derin devletin karanlık sokaklarında yaşananlara şahit olması ve fiili olarak yer almasıdır. Erdoğan yılan büyümeden kafasını ezmeli felsefesiyle haraket eden biri. Bunu için Soylu (soysuz) kullanılmak için en iddial kişiydi Erdoğan için. Böylece Erdoğan hem Peker’den, hemde Soylu denen dalkavuktan kurtulmuş olacaktı. Peker’in kendisini korumak için kimi belgeleri önceden hazırladığı gerçeği öngürülmemiş olmasıdır. Peker’in defteri, yada pandorası daha tam açılmadı. Erdoğan’a bazı sırlar vardırki insanla mezarlığa gider söylemi, aslında daha fazla üstüme gelmeyin diyen bir uyarı yapıyor. Aslında Peker ölümde kaçıyor ve korkuyor. Pekerin durumu “yaralı yılan daha saldırgan olur” diye bir söylemi bize hatırlatıyor...
Peker’in evine yapılan baskının yöntemini savunacak mantıklı bir insan yoktur. Soylu’da Peker’den kurtulmak için bir çabanın içinde olduğunu görüyoruz. Çünkü Soylu denen içişler bakan artık kırminal işlerin içinde görülüyor. Kendine bir Pazar yaratmak savaşı vermiş. Peker’i de kullandığı ortaya çıkıyor. Soylu’nun hesap hatası yaptığı ortaya çıkmış görünüyor. Peker’den Türkiye’yi terketmesini isteyen İçişler bakanı, Peker’den kurtulmak istediği açığa çıktı. Peker her ne kadar İçişler bakanını hedef göstermesine rağmen, olayları anlatıkça ve deştikçe, derin devletin karanlık delizlerinde çok daha vahim olaylar ortaya çıkıyor. Devlet eliyle erion ticareti yapıldığı ve organize edildiği görülüyor…
Peker’in her kaldırdığı taş, yeni isimleri ve kirli olayların deşrife olmasına neden oluyor. Derin devletin yolsuzlukları, kendi içindeki hesaplaşmaları ve çıkar çatışmalarının kirli boyutlaları ortaya çıktıkça, PEKER’in gelecek videosu merakla beklenilir oluyor. Peker her ne kadar silahı İçişler bakanına çevrisede, ama mermiyi saraya doğru gönderiyor. Pekerin dili daha tam çözülmedi.Bütün bildiklerini anlatmıyor. Bir anlamda sakladığı sırlarla kendsini korumaya çalışıyor. Erdoğan’la yaşadıkları kimi olayları, birliket mezara taşayacağını söylüyor. Bu söylemi bir mesaj olarak düşünmek lazım…
Derin devlet demek, kirli ve suçlu insanların birliği demektir. Devrin devletin aktorleri olduğu söylenen kimi isimler, Türkiye tarihin en karanlık kişiler olduğu gibi, büyük bir kısmının elleri ve kimlikler kanlı olduğu biliniyor. Derin devlet söylemi, sistemin yürümesi için yürütülen provakasyonlardır, kumpaslardır ve diğer karanlı örgütlenmelerdir…
Daha önce karanlık ve mafya türü olaylarda çok sabıkası olan, bir suç örgütün başı olarak ün yapmış, santajlara, gasplara, tehditlere, öldürme olaylarına ismi karışan, sabıklaılı olarak bilinen, ömrünün büyük bir kısmının hapishanelerde yaşamış birinin, ‘cumhur ittifakı’ desteklemeksi için hangi güç PEKER’i kullanmaya karar verdi. Bu kararı veren tek kişi ‘büyük lider’ denen zatın kendisidir. Yani Erdoğan’dır. Erdoğan’ın iktidarını sürdürme stratejisi yolu, karanlık odaklar çıkıyor. Erdoğan’ın politik doğuşuna küresel karanlık güçler karar verdi. Bu iddiamızı doğrulamak için, biraz Erdoğan’ın, 20 yıllık politik hikayesine yeniden hafızlardan canlandıralım…
Erdoğan ilke olarak aldığı ve prensip haline getirdiği tek şey, iktidar mücadelsinde her yolunun mübah olduğu mandepsi anlayışıdır. Erdoğan makyavelci politik dünyası, doğal olarak etik ne kadar değer varsa yadsır. Dolaysıyla Erdoğan ilk günden itibaren tezgahını kirli ilişkiler üzerinde kurdu ve kurmaya devam edecek. Aldatma, arkadan vurma, iftira, olmayan şeyleri, olmuş gibi gösterme, yalan, santaj Erdoğan’ın vaz geçmeyeceği değerleridir. Bu nedende dolayı birlikte yola çıktığı yol arkadaşlarının ezic çoğunluğunu harcadı. Toplumda ne kadar tutarsız, ilkesiz ve korkak insan varsa onları bir yolun bulup satın aldı. Şimdi onların bir kısmından kurtulmak istiyor. İşte Süleyman Soylu bunlardan bir tanesi…
Zamanı 2002 yıllarına götürelim. Erdoğan’ın kendis küresel barbarların bir proje olarak doğdu. Bu gerçek mister bir durum değildir. Özgürlük, demokrasi, yoksulluk, işsizlik, kardeşlik ve barış gibi halkın temel özlemlerin slogan olarak kullandı. Yukarıdaki tek kelimeye inanmayan Erdoğan, geleceğinin ilk adımını kirli bir tezgah üzerinde inşa etmeye başladı. İnanmadığı toplumsal değerlere inanıyormuş gibi görünerek bir manipülasyonlar tarih gelşitirmeye başladı. Dini argümanları kullanara halkın halis duygularını istismar etmeyi önemli bir seçenek olarak aldı…
Devlet içinde ne ideolojik, neden politik bir ağırlığığı olmayan Erdoğan, küresel güçlerin desteğiyle sistem içinde gemisini yürütmeye çalıştı. Erdoğan ve Gülen Cemaatın aktif işbirliği bir ABD projesi olduğu her halde bilmeyenimiz kalmadı. Erdoğan kendi geleceği içn ‘ en zehirli yılanla bile aynı torbaya girdiği’ binlerce örneği olduğunu söylersek bir abartı yapmış olmayız. Erdoğan uzun yıllar Gülen Cemaatını kullandı. Cemaata bütün imkanları tanıdı. Erdoğan ve çevresinin Gülen cemaatı ile ilişkiler biliniyor. Pratik olarak Gülen cemaatın sözcülüğünü yapan Erdoğan ve AKP, Gülen’e ‘gel bu hasret bitisin’ diye çağrı yapıyordu. Gülen Cemaatı bir dizi suçlara karışmış bir örgüt kimliği olduğu biliniyor. Cemaat, Erdoğan’ın geleceği için bir dizi santajı ve kuması örgütledi. Erdoğan-peker ilişkisidr, Erdoğan-Gülen ilişkisine benziyor. Erdoğan, Peker’i kullanmak istiyor. Bunun içinde Peker’e alanlar yaratıyor. Peker gittiği her yerde devletin ona sağladığı imkanlara çalışmaya başlıyor. Bir süre sonra Peker, Erdoğan’ın fazla işine yaramayınca, biraz da Peker gizli sistem içinde nüfus almaya başalyıınca, harcanması için düğmeye basıldığı görülüyor. Derin devletin işini yaptıracağı başka karanlık ve güveneceği aktorlerin devreye alındığı kesin görünüyor...
Erdoğan’ın parele örgütlenmesiyle, Cemaatın paralel örgütlenmesi, devlet içinde bir iktidar savaşına dönüşünce, Gülen Cemaatı tasfiye edilmek istendi. Zurnanın tam da zırt dediği yerde Erdoğan ve Gülen arasındaki çatışma, intikam almaya dönüştü. Daha sonra yaşanalara hepimiz şahidiz. Ama kazanan Erdoğan oldu. Bana göre Erdoğan, daha sonra FETÖ olan Gülen Cemaatını kullandı. İkisinin günaları af etmek ve unutmak mümkün değil. Türkiye de büyük ve onarması zor olan bir taribat bıraktılar…
Erdoğan için tek çözüm iktidarını sürdürmeketir. Bunun içn bulaşmayacağı kirli iş yoktur. Çünkü, Erdoğan iktidara gelir gelmez, kirli senaryoları seçenek olarak benimsedi. Orta-Doğuda ne kadar İslamcı teröe örgütleri varsa Erdoğan ilişkiye geçti. Zengin olmak ve lüks içinde yaşamak vaazgeçilmezi haline gelince, Erdoğan’ın devlet eliyle bulaşmak ve organize etmek zorunda kaldığı mafyatik işler ve terör olayları hızla artı...
Erdoğan aferist kişilik sahibi kirli biri. Çıkarları ne gerektiriyorsa ona uygun pratik adımlar atar. Dünü yoktur Erdoğan’ın. Yalan söylemeyi politik mücadelede bir ilke ve yaşam tarzı haline getirmiş durumda. Kin ve nefret söylemlerinden asla vaaz geçmez. Karanlık bir dizi kanlı olayların altında imzası vardır...
Erdoğan’la- Peker arasında ki hesaplamada, Peker’e farklı misyonlar yüklemek doğru değil. Derin devletin kendi içindeki çatışmada, bir aktor harcamaya çalışıyor. Peker, dışlanmasının nedeni hala açıklamış değil.
Terörü ve şiddeti artık başka bir mantalite içinde düşünmek zorundayız. Spesifik kimi olaylar öne çıkarak, spekülatif yorumlarla bir bireyi öne çıkarmak, bir ağacı orman gibi göreme yanlışına düşeriz. Peker hadisesinde, Pekere önemli bir röler yüklemek ne kadar doğru bir yönelimdir. Derin devlet PEKER’İ mandepsi bir yöntemle harcama yolunu seçmiş görünüyor. Şiddeti sistemde soyutlamak ve ekonomik değerlerden bağımsız düşünmek bir yanılgıdır. Peker’in para bulmasını, yada zengin olmasını efsaneleştirilerek anlatmak yanlıştır.
Mit denince Peker gibi bireyler akla gelmemeli. Çünkü: Mit kuşaktan –kuşağa yayılan, toplumun fantastik değerleriyle zaman içinde toplumda anlam kazanan, halkın öyüküleri üzerinde bir efsaneye dönüşen nisbeten “mistik değerlerdir...
“Yoksulluk, şiddetin en kötü şeklidir”.
Şiddeti sosyo-ekonomik ilişkilerden bağımsız bir olgu değildir. Şiddetin beslendiği alanda yaşanan eşitsizlik aşılmadan, şiddetin engelleme şansımız yok. Şiddeti bir sistem sorunudur. En büyük ve en tehlikeli şiddet, devletin şidddeti olduğu gerçeğini görmek zorundayız. Şiddeti bir çete örgüt lideri üzerinde açıklamak, buna sosyolojik değerler içinde anlamlandırarak iza etmek bir yanılgıdır.
“Yoksulluk, şiddetin en kötü şeklidir”, diyen Gandi bizlere çok konuşulacak alan bırakılmamış. Şiddetin elbete başka sosyolojik nedenleri vardır. Müslüman dünyasında dinci fanatizm, şiddete besleyen bir başka olgudur. Erkek egemen toplumda, şiddete eğilim güçlü bir olgudur. Kısacası, şiddeti bugünük kapitalist toplumun yarattığı eşitsizlik değerlerinde ve çelişkilerinde bağımsız düşünemeyiz. Toplumu terörize eden sisttemin kendisidir. Devletin şiddeti, çete örgütlemelerin şiddetiyle mükayese etmek rasyonel ve mantıklı değildir. Çete türü mafyatik örgütlenmelerin etkileyici gücü her zaman sınırlıdır...
"Konfüçyüs öğrencileriyle Thai dağında gezinirken ağlayan bir kadına raslar. Kadının neden ağladığını sorar. Kadın "bu çevrede bir kaplan var. "Bütün ailemi öldürdü der" Konfüçyüse. Konfüçyüs "öyleyse niçin başka yere gitmiyorsun diye sorar. Kadının cevabı, "çünkü burada insanlara baskı yapan bir devlet yok" der. Demek ki devlet tarihin her aşamasında bir baskı ve şiddet uyguluyor insana...Ve yırtıcı bir kaplandan daha tehlikeli oluyor. Sistem tam anlaşılmadan, kapitalist sistemde devlet ve toplumsal çelişkiler anlaşılmadan şiddeti anlamaktan zorlanırız.
Dikkatleri mafya türü suç örgütlerin lideri üzerine çekmek, terör ve şiddet bu insanların yaşam koşllarına, özel olarakta psikolojisine bağlamak ve burada kimi teorik sonuçlara ulaşmak bir doğru yöntem değildir. Bugün ki şiddet sonrunu, bir sistem ve devlet sorunudur. Şiddet sorunu bugünün en temel problemidir ve temeli ekonomiktir....