blue-collar, rough around the edges orphan boy from a factory
SANAYİCİ SEME
Part 3
Mert, tuvaletteyken her şey eli ayağına dolaşıyordu. Basit bir iş bile çok kafa karıştırıcı olmaya başlamıştı. Hâlâ az önce olan şeyin şaşkınlığı ve öfkesi vardı onda. Pantolununun fermuarını kapatmaya çalışırken fermuar, kumaşa takıldı sinirden kapıyı tekmeleyerek açtı. Dışarı çıktığında Ustası karşısındaydı:
"Yavaş oğlum, sen miydin tuvaletteki. Arkadaşına ne oldu, gitti mi?"
"Arkadaşım?.. Ha... Evet, gitti Usta." Mert; cevap verirken ses tonunu korumaya, ustasına "bir olay" olduğuna dair bir şüphe vermemeye çalışıyordu çünkü nasıl bir yalan söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Bu sırada Mert, hâlâ kumaşa takılan fermuarla meşguldü ki en sonunda fermuarı kapatmayı başardı ama durum tuvalete gitmeden önceki hâlinden farklı değildi. Usta'nın gözü aşağıya kaydı, sonrasında Mert'in gözlerine baktı. Mert, gergindi.
"Oğlum, bir şey mi oldu? Kavga mı ettiniz?"
"Yok. Hayır, Usta. İşi vardı, erken gitti."
Mert cevap verdikten sonra koşarak uzaklaştı, temiz hava almak için dışarı çıktı.
Usta kendi kendine "Tövbe tövbe..." diye sayıklıyordu.
_________________
Part 4
O olaydan birkaç gün geçmişti ve Mert, dayanamayıp Doğukan ile konuşmaya karar vermişti çünkü her şey kafasını karıştırmıştı. Pekâlâ, eğitimini tamamlamamış bir insan olabilirdi ama kim böyle bir olay yaşasa nasıl bir sonuç çıkarması gerektiğini bilemezdi. Doğukan'ın okulu, Mert'in iş yerine yakındı. O yüzden Mert, yolda fazla vakit kaybetmedi ve Doğukan'ın çıkış saatine yetişebildi.
Doğukan, onu gördüğünde koşmaya başladı. Doğukan'ın arkadaşları ne olduğunu anlamamıştılar sonrasında Mert'i gördüklerinde ona ters ters bakmaya başladılar. Mert, onlara aldırış etmeden Doğukan'ın peşinden koşmaya başladı. Arkadaşları ise aralarında konuşmaya başladılar:
"O herifi, durdurmamız gerekir mi? Giyimine bak, pek düzgün birine benzemiyor."
"Emin değilim ama ya dediğin gibi çıkarsa? Başımıza bela almaya değmez."
Doğukan, caddeye geldiğinde bile koşmaya devam ediyordu. En sonunda lüks bir mağazaya giriş yaptı. Mert de aynı mağazaya giriş yapmak üzereydeki güvenlik görevlileri onu durdurdu:
"Giremezsin, kardeşim."
"Neden? Parasıyla değil mi? Ben de bir şeyler satın alacağım belki."
"Burası sana tuzlu kaçar kardeşim, bak işine."
"Nereden biliyorsun, tanıyor musun sanki beni?"
"Hadi kardeşim, belanı arama."
O sırada Doğukan, dışarı çıktı ve güvenlik görevlisine:
"Arkadaşıma, kaba davranamazsınız. O benimle, sizi şikayet edeceğim." dedi
"Özür dilerim, Efendim. Ben, sanmıştım ki..."
"İnsanları dış görünüşüne göre yargılayamazsın."
Doğukan, bu son sözüyle Mert'in elinden tutup onu kendisiyle mağazanın içine çekti. Doğukan, her şey normalmiş gibi kıyafetlere bakıyordu. Mert'in ise kafası daha çok karışmıştı. O çocuk, az önce kendisinden kaçıyordu şimdi de yanındaydı ve bir mağazada kıyafetlere bakıyordu. Sağlık sorunları falan mı vardı?
"Mert, bu nasıl? Bana yakışır mı?" Mert'i, düşüncelerinden ayıran şey bu soruydu.
"Bilmem. Yakışır herhalde."
"Peki, bu?"
"Ben anlamam böyle şeylerden. Hem ben seninle bir şey..."
"Ah! Bu sana çok yakışır, senin için alacağım!" Doğukan, onu duymuyor gibiydi. Belki de öyle davranıyordu.
"Doğukan, beni dinler misin?"
"Bekle, şunların parasını ödeyeyim konuşuruz."
"Benim için bir şey..." Mert, yine sözünü bitirememişti çünkü Doğukan, parmaklarıyla onun ağzını kapatmıştı.
"İçimden geldiği için alacağım."
___________
Yetişkin içerik yazasım geldi ama tecrübeli değilim.
Kafa dağıtmak için yazdığım mantık veya edebi bir anlayış beklemenizi tavsiye etmem.











