Adının önerdiğinin aksine, net karar sahibi olmayanların programı Evleneceksen Gel’in direksiyonunda Seda Abla/Hanım/Sayan(nedense artık kimse Kadırgalı Aysel demiyor, artık siyaseten yanlış diye mi acaba? Sanmıyorum) ve bu programın aynısını daha evvel Songül Karlı ile beraber sunan Su Gibi co-pilotlarından Karagümrük Yanıyor tanığı ve sanığı Uğur Arslan oturuyor.
Seda Sayan’ın bugüne kadar birbirinden alakasız pek çok tarzda televizyon programı yaptığı göz önünde bulundurulduğunda, programın formatı şaşırtmıyor. Herhalde bir sonraki denemesi CNN Türk’te bir tartışma programı veya öğleden sonra 13:00-19:00 slotunu kapatabilecek bir şov olsa yine kimse şaşırmaz. Uğur Arslan desen, bir kez daha üstünde sakil duran bu role-kılığa bürünüyor (kıyafetlerinden ayrıca bahsetmeli, birazdan oraya da geleceğim). Gerçi onun da televizyon kariyeri Deniz Feneri ve Benzemez Kimse Sana gibi beş benzemez yapımları içeriyor. Uğur, her yeni bölümde Seda’nın olağan dominant personası altında, aslında programın gediklisi olmasına rağmen öğrenilmiş saftirik/vakur tepkileri ile ağır ağabey rolüne de sahip. Yer yer kendini kayıp hissettiği yüzünden okunuyor. Seda’nın ise kendi sunduğu bir programda kayıp hissettiği görülmüş şey değil. Saniyenin onda birinde birbiriyle alakasız lafları bir araya bağlayıp “Olur mu bacım?” tepkisine ulaşıyor.
Özellikle 2002 sonrası ülkenin üstüne çöreklenen sözde muhafazâkarlık, programın ahlak çıtasını belirliyor. Çıta ile limbo yapanlar derhal Seda sonra da Uğur müdahalesi ile karşılaşıyor. “Biz zaten öyle bir şeye müsaade etmeyiz” ve “Arkadaşlar (kamera arkası) arkadan işler çevirirseniz böyle şeyler olur, kaç kere söyleyelim yasak diye” en sık kullanılan uyarılar. Fakat sporun pek çok dalında da olduğu gibi baskı gol getiriyor, muhafazakârlığa zeval gelmesinin önüne geçmek hayli zor oluyor. Bir stüdyo dolusu 20-70 yaş aralığındaki kadın ve erkeği bir otele, backstage’e ya da servislere yerleştirdiklerinde, özellikle 20-45 ve 40-70 yaş bantlarında bir takım “elektrik almalar” doğal olarak gerçekleşiyor. Programa yansıyanların bir kısmının kurmaca olması mümkünse de, yine de ahlâkî kontrolü sağlamak pek çok açıdan belli ki mümkün olamıyor. Sıkça ağızdan kaçan “Seda Abla ben X Bey’in numarasını Y Abla aracılığıyla aldıydım, aradım yanında Z Hanım varmış…” derken Seda’dan “Arkadaşlar X Bey talibiyle görüşüyor, siz bize talip olduğunuzu söylemeden işler çeviriyorsunuz” azarı, Uğur’dan da “Evet, lütfen!” desteği geliveriyor. Pek çok sezonu atlatan programda bu gibi “hata”lar azalıyorsa da bitmiyor insan doğası gereği. Kendi işini görme çabası tribün sakinlerinde her daim sabit. Kamera arkasında fena şeyler olduğuna dair inancım var, ağızdan kaçanlar da bu inancımı perçinliyor.
Hiç yabancısı olmadığımız program formatı özetle şöyle: Talibini bekleyenler, talipleri ile ilk görüşme sonrası çay içiyor, olumlu ise yemeğe kameralar eşliğinde gidiyor, işler iyice olumlu ise aileler tanışıyor, sonrasında isteme, nişan ve hatta düğüne kadar her şey şirketten. Tabi çay içme sonrasına geçen uyumlu çift sayısı az, dolayısıyla programın büyük kısmı bu aşamanın öncesinde geçiyor. Özellikle ilk görüşme sonrası tribündeki diğer adaylardan yorum alma kısmı, karar veren aday için feci önemli. Örneğin, görüşme sonrası talip olunan kişiye hem karar vermede yardımcı olma hem de moral motivasyon sağlamak için tribün tarafından “Seda Abla, Emrah ile iki gündür serviste yan yana geliyoruz, hayatımda tanıdığım en temiz/saygılı/eğlenceli insan. Esra kızımız da çok güzel. Çok yakıştılar. İnşallah oynarız düğünlerinde” gibi son derece kapsamlı gelecek planları yorum olarak sunuluyor. Bu esnada tribünün geriye kalanı, başka çiftlerin hatta menage a trois taraflarının birbirine laf atması yüzünden karışsa de olaylar sunucular tarafından kolayca yatıştırılıyor. Bir önemli nokta da, televizyonda söz konusu adayı ilk izlediği anda aşırı etkilenerek telefona sarıldığını ve sadece onun için programda debut yaptığını iddia eden talipler, reddedildiklerinde Seda’nın “Devam edecek misin bacım/kardeşim/abi/abla?” sorusuna %99 olumlu cevap vererek tribün piyasasına giriyorlar. Böylece talepleriyle arzlarını da yaratmış oluyorlar. Win-win.
Sunucuların kıyafeti ve müziğe gelirsek; bu iki element kendilerine gösterilen ekstra özen ile akıllara durgunluk vermekten çekinmiyor. Kimi zaman Seda’nın elbisesi Uğur’un takımına, veya Uğur’unki Seda’ya “kombinlenmek” üzere yaratılıyor belli ki. Bazen doğrudan aynı renkleri birebir uygulamaktansa bu renklerin farklı tonları kullanarak uyumda daha da sofistike bir yöntem izleniyor. Bu durum genelde Uğur’un kılığı ve renk tercihleri açısından ilginç sonuçlar doğurabiliyor. Müzikal açıdan, yarı ilginç bir detay olarakprogram orkestrasının solistlerinden birinin aynı zamanda Seda’nın eniştesi olduğundan bahsetmekte fayda var (evli olmasa, son derece iyi bir adaydı aslında bu program için aslında). Programın en çok ve belki de tek sıkılanı o, ve belki biraz da yanındaki solist kız. Bu mazbut ve bahtsız orkestranın repertuarı gelen adayın kıyafeti, yaşı, aday kriterleri ya da beyanlarında sıkça referans verdiği bir şarkının sözlerine göre şekillenebiliyor. Bu bakımdan aslında müziğe kaydadeğecek ölçüde kafa yorulduğunu söylemek mümkün. Zaten şarkıların ezkaza veya çaktırmadan mesaj verdiği durumlarda da Uğur seyirciler detayı atlamasın diye, “Hayırdır arkadaşlar niye onu çaldınız” diye dikkatleri oraya çekmeyi biliyor.
“Aranan adayda bulunması gereken kriterler” eskisi kadar yaratıcı olmasa da süreçte hayli önem teşkil ettiğinden, programda birbirinden tuhaf karakterler demirbaş olmuş vaziyette artık. Buna rağmen halen şaşırtan kriterler dayatan fenomenler çıkmıyor değil, aşağıda iyi bir örneğini hatırlayacağımız üzere. Ama aslında en öne çıkanlar bu tuhaflıkları ileri süren erkek/kadınlar değil de, bir türlü karar veremeyen, derli toplu, düzgün fiziğe sahip ve fakat çok fazla konuşmayıp, haklarında varsayımda bulunulmasına imkan veren karakterler sanki. Lafı oraya getirmişken, bu yayın döneminde gözlemlediğim popüler tiplerden şöyle bir bahsedeyim:
Özer (veteriner, 39) geçen senenin tamamını bildiğim kadarıyla vuslata bağlanmayan hoşlaşmalar ile geçirmişti. Bu yıl başında birkaç talip sonrası, “Senin maaşın benim mazot parama yetmez” sözünün looplandığı kısa videosu sayesinde sosyal medyada alay konusu olan Çiğdem ile on-off bir görüşme sürecine girdi. İkisi de başka taliplerle görüşmeye devam etse bile Çiğdem, Özer için “O kedi buraya gelecek” şarkısı eşliğinde bekleyemeye devam etti. Bu arada Özer Hanife isimli bir kadınla görüşmeye başlayıp işleri ilerletti. Kıskançlık dolayısıyla arada Hanife’yle kapışırken, Çiğdem kadrajın kenarından belirmeye devam etti. Sonunda Özer ikisiyle de konuşarak “Sorunların çoğunu hallettik Seda Hanım”ladı. Ama neye karar verdiğini tabii ki söylemeyerek ilgiyi yüksek tuttu. Bu süreç sonunda sürrealitenin TV’de vücut bulması ile Özer, Lebron’un kararından daha da epik bir şekilde üçe bölünmüş ekranda Hanife ve Çiğdem arasında karar verdi; kazanan Çiğdem oldu. Ağlayan Hanife’nin tesellisi de tabii ki günün anlam ve önemine dair şarkılarla yapıldı, severek ayrılalım neticede. Özer ve Çiğdem bir hafta sonra nişan yaptılar ve şimdi düğün öncesi uzman konukluklarını ara ara yapacaklar. Bu arada programda nişan atmayı engelleyen bir kural bildiğim kadarıyla yok tabi.
Orhan Gencebay sesli, kızılderili tarzı uzun saçı ve tacı ile şarkıcı Ömür de bu yılın ilgi gören bekarlarından. Kısa bir evlilik geçirmiş (“Kısa da olsa evlilik evlilktir” yorumunu yapıştırmıştı Seda bu açıklamasına) sessiz, barışçıl hallerine istinaden en az iki günde bir yeni talibi ile görüşüyor, beğenmiyor, ya da kıskanç diğer damat adaylarından fırça yiyor.
Bu ikiliye göre daha extrovert olan Yusuf, çok iyi konuşamadığı Türkçesi ile potlar kırsa bile kendisine ilgi hiç azalmıyor. Son dönemde stalker seviyesinde kendisine ilgi gösteren ve aşık olduğunu iddia eden Melek ile mücadele halinde. Melek’in fön ve göz makyajı marifetiyle inanılmaz bir değişim geçirdiği iddiasına pek ikna olmuş görünmüyor. Melek’le ilgili net bir karar veremedikçe de yeni adaylarla görüşmeleri Melek’in ekranda bir anda belirmesi ile sabote ediliyor. Aşkı sebebiyle stüdyodan tam destek gören Melek, stalker yönüyle de yine aynı şekilde eleştiriliyor. Özellikle seyredenler için önem teşkil edebilecek bir ufak yorum yapayım: Özer’in evlilik yoluna girmesi sonrası Yusuf’un da benzer yola meyli ratingler açısından çok da iyi bir şey olmayabilir, neticede heyecan yüksek kalmalı.
Bu formatın daha ne kadar ömrü var bilmiyorum ama, Evleneceksen Gel’in sunucuları ve yarışmacılarının kendilerine has özellikleri ile garip farklar yarattığı inkâr edilemez. Neticede kadın adayların Michael Jackson’a benzetildiği ve bunun üzerine Seda Abla’nın “Allah rahmet eylesin” diyerek büyük stara saygıda kusur etmediği başka bir evlilik programı yok. Hem son dönem yarışmacılarından Özge’nin bir tweetinde de dediği gibi: “Uğur abi de bizleri çok güldürüyor”.
Not: Queen’in The Game’de ilk kez synthesizer kullanması gibi, bu blog da tarihinde ilk kez editör gördü bu yazıda :) Hem zaman ayırması hem de süper katkısından dolayı modestane’ye çok çok teşekkürler borç. Onu bilen biliyor :)