5 sene öncesi ve şimdi.
gece üç suları, eve yeni geldik, yorgunuz ve hafif alkollu, hayatımda daha önce içmediğim sırf onun hatrı için galiba 2-3 tanesinden yudumlar alarak en az bir tane bira bitirdiğim, yoğun sigara dumanı ve gürültülü bir ortamdan sessiz, kimsesiz evime giriş yapmıştık. benim hâlâ çekincelerim mevcuttu ve “istersen ben salonda yatayım sen burada yat” teklifime hayır diyerek cevap vermişti fakat ben yine de ne onun yanında soyundum, ne o benim. eskiden öyle değildi, aynı odada kaldığımız anlarda böyle değildi. sonuçta araya uzun zaman girmişti ve soğuktuk, özellikle benim içimdeki mekanizma sürekli engel koyuyordu, ama kalbim de tam tersi mevkii de durmadan onu istiyordu.
hiçbir zaman sevdiğiniz kadınla yatıyorsanız uyuyamazsınız, sadece izlersiniz, kokusunu çekersiniz, ne kadar sigara ve alkolun iğrenç kokusu da sinmiş olsa üzerinize, saçlarınıza, hala güzel kokuyordur. sarılırsınız, bu sarılma sıcaktır ve olabildiğince yakındır, size “flashback” yaptırır ve aklınıza onun sizden hiç gitmenizi istemediği anlar gelir, hafif gözyaşları içerisinde size sıkı sıkı sarılışı sizin onu alıp içerinizde saklarcasına sıkı sıkı sarılışınız. gözler dolar, bu bir film değildir bu bir gerçek hayattır fakat hayır yaşanan bir filmden bile fazlasıdır. aşk vardır, terk edilmişlik ve unutamama vardır, ve onun aşkı yüzünden yıllarca kimseyi hayatınıza bile dahil edememek vardır. ötesinde sevdiği kadın için her şeyi yapmış ve sonuçta bilmediği, tanımadığı bir yerde yok olan bir erkek vardır.
gözlerine bakarsınız ve gerçek huzuru bulabileceğiniz tek yer ama tek yer tek an orasıdır, bu kesindir, kesin ötesidir. dünya o kadar sessizdir ki, kediler, kuşlar, arabalar, her şey ama her şey susar, hava soğuktur ama terler ve içiniz yanmaktadır. aşk böyle bir şeydir işte. sevdiğiniz kadına kavuşmayacak olsanız bile onunla geçirdiğiniz belki de son anı doyasıya yaşayamamaktır. çünkü karşınızdaki güzel insan, aşık olduğunuz tek insan yakında sizi “tekrar” terk edecektir. bu her sabah güneşin doğacağı, akşam batacağı gibi apaçık ve yoruma kapalıdır. evet, o an, mutlu musunuz yoksa mutsuz mu? bunun cevabı bildiğim kadarıyla yok. huzur ama var canını nasıl yanıyor, bilmiyorum. onu deli gibi istiyorsunuz ama ona dokunmak sizin kızgın bir metale dokunmak gibi yakıyordur. gidecektir ve bu kaçınılmazdır.. o size kendini vermeye hazırdır fakat siz yapamayacaksınızdır, çünkü eğer yaparsanız bir daha asla ama asla ondan vazgeçemeyeceksinizdir. bir yandan da gideceğinden eminsiniz. ebedi mutsuzluğu kabul mu etmeliydik? kimse bu kadar cesaretli değildir. ben de değildim. yapabileceğim en aşırı şey ona sarılıp uyumak olacaktır, bir gözüm açık, çünkü onu görebileceğim son anlardır.
bunu okuyorsan eğer, bekliyorum.
_______
bunu yazdığımda 23 yaşında, şuan 28 yaşında. neler değişti? bilmem, hiç bilemem. bence çok şey değişmedi, yalnızlığa alıştım gibi. aradığım şeyler farklılaştı. evleniyordum bu süreçte, evlenemedim, korktum, kaçtım, evleneceğim kişi başkasıyla evlendi, biraz üzüldüm, o sırada bu blogta yazdığım her şeyin sebebi olan hanımefendi de evleniyormuş, şans eseri öğrendim, karışık şeyler, ama... ama işte o evlenmiştir, o benim gibi değil, ben belki ondan daha normaldim, ama o evlenir. ben bu hayata devam ederim. hala onun eski halini, onun sevgisini özlüyorum. beni değiştirmeye çalışmayan tek insan. sevgisini hissettiğim insan. çok zor bunlara alışmak, sanki başarısız bir insanmış gibi hissediyorum. duyuyor mu ki beni? benimle muhabbet bile etmez biliyorum, zaten neden etsin ki? evleneceğim kadın bile engellemiş, silmiş, oysa çok değil 8 ay önce kapımda ağlamıştı barışalım diye, tabi bunlar anlık duygu yükselmeleri, hepsi geçiyor, başkaları geliyor vs. gelsin, insanlar mutlu olmalı.













