her şey zaten oluyor bilip bilmediğim
Fai_Ryy

gracie abrams

bliss lane
noise dept.
The Bowery Presents
Doug Jones
RMH
Cookie Run:Kingdom Official!
Interview Vampire Daily
official daine visual archive
Misplaced Lens Cap

if i look back, i am lost

#extradirty
Jules of Nature
$LAYYYTER
he wasn't even looking at me and he found me

Origami Around
Sade Olutola
Xuebing Du
seen from Australia
seen from Bangladesh
seen from Netherlands
seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States

seen from Bangladesh
seen from Brazil
seen from Mexico
seen from India

seen from Moldova
seen from India
seen from India
seen from Singapore
seen from Bangladesh

seen from Spain
seen from United States
seen from Uzbekistan
seen from Canada

seen from United States
@irritasyon
her şey zaten oluyor bilip bilmediğim

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
ne cüret/ne takat/ne heves/ne kursak
yenilginin diğer adı ne oynamak mı zorlayan korkutan insanı peyderpey yavaşlayıp bir yerde duran olup biten her şeyin yanından geçen sırtında ruhlardan bir küfe taşıyıp yürüyemez evine giden sokaklarda artık durmadan kaçması gerek yürüyemez evine giden sokaklarda sırtında ruhlardan bir küfe taşıyıp olup biten her şeyin yanından geçen peyderpey yavaşlayıp bir yerde duran oynamak mı zorlayan korkutan insanı yenilginin diğer adı ne
körlük ve başkaldırı
Şehrin sokaklarına soğuk vurmaya başladıkça hayaletler basıyor caddeleri. Hepimizin başına bir tanesi üşüşüyor, bu yüzden kış aylarında olduğundan daha kalabalık görünüyor her yer. Ben de her seferinde kanıyorum bu illüzyona; sabaha karşı Tahtakale’den yola çıkarken, ne kadar taşıyabiliyorsam normal şartlar altında, iki katı şemsiyeyi yüklüyorum sırtıma. Sonra gece oluyor saat, şemsiyeler bitmiyor; bir kuru hayalet kalabalığı, bir de biz, kandırılmış şemsiye satıcıları kalıyoruz ıssız İstiklâl sokaklarında. Herkes ölmüş sanır hayaletleri, zannederler ki onlar sıkışmışlardır ölümle hayat arasında. Oysa baş başa kalınca anlıyor insan, ölenlerin değil, geride bırakılanların ruhları onlar. Anlatılmamış hikayeler, bir kişi eksik oynanan oyunlar ve dökülmemiş süt dişlerinden ibarettir hayaletler. Bir yükten daha çok bir hatıra, bir can sesi, belki kaybolmuş bir dönüş bileti. Hepimizin üstünde bir ağırlık var şimdi, suçlasak da kayıp ruhları, onlar değildir taşıyan bu ölü toprağını, çocuk kolları kaldıramaz onca yükü. Benim üstümdeki bu ölü toprağı, sanki evini burda kurmuş gibi; ne gidebiliyor bir yere ne de zaten niyeti var buna. İnsanın yükü kendine benziyor, ben de çoğu zaman bir kedi yavrusu gibi, sadece öyle bulanık, bakıyorum etrafıma. Bir zaman çizgisi var peşimde, ne kaçabilirim ondan, ne de zaten niyetim var buna. Yıllar önceki hâlimle sokakta karşılaşmaktan korkuyorum en çok. Gözlerinin bozuk olduğunu bile fark edemeyecek kadar hızlı koşan, gördüğü her haksızlığı kendi meselesi sayan devrimci bir erkek çocuğu. Ben dün o kapıdan çıkıp yürürken yeni hiçliğime doğru, ruhumu hayaletlerimle takas etmeden hemen önce, bunu düşündüm. Bir gün sokakta bir erkek çocuğuyla karşılaşınca neyi görürsem korkarım diye sordum kendime. Sonra etrafıma bakınca her şeyi bulanık gördüğümü fark ettim, uzun zamandır gözlerim bozuktu. Mağlubiyetimi böyle ilan ediyorum kendime. Körlük ve başkaldırı, başka bir şey anımsamıyorum geçmişten. Ama bu anımsamamak bir hatırlamama durumu, bir zaman geçmişlik hâlinden daha çok, ellerimle şekil verdiğim bir hafızanın sonucu. Çünkü ellerimle boyamazsam hayaletlerimi hep siyah oluyorlar gece uykuya dalarken. Bütün gün karanlık bir erkek çocuğuyla gezdikçe sırtında insan, güneş geçirmez oluyor artık. Ben de bütün geçmişimi baştan tasarlıyorum, sanki şimdi bu dört yabancıyla yaşadığım Tomtom apartmanında doğmuşum, hiç annem olmamış, devletle münasebetim kaybolup duran kimliğimden öteye gitmemiş hiç. Geçmişim büyüdükçe ufacık hissediyorum kendimi tekrar, olup bitenin ortasında yavaşça göçüyorum içime doğru, evime dönüyorum ıslandıkça. Olan her şey büyüyor git gide. Bu yağmur da yağmasa unutup gideceğim sanki kim olduğumu. Koştukça gerilen baldırlarım, yüzümde sallanan gözlüğüm, sırtıma vuran şemsiyelerim. Arkama bakmadan koşup yakalamam gerek artık ucu görünmeyeni. Unutulan geçmişle gelmeyen gelecek arasında sıkışıp kaybolmadan yetişmem gerek. Çünkü körlük ve başkaldırı, başka hiçbir şey anımsamıyorum geçmişten.
şiir yazarken elektrik faturam geldi aklımda

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
anneannem cumhuriyeti
yeni bir gün yine bir yerlerim ağrıyor bir gökkuşağı beliriyor göğsümde maviyi seçiyorum sen hangi renktin acaba bu yaşlarında nasıl uyumazdın öyle ağacın gölgeleri düşmüşse divana bu yenilgiyi senden öğrendim uykuyu unutabilir insan ki bazen yenilsin tanıdığım her şey gibi sen de ezberimdesin bir gündüzü istanbulun yanyol bulvarlarında ağlamak evsizlikten tam da ortasında evinin ölmek bildirip ölmekte olduğunu kendinle balkonunda bir parça geçmiş elinde bir su bardağı un ağlıyorsun canımın içi zaman geçiyor ben de ağlıyorum eski günleri hatırlamaz oluyorum,bak ben de yaşlanıyorum
hepimizin kayıp tarafları vardı sen içimize baktın her şeyin önce içine bakmayı da senden öğrendim yaldızlı kağıtların içinde çürük şekerler gördük seninle kötü kapılı kömürlüklerin içinde bisikletler ben yalnız doğdum bunu da anlayan sen olmuştun başka bakıyorduk birbirimize uzun balkonlarında hiç anlamak niyetinde değil,dinlenirken baktığımda ben de sende bir yalnızlık sezerdim,şimdi iyice anlıyorum iki başka insansak bile bakınca yakından işte diyorum burası,aramızdaki en kısa mesafe artık biliyorum anneanne,hala çocuk hislerim ve hiçbir şey iyileştiremez evsizliği uğraşmayalım boşuna durmayı,beklemeyi ve vazgeçmeyi yeri geldiğinde oturup seni düşünürken baştan öğreniyorum
bir gün hatırlamak neler oldu o büyük evlerinde kapalı odalarında neler saklandı yavaşça kavramak o gün geliyor kendimi hazırlamam gerek usulca dokunuyorum yine yasak koltuklarına ve bir gece ortasına düştüğünde nasıl unuturum kaybolmanı bir cumhuriyet öyküsüydün şimdi çok yıl oluyor söylemesi zor oluyor ama seni son kez görmüştüm son kez toplanmışız etrafında,son kez bir izlenen şarkı olmuşsun eğlenceyi de orda bulduk çok kavga ettik,ısındık bir akşam yemeği üstüne ne kadar çok şey söyledik tek dileğim bir gün yine hatırlamak yine de kendimi hazırlamam gerek
seni son kez görmüştüm sen kaybolmuştun,evin yok,devrik cumhuriyetin yanyol kenarında o kutsal sarayın,nasıl yıktılar ev ne demek diye sorsalar ilk iş orayı gösterirdim işte burasıdır kralsız başkenti anneannem cumhuriyetinin gezegenlerinin ortasındaki güneş,sahipsiz bir kısrak gibiydin sonra nasıl yıktılar orayı sen de yıkıldın bir gecede ortasına seni son kez görmüştüm sen kaybolmuştun artık evin de yok,devrik cumhuriyetin
korkak/yabancı
korka korka kendine bir şehir buldun yürüdün sokaklarında,baktın çamurmuş yerdeki bir küfür ettin içinden aman kimse duymasın çünkü zordur yabancının kendini anlatması kaldırınca kafanı evler gördün balkonlarında soğuk kimisinde bir adam var elinde sigarası sırtındaki gömleği uzakta bir yerden hatırladım diyorsun sonra vazgeçiyorsun,yürümen gerek,korkaksın
zaman bükülüyor istanbul tramvaylarında,sen iyice yavaşlıyorsun saati görmek için iskelelere,acıktığında çarşılara giriyorsun bir ekmeğin arasında geçmişin var,yerken topraklarını içinden bir küfür daha ediyorsun,peyniri topraktan mı çıkardın be orospu çocuğu! zor olsa da yabancının karnını doyurması,sakinleştir kendini,korkaksın bir korkağı ellerine bakmadan tanır istanbul,başlar mezarını kazmaya gir kulübeye,çıkar kartını,sok içeri ki kızını arasın zaman geçer,telefon yazar,sen durup beklersin beklersin ki dursun zaman,bir anda yakına dönüşsün uzak,korkaksın tam vazgeçmeye meylettikçe ceplerini yoklarsın hiçbir şey kalmamış gibi,bir ufak kart,bir de toprakların
kedilerle konuşmaya başladığında bir oturup düşün şimdi ben nerdeyim,buraya neden geldim kumkapıda geniş bahçeli bir binanın önündesin soluna bakıyorsun herkes sana benziyor herkes evine öbür yanda elinde makinalarla lacivertliler var bazısı çay içiyor hadi madem o kadar cesursun sor onlara "excuse me sir" bir hışımla yerden on arşın yükselip gözlüklerinden "sıraya geç vurdurtma kendini onbeş farklı yerinden" ne yaparsın elinde torbaların var elinde kızların,korkaksın durduk yere vurdurtma kendini onbeş farklı yerinden
örtünüp sığındığında geceyarısı bir parka koklayınca kendini fenalaşıyorsun,sırtında yüz yıldır aynı parka sırtında kaç yüzyıl var bilmeden uyuyorsun,çünkü karanlık var,korkaksın oysa uyuyunca da değişmiyor ki manzara istanbul hep güzel,hep çirkin,hep de aynı yerlerinden varsın onbeş olmasın ama bir gün bir yerinden sen de vurulursun çünkü adın festus,adın hrant,adın kurban ebediyen yaşamak bu topraklarda hiç yaklaşmadı bile sana korka korka kendine bir şehir buldun,yürüdün sokaklarında ama burası hep istanbul,hep yabancısın buraya,hep korkaksın
maharet
kendimi alıp bozguna sattım yeni bir şey buldum zannettim ama yanıldım şimdi göremiyorum bir körüm ovalarda yeni bir gün uyduramadım kendime ki bu mağlubiyet bana yazılır taşar bendinden dönüp bahçemde bulunur beni iyi anla dönemem çok uzun uçurum dik bir yokuşu var pazartesilerden öteye gidemeyen bir kalbim ben kaç kişiyim durup saymadan öteye gidemem bozuk yürüyen ayaklarım sağlam bardakları kıracak kadar kudretli öfkem ve yüzüm hiç düşmeden anlatır hüzünleri benim de maharetim burda aklımdan geçeni gözlerime dökmekte büyüğüm bir parıltı silinirse yaldızlarımdan anla ki büyümekte hüznüm anla ki kaybolmaktayım kayıbım,mağlup ve üzgünüm
sırtımı nereye yaslasam arkama düştüm buzlar doğurdum ana rahmimden buzullara döndüm onarılamaz bir iklimin ortasına boğuldum şimdi kim var desem kaybolur yanımdan hani o eski semtlerim,yeni arkadaşlarım herkes kayboluyor sabah güneş yaklaşınca bir karanlıktır sarmış peşimi şimdi yarını göremem toplasam bavullarımı ve şehirlerin üstünden yine aynı manzara,bozkır ve büyükçe bir pirinç tarlası on yıl oldu değişmiyor hiçbir şey otobüs pencerelerinden anne beni al kendi uzağına götür çünkü yakışmıyor silüetime şimdi hiçbir manzara yapamıyorum büyük ve ufak şehirlerinde toprağımın kayıp bir oğlan çocuğuyum semt pazarlarında yarınım,bugünüm ve büyük rüyalarımla bir sevgilim var cebimde ve tam üç bin lira nereye gitsem peşimde bir avrupa hayalet zorlaşıyorum zaman geçtikçe,ama beni anla anla ki büyümekte topraklarım anla ki içinde kaybolmaktayım kayıbım hala, mağlup ve üzgünüm
büyük bir boşluk var
yenilmeyi öğrendiğimden beri göremiyorum kendimi büyük bir boşluk var yaşamak dolması gereken yerlerde yaklaştıkça tersine mıknatıslanıyorum iyinin bir beklentinin sırtında çok gidince bunalıyorum
artık hiç merak etmiyorum hangi gündeyim,saat kaç oldu pazartesilerden bile nefret etmiyorum büyümek de denmez buna,sanki eski bir gondolda sallanıp duruyorum ama büyük bir boşluk var korkmak dolması gereken yerlerde
sabah altı korolarının yerini öğlen uykuları aldı evimin içine soğuk ormanlar doldu mevsimler karıştı,zaman bulandı ve tekrara düştü sarhoşluk büyük bir boşluk var gençlik dolması gereken yerlerde neyi alsam elime depremler gibi titremeye başlıyorum çok korkuyorum karanlıklardan,su borularından her yerde aynı sesleri duydukça sağırlaşıyorum
içimden çıkan son ölüyü de bahçeme gömdüm yaz toprağında ufak bir cenaze ve yeni günaydınlarla kim nerde isterse yatıp uyuyor orda her sabah rüyalarımın ne demek olduğunu buldum büyük bir boşluk var aramak dolması gereken yerlerde çok sıkıldım her şeyi merak etmekten
ama biliriz,bu zaten hep böyledir olanlar ölenlerin peşinden gelir her şey ölür ki yeni bir şeyler olsun dünyada şimdi usulca kayboluyorum bu döngünün etrafından hiçbir şeyi tekrar etmiyorum,ezberimden yürüyorum başlamayan şeyin sonu da olmuyor,farkındayım büyük bir boşluk var ölmek dolması gereken yerlerde

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
içinde yoksa ceplerinde arama
128/didem madak'a
eksik devrimler şarkısı
bir uçurum icat ettik,kalbi olan atlasın çünkü biliyoruz bu kadar yüksekten ancak düşerek inilir ama düştüğün yer tırmanıp çıktığın türden bir çukur değil,hiç olmadı kabuğuyla oynaman gerek,yarayı büyütmen buna ancak maruz kalmak denir içinden bir ses yapma diyor dinlersen ölürsün ne olduğu belirsiz bir devrimi kazdın ellerinle çekip kopar onu kökünden,bel üstünde bir yere kaldır nasıl olsa eskimiştir daha fazla çürümez artık her şey eskimiştir nasıl olsa bazen çok yoruluyorum,durduramam iki elim beş duyum yetmiyor olanlara biz bu dünyaya böyle gelmedik ne resimlerimiz var duvarlarında ne de omzunda iplerimiz seni alıp yanıma hızla yükselsem boşluğa sırtımda bir pelerin ama olmuyor işte,ben kahraman değilim ve biliyorum bir süre yere paralel gittikten sonra düştüğüm yer uyanıp çıktığım türden bir rüya değil hayale alışmam gerek,masalı büyütmem
balmumu
delilik olduğum yerden başlar beyaz duvarları bensiz düşünemezsin korktuğun saatlerde suya bürün ve farz et ki çok yakın ölüm beni görünce uçuşan uğur böcekleri yanmış cesedimin üstündeki köşe yazıları benim adım ikarus düştüm göklerimden maviyse eğer gökyüzü bensiz düşünemezsin uçmak düştüğüm yerden başlar artık o iplerle oynayamazsın bağlıdır bir mahkumun boynuna nasıl çözülsün kiminse bu baldıran yerine koysun hangi şehirdeyseniz evlerinizi çocuklar büyük koltuklarınızıysa tahtakurular kursun takırtıyı duymadan uykuyu düşünemez çünkü yarın uyandığım yerden başlar ve uykuyu ölümsüz düşünemezsin
düştüğü yeri çürüten atlantik kabusları
dön ve bak etrafına denizanalarının ortasından keşke bilsen kıyıya yüzmeyi güneş terlettikçe köprücüklerini düşün ve bırak çırpınmayı ellerini birbirine vur ve sevdiğin bir şarkıyı söyle akıntıyla oyalan gece olunca sakinleşir göktaşları hepsinin bir gözü üstündedir aydınlatırlar olduğun yeri sevdiğin bir şarkıyı söyle ve sakın yenilme uykuya gelecekler keşke bilsem nereye konduğun dalgalar köpürdükçe teknenin üstünde seni o kırık ahşaptan söküp sevdiğin o şarkıyı söylerken bir akşama dönüşse kabus seni alıp yerine koyduğum ama şimdi umuda yenilme nefesini sabitle ve kaybolduğunu hissettiğinde sevdiğin bir şarkıyı söyle

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
alçaktan uçan bir panik atak
köprünün üstüne asılmış duruyor hiçbir rüzgar koparamamış onu şarkın masallarından tanıyın onu ya da sahipsiz postmodern duvar şiirlerinden kendine naylondan yırtmaçlı bir elbise dikmiş,adı yok ve birçok kontrolde de kimliksiz bulunmuştur göğsünde kötü dikilmiş bir apandist yarası ve dirsek içlerinde şırınga izleri var şehrin anahtarı elinde,parlak ve kömür karası köprünün altından bazen bağırıp geçer birileri “senin hiçbir zaman kimsen olmadı” oysa o bilir bu zaten hep böyledir hayat tekbaşınalıktan türeyen bir mavi hikayedir yangınlar alıp götürsün ormanları rüyalarından uyansın mayıs böcekleri kış vaktinde hiç duymaz sesini,bir an bile kulak kesilmez bildiği her şeyi üfler yukarı topraktan yükselmiş iskansız köy evleri gibi tepesinden dumanı hiç eksilmez şimdi ağlıyor bulutlarda,kendine sayılar sayıyor kağıttan bir torba elinde,derin nefesler alıyor ve üflüyor başını kaldırıp yukarı her gün geçerken altından köprünün,biliyorsun köprünün üstüne biri asılmış,duruyor
devrim şarkıları,düşten bulvarlar ve geri kalan her şey
alışık olmadığım bir zamanın suyundan içiyorum aynı kalamam şimdi o eski evlerinde şehrimin ben nasıl alıştıysam uykulara öyle görünüyorum neresine yattıysam yeryüzünün orda belirmişim
yapamam,istesem de kaldıramam başımı omzundan nasıl uyansın ki yanından yeni gündüzlerine dönüp saate bakıyorum,anlam veremiyorum nasıl oldu da geçti bu kadar şimdi çok yıl olmuş,sayamam
inanmışım duvarlara yazılan bütün devrim şarkılarına adımı öğrendiğim gün gibi inanmışım çok geç olmuş bombalar çoktan götürmüş her şeyi birileri ölmüş etrafımızda kokusuyla büyümüşüm
sonra seni gördüğüm o akşamı hatırlıyorum hiç var olmamış bir bulvarda çarpışmışız evimden çok uzaktayım,ıslanmış ve ağırlaşmış saçlarım oysa ne yağmur var tepemde ne de denizlerde yürüyorum şimdi biri bile yanmıyor ışıkların karanlık var şehrin pencerelerinde sevgilim çarpıştığımız yerlere hiç benzemiyor barbaros bulvarı gözümüze kestirdiğimiz ne rüya varsa kendi içinde bir kabusa dönüşüp kaybolmaya meylediyor
ama yine de bir ikimiz varız onca düşün ortasında nasıl alıştıysak birbirimize öyle övünüyoruz sana bakıyorum kaybolmuş pencerelerden,yüzünden anlıyorum bir zaman çizgisi geçmiş üstümüzden biz hiç beklemezken ama koparmışız bir parçadır ve güzel görünür baktıkça birbirimize yaklaştıkça yeni rüyalar görmüşüz gün geçtikçe her şeyi alıp yerine koymuşuz şimdi fark ediyorum ki ne gördüysem bugün için görmüşüm sevgilim,bu ülke diye başlayan bir denklem ve bütün bu baş döngüsü içinde,kalınca şişlerle fark ediyorum ki onca zaman kendimi sana örmüşüm