Basit bir kız çocuğuydum. İlkokulda karne günü ip atlarken dizini yaran, ortaokulda benim yerime çöpü tercih edeceklerini söylediklerinde köşeye oturup ağlayan, lisede edebiyata aşık olup benim hayatım sadece bana değil herkese hitap etmeli diyerek babasının getirdiği banka defterine hikayesini yazan bir kız gibi. Şüphesiz ki ilk belki de o zaman bir şeyler yazabilmiştim. Yaptığıma ben de şaşırmıştım ama yapmıştım. Sonra bi anda aydınlanmıştım ben zaten babamla da küçükken kavga edince not kağıtları koparır koparır babamın yatağının baş ucunda duran kahverengi komidine düzensiz şekilde yazılmış özür dilerimi bırakırdım. Şimdi de bana kızılan ve kendime kızdığım şey de bu. Özür dilemek. Kendi sınırımı aşmışım gibi hissettiryor artık. Hep bir umudum vardı. Hayalim vardı. Oku, bileziğin olsun, kimseyi dinleme, o sahneye çık ve yaptım de. Bir defa daha özür dilerim baba. Çok yoruldum. Çok özledim. Asla geçmeyecek biliyorum ama senden bi tane daha olması daha çok yoracak beni. Eğer kimsesi olmayan bir kız olsam sever miydiniz beni? Sadece sizinle kurulu bir dünyam olsa? Sadece solgun gözlerle bakan bir yüzüm olsa? Canım yansa da ağlamamayı başarabilsem? Bundan mı bu düzen böyle? Anlamayacaksınız. Ben artık bunu biliyorum. Anlaşılmak da istemiyorum artık. Sadece susturabilmek istiyorum. Nasıl artık kendim susmayı kabullendiysem hislerimin de öyle yapabilmesini istiyorum. Bu suç sayılmaz bence. Sizden çok isterdim her şeyi değiştirmeyi. Sizden çok isterdim bu yıkık bozuk düzeni baştan kurmayı. Çabalıyorum. Hem de çok. Belki bir umut hayllerinin peşinden koşan o küçük beni geri getirebilirim. Ya da tüm bu her şeye son verebilirim.












