Dün gece bir kitap aldım elime, ismi Kasiyer. Bir zamanlar ses getirmişti, hatırlarsınız. Bir saat içinde bitirdim kitabı sonrası sorgulama.
Japon edebiyatı çat çat vurmuyor mu insanın yüzüne acımadan? Çok acımasız bir edebiyat, Japon edebiyatı. Bence Kore edebiyatında da var bu durum. Kasiyer de biraz öyleydi, kendi karakterini hırpalaya hırpalaya eleştirmiş.
Tek bir cümle ile kitabı anlatacak olsam o cümle şu olurdu: Nasıl normal olurum, nasıl düzelirim, söyleyin bana.
Toplum böyle bir şeydir. Olduğun halinle yer almanın neredeyse imkansız olduğu bir şey. Bu yüzden her birimiz toplumda roller yapmayı, sesleri taklit etmeyi erkenden öğrenmişizdir belki de. Normallik kalıbı içine sıkıştırılıp kalmışızdır.
Şu yaşta okulun bitsin. Şu yaşta işe gir. Evlen, çocuk yap, araba ve ev al. Bir çocuk daha yap, kardeşsiz mi büyüsün. Onları topluma uygun eğit. Kendini topluma uydur. Şu markayı giy. Tatile şuraya git. Şöyle gül. Şöyle de otur..
Kasiyer kitabında bu daha belirgin olsa da, gerçekler bundan ibaret. Kendi benliği ile var olmaya çalışan her birimiz toplumun yabancısıyız, orası da ayrı.
Ben Tezer Özlü gibi yaklaşırım bu konulara. Onların normları ile uyan hiçbir normum yok zira.










