Tanrıya dokunduğumuz anlar var. Ve bunun ötesinde başka hiç bir şey yok. Tanrıya dokunduğumuz anlarda etrafımıza bakıp, hangi madde buna sebep olduysa ona bağlanıyoruz. Belki bir kişi, o duyguyu bir süre bize taşıyor, taşıyor. Ona sahip olursak artık hep tanrıya dokunuruz sanıyoruz. Oysa rutine bağlanacak, kolayına kaçılacak, otomatiğe alınacak bir şey değil. Maddeler alemi, ne fiziki koşul, ne çevre buna vesile bile değil. Bu sadece bir yaratı, bir an, bir bırakma ve bir izin verme meselesi. İnsan bir omleti bir tahin pekmezi bile vesile yapabilir. Ya da en büyük ruhsal paylaşımı yaptığı birisindeki bir madde azlığını yahut çokluğunu, tanrıyla arasında engel sanıp, ondan uzaklaşabilir. Yine de bundan daha kötüsü var. O da kendinden uzaklaşmak, kendine tanrıya dokunmana engel olan maddeler bütünü olarak bakmaya başladıysan o. Çünkü o zaman bütün bağlantı ihtimalini kesmişsindir, zira kaynak her zaman ve sadece sensin. Sen doğru maddeyi bulamadığını sanıyorsun. Soru yanlış soru. Doğru madde yok. Maddeler sadece senin kendini sevmene kendindeki tanrıya dokunmana vesile olmaları bakımından güzeldir ve bu tek varoluş amaçlarıdır. Yanlış olan şu ki sen, doğru maddeyi bulabilmek için tanrısal güçlerin olsun istiyorsun. Oysa tam tersi. Maddeye meydan okumak senin gerçek dönüşümün. Bağlantı özde yalnız kurulan ve ancak öyle kurulduğunda enlemesine, madde boyutunu da kapsayarak yayılabilen bir şey.