
if i look back, i am lost
almost home

ellievsbear
NASA

#extradirty
I'd rather be in outer space 🛸

Janaina Medeiros
DEAR READER
Keni

pixel skylines
trying on a metaphor
i don't do bad sauce passes
we're not kids anymore.
dirt enthusiast

Discoholic 🪩
Sweet Seals For You, Always
Claire Keane

Origami Around


seen from United States

seen from Brazil

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Bangladesh

seen from Türkiye
seen from Uzbekistan
seen from Australia

seen from Australia
seen from Algeria
seen from Switzerland

seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Hungary

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
@excupid

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"...pislik diye bir şey yoktur; uygunluk gösteremediği belli bir sınıflandırma sistemi olmadığı sürece hiçbir unsur pislik sayılmaz." ~Saflık ve Tehlike, Mary Douglas..
“Yıl 1971...
Fırat adlı gemiyle, Amerika’nın Phıladelphia limanına 10 bin ton tütün götürmüştük.
Şehri dolaşmış gemiye dönüyorduk.
Yanımıza bir araba yaklaştı ve nereye gittiğimizi sordu.
Limana deyince bizi götürebileceğini söyledi. 3 arkadaş bindik ve geminin bordasına kadar getirdi.
Bu kibar Amerikalıyı ‘Türk kahvesi’ ikram etmek için gemiye davet ettim.
Zabitan salonuna geçtik. Kaptanımız da oradaydı.
Misafirimiz salonu inceledıkten sonra; “Bu geminin Türk gemisi olduğunu söylediniz. Ancak, salonda Atatürk resmi yok” dedi ve hemen ilave etti; “Önce Atatürk’ün resmini koymalıydınız” deyip kahveyi içmeden gemiden ayrıldı.
Hepimiz şaşırıp kalmıştık.
Karşılaştığımız olaya bir anlam veremiyorduk.
Bu olayı çok düşündüm.
Sanırım bu kibar Amerikalı, varlık nedenimiz olan Atatürk’e kayıtsız kaldığımızı düşünmüş ve tavrımızı vefasızlık olarak değerlendirerek bizi protesto etmişti.
Karşılaştığımız bu sıradışı olaya başka açıklama bulamamıştım…
Yıl 1985 ...
İzmir’e yük getiren Yunan bandralı gemide baş mühendis mide kanaması geçirdiği için hastahaneye kaldırılmış.
İşe davet ettikleri için görev aldım. Gemide tek Türk, baş mühendis olarak benim.
Bir sohbet esnasında, gemi kaptanı (adı Kosta’ydı) gümrükte fotoğraf makinesinin mühürlü kamaraya kilitlendiğini ve bu duruma çok üzüldüğünü söyledi.
Makine yanında olsaydı ne yapacaktın diye sordum.
Oğlu istediği için, Kordon’daki Atatürk Anıtı’nın resmini çekeceğini söyledi. Şaşırmıştım.
“Atatürk size tarihinizin en büyük darbesini vuran komutandı, neden onun resmini çekmeyi düşünüyorsunuz” dedim.
Şu cevabı verdi;
“Biz, emperyalizmin emrinde haksız ve işgalci olarak Anadolu’ya geldik. Uçurumdan aşağı yuvarlanırken Atatürk sizi uçurumun kenarından alıp, özgür uluslar arasına modern bir ulus olarak kattı.Bunu yaparken, insanlık tarihine ezilen ulusların kurtuluşuna örnek olan, yeni bir deneyim kazandırdı. Onlara, özgürlükleri için mücadele ederlerse kazanacaklarını öğretti. Atatürk, bu nedenle bizim için de değerlidir”.
Bu cevap nedeniyle, etkisini hayatım boyunca taşıdığım bir duygu yoğunlaşması yaşamıştım…
Yıl 1988 ...
Ekvador’un Guayaquil şehri.
Gemideki işim bitince, çevreyi tanımak için dolaşmaya çıktım.
Bir okula rastladım. okulun girişindeki alanda 5 tane büst gördüm.
Birinci büst Simon Bolivar’a aitti.
İkincisi Che Guavera,
üçüncüsü Fidel Castro,
Dördüncüsü Emiliyano Zapata
ve Beşinci büst Mustafa Kemal Atatürk’e aitti.
Büstleri inceleyip İspanyolca açıklamaları anlamaya çalışırken, öğretmen olduğunu düzgün İngilizcesi ile söyleyen bir kişi geldi.
Nereli olduğumu sordu.
Türk olduğumu söyleyince, içtenlikli bir ilgi gösterdi.
Atatürk hakkında konuşmaya başladık. Türk devrimi konusundaki bilgisi yüksekti.
Atatürk’ü, saygı duyduğu diğer 4 devrimciden ayrı tuttuğunu söyledi. “O yalnızca ülkesini kurtarıp modern bir ulus yaratmakla kalmadı, ezilen uluslara evrensel bir örnek yarattı. İnsanlık tarihinde hiçbir lider bunu başaramamıştır” dedi.
O an duyduğum övünç ve mutluluğu unutmam mümkün değildir.
YIL 1999 ...
Hindistan’ın Visakapatman limanındayız.
Şehri dolaşırken büyük bir kitapçı dükkanına girdim.
Çocuklar için kısaltılmış İngilizce dünya klasikleri dizisi olduğunu gördüm. İncelediğim listede ‘Atatürk’ün Hayatı ve Devrimleri’ isimli bir kitap bulunuyordu.
Listede olmasına rağmen raflarda yoktu.
Görevliyi buldum ve diğerleri ile bu kitabı istediğimi söyledim.
Görevli, okulların yeni açıldığı, ilginin fazla olması nedeniyle kitabın kalmadığını, ısmarladıklarını ve bir hafta sonra uğramamı söyledi.
Ertesi gün limandan hareket edeceğimiz için zamanım olmadığından bu kitabı alamadım.
Bir yandan bütün kitabevi benim olmuş gibi mutlu oldum, diğer yandan, derin bir acı ve üzüntü duydum. Dünyanın öbür ucunda, çocuklara öğretilen Atatürk kendi ülkesinde üstü örtülmüş,
Yetkili yerlere gelen kişiler Onu bu ülke gençliğine öğretmemek için her şeyi yapmışlardı.
Üzüntümün nedeni buydu…
Yıl 2003 ...
Kamerun’un Douala Limanındayız.
Kütük kereste yüklenecek. Yükün sahibi, gemiye yüklemeye nezaret edecek bir kaptan göndermişti.
Kaptan Hırvattı.
Zabitan odasına geldiğinde, gelenin karşısına düşen duvardaki Atatürk resmini görünce duraladı.
Bir süre durduktan sonra resme doğru yürüdü.
Saygı ifade eden davranışlarla resmi nazikçe düzeltti ve hepimizin yüreğine bir ok gibi saplanan şu sözleri söyledi; “Siz bu insanı ve ideallerini anlayamadınız. Anlamış olsaydınız bugün Avrupa kapılarında sürünmez, Avrupalılar sizin kapılarınızda bekleşirlerdi”…
Yıl 2017 ...
Bangladeşin Chittgong limanındayız.
Gemiden inmiş limanın çıkış kapısına doğru gidiyordum.
Takkeli, entari ya da şalvar giyimli, yaşlı birisi ile hafifçe çarpıştık.
Nedeni o olmamasına karşın özür diledi ve konuşmaya başladık.
Nereli olduğumu sordu. Türk olduğumu söyledim.
Hiç beklemediğim bir cevap verdi;
“Atatürk’ün çocuğusun yani” dedi. Heyecanlanmıştım.
Sohbeti sürdürdüm.
Birçok kimseye inanılmaz gelebilir ama bana şunları söyledi;
“En büyük Müslüman Atatürk’tür.
Biz Bangaldeş olarak onun öğrettiği yoldan gittik ve özgürlüğümüze kavuştuk.
Fakiriz ama onun yaptıklarını yaparsak fakirlikten de kurtulabiliriz.
O sadece Türklerin değil tüm Doğu halkları için de büyük bir liderdir … “ Ahmet Dirican

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
In various text of Sage’s Parashars, Varah etc. we wish to give you few of knowing about the persons, we have found them much accurate in modern time too.
Hand, Neck and Back
If the backs of the hands of a person are well build, soft and hairless, such person surely enjoys auspicious effects of his or her all deeds. Such persons are heavenly blessed and have a lot of kindness in their heart.
If lines of palm of the person are clear, pink colored, smooth and full such persons enjoys happiness and all comforts. Ladies having such hand enhances luck of their husbands.
The person who has lines forming the shapes of a balance, elephant, bull or horse becomes the a business man or wife of a businessman (in case of lady).
The person who has lines forming the shape of a house is known as lucky and become parents of very learned children.
The person lives like a king and no malefic impact can touch him, if his wife is having a shape of some arms like sword etc. in her palm.
If fingers of a person are good-looking and soft segments, and forming ring at the end and without hair, they are considered auspicious.
If fingers of a person are very small, without flesh, irregular, widely spaced (not close to each other), hairy, and have more then usual segments or without segment such person losses too much in their life and passes life in poverty.
If the nails of the fingers are pink colored, having good curved and shaped well at the top, such person are very auspicious and presence of such person always bring harmony and peace in others life.
If the nails of the fingers are flat, broken, yellow or white colored or nails with round black spots such persons are very much disturbing and neither they are lucky to them self nor proves lucky for others.
If the back of the person is fleshy and well developed with flesh, and have smooth skin, such person are very auspicious. Friendship with such persons brings a lot of good luck to others.
If the back is with a lot of hair, especially in case of lady, and skin looks thick, such person are very much inauspicious and such lady becomes the reason for destroying may families.
The neck of a lady have three lines or folds, round, well developed and delicate, is known as auspicious and god and goddess remain always happy with such lady and her family as well as friends.
Thick neck lady becomes the reason of mental stress to her husband.
Thick neck gents lives like king but they never care for their family.
If the Neck of a person is irregular built it indicates that the person concerned will become a maid servant and after marriage her husband will see much fall in life
If the Throat of a person is straight, well developed, somewhat raised throat is known as auspicious and lord of intellect and gain showers his blessing to her husband.
If the throat of a person is having very thin flesh with veins and hair is never been recognized as good and such person use to be the reason of fighting in their surrounding
“Peygamberliğimin ilk gününde emekliye ayrıldım. Tanrı için ve insanlar için her şeyimi verirken, bir şamanın sözüyle her şey alt üst olmuştu. Evde patlıcan kızartan kadının derdini anlayamayacaksın
P. dedi, dışarıda düşen çocuğun neye ağladığını hiçbir zaman bilemeyeceksin, bir böceğin ezilme sebebini bilemeyeceksin ve hiçbir zaman sevişmeden zevk alamayacaksın, sen olmayacaksın, sen artık Tanrı ve insanlığın ortak kültürü ve inanç sözcüsü olacaksın, bunları hemen kabul edecek ve tüm dünya tarafından bilineceksin, fahişelerden farkın sadece adının büyük harflerle yazılması olacak.
Bir mucizen olacak, feda etmene koşut geleceği görecek ya da kanatlı olan her şeyin sözünden anlayacaksın, bunların hepsi hiçbir zaman işe yaramayacak ve sonunda bir başkası için öleceksin. Bir başka isimle anılacak ve çağlar boyunca her şeyden sorumlu tutulacaksın.
O gün kendimin peygamberi olmak için Tanrı ile görüştüğümde kızgınlığı ve onu yolda bıraktığımı perde arkasından çığlıklarla anlattı. Sonra şeytan olursun, seni yakarım, günah ve sevap gibi şeylerden bahsettiğinde hala beni ilgilendirmediğini düşünüyordum. Beni ilgilendiren tek şey, ona katlanıyor olmaktı, Tanrı'ya her insan kadar katlanıyor ve kendimi onun istediği gibi gerçekleştiriyordum.
Nietzsche ve Sartre daha dünyada yoktu, onlar da bir barda fahişeleri öperken bunları akıllarına getirmiyorlardı. Hep sevgili vaizler, sizler de sözlerimin neden herkes tarafından onurla söylenmediğini soracaksınız, benim özel gücüm kayaların dilinden anlamak olacaktı, toprak altındaki her ölüyle konuşabilecektim, insanlığımı unutarak, geleceğimden vazgeçecek ve hep ölüleri çağıracaktım.
İnsanlığa seslenmeye son kez karar verdim. Tanrı'dan yukarı çıkar çıkmaz, karşılarında kendime dokundum, ilk önce yüzüme, arkasından kollarıma, kasığıma dokundum, ayak parmağımın arasına ve omuzlarımı öpünce hepsi irkildi, bir parmağımı kestim, onlara fırlattım, kasığımı kestim, ayaklarının önüne bıraktım, mutlu oldular, midelerine indirdiler ve doydular.”
Gençliğin verdiği tecrübesizlikle tam yol kendinizi verdiğiniz, önemde merkeze oturttuğunuz kaç dost kalır elde yıllar geçtikçe?
Arkanıza baktığınızda desteğine güvenebildiğiniz, ilk zorlukları, acıları birlikte sırt sırta, omuz omuza, aştığınız kaç dost kalır yaşanmışlıklar biriktikçe?
Sizi sadece kendi konuşma sırası gelsin diye dinlermiş gibi yapan, kendinizden verip sürüyerek götürdüğümüz buruk ilişkilenmeleri, dargın beraberlikleri, bencillikleri saymazsak ne kalıyor elimizde?
Ölenler, terk edenler, eledikleriniz, artık tahammül edemeyip uzaklaştıklarınız, kendileri değişenler/yorulanlar, bir de telefonları, fb’da, instagram’da silmeye üşendiğiniz profilleri, adresleri..
İnsanlık tamamen istisnalardan örülü çok karmaşık bir ilişkiler yumağıyken bunu genellemelerle deli gömleğine sokmak yanlış değil mi? Deneyimlerimiz çoğu zaman işe yarasa da, "tutarlı olalım" diyerek asıl hislerimizi maskelersek, “zarar görmemeliyim” düşüncesiyle denemekten vazgeçersek ve “kabul görmek” uğruna kendimiz olmaktan uzaklaşırsak; insanlık s*kilmiş, sahte ve ruhsuz, karınca kolonisi gibi bir şeye evrilecek.
Aklı yok, fikri varların memleketinde, zekası yerinde, düzgün eğitimli ve empatik; tekil veya bencil değilde birlikte hareket etmeyi becerebilen, kendi başınayken de dengeli ve mutlu; geçmiş travmalarını karşısındakine yük etmeyecek özgün insan var mı (?) samanlığındaki iğneyi aramadan denk gelmeye çalışıyorum.🙈
Vicdanın çalışmadığı, süper egonun bittiği, ölümüne denyo ortamlar.
Hep insanlarla olan ilişkilerime, ne isteyip istemediğime dair her şeyi bildiğimi düşünürdüm son zamanlara kadar. Herkesin dilinde dolaşan klişe öğütlere inanmak istemedim. Kalbimi kırana da, kandırana da bir şans daha verdim hep. Zamana, mekana ve duygu durumuna yordum her şeyi. İkinci şans vardı benim için. Çevremdeki insanlardan tutun ülkemin insanına bile şans verdim içten içe. İyi, kalbi temiz, aklı başında insanların "istisna" olduğuna inanmak istemedim hiçbir zaman, bu yüzden tanışabileceğim kadar çok insanla tanışıp konuşmaya çalıştım, onları dinledim, değer verdim. Zamanında kapının önüne koyduğum insanları aynı kapıdan geri içeri aldım. Sevmeyi seven biri olarak bu aşama zor olmadı benim için, ama sonuçları ağır oldu. Kendimi unuttum, prensiplerimi unuttum, tercihlerimi unuttum, kalitemi unuttum, değerimi unuttum. Doğru insanları ararken kendimi kaybettim. Dahası, o insanları hiç bulamadım ama kendimi, kendime saygımı yitirtecek insanlara laf anlatmaya çalışırken buldum. Kalitemin altında insanların hayatıma girip saçmalıklarını bana bulaştırmalarına izin verdim, sonucunda ise verdiğim emek ve kendime olan kızgınlığımla baş başa kaldım. Şuan ise ihmal ettiğim, geri plana attığım benliğimle barıştım, Bir insan için en önemli şey kendisine olan saygısıymış.
Hayatımla ilgili güzel bir ilerlemedir.
12 Eylül 2022

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Per me l'estate è il momento peggiore dell'anno dal punto di vista sentimentale. Non posso uscire di casa, non posso andare a caccia, non posso parlare normalmente con qualcuno senza sudare anche dagli occhi, la cosa più sensuale che ho in questo periodo sono le infradito nere con la bandierina del Brasile, quando provo a flirtare con qualcuno sembro la versione Shein Fantozzi e le uniche parole sensate che mi escono sono "Agua. Ventilatore. Macchietta pressione" e al pensiero che qualcuno a fine serata (sempre che ci arrivi) abbia voglia di fare cose mi viene un crampo nel piede sinistro.
Niente ragazzi ci vediamo a Ottobre/Novembre.
Avokadonun anavatanı Meksika'dır ve tarihi MÖ. 10 bin yıllarına kadar dayanır. Timsah armudu da denen bu meyve oval şekildedir ve armuta benzer.
Oldukça da besleyici bir meyvedir. Tropikal iklimde yetişen avokado bugün Türkiye'nin Akdeniz bölgesinde de yetiştirilir. Peki ya çok önceden de yetişiyordu desek?
Evet, yaklaşık 300 yıl önce Osmanlı'da da avokado yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde yaşayan 1688 doğumlu Molla Kamil Efendi, din alimi olmasına rağmen pozitif ilimlerle de ilgilenen bir beyefendi. Hatta ailesinin buna itiraz etmesine rağmen eğitim almak için Roma ve
Paris'e kadar gitmiş biridir kendisi.
Molla Kamil Efendi, buralarda özellikle nebatiye ve ziraat ilimlerinde eğitim almış ve İstanbul'a geri dönmüş. Ağabeyinin aracılığıyla da sarayda bostancıbaşının yanında çalışmaya başlamış.
Çalışkan ve azimli Kamil Efendi'nin dikkatleri üstüne çekmesi 1720 yılında yaşanan bir olaya dayanıyor.
Bu tarihte İstanbul'daki lale bahçelerinde nedeni anlaşılamayan bir hastalık tüm laleleri mahvetmiş.
Dönemin sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa da bu meseleyi çözmesi için Kamil Efendi'yi görevlendirmiş. O da öğrendiği bilimsel yöntemlerle hastalığı tedavi etmiş ve “Halaskaran-ı lalezar" lakabı ile sarayın takdirini kazanmıştır.
Ayrıca Kamil Efendi'ye müfakat olarak da Yalova'da ziraat çalışmalarını yapması için bir arazi tahsis edilmiştir. Kamil Efendi'nin burada yaptığı en ilginç çalışma ise Fransa'da görüp çok beğendiği avokadoyu Anadolu şartlarında yetiştirmeye çalışması olmuştur.
Uzun uğraşlar sonucunda avokadoyu Yalova'da yetiştirmeyi başarmış ve mahsulünü saraya takdim etmiştir. Kamil Efendi bunu yaparken avokadonun faydalı olduğunu, leziz bir tada sahip olduğunu söylemiş.
Meyvenin tadını beğenen Damat İbrahim Paşa verdiği davetlerde insanlara avokadoyu ikram etmeye başlamış ve moda haline gelen bu egzotik yiyecek kısa zamanda İstanbul seçkinleri tarafından benimsenerek sofralardaki yerini almıştır.
Ancak Kamil Efendi halkın da istifade etmesini istese de bu meyve halka inememiş, sadece yüksek zümredekiler arasında tüketilmiştir.
Ancak "avokado modası" çok uzun sürmemiştir. Tarih 1730 yılını gösterdiğinde Osmanlı Devleti'nde Patrona Halil ayaklanması çıkar ve isyancılar Damat İbrahim Paşa ve Kamil Efendi'yi zulmederek öldürür. Ayaklanmaya katılan bir grup, avokadonun timsah ile ağacın birlikteliğinden olduğu söylentisini yaymıştır. Avokadonun mekruh olduğu, Müslüman memlekette üretilmesinin ve yenilmesinin caiz olmadığı fetvası verilince de Yalova'daki bütün avokado ağaçları yakılarak tahrip edilmiştir.
Türk tarihinde modern bir anlayışla çalışan bu bilim adamının yaptıkları böylelikle bir grup yobaz tarafından engellenmiştir.
Avokadonun faydalı bir meyve olduğunu tekrar keşfetmemiz ve ülkemize geri gelmesi de 250 seneyi bulmuştur.
#
𝙹𝚞𝚕𝚢 𝟷, 𝟷𝟿𝟷𝟺,
𝚃𝚑𝚎 𝙳𝚒𝚊𝚛𝚒𝚎𝚜 𝙾𝚏 𝙵𝚛𝚊𝚗𝚣 𝙺𝚊𝚏𝚔𝚊, 𝟷𝟿𝟷𝟺-𝟷𝟿𝟸𝟹.
“negotiation”
by Jan Svankmajer

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Milyonlarca Çocuğu Öldürten, Bir de El veya Cinsel Organlarını Kestiren Bir Cani: Leopold
Belçika Kralı II. Leopold.
İnsanlık tarihinin belki de en büyük soykırımlarından birisini yapmış, milyonlarca Kongoluyu katletmiş bir cani.
Öyle bir cani ki, askerlerinden attıkları kurşunların boşa gitmediğini ispatlamaları için, kurşun atılan kişinin elini veya cinsel organını kesip getirmelerini isteyecek kadar.
Fakat, öldürdükleri insanlar Afrikalı olduğundan olacak ki, adı asla bir Hitler kadar dillere pelesenk olmadı, lanetlenmedi.
Aksine Belçika’da paranın üzerine resmi basıldı, sokaklara heykelleri dikildi.
"Komşularınızı taklit edin; fırsat çıktığı anda denizlerin ötesine yayılın. Orada ürünleriniz için kıymetli pazarlar, ticaretiniz için gıda ve büyük Avrupa ailesi içinde daha iyi bir konum bulacaksınız.”
İşte bu mantalite ile yola çıktı, Belçika Kralı II. Leopold. Bu amaç uğruna ise ilk hedef olarak, Afrikanın ortasında yer alan Kongoyu seçti.
Belçika Kralı II. Leopold, Afrika'nın ortasındaki bu bölgeyi işgal etmeye çalıştı ama parlamento arzusuna sıcak bakmayınca farklı bir formül geliştirdi. Hazinesinden borç alarak bir yardım cemiyeti gibi görünen "Uluslararası Afrika Derneği"ni kurdu, dönemin en ünlü kâşiflerinden Stanley'i Kongo'ya gönderdi, kendi başına bir sömürge yönetimini kurdurdu ve 1885'te toplanan Berlin Konferansı'nda büyük güçler tarafından "Kongo'nun Hakimi" olarak kabul edildi.
Leopold, Kongoya ‘’medeniyet götürme’’ adı altında, Kongodaki zenginlikleri sömürebileceği koloniler kurdu. Lastik ve fildişi ticareti için zorla çalıştırılan milyonlarca kişinin dışında boş duran çocukları da çalıştırmak için üç ayrı koloni kurdu ve ordusunu güçlendirmeye uğraştı.
Kurduğu kauçuk ve fildişi şirketi yöneticileri, köylüleri acımasızca çalıştırmış, isyan edenlerin el ve ayaklarını kesmiştir. Kesilen el ve ayakların çoğunluğunun da küçük çocuklara ait olduğu daha sonra yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır.
Kongo'ya hiç gitmemesine rağmen 10 ila 15 milyon insanın ölümünden ve sakat kalmasından sorumludur, II. Leopold.
=ALINTIDIR=
1- Halkı % 100 müslümandır.
2- Cumhurbaşkanını halk, başbakanı parlemento seçiyor.
3- Nüfusu 9 milyon. Ülkede 35 üniversite, 80 kolej var. Her branşta eğitim veriyorlar. İlkokul birinci sınıftan, master veya doktoraya kadar tüm eğitim ücretsiz.
4- Aile planlaması yasası, 1956 yılında hazırlanmış. Bu yasa gereğince her aile 3'ten fazla çocuk yapamıyor.
5- Resmi nikah, tek geçerli aile sistemi. İmam nikahlı ikinci eş yasalarla yasaklanmış.
6- Ülke, çevre değerlerini kabul ettiğinden her yer tertemiz. Çünkü çevreyi kirletenler hapis cezası ile cezalandırılıyor.
7- 800 gr ekmeğin fiyatı 30 kuruş, Bir kg dana bifteği 13 TL.
8- Bu ziraat ülkesinin ihracat malları zeytinyağı, tahıllar, portakal, limon, ton balığı.
9- İthalat çok yüksek vergilere tabi.
10- Türban, resmi daireler ve eğitim kurumlarında yasak, ancak sosyal yaşamda serbest.
11- Yılda bir kez ağaç festivali düzenleniyor. Festival sırasında herkes bir ağaç dikiyor.
12- Yılda bir kez dağa tırmanma festivali düzenleniyor. Her ülkeden bu ülkedeki boynuz dağına tırmanmak için turistler akın ediyor.
13- Ülkede 60 milyon zeytin, 3.5 milyon portakal ve 800 bin adet limon ağacı var.
14- Din ve devlet işleri tamamen birbirinden ayrı. Tam bir laiklik abidesi.
15- Başkentin ana caddesinde, kocaman bir posterde, bir kadın polisin, 3 çocuklu bir hanımı trafikte yönlendirişi resmedilmiş.
16- Bu posterin altında şöyle yazıyor: ''Ülkemizdeki iş kadınları, sokak düzenimizi sağlamakta baş etkendir."
17- Her öğrencinin birinci lisanı Arapça, ikinci lisanı Fransızca. Bunun haricinde, isteyenlere 5 yıl İngilizce eğitimi veriliyor.
18- Ülkenin dış borç gibi bir derdi yok.
19- Her taraf çiçek, çimen ve ağaçlarla süslenmiş. Bunları koparan, yolan, sertifikasız ağaç kesen herkese hapis cezası veriliyor.
20- Sokaklarda gezen bir tek bakımsız hayvan, kedi veya köpek yok.
21- Bir şoförün aylığı 400 dolar. Bunun dörtte ya da beşte birini kiraya veriyor. Kalanı ile kimseye muhtaç olmadan yaşayabiliyor ve para biriktirebiliyor.
22- Emeklilik yaşı 60 olarak belirlenmiş. Her vatandaş vergisini vermekle gurur duyuyor.
23- Elli - altmış bin kişilik üstü kapalı futbol stadyumları var.
24- Devlette hortumculuk şimdiye kadar hiç duyulmamış ve görülmemiş.
25- İthalattan çok, yerli üretime önem veriliyor.
26- Kentlerdeki duvarlarda, sanatçıların yaptığı, bizde bazı çevrelerin ''müstehcen'' bulma ihtimali olan kadın resimleri yer alıyor.
27- Art deko tarzı süslü mimariyi yansıtan eski binalar çok iyi korunmuş durumda.
28- Siyasette 4 parti var. Bu yıl yapılacak başkanlık seçimine 2 aday katılacak. Hükümette 24 bakan var.
29- Halk sürekli çalışıyor ve üretiyor. Lüks ve ihtiras peşinde olan yok. Kazanç ''eşitlikçi'' bir biçimde paylaşılıyor. Bu, yaşamlarından belli oluyor.
30- Bu ülkede ezan okunurken mutlaka durup dinlersiniz. Zira, hiçbir minarede sonuna kadar açılmış, yarısı da patlak hoparlörler yoktur. Müezzin şerefeye kadar zahmet edip çıkar ve oradan okur. Ve gerçekten çok güzel okur, herkes de onu dinler.
31-Kadınlar yasalar önünde gerçekten birinci sınıf vatandaştır. Mirasta kız çocukları daha önde tutulur. Kadın istemediği sürece boşanmak çok zordur. Veee en çarpıcı fark da şudur:
Bir kadına arabanızla çarpıp yaralarsanız, alacağınız ceza, erkeği yaraladığınız zaman alacağınız cezadan yaklaşık
%50 daha fazladır.
32-Çöldeki bedevi bile ana dili gibi bir yabancı dil konuşur.
33-Kanun ve kurallara uyulur. Çölde LandRover'la turistleri safariye götüren şoför, dümdüz ve kaymak gibi bir asfalt yolda günlerce, saatte 60 km. hızın üstüne çıkmayarak beni deli etmişti.
34- Ne tarihi dokuları, ne de cennet gibi bir doğaları var. Aslında, yılan, akrep ve çölden başka hiçbir şeyleri yok. Ama Şubat'ta da Mayıs'ta da, Eylül'de de, Kasım'da da, her taraf turistle doludur.
35-Etrafta bir tane bile maganda göremezsiniz.
36-Zeytin ağacı ve zeytin üretimi neredeyse bizim kadardır.
37-Ülke büyüklüğü bizimkinin BEŞTE BİRİ. Nüfus da yaklaşık SEKİZDE BİRİ kadardır!!!
Bu ülkenin adı TUNUS!
Hani müslüman ülkelerden örnek aranıyor ya?
Türkiye, Mısır falan deniyor ya?
Neden kimsenin aklına "TUNUS" gelmiyor.
O Tunus'un efsanevi kurucu lideri Habib Burgiba tam bir Mustafa Kemal ATATÜRK hayranıydı ve ülkeyi şekillendirirken, birebir ATATÜRK'ün fikirlerini esas aldığını defalarca beyan ettiğini biliyor muydunuz?
ALINTIDIR