İnsanı bazen dört duvar, bazen anlaşılmamak, bazense nedensizlik daraltıyor. Öyle ya insan duygulardan oluşan bir varlık. Olumlular kadar olumsuzlar da zaman zaman kalpte yer ediniyor. Normal karşılamak lazım. Lakin yine de hep iyiyi, hep güzeli arayan ve isteyen yapılarımızdan dolayı diyalektik boşluğu dolduran bu tarz hisleri inkâr ediyoruz. Düşününce bu da olağan. En kötüsü ise ruhu sömüren duyguların sebebini kimi zaman çözememek. Karabasan gibi çökerken insana sebebini dahi bilmeyince eli kolu bağlanıyor insanın. Sanki hava açık ama şarıl şarıl yağmur yağıyormuş gibi. Sorunun doğduğu kaynağı bilmemek huzursuzluğun yanında ayrıca güvensiz de hissettiriyor. Bunun altında biraz günlük hayatın rutinine kapılmak veyahut normalde planladığınız ancak bir türlü icraate geçmediğiniz düşünceler de yatıyor olabilir anca ne rutin ne de bu planlar fark edildiğinden aslında sorunsuz bir zeminden çatırdamalar geliyormuş gibi hissettiriyor. Önemli olan sorunlar değil, sorunlar hep olur. Önemli olan sorunun ne olduğunu fark edebilmek, çok soyut veya çok basit görünse de. İşte o zaman içindeki bu şeytanı susturabilir ve manen kendine gelebilirsin.










