04.10.2025
Bazen insan, fark etmeden başka bir yere geçiyor.
Mekân değişmiyor belki ama bakış değişiyor. Geriye dönüp baktığında, geride kalanların artık değerini yitirdiğini fark ediyorsun. Dengesizlik dediğimiz şey de tam burada başlıyor. Çünkü bazı şeyler, ne kadar zorlasan da olması gerektiği gibi durmuyor.
Hayat, çoğu zaman insanı görünmez kalıplara sokuyor. Farkında olmadan öğrenilmiş hâllerle yaşıyoruz. İçimizde olan bitenler dışarı sızıyor; yaşadıklarımız, hissettiklerimiz ve bir şeye verdiğimiz değer, dönüp dolaşıp bizi buluyor. İnsan aslında ne verirse onu alıyor. Davranışlarımız, seçimlerimiz ve sessiz kalışlarımız bile bir karşılık doğuruyor.
İçten içe doğruyu aradığımızı sanıyoruz ama çoğu zaman yanlış yolları seçiyoruz. Belki kolay geldiği için, belki yüzleşmekten kaçtığımız için. Yıllar geçiyor, zaman birikiyor ve insan hâlâ olmaması gereken şeyleri sorgularken buluyor kendini. En yorucu olan da bu: Geçmişin hâlâ bugünü meşgul etmesi.
Oysa bazen büyük cevaplar gerekmiyor. Basit olanı görmek yeterli. Kısa bir duraksama, küçük bir bakış ya da bir anlık fark ediş… İnsan sustuğunda, algısı konuşmaya başlıyor. Gürültü azaldıkça, anlam daha net duyuluyor.
Hayat kimi zaman tek bir duyguyla harekete geçiyor. Kimi zamansa uzun zaman boyunca biriken sessizlikle. Mantık bir köşede bekliyor; bastırılan hisler ise en sıradan anlarda ortaya çıkıyor. En şaşırtıcı olan da bu zaten: İnsanı çözen şeyler çoğu zaman büyük olaylar değil, küçük temaslar oluyor.
Belki de yapılması gereken tek şey, insanın kendi içindeki duvarları biraz aralaması. Dış dünyaya açılmak, ezberlenmiş ekranların soğuk maviliğinden çıkmak… Kelimelere tutunarak, düşüncenin trenine binip uzaklara gitmek. Çünkü bazen insan, ancak uzaklaştığında kendine yaklaşabiliyor
Yusuf Akbaş









