Grup derslerimi yaptım, gerildiğim konuşmayı aradan çıkardım, peşine iki saat özel ders verdim sonra gyme gittim. Salonun boşluğundan gaza gelip amuda kalkma, takla atma denemeleri yaptık çok eğlenceliydi. Peşine güzel bir yemek yedim, sonra kahve eşliğinde kitap okudum ve kardeşim ve arkadaşıyla buluşup canlı müzik dinlemeye gittim.
Bağıra çağıra şarkılara eşlik etmeyi çok seviyorum. Kendimi küçültmeden, kim ne der ne düşünür diye düşünmeden var olan enerjimi dışarı yansıtabilmeyi seviyorum. Çok çok yol kat ettim bazı konularda ama ikili ilişkiler noktasında bir yerlerde takılı kaldım.
Bugün mekanda birbirleriyle dans eden, sarılan, bakışan çiftleri görünce saçma bir şekilde herkes partnerini bulmuş bir ben öyle ortada kalmışım gibi hissettim. Saçmaydı yani çünkü mekan bile çift olmayan insan doluydu. Hem zaten bilmiyorumki ben artık nasıl çift olunur. Yine ben kendimi üniversite yıllarında yalnız bir hayat yaşayacağıma ikna etmişken ve bununla kendimce barışmışken karşıma çıkıp beni aksine inandırdığın, sevmeyi sevilmeyi birlikte gülmeyi tattırdığın için biraz sitem ettim sana. Sonra o günden bu yana yalnızlığı, sahiden yalnızlığı hiç deneyimlemediğimi fark ettim. Önceden çok kalbimi kırardı bu düşünceler fakat şaşırdığım bir biçimde buruk değil içim. Çok güzel şeyler yaşadım, son yıllarda da, ama şimdi farklı yönlerden çekiliyor ve bu çekişmeden hoşlanmıyorum. Bir yandan hasretini çekiyorum bu tarz paylaşımların, diğer yandan istemiyorum özlemde olmak - odağımın orda olmasını, hem belki benim kısmetimde yoktur deyip kabullenmek istiyor hem de ben neden bunu yaşayamıyorum diye isyan ediyorum, bir yandan insan arkadaşlık dostluk ilişkilerinde de benzer derinliğe ulaşabilir düşüncesinde, diğerinde yaşım kaç oldu geçiyor paniğindeyim.
Kalpler karışık anlayacağınız. Neyse Yıldız abla ne güzel demiş:
Zaten aşklar hep yalan dolan, sonu hep sızı hüsran. Geriye kalan ardından, yalnızlık olsa da sana değer.
Hayattayız, devam!












