Mücerret bir haldeyim heyecandan, hevesten.
Payıma düşer gibi hicranım, son nefesten...
Kirpiğimde, kaynayan bir katliam buğusu...
Güneşe küs mü anne, düşlerimin doğusu.?
Ben, yanan bir çırayım kan gölü bir diyarda.
Nasıl susarsın böyle çığlığımı duyar da?
Nazım sana geçiyor, sen konuş ki söneyim.
Savaşa sürgün edip çaldılar varsa neyim.
İsimsiz bir çocuğum şefkatinden Irak'ta.
Boğuyor beni anne, gözyaşlarım firakta.
Duy ne olur sesimi, bu öksüz yakarışı.
Nasıl özledim anne, ah bir bilsen barışı!..
Uçurtma uçurduğum gökte bomba isi var.
Hüznüme çanak tutan akşamların sisi var.
Simsiyah iki sayfa göz aklarımda, korku…
En titrek saç telidir şakaklarımda, korku.
Dalgalara tutundum, kumsala attı beni.
Kopardı senden anne, bir savaş hattı beni.
Minicik parmaklarım, vahşete siper olmuş.
Her gece yanağımdan gözyaşım öper olmuş.
Keskin siren sesleri, kulak zarımda jilet...
Şefkatli kollarına yok mu dönüşe bilet?
Duy ne olur sesimi, bu öksüz yakarışı.
Nasıl özledim anne, ah bir bilsen barışı!..
Feryadıma kayıtsız dünya, zindanmış meğer.
En çok seni özlemek, sevmek ondanmış meğer.
Attığım son kahkaha, puslu bir anı şimdi.
Yavrunu kan çerağı gözlerden tanı şimdi.
Kor külüyüm tenimle tutuşmuş bir sobanın.
Ben kürek mahkûmuyum harp denilen çıbanın.
Baharım dünde kaldı, mevsimim hazan benim.
Yandım, tutuştum anne; ateş-i suzan benim.
Bosna’da, Suriye’de incinmiş bir gönüldüm.
Arakan’da kıydılar, Filistin’de gömüldüm.
Duy ne olur sesimi, bu öksüz yakarışı.
Nasıl özledim anne, ah bir bilsen barışı!..