Minik bir pencereden sokak manzaramı izlerken aklımdan sadece siyah geçiyor. Bugüne kadar var olmamış bir ton gibi. Sanki o da benimle beraber büyümüş, derinleşmiş, koyulaşmış gibi. Bu ara ne yaşayacağımı ne hissedeceğimi bilmiyorum yine. İnsan bu kadar karışık bir hayatta nasıl akıl sağlığını koruyabilir allah aşkına. Her köşe başında yalnızlığım var. Yalnız doğup, yalnız öldüğüm, hayatıma dahil olup, bana karışan bir sürü insana rağmen ne kadar yalnız olduğum. Bir kediniz varsa şanslısınız aslında, yatağınıza başınızı koyduğunuzda gelip sizi izleyen, hisseden içinizi...
Bugünün konusu yaralarımız olsun o halde. Ne zaman açıldığı önemli olmayan, tam kabuk tuttu derken kendini hatırlatmak istercesine kanayan, bizi kan kaybından komalara ya da yaşam destek ünitelerine bağlı yaşatan yaralarımız. Bu gece yaşam destek ünitem bir duble rakım ve ona aşık beyaz peynirim, yarın belki bir kadeh şarap öbür gün soğukla ılık arası, alırken söverek aldığım biram...
Kurduğum hayaller yürüyeceğim yol diyordum kendime. Ama bu ara o yol aşırı sisli aşırı kasvetli. Hava durumundan edindiğimiz bilgilere göre ise gök gürültülü sağnak umutsuzluk yağacakmış ve o yola hiç çıkmayın diyorlar. Attığım her adım daha da bilinmeze doğru anlayacağınız. Yine kayboldum, her kayboluş yeni bir ben ve bu defa yeni bir ben tanımaya gücüm yok...









