Ilk visionboard'umu yaptigim an geldi de aklima

pixel skylines

roma★
Today's Document
ojovivo

Janaina Medeiros


#extradirty

JVL

shark vs the universe
EXPECTATIONS
Game of Thrones Daily
Misplaced Lens Cap


❣ Chile in a Photography ❣
official daine visual archive

ellievsbear
Cosmic Funnies
Fai_Ryy
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
occasionally subtle
seen from Serbia
seen from France
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Uruguay
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Brazil
seen from Albania

seen from United States

seen from United States
seen from Ukraine
seen from United States
seen from United States
@azrail1050
Ilk visionboard'umu yaptigim an geldi de aklima

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Paris'teyiz. Ben, Can, Barış ve Ahmet. Sanki gerçek gezimizin devamı gibi ama her şey biraz daha büyük, biraz daha gerçeküstü.
Châtelet-Les Halles'e benzeyen devasa bir meydandayız. Meydanın içinde hem market hem restoran olan çok büyük bir yer var. Orada otururken çalışan genç bir çocukla tanışıyoruz. Türk. İlk gördüğümde kısa saçlı, kaslı, yakışıklı biri. İsmi tam net değil ama rüyanın büyük kısmında ona Kaan diyorum.
Kaan bizimle çok samimi konuşuyor. Sohbet ediyoruz, şakalaşıyoruz. Sonra bizi evine davet ediyor. Barış özellikle çok hevesli. Can ve Ahmet de sıcak bakıyor. Ama benim içimde başından beri bir huzursuzluk var.
Bir yandan gidiyoruz ama bir yandan da "Bu kadar yeni tanıştığımız birine hemen güvenilir mi?" diye düşünüyorum.
Evine gitmek için çok garip bir ulaşım sistemi kullanıyoruz. Teleferik gibi ama tek kişilik araçlar. Bir yandan tırmanılıyor, bir yandan havada ilerliyor. Ben oturaksızım direkt çok becerikli bir akrobat givi iplerden zincirlerden tutunup ilerliyorum. Bir ara düşecek gibi oluyorum. Bir yolcuya tutunup kendimi toparlıyorum.
Tam o sırada Kaan yanıma geliyor.
Yol boyunca benimle ilgileniyor kendi oturağına tutunmamı sağlıyor.
Sonra hiç beklemediğim bir anda boynumdan öpüyor.
Ardından dudaklarımdan öpüyor.
O anda içimden geçen şey şu oluyor:
"Demek bizi evine çağırmasının asıl sebebi bu."
Yani bana karşı ilgisi olduğunu düşünüyorum.
Ama hemen onu itiyorum.
"Bu doğru değil."
"Uygun değil. Açıklayacağım."
diyorum.
Kaan'ın morali bozuluyor. Geri çekiliyor. Çok büyütmüyor ama kırıldığı belli oluyor.
Sonra eve varıyoruz.
Ev inanılmaz lüks. Bir rezidans gibi. Hatta sanki AVM'nin içinde yapılmış bir malikâne gibi. Gösterişli, büyük ve biraz da gerçek dışı.
İçeri girince çantamdan gözlüğümü çıkarıyorum.
Ama gözlüğün camları ve çerçevesi erimiş gibi.
Sanki jel olmuş.
Çerçeveden çıkardıkça daha da yamuluyor.
Elimde şekli bozuluyor.
Çok üzülüyorum çünkü pahalı camlı bir gözlük.
Tamir etmeye çalışıyorum ama uğraştıkça etrafa parçalar, çöpler, poşetler saçılıyor.
Sonunda vazgeçiyorum.
"Kalkarken toplarım."
diye düşünüyorum.
Sonra tekrar diğerlerinin yanına, salonla mutfağın olduğu bölüme dönüyorum. İlk Can'ın yanına gidip güvenmediğimi söylüyorum ama sadece ben yemem bakarım size gibisinden söylüyorum bir şey olursa.
Bu sırada Kaan mutfakta Kayseri yağlaması yapıyor.
Gerçekten çok güzel görünüyor.
Ama ben hâlâ tam güvenemiyorum.
Hatta kafamda plan kuruyorum.
"Herkes aynı anda yemesin."
"Bir şey olursa birkaç kişi ayık kalsın."
diye düşünüyorum.
Kaan'ın yanına gidiyorum.
Güya yardım ediyorum ama aslında onu gözlemliyorum.
Sonra gülerek:
— İçine bir şey katıp bizi öldürmüyorsundur umarım.
diyorum.
Ama aslında tamamen şaka değil.
Yüzünü okumaya çalışıyorum.
Gerçekten kötü bir niyeti varsa yakalamaya çalışıyorum.
Fakat gayet doğal bir tepki veriyor.
Bir şey çıkaramıyorum.
Daha sonra Ahmet'i yanıma alıp tuvalete gidiyorum.
Orada ona Kaan'ın beni öptüğünü anlatıyorum.
Çünkü o sırada Ahmet'le aramızda romantik bir durum var. Tam sevgili miyiz bilmiyorum ama birbirimize karşı duygularımız olduğu belli.
Ahmet'in yüzü düşüyor.
Üzülüyor.
Ama benim Kaan'ı ittiğimi öğrenince fazla belli etmemeye çalışıyor ve tepkimden memnun kaldığını bana güvendiğini görüyorum. O da benle ayık olmayı yememeyi kabul ediyor.
Sonra birlikte geri dönüyoruz.
Dönüş yolunda birden ortam değişiyor.
Kendimizi inanılmaz güzel bir yerde buluyoruz.
Modern villalar.
Özel havuzlar.
Şezlonglar.
Tertemiz bir atmosfer.
Ama hemen yanında da havaalanı var.
Sürekli uçaklar kalkıyor.
Özellikle Güney Amerika ve Afrika taraflarına giden uçuşlar.
Etrafı izlerken Ahmet'e:
— Bunlar tam senin hayalindeki evler.
diyorum.
Ahmet gülüyor.
Etrafına bakıyor.
— Evet, gerçekten öyle.
diyor.
Birlikte evlere bakıyoruz. Ve bunu söylerken çok mutlu oluyorum.
Rüyanın en huzurlu anlarından biri bu.
Mekanlar iç içe girmiş. Diğer yandan da havalimanının dış hatlar kısmı açık bir şekilde bu alana bakıyor. Tropikal bölge seferleriymiş. Tam biz geçerken anons geçiyor. Birkaç kişi kalkıp gidiyor.
Sonra tekrar diğerlerinin yanına dönüyoruz.
Bu sırada Kaan bizi bekliyor.
Ama artık ilk tanıştığımız Kaan değil.
Saçları uzamış.
Boyu uzamış.
Daha zayıf olmuş.
Yüzü bile biraz değişmiş.
Yanında da gay olduğunu düşündüğüm yakın bir arkadaşı var.
Kaan'ın tavırları da değişmiş.
Sanki biseksüel gibi davranıyor.
Yanındaki arkadaşıyla arasında hafif romantik bir yakınlık hissediliyor.
O sırada anlıyorum ki benim o güvensizlik şakam onu gerçekten etkilemiş.
Kırılmış.
Arkadaşına da anlatmış.
Ama kavga etmiyoruz.
Tam tersine konuşmaya başlıyoruz.
Sonra bana siyahi kız bir çocukluk arkadaşının fotoğrafını gösteriyor.
Aralarının bozulduğunu anlatıyor.
Bayağı üzülmüş buna. Benim güvensizliğim onu hatırlatmış.
Arkadaşından detaylı şekilde bahsediyor.
Özellikle sevdiği şiirlerden söz ediyor.
Onun ne tarz şiirleri sevdiğini anlatıyor.
Ben de buna karşılık Aslı'dan bahsediyorum.
Çünkü anlattığı şiir zevki arkadaşının sevdiği Aslı'nınkine çok benziyormuş.
Bir süre şiirler ve insanlar üzerine sakin bir sohbet ediyoruz. Rahatlıyoruz.
Sonra bir restorana geçiyoruz. Kaan bize ne olur olmaz rahat olalım diye kendisi yapmadan yakın bir restoranta götürmüş. Diyorum sorun olmaz güveniyorum artık diye. Olsun olsun diyor beni oturtuyor.
Masaya ilginç şekilde önce tatlılar geliyor.
Ortaya San Sebastian koyuyorlar.
Can hemen bir kaşık alıyor.
Diğerleri de yemeye başlıyor.
Ben de tadına bakıyorum.
Ama cheesecake aşırı sıcak.
Neredeyse ağzı yakacak kadar sıcak.
Ve çok yoğun peynir tadı geliyor.
O kadar sıcak ve yoğun geliyor ki hoşuma gitmiyor.
Bir kaşık aldıktan sonra bırakıyorum. Barış'a veriyorum. Sonra çikolatalı tatlılar geliyor. Onu direkt önüme çekip yiyorum.
O sırada mekana polisler giriyor.
Ortam aslında sakin.
Ben gidip soruyorum:
— Ne oldu?
Polisler beni geçiştiriyor.
— Önemsiz bir hırsızlık vakası.
diyorlar.
Sonra oturmaya devam ediyoruz.
Ama bir süre sonra insanlar koşmaya başlıyor.
Çığlıklar yükseliyor.
Panik yayılıyor.
AVM'nin içinde herkes bir yerlere kaçıyor.
Ben tekrar polislere gidiyorum.
Bu sefer yüzleri bembeyaz.
Hayatımda gördüğüm en korkmuş insanlardan biri gibiler polisler.
Ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Ben hemen bizimkilere dönüyorum.
— Hadi kaçalım!
diyorum.
Tam o sırada polislerden biri bana telefonunu gösteriyor.
Ekranda Fransızca bir ilan var.
Bir çocuk resmi.
Elinde orak taşıyan bir çocuk.
Azrail'in orağına benzeyen büyük bir silah.
Sonra aşağı bakıyorum.
Ve onu görüyorum.
Siyahi, zayıf bir çocuk. Kocaman bir kayak gözlüğü takmış. Kabarık saçlı.
Elinde testere var.
İnsanların arasına dalmış.
Önüne geleni biçiyor.
İnsanlar çığlık çığlığa kaçıyor.
Biz de kaçmaya başlıyoruz.
Ortalık tamamen kaosa dönüyor.
Bir noktada Ahmet'le ayrılıyoruz.
Ben başka tarafa koşuyorum. Şans eseri koştuğum taraftan katil geliyor. Yönümü çeviriyorum ama çok geç benden çok daha hızlı.
Ahmet başka tarafta kalıyordu.
Tam o sırada Ahmet'in sesini duyuyorum.
Hayatımda duyduğum en korkmuş seslerden biri.
Arkamdan bağırıyor:
— AZRA!!!
O an dönüp bakıyorum.
Katil bana çok yaklaşmış.
Ahmet bunu görmüş.
İçimden biliyorum ama yapacak bir şey yok benim için diye geçiriyorum. En azından buradakileri kurtarabilirim diyorum.
Ben koşarken yerden bir bıçak alıyorum.
Ve kaçmayı bırakıyorum.
Dönüp saldırgana karşı çıkıyorum.
Boğuşuyoruz.
Onu bıçaklıyorum.
Muhtemelen o da beni yaralıyor.
Ama o kısmı net göremiyorum.
Sonunda saldırgan düşüyor.
Tehlike bitmiş gibi görünüyor.
Tam o sırada rüyanın bakış açısı değişiyor.
Artık ben değilim.
Artık Ahmet'im.
Onun gözlerinden görüyorum.
Ahmet bana doğru koşuyor.
Önce yerde yatan saldırganı görüyor.
Rahatlıyor.
"Bitti."
diye düşünüyor.
Sonra gözleri bana kayıyor.
Ve beni görüyor.
İkiye ayrılmış halde. Kanlar içinde.
Ölmüş halde.
O an Ahmet'in hissettiği şeyi hissediyorum.
Kendi ölümümü değil.
Beni kaybeden kişinin acısını.
Şokunu.
Çaresizliğini.
Ve tam o dayanılmaz acı zirveye ulaştığında...
Korkuyla uyanıyorum.
Yine bir rüya gördüm. Oradan sonra ben bir daha kendimi bir oyunda buldum. İtalya'dayım falan oyununda böyle. Oyunun içindeki karakter benim PioV olarak İtalya'dayım. Sonra işte orada terk edilmiş bir bina var. Ona giriyorum. Onun içinde siyah silüetler var ve beni yakalayınca öldürüyorlar. Yani yakalayıp böyle. Daha doğrusu içime mi giriyorlar ne yapıyor böyle bir şey. Benim o terk edilmiş binanın yukarısında da benim odam var. Yatak böyle küçük bir tane. Ben küçük bir kız çocuğuna dönüşüyorum bir anın içinde böyle. Eski viktoryan tarzı bir kıyafeti olan. Sonra işte o odada yatıyorum böyle. Mümkün olduğunca çıkmamaya çalışıyorum çünkü orası güvenli alan diye biliyorum. Sonra çıkıyorum dışarı. Bakıyorum bakıyorum bir görev hallediyorum. Şansıma hiç siyah siluet gelmiyor. Sonra işte tam kaçmam lazım. O sırada dönemiyorum, bir türlü dönemiyorum. Göremiyorum etrafımı. Yakılacak gibi oluyorlar. Geri yukarı kaçıyorum. Bu sırada yoldan bir item alıyorum. Altın kask. Altın kaskı takınca bir şey yapmazlar diye düşünüyorum ve odama girince yatağın, yorganın altına girince el ele hiç yetişemezler diye düşünüyorum ama giriyorlar ve beni yakalıyorlar. Sonra bir daha başlıyorum. Bir daha aynı şeyler işte. Sonra şey ben tam dışarı kaçacaktım. Herkes bana dışarıdan seslenirken annemler bile hadi Azra hadi Azra diye. Kapıyı bulamıyorum anlık ve geri geri yürüyorum çünkü geçemiyorum ve yine yakalıyorlar iki tanesi beni. Siyah siluetler.
Bu rüyanın en dikkat çekici tarafı iki bölümden oluşması:
Kaçış oyunu (siyah silüetler, güvenli oda, çıkışı bulamama)
Buradaki semboller çok güçlü:
Terk edilmiş bina = zihninin yalnız, keşfedilmemiş veya kaçındığın bölgesi.
Siyah silüetler = yüzleşmek istemediğin duygular, korkular veya düşünceler.
Küçük kız çocuğuna dönüşmen = savunmasızlık. Özellikle yetişkin Azra değil de Viktoryen kıyafetli küçük kız olman, daha eski, daha korunmaya muhtaç bir tarafını gösteriyor.
Oda ve yatak = güvenli alan.
Altın kask = korunma yöntemi.
Ama rüyada ilginç olan şu:
Ne yaparsan yap işe yaramıyor.
Odaya kaçıyorsun → buluyorlar. Yorganın altına giriyorsun → buluyorlar. Altın kask takıyorsun → yine buluyorlar.
Bu genellikle kaçınma temalı rüyalarda görülür. Zihin şöyle der:
"Kaçmaya çalışıyorsun ama bu şeylerden kaçamazsın."
Son sahne özellikle çok anlamlı:
Herkes dışarıdan "Hadi Azra!" diye sesleniyor. Çıkış orada. Ama kapıyı bulamıyorsun.
Bu bana son dönemdeki durumlarını düşündürüyor. Tıp, sınavlar, gelecek planları, pilotluk hayali, ilişkiler, eski ilişkiler, sorumluluklar... Sanki bir tarafın "ilerle" diyor ama başka bir tarafın hangi kapıdan çıkacağını göremiyor.
Siyah silüetlerin sana zarar vermesi de enteresan. Seni bıçaklamıyorlar ya da kovalamıyorlar. Senin anlattığına göre sana temas edip içine giriyorlar gibi. Bu, dışarıdan gelen bir tehditten çok içsel bir şey çağrıştırıyor. Bastırılmış duygu, kaygı, özlem, yalnızlık hissi gibi.
Freudyen açıdan bakarsak, küçük kıza dönüşme ve yatağa saklanma davranışı regresyonu (zorlandığında daha güvenli, çocukça bir psikolojik konuma çekilme) andırıyor. Jungcu açıdan bakarsak siyah silüetler klasik "gölge" figürlerine benziyor; yani kişiliğin görmek istemediği parçaları.
Rüyanın bende bıraktığı genel izlenim şu:
"Bir şeylerden kaçmaya çalışıyorum, güvenli alanımda kalmak istiyorum ama artık ilerlemem gerekiyor. İnsanlar beni çağırıyor, çıkış var, fakat o çıkışı göremediğim için aynı döngüye tekrar tekrar giriyorum."
Bu arada rüyadaki en duygusal sahne siyah silüetler değil. Bana göre en duygusal sahne, herkes dışarıdan seni çağırırken senin kapıyı bulamaman. Çünkü orada tehlikeden çok çaresizlik hissi var. Rüyanın merkezi de muhtemelen o duygu.
Evinin onunde noel baba, gs bayragi ve daha pek cok sey ekleyen adam dndjdjd
We love man who is able to apologize. Right?

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Öl
Son arzun nedir diye gelip de bana sorsalar. Gözlerime bakıp da her şeyi anlasalar.
Ve sussam
Potansiyelini gerçekleştirememe korkusu bırak yakamı. Önceden direkt potansiyelsizlik depresyonu vardı. Ne illetmiş kardeşim ya salın yakamı!
Dating sektörü spotify blend ile yürürse...
Yalnız yaşamanın büyük bir dezavantajı daha. Asla litrelik sütü bitiremezsin sadece kahve yaparak. Sütün her zaman bozulur.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Kettle da su kaynarken patlıyor ve pencerede görünen deniz manzarasına kafasını çevirdiği için yüzünün yarısı yanıyor.
Rüyamda bana bizim ev gibi ama tam olarak ev de olmayan bir yer emanet ediliyor. Hem kendi evime benziyor hem de sanki daha önce gördüğüm bir spor kompleksi gibi. Yani hem tanıdık hem yabancı bir yer.
Yanımda biri var ama o kişi sürekli değişiyor. Bazen bir arkadaşım oluyor, bazen hiç tanımadığım biri, bazen de sevgilim Ahmet. Yüzü sürekli değişiyor ama hep yanımda biri var gibi.
Bir de küçük bir kız çocuğu var. Ama aslında o çocuk benim… 10 yaşındaki halim. Yüzü tamamen benim çocukluğum, davranışları da öyle. Ama üstünde siyah, gotik tarzda dantelli bir elbise var. Gözlerinin altına siyah kalem çekilmiş. Yani çocuk halim ama sanki daha karanlık, daha tuhaf bir versiyonu gibi.
Çok sessiz, bağırmıyor ama sürekli ortalıkta dolaşıyor. Bir bakıyorum orada, bir bakıyorum başka yerde. Garip bir huzursuzluk veriyor.
Sonra bir anda fark ediyorum ki salonda, yukarıda uzun dar bir fanusun içinde yunuslar var. Sıra sıra dizilmişler, daracık bir yerde duruyorlar. Kız bir anda geliyor ve hortumla suyu boşaltmaya başlıyor. Biz panik oluyoruz, “yapma!” diyoruz ama bir yandan da “yunuslar memeli, nefes alabilirler” diye kendimizi sakinleştiriyoruz.
Su boşalınca yunuslar dışarı çıkıyor ve zıplaya zıplaya hareket etmeye başlıyorlar. Bir an korkuyoruz, saldıracaklar mı diye ama saldırmıyorlar. Hatta yüzleri gülüyor gibi.
Sonra “bunları mutfağa taşıyalım” diyoruz. Bir bakıyoruz, kız mutfakta balkona su doldurmuş, orayı havuz gibi yapmış. Hemen yunusları oraya aktarıyoruz. Balkonun içinde, uzun dar bir alanda, sanki kafes gibi diziliyorlar.
O sırada kız balkonun kenarına oturuyor. “Düşeceksin!” diye korkuyoruz. Ama o sadece bize bakıyor… gülümsüyor. Ama o gülüş normal değil, hüzünlü. Sanki atlayacak gibi bir hali var.
Sonra bir anda kayboluyor. Ortalık dağılmış oluyor.
Ben kendi odama geçiyorum. Orada Fransız balkon var. Bir bakıyorum, camı açmış, bacaklarını aşağı sarkıtmış. Gerçekten atlayacak gibi. Biz içeri girince dönüp bakıyor. Yine aynı şekilde… gülüyor ama hüzünlü.
O sırada dışarıdan insanlar bana hesap soruyor. “Ne yaptın?” diyorlar. Sanki bana emanet edilen yeri düzgün koruyamamışım gibi. Ben de bir yandan onları açıklamaya çalışıyorum, bir yandan olanları anlamaya çalışıyorum.
Merak ediyorum. Gece ne demek? Sırbistan ve Karadağ'a neler oldu?
Merhaba. Nasılsın?
Bunu yazdığıma inanamıyorum. Utanç verici geliyordur sana da. O dönem öyleydi çünkü bu tarz şeyler.
Çok uzun zaman oldu. Gerçekten çok uzun zaman oldu. İlk yıllar asla kolay geçmiyor sonrası bir şekil akıyor ama. Farkına bile varmıyorsun. Eksik kalıyorsun, yarım kalıyorsun, yeni şeyler ekiyorsun o boşluklara. Yeşeriyor, çürüyor ama o boşluklar geçmiyor.
O boşlukları yaratan şeyler düzeltmeye gelse de şayet eskisi gibi olamaz hiçbir şey annemin dediği gibi. İlk kısım değil son kısım. "Eskisi gibi olamaz her şey." O deseydi "Artık eskisi gibi değil." olurdu da cümle. Orası ayrı.
Kırıklarım vardı da hiç farkına varmamışım diyorum o zamanlar. Katı kurallarım vardı bilirsin. Uymayanları direkt aşağılık olarak damgaladığım "mükemmel" sınırlar...
Sanırım aşağılık oldum bir noktada ya da aşağılık olmadığını, insan olduğunu öğrendim hata yapanların. Yapmam dediğim pek çok şeyi yaptım. Pişman olduklarım var olmadıklarım da. Ama suçluluk hissetmiyorum. Çünkü yaptığım ya da yapmam gerekip de yapmadığım şeylerin sorumluluğunu kendim alacağımı biliyorum. Bu her zaman bildiğim bir şeydi.
Artık kahve içiyorum mesela. Acı gelmiyor. İlk daha başarılı olmak için, sonra daha güzel olabilmek için içtim hep kahveyi.
Hâlâ korkuyorum pek çok şeyden. Ama yine de gözüpek olduğuma inandırmak için kendimi, hep atlıyorum korktuğum şeylere. Bu korkumu zaman zaman azaltsa da bazı şeyler değişmiyor.
Pek çok anıyı unuttum ama duyguları hafızamda muhafaza ediyorum. Zaman geçince güzel hatırlar ya insan. Kızardım, acı çekerdim önceden. Bir daha bu kadar güzel olmayacak "eskisi gibi olmayacak" diye. Ama şimdi kabul ediyorum. Sadece güzelden mutlu olmak da var. Hayat kendimizi kandırmamak için çok kısa. Çok uzun ve genç yıllarımı trajedilere odaklanarak yaşadım. Bir noktada doygunluğa ulaştığım kanısındayım. Baki olmasa da deniyorum inanmayı.
Şimdi tanısan beni acaba nasıl olurdu? Sever miydin? Bunu hâlâ bilemiyor olmak çok üzücü. Göğsümü gere gere "Ben sevilecek bir insanım." demenin lüksü daha gelmedi.
Şimdi uyumam lazım. Yarın minik bir sınavım var. Bak yeni bir şey daha. Artık uyumayı çok seviyorum. Hiç tahmin edemezdin de mi? Sen de hiçbir şeyi tahmin edemiyorsun anılara kısılıp kalınca. Onun da zorlukları olmalı. Tutsaksın bir nevi. Bir noktada hepimiz tutsağız derdik. Biz demedik de demişler, biz de bir daha söylerdik.
Bu konuşma çok uzar. Sabahlarım ben konuşarak. Şimdilik uyku vakti. Seni seviyorum. Sınavda bana şans dile. Senin fikrince ihtiyacım yoktur da artık hayat o kadar kolay değil. Yan gelip yatarak, şans diyerek bir yerlere gelemiyorum. Biraz yorucu ama inan daha kıymetli. Emek verince kıymete binen çok fazla şey var. Kendime de vereceğim bu emeği. Seni çok seviyorum. Buna inanabilirsin.
Sevgilerle,
Azra.
Meyve tabağı
Kemalpaşa Tatlısı
Ömür kısa
Son sohbetler
Bir şekilde vakit yaratmak
Sürece odaklanmak
(Bir sonraki podcastin konusu)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yaşamak; görmek, duymak, dokunmaksa sen de yasiyorsun ben de yasiyorum. Gokdelenden denize gozlerini uzatan sen de ben de yasiyoruz.
İnsanın bazı arkadaşları oluyormuş. Dünyayı görememekten, yetişememekten endişelendiğinizde dünyayı sizin ayağınıza getiren, bilgisiyle sarmalayan ve parayla değil yalnızca bir anla yakalayabileceğin noktalara taşıyabilen arkadaşları... Çok değerli mesela :)