RUHUMUN İZİ EVRENİ
İNSAN KALINTILARI
"İnsan bazen birini değil, kendinden geriye kalanı arar."
İNSAN KALINTILARI VII: BAVUL
Dolabın en üst rafında yıllardır duran siyah bavulu indirmek için sandalyeye çıktım.
Tozunu elimle sildim.
Parmak izlerim kapağın üzerinde ince çizgiler bıraktı.
Ne zamandır kullanılmadığını düşündüm.
Hatırlayamadım.
İnsan bazı tarihleri unutur.
Ama o tarihler, insanı unutmaz.
Bavulu yatağın üzerine koydum.
Fermuarını açmadan uzun süre oturdum.
Garipti.
İçinde ne olduğunu biliyordum.
Ama yine de açmaktan çekiniyordum.
Çünkü bazı kapaklar açıldığında eşya değil...
İnsan dağılır.
Sonunda fermuarı yavaşça çektim.
O tanıdık ses odanın içinde dolaştı.
Sanki yıllardır bekleyen biri derin bir nefes almıştı.
İçerisi boştu.
Sadece köşede katlanmış eski bir atkı vardı.
Onu elime aldım.
Yün lifleri sertleşmişti.
Zaman, en çok dokunulmayan şeyleri yaşlandırıyordu.
Atkıyı boynuma dolamadım.
Yüzüme yaklaştırdım.
Koku çoktan gitmişti.
Bir zamanlar insanın dünyasını değiştiren bir kokunun, bir gün tamamen kaybolabileceğini hiç düşünmezdim.
Demek ki hafıza bazen kokudan daha inatçıydı.
Atkıyı tekrar yerine koydum.
Bavulun dibinde küçük bir etiket gözüme ilişti.
Üzerinde solmuş harflerle bir şehir adı yazıyordu.
Gidemediğimiz şehir.
Birlikte görmeyi hayal ettiğimiz deniz.
Hiç yürünmemiş sokaklar.
Hiç içilmemiş kahveler.
İnsan bazen yaşadığı anıları değil...
Hiç yaşayamadığı ihtimalleri özlüyor.
Belki de en ağır yük buydu.
Bavulun içine birkaç gömlek koydum.
Sonra çıkardım.
Bir kitap koydum.
Onu da çıkardım.
En son boş hâline baktım.
Fark ettim ki mesele ne götüreceğime karar vermek değildi.
Neyi geride bırakacağıma karar vermekti.
Çocukken yolculuk heyecan demekti.
Gençken kaçış.
Şimdi ise ikisinin arasında bir yerde duruyordu.
Artık hiçbir şehir beni kurtaracak kadar yeni değildi.
Çünkü insan, kendinden kaçabildiği kadar uzaklaşabiliyordu.
Pencerenin önüne gittim.
Akşam olmuştu.
Karşı binanın ışıkları birer birer yanıyordu.
Her evin içinde başka bir hayat kuruluyordu.
Kimisi sofraya oturuyordu.
Kimisi tartışıyordu.
Kimisi sessizce televizyon izliyordu.
Ve ben...
Yıllardır ilk kez, başka bir yerde olmayı istemiyordum.
Bunu fark edince şaşırdım.
Çünkü uzun zaman boyunca gitmek istediğimi sanmıştım.
Oysa gitmek değilmiş istediğim.
Acının benden önce gitmesiydi.
Bavulu yeniden kapattım.
Fermuarı bu kez daha sakindi.
Onu dolabın en üst rafına geri koymadım.
Kapının yanına bıraktım.
Belki yarın çıkarım.
Belki aylar sonra.
Belki hiç.
Önemli olan artık nereye gideceğim değildi.
İlk kez...
Gidebilecek biri olduğumu bilmekti.
Işığı kapattım.
Odadan çıkarken bir kez daha dönüp bavula baktım.
Eskiden o bana yarım kalmış yolculukları hatırlatırdı.
Şimdi ise başka bir şeyi.
İnsan bazen bavulu, gitmek için hazırlamaz.
Bir gün kalbi yeniden yola çıkmak isterse...
Hazır olduğunu kendine hatırlatmak için hazır tutar.
Ve belki de...
İyileşmek, geçmişi geride bırakmak değildir.
Geçmişi de yanına alabilecek kadar güçlenmektir.


















