Aliss..
Sade Olutola
Peter Solarz

titsay

JVL
Cosmic Funnies
$LAYYYTER

#extradirty
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
noise dept.

❣ Chile in a Photography ❣
hello vonnie

Kiana Khansmith
Misplaced Lens Cap

tannertan36

shark vs the universe
styofa doing anything

Love Begins
Monterey Bay Aquarium
tumblr dot com
One Nice Bug Per Day
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Italy

seen from Slovenia
seen from Japan
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States

seen from Slovenia

seen from Germany
seen from Germany
seen from Netherlands

seen from United Kingdom
seen from Malaysia
seen from Australia

seen from Spain
@alpcan138
Aliss..

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Luna..
Over_doze..

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Wow beautifully gorgeous wow
Iveta Vodakova

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Amazing beauty, sexy, sweety, classy, juicy & curvy Girls👉👉 Tap Here To Continue
Yengem - Bölüm 62
Önceki Bölüm
Karımı bir başka kadınla beraber gru pseks yapmaya ikna etmek! Bu olacak iş değildi doğrusu. Odaya döndüğüm zaman karım yatağın üzerinde oturmuş televizyon izliyordu.
Bana, “Nereye gittin?” dediğinde,
“Havuza gittim, seni kaldırmak istemedim!” dedim.
Karım, “Zaten havuza gitmeye niyetim yok, başım çatlıyor!” dedi.
Morali bozuk gibiydi.
“Anlat, neyin var? Söyle!” dediğimde,
karım, “Yok bir şey, boş ver!” dedi.
Ama birşey vardı muhakkak. “Anlat, benden bir şey saklama!” dedim.
Karım gene, “Yok bir şey!” deyince sinirlendim.
Karım asık bir suratla yere bakarken kolundan sıkıca tuttum, o anda, “Ağhh, kolum, bırak kolumu, bırak!” demeye başladı.
“Konuş, yoksa senin amını götünü sikerim!” dedim karıma.
Yüzümdeki ifadeyi görünce korktu. “Tamam, bırak kolumu, bırak, anlatacağım, anlatacağım!” dedi.
Kolunu bıraktım, kolunu ovaladı bir süre. Daha sonra da gözlerinden yaşlar gelerek, “Annen aradı, onunla konuştum, moralim bozuldu!” deyince,
“Ne dedi annem? Anlat çabuk!” dedim kızgınlıkla.
Karım, “Annen, (Eğer hamile kalıp çocuk doğuramazsan, seni de, piçlerini de evden siktir ederim, sen artık çok oldun, ekmek elden su gölden yaşıyorsunuz, çocuk doğuramadın bir türlü!) dedi!” diyerek daha çok ağlamaya başladı.
Annem artık çok olmuştu. Telefona sarıldım, annemi arayıp ağzıma geleni söyleyecektim. Ama karım, “Kurbanın olurum, şimdi benden bilir, daha çok üstüme gelir. Zaten bu ilk değil annenin söylediği. Daha önce de kaç kere söyledi böyle. Ama şimdi kızlarımdan ‘Piç’ diye bahsedince dayanamadım, benim kızlarım piç değil!” dedi. Karım hüngür hüngür ağlıyordu. O sinirle iki sigara içtim üst üste. Buraya karımla tatil yapmaya gelmiştim, ama annem bütün neşemin içine etmişti. Benim mutluluğumu bozmaya çalışıyordu.
Daha sonra karım benim kanımı donduran şeyler söylemeye başladı:
“Aslında Elif’i de kocasından zorla boşatan senin annen. Kocasına boşanması için epey para ödemiş teyzen. Zaten teyzeni de bu işe bulaştıran gene annen. Adamı karısından zorla boşatıyorlar, çocuklarından ayırıyorlar. Elif’in seni sevdiği doğru, ama sana böyle bir oyun oynadılar. Annen telefonda konuşurken duydum ben. Yoksa senin Elif’le de, Refiye’yle de evlenmene benim gönlüm razı değil. Annen kabul etmem için bana çok baskı yaptı. Birkaç defa dövdü beni. Ama ben bunların hiçbirini söylemedim sana. Ama benim kızlarıma piç deyince işler değişti.
Artık hepsini anlatacağım!” dedi.
Duydukça öfkem kabarıyordu. Karım beni hayretler içinde bırakan şeyler söylemeye başladı: “Annen töre gereği benimle evlenmene ses etmedi, babandan çok korkuyordu çünkü. Baban beni seviyor, bu da annenin bana olan hıncını daha da artırıyor. Eve gelin geldiğim ilk günden beri bana baskı yapmaya başladı.
Sen işyerinde olduğundan hiçbirinden haberin olmuyordu, ben de senin üzülmeni istemediğim için ses çıkarmadım. Sonradan ben hepsini düşününce çıktı ortaya. Annen tatilden gelince bizi o düğüne zorla gönderdi biliyorsun. Sen o düğün sayesinde Refiye’yle tanıştın. Annen Refiye’yi de, aynı Elif gibi ayarlamış. Refiye’nin bize gelip gitmeleri, onun çalışmak istemesi, senin onu işe koyman falan hepsi palavra. Kadın zaten dünya kadar zengin.
Maksat seni benim elimden almak. Annen ta başından beri beni hiç sevmedi. Sana Refiye’yi, Elif’i ayarladı. Refiye de, Elif de seni çok seviyor, bundan kuşkum yok, ama bunların hepsi senaryoymuş meğerse. Annenin gözü Refiye’nin ve Elif’in babasının parasında. İkisi de çok zengin. Onlarla evlenirsen, onların parası sana geçecek. Onlar da kendilerine adam gibi bir koca bulmuş olacak. Ben seni çok seviyorum, seni kaybetmek istemiyorum.
Bunun için hemen hamile kalmak istiyorum. Hem sonra şey de var, bunlardan ayrı… Kızım Özge seni seviyor. Bunu söylemek bir anne olarak çok zor, ama senin onunla ilişkin olduğunu biliyorum. Daha ilk günden sana göz koydu. Sen de onun gençliğine, güzelliğine kandın. Ama ben sana suç bulmuyorum. Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek birşey yapmazmış. Benim kızım ahlaksız çıktı. Bir ana olarak yüreğim yanıyor, ama sana olan sevgim hepsinden fazla!” dedi.
Bütün bunlar sonucu şok içindeydim. Karım içindeki kurtları döküyordu. Özge meselesinde çok fazla durmadığını gördüm.
Bana, “Senden tek bir isteğim var. Kızımın bakireliğini bozma. Biliyorum, o sana kızlığını vermek istiyor, ama sen bunu yapma. Onu götünden siktiğini biliyorum. Sonuçta öyle yada böyle evlenecek. Evlendiği adamın onun kızlığını bozmasıdır doğru olan. Yoksa bütün dünyaya rezil oluruz!” dedi.
Karım beni şaşırtıyordu.
Devam etti, “Senin beni aldatmana ses etmedim ben. Bir de ben bunları senin başına kakarsam, beni boşarsın diye çok korktum!” dedi.
Karım sonunda Özge meselesini ortaya çıkarmıştı. Ama dünyayı başıma yıkmak yerine soğukkanlı şekilde konuşuyordu. Ben ne diyeceğimi bilemedim, en iyisi susmaktır diyerek karımı dinleyecektim. Ama anlamadığım bir şey vardı: Bütün bunların sebebi, annemin karıma olan nefretiydi.
Karıma, “Annem niye senden nefret ediyor?” dedim.
Önce sustu, o sinirle suratına iki tane okkalı tokat attım. Dudağı kanıyordu.
Ama karım buna aldırmadan gözleri yaşlı anlatmaya başladı: “Lütfen bunlar bizim aramızda kalacak. Başka kimse bilmesin, bana söz vermeni istiyorum. Kimse bilmeyecek, bana söz ver!” dedi.
“Tamam, söz veriyorum, kimse bilmeyecek!” dedim.
O zaman karım beni hayretten hayrete sokan şeyleri anlatmaya başladı:
“Bundan iki sene önce, nasıl diyeceğimi bilmiyorum, görümcemin kocası bana tecavüz etti. Hamile kaldım. Kimseye anlatamadım. Doktora gittim, çocuğu aldırmam için çok para istedi. Ben de annene gittim. Ondan borç para aldım. Sonra doktora gidip çocuğu aldırdım. Ama parayı annene ödeyemedim. Beni devamlı sıkıştırıp durdu. Parayı ne yaptığımı soruyordu. Rahmetli kocama söylemekle tehdit ediyordu. Ben de sonunda dayanamadım, annene güvendim, başıma gelenleri anlattım.
O zamanlarda da kocamın hastalığı çıktı ortaya. Sonra iyice ağırlaşınca, annen benden o parayı istemedi bir daha. Ama kocam ölüp de seninle evlenmem gündeme gelince ve sonra da evlenince, annen beni sıkıştırmaya başladı.
Aslında annen değil benim çocuk doğurmamı isteyen, baban. Annen babandan çok korkuyor. Çocuğu alan doktor artık nasıl yaptıysa hasar vermiş rahmime. Onun için hamile kalamadım bir türlü.
Annen de biliyor bunu zaten!” dedi.
Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Karım gerçekleri söylüyordu belli ki. Görümcesinin kocası, yani Remzi abi karıma tecavüz etmişti. Remzi abi etrafında örfüne, âdetine, töresine bağlı, saygılı bir adam olarak bilinirdi.
Karısı Selma abla da öyleydi. Evinin balkonuna çıkarken bile siyah çarşafını giyen bir kadındı. Şimdi karım bu Remzi abinin kendisine tecavüz ettiğini söylüyordu.
Gözlerim karardı. Ne diyeceğimi, yapacağımı bilmiyordum. Ama karım belki de yalan söylemediğine inandırmak için anlatmaya devam etti:
“Ben bir gün görümcemlere gitmiştim. Görümcem de çocukları da yoktu, ama Remzi abi evdeydi. Beni içeri aldı. Sonra da, (Kız bir kahve yap da içelim, senin kahven güzel oluyor!) dedi. Ben de mutfağa geçtim, sonuçta o da benim bir abim sayılırdı.
Ben kahveyi yaparken bu mutfağa geldi. Arkamdaki sandalyeye geçip oturdu. Ben tedirgin oldum, ama bir şey diyemedim. Kahvesini yapıp fincana koydum, o sırada bu kalkıp arkamdan sarıldı bana. (Kız öldüm bittim sana, benim karıda iş yok.
Bana evet de, seni zengin ederim. Haftada bir uğrarım sana, yada sen gelirsin!) demeye başladı. Bir taraftan da her yerimi elliyordu.
Ben, (Abi ne yapıyorsun? Bırak beni, saçmalama!) desem de dinlemedi. Sonra suratıma birkaç tane tokat attı. Beni zorla kolumdan tutup yatak odasına götürdü, üzerimdekileri zorla çıkartıp tecavüz etti.
Günlerce kendime gelemedim. Namusuma kara leke sürülmüştü. Sonra adet olmadım o ay. Hamile olduğumu anladım, doktora gittim. Gerçekten de hamileymişim. Aldırmak istedim ama çok para istedi doktor.
Ben de annenden aldım parayı!” dedi.
Karımın konuşması bittiğinde kan beynime sıçramıştı. Karım yakın bir akrabamızın tecavüzüne uğramıştı. Bunu aklım almıyordu bir türlü. Hem de Remzi abinin tecavüzüne. B
enim yapabileceğim tek şey, Konya’ya dönünce aynı şekilde Remzi abinin karısı Selma ablayı sikmek olacaktı. Kısasa kısasla cevap verecektim, hem de bunu Remzi abinin gözleri önünde yapacaktım.
Kendi kendime bunun sözünü verdim. Ama şimdi aklıma takılan başka bir şey vardı: “Annem bunun için mi senden nefret ediyor?” dediğimde,
karım, “Hayır, o başka!” dedi.
Neydi başka olan?
Karım, “Annen benim bir sırrımı biliyorsa, ben de onunkini biliyorum. Bunu ona söyledim, ama yalan söylediğimi söyledi. İnkâr etti. Ama ne kadar inkâr ederse etsin, gerçek bu. Senin de öğrenmen benim garantim olacaktır!” dedikten sonra anlatmaya başladı:
“Şeyy, Osman, bunu söylemek benim için çok zor ama, nasıl desem, senin annenin eskiden bazı gönül ilişkileri olmuştu. Ben onları bildiğim için annen bana düşman oldu!” dediğinde başımdan aşağı kaynar sular döküldü gene.
Kalkıp karıma birkaç tokat attım.
Elini kanayan ağzına ve burnuna götürdü. Komodinin üzerinde duran türbanıyla sildi ağzını, burnunu.
Şimdi ağlamıyordu. “Bana istediğin kadar vur, ama gerçek bu, senin annen ahlaksızın biri!” dedi.
Ben hiç ses çıkartamıyordum. Ağzım açık kalmıştı. Karım anlatmaya devam etti:
“Sizin kiracınız vardı, Sermet diye bir adam, bir de karısı Azize. İşte o Sermet’le ilişkisi olduğunu biliyorum, onları görmüştüm!” dedi.
Sermet abi ve karısı Azize yenge bizim kiracılarımızdı. Karımla evleneceğimiz için onları mecburen evden çıkarmıştık. 10 yıl boyunca bizim kiracılarımız olmuşlardı. Çocukları yoktu. Sermet abi bir fabrikada gece bekçisiydi, Azize yenge de evlere temizliğe giderdi. Bizim eve sık sık gelip giderlerdi. Annem, namusuna töresine çok düşkün bir kadındır. Annemin böyle bir şey yaptığını tahmin etmezdim hiç.
Oysa şimdi karım bana daha ayrıntılı şeyler anlatıyordu. Sermet abi ve karısı fakir insanlardı. Çoğunlukla kirayı geç öderlerdi. Hatta Azize abla benim eski platonik aşklarımdan biriydi, belirgin bir güzelliği olmasa da çekici bir kadındı. O da annemin bir kopyası gibiydi, namusuna çok düşkündü. Bizim de evin temizliğini o yapardı. Ama bunun için para vermezdi annem ona. Kendisine köpek gibi davranırdı.
Artık karım anlatıyor, ben sadece ağzım açık dinliyordum:
“Bir gün size geldim, sen de, baban da işteydiniz, annen yoktu evde. Sonra belki Azize ablalara inmiştir dedim. Onların zilini çaldım.
Birkaç kere çaldım, açan olmadı kapıyı. Tam gidecekken içerden sesler duydum, ama kapı gene açılmadı. Hem baktım kapının önünde annenin terlikleri vardı. Çok merak ettim. Evin ön pencerelerinden baktım içeri, ama kimse görünmüyordu. Sonra arka pencerelere bakayım dedim. Şimdi bizim fazla eşyaları koyduğumuz küçük oda var ya, penceresi arka yüksek duvara bakan, aradan girip pencerenin önüne geldim.
Perdeler çekili değildi, tülün arkasından içerisi görünüyordu. Pencere yüksekte ya biraz, ayakucumda yükseldim azcık. O zaman annenle Sermet Beyi… şey, nasıl desem, cima ederken gördüm.
Sermet Bey anneni bir masaya domaltmış sikiyordu!” dedi.
Karım anneme karşı her zaman saygılıydı, ona karşı bir terbiyesizliğini görmemiştim. Konuşması bittiğinde, küçük buzdolabındaki birayı açtım, peş peşe birkaç sigara içtim.
Bu doğru olsa bile artık birşey yapamazdım. Olan olmuştu.
Karım, “Onları birkaç kere daha ilişkiye girerken gördüm.
Biliyorsun, bir gün sizin anahtar içerde kalmıştı, akşam eve girememiş bizde yatmıştınız. Ondan sonra baban yedek anahtar yaptırıp bana vermişti. (Kızım ne olur, ne olmaz. Bu sende dursun, belki lazım olur!) demişti.
Ben bir gün size gelmiştim yine, anneni pazarda sanıyordum. Küçük tenceresi bende kalmıştı, onu bırakacaktım. Anahtarla açtım kapıyı, içeri geçtim. O ara yatak odasından sesler geliyordu. Annenin inleme sesleriydi. Yatak odasının kapısı aralıktı biraz. Kapıya yaklaştım. İçeri bakınca ağzım açık kaldı.
Sermet Bey yatağın üzerinde anneni dörtayak üstüne domaltmış sikiyordu. Annen deli gibi inliyordu, halen giyinikti gerçi. Onları bir süre izledim, sonra tencereyi bırakmadan çıktım evden. Aşağıda merdivenin altına saklandım. 10 dakika kadar sonra sizin kapı açıldı.
Annen Sermet Beye, (Beni böyle sikmeye devam et, istediğin kadar otur evimde, ama bizim herif paradan anlıyor sadece!) dedi. Sermet Bey de, (Keşke olsa, benim karı dedim ya öküzün biri yatakta, senin gibi ateşli olsa daha ne isterim.
Neyse ben gideyim, şimdi gelir melir başımıza iş almayalım!) dedi.
Annen de, (Git git, anlar manlar, başımız yanar vallahi, hem ben de pazara gideceğim!) dedi.
Sermet Bey merdivenlerden inip eve girdi, ama beni görmemişti. Eve çıksam mı, çıkmasam mı diye düşünüp durdum. O sırada kapı açıldı, annen de iniyordu merdivenlerden. Giyinmişti, elinde pazar arabasıyla çıkıp gitti.
Ben o zaman eve çıkıp tencereyi bıraktım!” dedi.
Kâbus gibi bir gece olmuştu benim için. Hem karımın başına gelenler, hem annemin yaptıkları beni fazlasıyla yaralamıştı. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Balkona çıktım, artık sigaram da kalmamıştı. Sonra karımı odada bırakıp aşağıya, bara indim.
O sinirle duble bir viski söyledim kendime. Derin derin düşünürken omzuma bir el dokundu.
Aydan’dı bu. “Aşkım, haber vermedin bu gece için?” dedi.
Yüzümdeki ifadeyi görünce,
“Hımm, anladım, dertlisin! Hayırdır, karınla mı kavga ettin?” dediğinde,
“Boş ver!” dedim. Yanıma oturdu.
Halden anlayan bir kadındı. Moralimi düzeltmeye çalışıyordu kendince.
Bir süre sonra kulağıma eğilerek, “Aşkım, seni memnun eder mi bilmiyorum, ama senden haber alamayınca kendime birini buldum. Eğer istersen bu gece birlikte güzel bir üçlü grup yapalım!” dedi.
Anlamsızca suratına baktım.
Tekrar kulağıma eğilip, “Merak etme, Alman bir kadın buldum, onunla lezbiyen bir ilişki olacak benimki. Ama sen de katıl, çok süper olur!” dedi gülerek.
Bu gece değişik birşeyler yapmam gerekliydi, yoksa kafayı yiyebilirdim.
Karımı aradım, “Ben barda takılacağım, kafamı dağıtmam gerek, sen yat!” dediğimde,
hiç itiraz etmedi, “Tamam!” diyerek kapadı telefonu.
Aydan’la birlikte odasına çıktım.
Aydan, “Misafirim birazdan gelir!” diyerek, bir bavulu yatağın üzerine koydu.
Açınca içinden beni hayrete düşüren bir sürü şey çıktı.
Birkaç tane damarlı plastik yarak, bir tane belden bağlamalı takma yarak, iki başlıklı yarak, kelepçe,
Aydan’ın 'Anal zevk topu’ dediklerinden birkaç tane, porno dergiler, prezervatifler, kremler… Bir sürü şey vardı.
O sırada odanın kapısı vuruldu. Aydan kapıyı açınca, içeriye kızıl boyalı saçları beline dökülen, üzerinde leopar desenli mini bir etekle, gene leopar desenli kısa kollu bir bluz olan, yaşlıca bir kadın girdi. Ayağında kalın yüksek topuklu bir terlik vardı.
Kadının parmakları yüzüklerle doluydu, açık pembe bir ruj sürmüştü. Yüzündeki ve ellerindeki hafif kırışıklara rağmen, beyaz tenli, güzel bir kadındı.
Üzerine dar gelen bluzun altından oldukça iri ve sarkık memeleri iyice belli oluyordu. Eteği, koca götüne, kalçalarına yapışmıştı. Uzun boylu, yapılı bir kadındı.
Kadın beni görünce şaşırdı. Aydan Almanca biliyordu ve kadına beni anlattı.
O zaman kadın, “Oh ja, sehr gut, sehr gut!” dedi gülerek.
Aydan bana dönüp, “Aşkım bu Erika, kendisi tek gelmiş tatile, ona ülkemizin güzel bir tanıtımını yapalım bu gece!” dediğinde,
“Bu kadın kaç yaşında?” dedim.
Aydan, “65, ama halen taş gibi, baksana!” diyerek kadının götüne bir şaplak attı.
O anda Erika bir kahkaha koy verdi.
Erika bavulun içindekilere baktı, çift taraflı yarağı tutup Aydan’a gösterdi, sonra da bir kahkaha patlattı.
“Wunderbar, sehr gut!” dedi yine.
Aydan bana, “Açılışı nasıl yapalım?” dediğinde,
ona, “Erika’nın bana sakso çekmesini istiyorum!” dedim.
Aydan isteğimi Erika’ya söyleyince, Erika yüzüme şöyle bir baktı ve dilini çıkarıp dudaklarını yaladı.
Bu kadın yaşına rağmen çok rahat davranıyordu.
Aydan, “Bu kadın da benim gibi, hayattan zevk almasını biliyor. Bakma bunun böyle olduğuna, 3 çocuğu varmış!” dedi gülerek.
Ben soyunup çırılçıplak kaldım odanın ortasında. Erika yarağıma bakıp elini ağzına götürerek güldü ve “Oh ja, schön, sehr schön!” dedi.
Ardından önümde dizlerinin üzerine çökerek, eliyle yarağımı sıvazlamaya başladı. Derken Aydan’a dönüp bir şeyler söyledi. Aydan da bana, “Prezervatif takmanı istiyor!” dedi.
Ama ben kabul etmedim bunu. O zaman Erika biraz da çekinerek yarağımın kafasına dilinin ucuyla dokunmaya başladı.
Erika bu işi gayet iyi biliyordu. Az sonra bir eliyle taşaklarımı tutarken, diğeriyle de götümün yanaklarını okşuyordu.
Deli gibi somuruyordu yarağımı.
Ara ara yalamayı bırakıp, “Ja, ja, ığmm, sehr schön!” diyor, sonra yine aynı şekilde somurmaya başlıyordu.
Yarağımdan akan zevk sıvıları ağzının kenarlarını ıslatmıştı iyice. O sırada Aydan da soyunmuş ve yatağın üzerine geçerek plastik yaraklardan birini amına sokmaya başlamıştı.
Erika dizlerinin üzerinde ileri geri sallanarak yarağımı boğazına kadar sokup çıkartıyordu durmadan. Dilinin ucuyla yarağımın kafasını dilliyor, taşaklarımı, kasıklarımı emiyordu.
Gözlerini benden ayırmamaya çalışıyordu. Bir süre sonra elini bluzuna attı ve yukarı sıyırdı. İçine sutyen giymemişti, memeleri kocaman, sarkıktı.
Meme başları büyük ve pembeydi, meme uçları da etli ve büyüktü. Memelerinin içindeki ince mavi damarları fark ediliyordu. Memelerinde, koynunda da kırışıklar vardı.
Yarağımı ağzından çıkarıp hafifçe çömeldim ve yarağımı memelerine sürtmeye başladım.
Erika ne istediğimi biliyordu. Sürekli, “Ağhh, ja, ığmm, oh, ağhh, ja!” sesleri eşliğinde yarağımı iri ve sarkık memelerinin arasına aldı.
Gözleri bendeydi. Erika yarağıma memelerinin arasında adeta 31 çektiriyordu şimdi. Çok zevk alıyordum, ben de inlemeye başladım. Bir süre devam etti bu şekilde
Erika. Ama artık dayanacak durumda değildim. Onu hayvan gibi sikmek istiyordum.
Yarağımı memelerinin arasından çektiğimde, Erika, “Fick mich! Fick mich! Bitte fick mich!” demeye başlamıştı
Sonraki Bölüm
Yengem - Bölüm 60
Önceki Bölüm
Aradan geçen haftalarda Özge yeniden çalışmaya başladı. Kendini toparlamıştı. Karım ona evlilik meselesini açmış, ama evde kıyamet kopmuştu. Özge anlaşılan halen benden yana umut besliyordu. O zaman karımla Özge’nin arası açıldı.
Ana kız beni paylaşamıyorlardı. Esra ise bu duruma uzaktan seyirci olarak bakıyordu.
Özge ilgimi çekebilmek için iyice süslenip püslenmeye başlamıştı. İçine düştüğü sıkıntılı durum neticesinde iştahı artmış ve kilo almıştı biraz. Şimdi zaten büyük olan memeleri ve kalçaları daha bir şişmiş, hafif bir göbek yapmıştı.
Karım Özge’deki değişimi fark etmekte gecikmemişti. Karım da epey bir süslenip püsleniyordu bu nedenle. Aynı şekilde karım da bir miktar kilo almıştı.
Okulların açılmasına ise çok az kalmıştı ve Refiye ile okulların açılmasının hemen ardından nikâhımız kıyılacaktı. Bu arada Elif de kocasından boşanmak üzereydi ve Refiye’nin ardından onunla da nikâhım kıyılacaktı.
Karım bunların hiçbirine itiraz etmiyordu, zaten kendisi olur vermişti. Esra dershaneye başlamıştı, haftasonları gidiyordu. Hacer’in taksitlerini Aysel’in banka hesabı üzerinden ödüyordum. Bir daha Hacer’le karşılaşmak istemiyordum çünkü.
Ama Aysel’in evinde kalmış plastik yarakları almıştım sonunda. Onları arabanın bagajında tutuyordum. Birinin görmesinden çekiniyordum. Melahat evine taşınmıştı, yanına uğramak kısmet olmamıştı bir türlü. Ama o hep arayıp duruyordu.
Kadriye’nin resimlerini internete koydum, Kadriye bundan büyük memnunluk duymuştu.
Makinenin kendisini sikerkenki resimleri de dahil olmak üzere epey bir resim yüklemiştim internete.
Kadriye, “Bu yaşımda halen erkeklerin yarağını kaldırabiliyor olduğum için çok gururluyum!” diyordu bana. Ama ben en çok Ayşe hanımı merak ediyordum.
Kayıplara karışmıştı. Sonra Kadriye’den öğrendim ki, Amerika’ya oğlunun yanına gitmiş, oradan da İngiltere’ye kızının yanına geçmiş. Dilber’in dünüründen haberi yoktu.
Onu fakir bulduklarından adam yerine de koymuyorlardı.
Bir akşam karım bana, “Beni bir yerlere götürsene, bak okullar açılacak, bir yere gidemeyiz sonra!” dedi.
Adeta yalvarıyordu. Özge sinirinden dudaklarını ısırıyor, ama birşey diyemiyordu.
Ben, “O zaman hep birlikte gidelim!” dediğimde karım şiddetle itiraz etti. Karımı kıracak durumda değildim.
Mecburen ikimiz gidecektik. Ertesi gün Kapadokya’daki bir otele rezervasyon yaptırdım.
Otele Çarşamba akşamı giriş yapıp, Pazar öğleden sonra çıkacaktık.
Karım buna çok sevindi. Benden kredi kartımı istedi. Karıma, “Ne yapacaksın?” diye sorunca da, “Sana güzel görünmek için kendime birşeyler alacağım!” dedi.
Derken günlerden Çarşamba olmuştu. Özge tek kelime laf etmedi o gün, çok bozulmuştu bana. Ben öğleden sonra eve geçtim. Karım hazırlanmıştı, bavulumuz hazırdı. Karımla birlikte arabaya atlayıp yola koyulduk.
Hafif bir yağmur yağıyordu, hava serinlemişti. Aşağı yukarı 3 saatlik yolumuz daha vardı. Karımın kredi kartımı almasının sonuçlarını görüyordum.
Yakasında broş olan yeşil renkli, uzun kollu, diz altına gelen bir elbise giymişti. Başını parlak beyaz bir türbanla bağlamıştı. Ayağında da ince ve yüksek topuklu siyah, deri bir çizme vardı.
Gözlerine kalem çekmiş, açık pembe bir far sürmüştü, dudaklarında da parlak pembe bir ruj vardı.
Kendisine baktığımı görünce, “Senin için giyindim, sana kendimi tamamen vermek istiyorum, bu tatili onun için istedim. Evde kızlar var, onlar olunca olmuyor.
Şu aralar Özge’ye de bir şeyler oldu zaten!” dedi.
“Ne demek şimdi bu?” dediğimde, karım, “Bunu söylemek benim için çok zor, ama kızımın seni sevdiğini biliyorum. Yanlış anlama, bunda senin suçun yok, gerçeğin bu olduğunu biliyorum!” dedi.
Ben bu duyduklarım karşısında çok şaşkındım, o nedenle hiç sesimi çıkaramadım.
Karım, “Kızım seni sevdiği için evlenmeye bu kadar karşı, sana karşı çocukça duygular besliyor.
Benim bir an önce gebe kalmam şart. Onun için bu tatilde beni bol bol sikip döllemeni istiyorum.
Bunun başka çaresi yok. Yoksa kızımın yanlış şeyler yapmasından korkuyorum!” dedi.
Ben daha fazla devam etmek istemedim. Yolda bir yerde durup mola verdik.
Ufak bir şeyler atıştırdık, tekrar yola koyulduk. Akşam 20:00 gibi otelimize gelmiştik. Ben bagajdan bavulla beraber, içinde plastik yarakların olduğu torbayı aldım.
Torbanın ağzı kapalı olduğundan karım içindekini göremedi. “O ne öyle?” dese de, “Önemli değil!” diyerek geçiştirdim.
Hemen odamıza çıktık. Çok yorulmuştum, ama çok da acıkmıştım. Karım başındaki türbanını çıkarıp parlak kırmızı bir eşarp bağladı, üzerine de siyah bir pardesü giydi, birlikte aşağı indik.
Burası öyle ahım şahım bir otel değildi doğrusu. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle alelacele seçmiştim.
Karım, “Ay burası da ne garip yer!” dedi, Antalya’daki oteli özlediği anlaşılıyordu.
Çok fazla kalabalık yoktu. Etrafta çoğunlukla yaşlı Avrupalı turistler vardı.
Masaların yarıya yakını doluydu ancak. Garson, “Okulların açılmasına az kaldığı için bizim Türklerden çok Almanlar var şimdi!” dedi.
Kafile halinde geldiklerini ekledi sonra. Karımla yemeğimizi alıp boş masalardan birine geçtik. Alman kadınlar yaşlı başlı olduklarına bakmadan, sanki genç kız gibi giyinmişlerdi.
Her birinin üzerinde kısa şortlar, ip askılı bluzlar vardı. Güneş yanığı tenleri görünüyordu. Karım bu kadar yabancıyı görünce biraz huzursuz oldu.
Oteldeki birkaç yerli misafirden biri bizdik.
Yemeğimizi yedikten sonra otelin kafesinde kahvemizi içtik. Karımın uykusunun geldiği belliydi. Ben de yorgundum zaten. Odaya girdik, kapıyı kapadım.
O ana kadar uyuyacağını sandığım karım, fısıltıyla, “Bebeğime burada hamile kalmak istiyorum, beni kırma lütfen, ne istersen yaparım, yeter ki beni iyice sikip dölle!” dedi.
Bunları çok normalmiş gibi söylüyordu. Ama bu sözleri bende azdırıcı etki yapmaya yetmişti.
O ara aklıma plastik yaraklar geldi. Dolaba koyduğum torbayı açtım ve içinden yarakları tek tek çıkarıp yatağın üzerine koydum.
Karım bunları görünce, “Tövbe tövbe, bunlar ne böyle?” diye başladı konuşmaya.
Elini ağzına götürmüş, yüzü kızarmıştı. Onu yanaklarından öperek, “Bu gece seni çok mutlu edeceğim!” dedim, dudağının kenarından öpmeye başladım yavaşça.
Karımın boyu, ayağındaki yüksek ince topuklu çizme sayesinde uzamıştı. Bana çok seksi geliyordu bu şekilde.
Böyle giyinmek ona çok yakışmıştı.
Birbirimize sarıldık sıkıca.
Karım sürekli, “Seni çok seviyorum!” diyordu kulağıma.
“Ben de seni çok seviyorum!” dedim.
Karımın memelerini hissediyordum. Üzerimdeki ince fermuarlı kazağımı çıkardım, “Seninle uzun uzun sevişmek istiyorum!” dedim ona.
O ara onu soymaya başladım, üzerindekileri tek tek çıkartıyordum. Karım da beni soyuyordu.
Karımın üzerindekileri tek tek çıkarırken, benim de yarağım gittikçe sertleşiyordu. İçine siyah bir tanga ile şeffaf bir sutyen giymişti. Az sonra karşımda çırılçıplak duruyordu.
Vücudunda tek bir kıl bile yoktu, iyice temizlenmişti. Oysa aceleyle çıktığımızdan, ben etek traşı olamamıştım. Az da olsa uzamıştı yarağımdaki kıllar.
Karım yarağımın kıllarında elini gezdirdi ve “Seni ben traş edeyim mi?” diye sordu.
“Yapar mısın, traş bıçağın var mı?” diye sordum.
Çantasından bir tane banyo traş bıçağı aldı ve beni elimden tutup banyoya soktu.
İçerde küçük bir duş kabini vardı. Ben sıcak suyu açtım, o ara karım da benim traş takımlarım arasından traş jelini bulup getirdi. Yarağımı, taşaklarımı, kasıklarımı sıcak suyla iyice yumuşattıktan sonra, jelden eline sıkarak yarağımı sabunlamaya başladı.
Dokunuşları çok hoşuma gidiyordu. Yarağım kazık gibi olmuştu. Tırnaklarına manikür yaptırmıştı, koyu kırmızı bir oje sürmüştü tırnaklarına.
Karımın narin şekilde sabunlaması ile yarağım traş edilecek hale gelmişti. Mentollü jel sayesinde taşaklarım ve kasıklarımda ferahlık hissediyordum.
Karım traş bıçağını alıp yavaşça beni traş etmeye başladı. Bu işi daha önce yaptığı belli oluyordu.
Bana, “Rahmetli kocamı da ben traş ederdim,
Özge’yle Esra’yı da ben traş ediyorum!” dedi.
Ona, “Kızların hakkında bu şekilde konuşma!” dediğimde,
“Ama gerçek bu. İkisi de koca kız oldu, ama halen etek traşı olamıyorlar. Gerçi Özge yeni yeni kendisi olmaya başladı, ama Esra hak getire.
Ben olmasam kızın her tarafı sarmaşık gibi olur!” dedi gülerek.
Kızları hakkında böyle konuşuyor olmasını anlamıyordum, belki de bana mesaj veriyordu.
Traş bıçağını dikkatle kullanıyor, kesmemeye gayret ediyordu. Bana, “Esra da büyüdü artık, kocaman kız oldu, serpildi iyice, değil mi?” diye sordu.
Ben ne cevap vereceğimi bilmediğimden sessiz kaldım. Ben ayakta, bir elim duvara dayalı dururken, karım ayakta, ama öne doğru iyice eğilmiş, domalmış halde yarağımı traş ediyordu.
Bana, “Esra ablasından güzel olacak bu gidişle.
Boyu da uzuyor hem, fark etmedin mi?” diye sordu tekrar.
“Hayır!” dedim, sinirleniyordum bu konuşmasından.
Karım, “Nasıl fark etmezsin, gözü sende!” dedi.
Bunu söyledikten sonra başını kaldırıp bana baktı, o anda korktum karımdan. Elindeki traş bıçağıyla yarağımı kesecek sandım. Ama o aynı şekilde işini yapmaya devam etti.
“Beni iyice sikmeni istiyorum, hamile kalmak istiyorum, halen resmi nikâhımız yok, imam nikâhlı karın olmak istemiyorum artık, sensiz yapamam, seni çok seviyorum, beni bırakma!” diyerek ağlamaya başladı bu kez.
Sinirleri boşalmış gibiydi. Yine de yarağımı iyice traş edip temizlemişti. Sıcak suyla da yıkadı yarağımı.
Kendisi de girdi duşun altına ve güzelce yıkandık. O sıra karım, “Osman ben de senden bir şey istiyorum!” dediğinde çok heyecanlandım.
Bütün bu konuşmalarından sonra acaba ne isteyecekti benden?
“Göt deliğimin ağzındaki kıllar uzadı, beni temizleyen kadına bunu söyleyemedim, çok utandım çünkü.
Sen de benim götümdeki kılları alır mısın?
Birkaç sefer aynanın karşısında ben yaptım, ama zor oluyor, sen yapsana şimdi.
Sana götten de vermek istiyorum, ama iyice temizlenmesi gerek önce!” dedi.
Bu sözleri beni rahatlatmıştı, başka bir şey demesinden korkuyordum çünkü.
Ona, “Tamam, ama nasıl olacak, oraya traş bıçağı değmez?” dediğimde, “Cımbızla! Benim cımbızım var. Onunla alacaksın!” diyerek elinde bir cımbızla geldi az sonra.
Bir şey dememe kalmadan elleriyle lavabodan tutunarak domaldı önce, sonra da bacaklarını açtı.
Karım biraz kilo almıştı, sağa sola hareket ettikçe etleri löpür löpür sallanıyordu. Her iki başparmağımla ayırdım götünün yanaklarını. O ara dediği gibi oldukça kıllı göt deliği de meydana çıkmıştı.
Bir aydan fazladır karımı götünden sikmemiştim. Sadece geceleri rutin şekilde amdan sikişmiştik.
Traş jelimden parmaklarımın ucuna sıktım bir miktar, ardından götünün ağzına yedirmeye başladım.
Jeli iyice sürdükten sonra cımbızı aldım.
Karım, “Tut çek, tut çek, o şekilde yapacaksın!” deyince,
cımbızın ucuyla bir miktar iyice sabunlanmış kılı yakaladım. Yavaş yavaş çekmeye başladım cımbızı, o ara karımdan acı çektiğine dair iniltiler gelmeye başladı.
“Çek bir anda, hadi, öyle yapma!” demesiyle beraber cımbızı sıkıca tutup çekmem bir oldu.
O esnada kıllar karımın etinden koptu, cımbızın ucunda uzamış sabunlu kıllar vardı şimdi.
Sol elimin baş ve işaret parmaklarıyla göt deliğini açık tutuyor ve sağ elimdeki cımbızla da sertçe kılları yakalayıp çekiyordum.
Bir süre sonunda karımın götündeki kıllar azalmaya başlamıştı. Karımın acı çektiğini biliyordum, ama bunun başka çaresi yoktu.
Sıcak suyla deliğin ağzını yıkadım iyice.
Evet, kıllar azalıyordu. Kılların çekildiği yerler kızarmıştı hafifçe. Tekrar jelden sürdüm deliğin ağzına ve yeniden çekmeye başladım.
Bu şekilde, küçük cımbız sayesinde karımın göt deliğindeki kılları 10-15 dakika içinde iyice temizlemiştim.
En son sabun sürmeden açıkta kalmış, minik kılları da cımbızın ucuyla yakalayıp çektim. Karım çektiği acılar nedeniyle ter içinde kalmıştı. Ama götündeki kıllar iyice temizlenmişti.
Karım emin olmak için orta parmağıyla götünü yokladı. “Güzel olmuş, bundan sonra sen yap,
ben yapamıyorum böyle çünkü!” deyince,
“Tamam, sen de beni traş edersin!” dedim.
Sıcak suyun altında yıkandık güzelce.
Saat ilerlemişti artık. Üzerimizde bornozla yatağın üzerine oturduk. Televizyonun altındaki dolapta mini buzdolabı vardı. Mini buzdolabını açınca içinde birkaç şişe bira, meyve suyu, su ve bir şişe kırmızı şarap olduğunu gördüm.
Zaten rezervasyon yaptırırken şarabı ben istemiştim. Aynı zamanda biz yemeğe indiğimizde de büyük bir meyve tabağı getirmişlerdi odamıza.
Karım elimde şarap ve iki kadeh görünce, “O ne öyle? O zıkkımı içecek misin?
İçeceksen benim yatağıma girme!” demeye başladı.
Bu konuda ciddi olduğunu biliyordum, çünkü içkiden nefret ederdi, içki içmenin büyük günah olduğuna inanırdı.
Ona, “Eğer beni seviyorsan sen de bir kadeh iç!” dediğimde karımın gözleri fal taşı gibi açıldı.
Ona aldırmadan şarabı açtım ve her iki kadehe de biraz koydum. Kadehi karıma uzatıp, “Hadi bak, ikinci balayımıza geldik, kimse yok, günahsa bana yazılsın, beni seviyorsan iç bir yudum!” dedim.
Israrla aynı şeyleri söylüyordum.
Sonunda karım dayanamadı. Elimdeki kadehi aldı, nasıl tutacağını bilmediği için gösterdim.
Karım bir süre tereddüt etti, şarabı kokladı, yüzünü buruşturdu. Sonra gözünü kapayarak kadehi ağzına götürdü.
Bir iki yudum aldıktan sonra kusacakmış gibi sesler çıkardı, iğrenmişti. Bir süre öksürdü, aksırdı.
Yüzünü buruşturdu gene, kadehi tekrar kaldırıp bir yudum daha aldı.
Karım 5 dakika içinde bir kadeh şarabı içmişti. Ben ona bakıp gülüyordum. Hayatında ilk defa içki içiyordu çünkü. Ben de kendi kadehimi içerken, onun kadehini yeniden doldurdum. Bu kez biraz daha fazlaydı şarap.
Karım konuşa konuşa, öksüre aksıra, birkaç dakikada kadehteki şarabı içti.
Ben de kendime bir miktar daha şarap koyarak içtim. Karım bir süre sonra, “Ay, başım dönüyor benim,
Osman ne yaptın bana, çok fenayım!” demeye başladı. İçtiği iki kadeh şarap onu sarhoş etmeye yetmişti.
Birkaç dakika sonra karımı yatağa sırtüstü uzandırdım, sızmıştı çünkü. O ara ben de üzerimdeki bornozu çıkardım, çırılçıplaktım. Plastik yaraklar karımın yanı başındaydı. Onları alıp banyoya geçtim, ılık suyun altına tutup yıkadım.
Tekrar döndüm içeri. Karımın bornozunu çözdüm, aldığı kilolarla daha da şişen memelerini emmeye başladım. Meme başları etli ve büyük olduğundan biberon gibi emiyordum onları.
Karım hareketsiz yatıyordu sadece. Bembeyaz çıplak karnını, göbeğini, kalçalarını, boynunu öpüp emiyor, kokluyordum. Ellerim vücudunda geziniyordu.
Sanki onu daha önce görmemiş gibiydim. İki kadeh şarap içmiştim, ama o bile bana yetmişti. Gerçi ben karım gibi sızmamıştım, ama kafam biraz iyiydi.
Karımın göbek deliğinde dilimi gezdirdim, kılsız etli amını öpmeye başladım.
O halen yatmaya devam ederken, ben bacaklarını ayırarak am dudaklarını emmeye başladım. Karımın am dudakları büyük ve kahverengiydi, onları vakum gibi içime çekiyordum. Kılsız, şampuan kokulu amı beni azdırıyordu.
Teni kaymak gibiydi sanki. O ara plastik yaraklardan birini aldım elime. Karım halen uyumaya devam ederken, yarağı yavaşça amına sürtmeye başladım.
Karım, “Iğmmm!” diye kesik ve küçük iniltiler çıkartmaya başlamıştı.
Plastik yarağı azar azar ittirmeye başladığımda, amı yarağı almaya başlamıştı. Karım aynı şekilde inliyordu. Onu uyandırmamaya çalışıyordum, benim için de ilginç bir deneyim olacaktı çünkü. Derken yarak epey bir girmişti amına.
Yavaşça içinde ileri geri hareket ettirmeye başladım yarağı. Karım, “Iğmmm, ığmmm!” sesleri eşliğinde başını ufak ufak sallamaya başlamış, dudaklarının ucunu emiyordu. Yarak nerdeyse dibine kadar amındaydı şimdi.
O sırada karım kendini kastı, ayrık duran bacaklarını sıkıca kenetleyerek, “Aığmm, ığmm!” sesleri eşliğinde dudaklarını emmeye devam etti. Elim kasıklarının arasında kalmıştı.
Yavaşça ellerimle ayırdım tekrar bacaklarını. Hatta biraz fazla bile açtım, uyanacağını sanmıyordum. Yarağı amında bu kez kolayca ileri geri götürüp getirmeye başladım.
Karım şarabın sayesinde sızdığından, olan bitenin farkında değildi. Plastik bir yarakla sikiyordum onu.
Karım halen dudaklarını emiyor, “Aığmm!” diye kesik kesik inliyordu. Nefes alışlarının sıklaştığını görüyordum.
Göğsü şiddetle inip kalkıyordu. Sağ elim yarağı tutarken sol elimle memelerini avuçladım.
Karımın nefes alışları daha da çoğaldı. Ara ara kendini kasarak bacaklarını kapatmaya çalışıyordu. Kasıklarının arasındaki elim ter içinde kalmıştı.
Ten renkli plastik yarağın üzerinde, koyu krem, beyaz ve yapışkan zevk sıvıları görünmeye başladığında amının sulandığını, onun da zevk aldığını anladım.
Bir süre sonra karımdan konuşmalar gelmeye başladı. Başını sağa sola daha hızlı sallayarak, “Yapma, Osman, ığmm, ağhh, yapma, git, git, sik, sik, kökle, ığmm, Osman!” demeye başladı.
Herhalde rüyasında benimle sikiştiğini görüyordu dedim kendi kendime ve yarağı amına sokup çıkarmaya devam ettim.
Zamanla karımın konuşmaları daha bir anlaşılır olmaya başladı. Özge’den bahsediyordu. “Kocamı vermem sana, defol, orospu, Osman benim, git evimden, sürtük, siktir git, Osman benim, bırakmam, defol git, orospu!” diyordu.
Karım o anda içindekileri döküyordu aslında. “Siktir git orospu, o benim, sik beni, ığmm, sik beni Osman, defol git evimden orospu,
Osman beni sikiyor, oğhh, beni sikiyor, senin önünde de sikecek beni, defol git!” deyip duruyordu.
Hepsini birleştirince karımın Özge’ye olan kızgınlığı, hatta nefreti açığa çıkıyordu. Özge’nin bana olan ilgisini bildiğinden ondan nefret ediyordu. Karım bir taraftan içini bu şekilde döküyor, diğer taraftan aldığı zevkle kesik kesik inliyordu.
Aklıma onu bu şekilde kameraya çekmek geldi. Cep telefonumun kamerasını açtım ve yatağı görecek şekilde dolabın üzerine koydum. Karım gene söyleniyordu. “Siktir git, o benim, ığmm, sik, sik, oğhh, sürtük!” bu şekilde dakikalarca konuşup durdu.
Ama en sonunda kendini kasmaya başladı, sarsıla sarsıla boşaldığında inlemeleri devam ediyor, gözlerinin kenarından yaşlar süzülüyordu. Göğsü nefes alıp verirken şiddetle inip kalkıyor, bu sırada dolgun ve iri memeleri de sallanıp duruyordu.
O sırada karım gözlerini açtı biraz ve bana baktı.
Ne olduğunu anlamaya çalıştı bir süre.
Sonra, “Ne oldu bana? Sen ne yapıyorsun?” demeye başladı.
Amındaki yarağı çıkardım ve kendisine gösterdim.
Karım yarağa anlamsızca bakarak, “Bu ne?” dedi.
“Bununla siktim seni!” dediğimde sanki anlamamış gibiydi.
Ben yataktan doğrulup kalkarken, karım da iyice kendine gelmeye başlamıştı.
O sırada cep telefonumun kaydını kapadım.
Karım, “Kimi arıyorsun bu saatte?” diye azarlar gibi sorunca,
“Kimseyi aradığım yok!” dedim.
Karım yatakta oturur vaziyette kaldı, bornozun önü açık ama halen üzerindeydi. Karım bacaklarının arasına baktı önce, sonra elini amına attı.
Az sonra, “Ne yaptın sen?” diye gene sorunca, yanında duran plastik yarağı gösterip,
“Dedim ya, seni siktim bununla, sen de zevk aldın!” dedim.
Karım bir yarağa, bir bana baktı, yüzü kızardı bir anda. “Tövbe tövbe!” diye başını sallamaya başlamıştı.
“Benim başım ağrıyor!” diyerek banyoya gitmek için kalktı. Zar zorda olsa banyoya geçti. İşediğini duyuyordum.
Az sonra duşun sesi geldi. Yanıma döndüğünde daha iyi görünüyordu. Birkaç dakika suyun altında kalmak ona iyi gelmişti.
Meyve tabağından birkaç parça bir şey aldı. Plastik yarağa bakarak, “Beni bununla mı siktin?” diye sorunca,
“Evet!” dedim. Kızmıştı, “Beni sikip döllemeni istiyorum, sen neler yapıyorsun!” diye bağırdı adeta.
Ona, “Sessiz ol, manyak mısın, merak etme o da olacak, sırayla!” dedim. Elindeki tabağı alıp dolabın üzerine koydum tekrar.
Elinden tutarak kaldırdım ve bornozunu çıkardım. Yatağın üzerinde dörtayak üstüne domalttım.
Etli göt yanaklarını yoğurdum bir süre. Sonra diğer plastik yarağı aldım. Karım, “Ne yapıyorsun onunla?” dedi, gene bağırır gibiydi.
O zaman götüne bir şaplak attım ve “Kes sesini!” dedim.
Plastik yarağı göt deliğine sürtmeye başladığımda, karım da götünü sağa sola oynatmaya başladı.
Göt deliği kaç zamandır sikmediğimden biraz daralmıştı sanki. Ama yarağı bastırmaya başladığımda yavaş yavaş açılmaya başladı.
O ara karım, “Iğhhh, çok acıyor böyle, çantamda vazelin var, ondan sür!” dedi.
Çantasını açtım, küçük bir kutuda vazelin vardı dediği gibi. Kapağını açtım, koyu pembe vazelinden ağır bir koku geliyordu. Karımın bunu çatlayan ellerine sürdüğünü biliyordum.
Ellerini pamuk gibi yapıyordu o zaman. İşaret parmağımla katı vazelinden almaya başladım.
Parmağımla göt deliğinin ağzına, içine ve daha sonra yarağın üzerine bolca sürdüm. Plastik yarak vazelin sayesinde parlamaya başlamıştı. Karımın kılsız göt deliği de öyleydi.
İyice parlayan vazelinli yarağı göt deliğine sürtmeye başladım. Karımdan hafif iniltiler gelmeye başladı. Biraz biraz bastırmaya başladım bu kez.
Yarağın kafası girmişti götüne. Karım ara ara kafasını arkaya atarak bana bakıyordu. Vazelin işe yaramıştı.
Yarak ağır ağır karımın götüne giriyordu. Karım acı çekmiyordu vazelin sayesinde, ama sürekli, “Ağhh, aoğmm, ığhh!” sesleri çıkarıyordu. Kılsız göt deliği, yarak girip çıktıkça, bir açılıp bir kapanıyordu.
Karımın tombul göt yanaklarını sıkıp yoğuruyordum bir taraftan da. Yavaş yavaş yarağı daha hızlı sokup çıkartmaya başlamamla birlikte karımın iniltileri de çoğaldı.
Yarağım da kazık gibi olmuştu bu arada. Bir an önce karımı sikmek için can atıyordum.
Ama karıma bir sürprizim vardı. Götündeki yarağı iyice soktum dibine kadar. O ara az önce amına soktuğum yarağı aldım ve amına sürtmeye başladım.
Karım o sırada başını arkaya atıp, “Aığhh, Osman, ığmm, ne yapıyorsun?” demeye başladı.
Ona, “Çok zevk alacaksın!” diyerek, yarağı yavaşça sokmaya başladım amına.
Karımın biri götünde diğeri amında iki tane plastik yarak vardı az sonra. Götündeki yarak, ben elimi hiç değdirmesem bile, bir ileri bir geri hareket ediyordu.
Karım kendini kastıkça götündeki yarak da hareket ediyordu bu şekilde.
Amındaki yarağı da ittiriyordum bu arada. Karım sık sık başını arkaya atarak bakmaya çalışıyordu. Yüzünün şekli değişmişti. Kadriye’de gördüğüm ifade vardı yüzünde.
Acı ve zevki bir arada yaşıyordu. Derken amındaki yarağı da dibine kadar sokmuştum.
Şimdi her iki yarağı dibinden tutarak ileri geri hareket ettirmeye başladım. Karımın acı ve zevki bir arada tattığını gösteren iniltileri odamızın içinde yankılanıyordu.
Bütün bu görüntüler neticesinde yarağım patlayacak gibiydi artık. Karım o haldeyken önüne geçtim ve yarağımı ağzının kenarına getirdim. Karım elleriyle yataktan destek aldığı için yarağımı elleyemiyordu. Biraz daha yaklaştım ona.
Karım yarağımı dilinin ucuyla yalamaya başladı o anda. Kafasını dilinin ucuyla iyice ıslattı, sonra da somurmaya başladı. Biri amında, diğeri götünde iki plastik yarak, ağzında da gerçek bir yarak vardı. Karım yarağımı, aldığı zevkle deli gibi emiyordu.
Ben de bundan büyük zevk alıyordum elbette. Karımın saçlarını okşuyordum, saçlarını da boyatmıştı. Şimdi kızıl kestane bir renge bürünmüştü saçları.
Karım bu küçük tatil için epey süslenmişti doğrusu.
Bir süre bu şekilde devam ettik. Ama sonunda karım yarağımı yalamayı bırakıp, “Hadi sik artık, sik beni!” demeye başladı. Ben de daha fazla devam edemeyecektim zaten.
Tekrar arkasına geçtim. Kalçalarından tutarak yatağın kenarına getirdim. Amındaki yarağı çıkardığım zaman amından epey bir zevk sıvısının yarağa bulaştığını gördüm. Götündeki yarak halen dururken alttan amına girmeye başladım.
Götündeki plastik yarağı hissedebiliyordum. Amına taşaklarıma kadar girdikten sonra, göt yanaklarından tutarak hızlıca girip çıkmaya başladım. Karım amına girdiğim için bundan büyük memnuniyet duymuştu.
Şimdi sürekli, “Uğhh, devam et, çok güzel, oğhh, ığmm, devam et!” deyip duruyordu. Çok zevk alıyordum. Bir elimle götündeki yarağı sokup çıkarıyor, diğer taraftan amında hızlıca çalışıyordum.
Bir süre sonunda karım zevk iniltileri eşliğinde boşaldığında, benim de boşalmama az kalmıştı. Son bir güçle amına birkaç sefer sertçe pompaladım.
O anda tombul göt yanakları löpür löpür sallanırken, şiddetli ‘Şlop, şlop, şlop!’ sesleri odayı çınlattı. Ama en sonunda sarsıla sarsıla boşaldım karımın amına.
Birkaç gündür yarağımda birikmiş tüm döllerimi zevkle akıttım amına. Karım amının sulanmasından aldığı zevkle başını arkaya atmaya çalışıyor, sürekli iniltiyle karışık, “Osman, Osman!” deyip duruyordu bu kez.
Amından çıktığım zaman döllerim kasıklarına akıyor, yatağa damlıyordu. Götündeki yarağı çıkardığımda karım derin bir nefes aldı, göt deliği bir süre epeyce açık kaldı. Karımın götten sikilirken acı çekmemesi beni memnun etmişti.
Karım yavaşça doğrulup ayağa kalktığında küçük bir feryat koyverdi. Bu pozisyonda acı çekmişti götünden. Yine de iyi sayılırdı. Epey bir terlemişti.
Kasıklarının döllerimle ıslandığını ve yatağın üzerine döllerimin aktığını görmek onu ayrıca mutlu etmişti. “Bebeğime gebe kalmak istiyorum!” deyip duruyordu.
Karım banyoya geçip yıkanırken, ben iki kadeh daha şarap içtim. Karım banyodan sonra kurulandı, ardından tanga külotunu ve geceliğini giyindi.
Birlikte yatağa girdiğimizde, sürekli dua ediyordu. Bir an önce hamile kalmak istiyordu çünkü.
Şarabın etkisiyle uykuya daldım...
Sonraki Bölüm

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yengem - Bölüm 59
Önceki Bölüm
Ben koltuğa geçerken Kadriye de yatak odasına geçti. 5-10 dakika sonra ayağında oldukça yüksek topuklu şeffaf tabanlı bir ayakkabıyla geldi.
Kırmızı kurdele gibi bağcıkları nerdeyse dizine kadar geliyordu. Kadriye yürürken dengesini sağlamakta zorluk çekiyordu.
Ayakkabının tabanı parke zemin üzerinde şiddetli ‘Tak, tuk!’ sesler çıkartıyordu.
“Bu ne böyle?” dediğimde,
“Bunu kocam almıştı!” dedi sadece.
Demek ikinci kocası bu tip şeylere meraklı bir adamdı.
Kadriye, “Aşkım bir gelsene, bir şey var göstermem gereken, yardım etmen gerek!” dedi. İçeri geçtim.
Kadriye büyük dolaplardan birinin kapağını açınca gördüğüm şey beni hayrete düşürdü. Bu bir düzenekti. Masa, yada sehpa ayağı gibi bir şeyin üzerine monte edilmiş bir düzenek. Ve ucunda gerçek bir yarağa benzeyen uzun ve elastik bir şey vardı.
Kadriye bunu göstererek, “Hayatım, bu benim sikiş makinem, kocam almıştı bunu da.
O yurtdışına falan gittiğinde ben bununla zaman geçiriyordum. Eski tip bir şey bu gerçi, artık bunların yenileri çıktı.
Ama ne yaparsın, bizim zamanımızda bunlar vardı!” dedi gülerek.
Benden bunu içeri götürmemi istedi. Biraz ağır bir şeydi bu. Ucundan siyah bir kablo sarkıyordu, kablonun ucunda da kontrol kumandası vardı. Salonun ortasına götürdüm. Kadriye fişi prize takıp bir düğmeye bastı. O anda da motorlu düzenek çalışmaya başladı ve plastik yarak bir ileri bir geri hareket etmeye başladı.
Üzerinde manivela gibi bir şey vardı. Ve elektrik motoru o manivelayı döndürünce de, ona bağlı demirin ucundaki plastik yarak ileri doğru, sonra da geriye doğru hareket ediyordu.
Manivelanın her dönüşü 'Takır, tukur!’ sesler çıkarıyordu.
Kadriye’ye, “Çok kötü kullanmışsın herhalde, baksana motordan ses geliyor!” dediğimde,
kahkahalarla güldü ve “Doğru aşkım, boşandıktan sonra çok kullandım!” dedi gülerek,
“Bunu televizyonun karşısına koyup filmlerimi izliyorum. Hatta bazen hastalarımın raporlarını bunu kullanırken okuyorum, o zaman kafam daha çok çalışıyor!” dedi.
“Dur sana nasıl kullandığımı göstereyim!” dedikten sonra, uzun bir pufu makinenin önüne çekti ve “Şu pufu sırf bunun için aldım!” dedi.
Pufun üzerinde sanki ata biniyormuş gibi oturdu. Benden makineyi yaklaştırmamı istedi.
Önce düğmesine basıp kapattım makineyi. Ardından pufa doğru yaklaştırdım.
Kadriye’nin talimatlarına göre yüksekliğini ayarladım. Kadriye, “Aşkım, yarağı amıma soksana!” dediğinde plastik yarağın ucunu amına soktum bir miktar.
O pozisyonda göt deliğinin ağzının açıklığını fark ettim. “Götten epey yemişsin!” dediğimde,
“Kocam göt deliğimi biraz genişletti. Kalın ve damarlı bir yarağı vardı. İlk zamanlar çok canım yanıyordu, sonra ameliyatla genişletti!” dedi.
Sonra benden makineyi çalıştırmamı istedi.
Dediğini yaparak düğmesine basınca, manivela dönmeye ve plastik yarak Kadriye’nin amına girip çıkmaya başladı.
Kadriye, “Oğhh, ığmm, çok güzel, ağhh!” sesleri eşliğinde inlerken, makine durmaksızın çalışmaya devam ediyordu.
Bugün benim için epey öğretici olmuştu. Kadriye o şekilde makine tarafından sikilirken, ben ayakta durmuş bu durumu izliyordum sadece. Birkaç dakika boyunca bu durum devam etti.
Kadriye kendinden geçmiş gibi inliyor, başını sağa sola oynatıyordu. Yüzünden, aldığı zevki görebiliyordum.
Derken Kadriye, “Hızlandır şunu, hadi, hızlandır!” demeye başladı. Kumandaya baktığımda makinenin '1’ seviyesinde çalıştığını gördüm. 2'ye getirdiğimde yarak daha hızlı hareket etmeye başladı.
Bununla birlikte Kadriye’nin inlemeleri de çoğaldı. O anda aklıma onun bu haldeyken resimlerini çekmek geldi.
Cep telefonumun kamerası vardı. Kadriye telefonumla çekmeye çalıştığımı görünce,
“Şu dolabı aç, orda benim fotoğraf makinem var, onunla çek!” dedi. Dediği dolabı açtım, içinde fotoğrafçıların kullandığına benzer bir fotoğraf makinesi vardı.
Onu aldım ve video ayarına getirdim. Tam karşısına geçerek, yüzünü görmeyecek şekilde çekmeye başladım.
Kadriye’nin yüzü görünmüyor, ama deli gibi inlemeleri kayda giriyordu. Makine hızlı hızlı çalışırken Kadriye boşalır gibi iniltiler, sesler çıkartmaya başladı bu kez.
Bir süre derin derin nefes alıp verdi, sesi kesilmişti. Sadece makinenin sesleri duyuluyordu. Ayağa kalktım ve elimde fotoğraf makinesiyle amını çekmeye başladım.
Ten renkli elastik yarak Kadriye’nin amına her seferinde aynı hızla girip çıktıkça, Kadriye’nin amı bir genişleyip bir daralıyordu. Amından akan zevk sıvıları yarağın üzerini kaplamıştı.
Amının dudakları biçimliydi. Hatta öyle ki, sanki gerçek bir kadın dudağı gibi görünüyordu. Ruj sürüp uzun uzun emesi geliyordu insanın. Göt deliğinin ağzı epey genişti.
Kocası Kadriye’yi deneme tahtası gibi kullanmıştı anlaşılan, ama Kadriye’nin bundan şikâyeti yoktu. Bu sayede daha genç ve güzel gösteriyordu.
Elimde kamerayla sarı saçlarını, sırtını, amını, götünü, makineyi uzun uzun çektim. Kadriye boşalma sonrası yavaş yavaş kendine geldi.
Bu kez benden yarağı göt deliğine sokmamı istedi. Kamerayı koltuğun üzerine koydum, makineyi kapattım. Kadriye aynı pozisyonda durmaya devam ederken elastik yarağı tutup amından çıkardım. Yarağın üzeri koyu beyaz, yapışkan zevk sıvıları ile kaplanmıştı.
Yarağı tutup ucunu göt deliğinin içine bir miktar soktum. Ardından makineyi tekrar çalıştırdım. Birinci seviyedeydi yine makine. Koca yarak Kadriye’nin göt deliğine girmeye başlamıştı.
Kadriye’nin göt deliği her seferinde inanılmaz bir şekilde açılarak yarağı içine alıyordu.
Kocası nasıl ameliyat etmişti bilmiyorum, ama gördüklerim çok şaşırtıcıydı. Kadriye gene deli gibi inlemeye başlamıştı bu arada. Tekrar makineyi elime alıp çekmeye başladım.
Bunu bir kadın yada erkeğin görmesi halinde kim bilir neler hissederlerdi. Mesela bu görüntüleri karım izlese ne tepki verirdi. Gerçi vereceği tepkiyi az çok tahmin ediyordum. Kafamda odun kırardı belki de.
Makine aynı şekilde dakikalarca Kadriye’nin göt deliğine girip çıkarken, ben de elimde makineyle hem videoya kaydediyor, hem de fotoğraflıyordum.
Kadriye’nin sanki gücü tükenmiş gibiydi. Makine onu epey yormuştu. Pufun üzerine yığılacaktı nerdeyse. Öylesine bir zevke maruz kalmıştı ki, zevkten bayılacaktı nerdeyse.
O ara önce elimdeki makineyi, sonra da Kadriye’nin götüne giren makineyi kapattım.
Kadriye baygın baygın bakıyordu bana. Onu kollarından tutarak kaldırdım ve büyük koltuğun üzerine yatırdım. Yarağın ucu sıvılarla kaplanmıştı.
Kadriye koltuğun üzerinde baygın gibi yatarken, elimde fotoğraf makinesi, yüzünü almadan fotoğraflarını çektim. Kadriye kendine geldikten sonra bu kez bana poz vermeye başladı.
Koltuğun üzerinde dört ayaküstüne domaldığında, arkadan amının ve göt deliğinin epey bir resmini çektim. O ara amına daha bir yakından baktım. Amında, göt deliğinin ağzında bir tane bile kıl kökü yoktu. Teni kadife gibiydi.
Memelerini, vücudunu her yerini uzun uzun çektim. Fotoğraf makinesi lüks ve pahalı bir makineydi, çözünürlüğü çok yüksekti, fotoğraf ve video kalitesi çok iyiydi.
Kadriye çektiğim resimlerine ve videoya baktı. “Hığmm, çok güzel, böyle güzel bir kadın olduğumu bilmezdim!” dedi.
Sonra da, “Aşkım, bunları yayınlasana internette, erkeklerin benim hakkımda yapacakları yorumları görmek istiyorum!” dedi.
“Olur, yeter ki sen iste!” dedikten sonra koltuğa, yanına oturdum.
Bir süre sessizce, birbirimize sarılı halde oturduk.
Kadriye, “Aşkım, bu sefer ikili yapalım!” dediğinde,
“Nasıl yani?” dedim. Benden pufun üzerine sırt üstü uzanmamı istedi, dediğini yaptım. Ayaklarımı yere koydum, ama yarağım halen inikti. O zaman Kadriye önümde çömelerek yarağımı sıvazlamaya ve ağzına almaya başladı.
Yarağımı deli gibi somurdukça aldığım zevkle birlikte yarağım kalkmaya başlamıştı. Birkaç dakikanın sonunda yarağım kazık gibiydi. Kadriye yalamayı bıraktı ve üzerime ata biner gibi oturdu.
Amını yarağıma hizaladı ve ardından yavaş yavaş oturmaya başladı. Az sonra Kadriye taşaklarıma kadar almıştı yarağımı.
Bir taraftan inliyor, diğer taraftan da arkasında kalan uzun elastik yarağı tutup götüne sokmaya çalışıyordu.
Bir süre uğraştıktan sonra, “Iğhh, tamam oldu, ığhh!” dedi ve hemen arkasından kablolu kumandanın düğmesine bastı.
O anda amındaki yarağımda plastik yarağın vuruşlarını hissetmeye başladım.
Kadriye üzerime doğru eğildi, ellerini omuzlarıma attı, bense olduğum gibi duruyordum.
Kadriye, “Iğhh, ayy, ağhh, uğhhh, ufff!” diye inledikçe inliyordu.
Şimdi amında gerçek bir yarak, götünde ise plastik bir yarak vardı. Amıyla göt deliği arasındaki ince duvardan plastik yarağı hissediyordum ben de.
Ayağındaki devasa topuklularla yerden destek almaya çalıştığında 'Tak, tuk!’ diye şiddetli sesler geliyordu. Bu arada makinenin çalışma seslerine Kadriye’nin inlemeleri karışıyordu.
Bense sadece duruyordum ve üzerimde Kadriye ileri geri doğru hareket ediyordu. O ara sırtına bastırarak kendime çektim Kadriye’yi ve meme uçlarını deli gibi emmeye, ısırmaya başladım.
Bu şekilde Kadriye’nin aldığı zevk çoğalmıştı ve tabii inlemeleri de. Müthiş bir sikiş deneyimi yaşıyordum. Bir makineyle birlikte bir kadını sikiyordum.
Plastik yarak her seferinde sanki Kadriye’nin götünü delecekmiş de yarağıma çarpacakmış gibi hissediyordum. Derken Kadriye’nin inlemeleri artmaya başladı, galiba yine boşalacaktı. Bense memelerini emmeye devam ediyordum.
Amının sıcaklığını yarağımda hissediyordum, ama onun dışında sadece sırtüstü uzanmış halde durduğum için bir zevk alamıyordum. Bütün kontrol Kadriye’deydi, sadece o hareket ediyordu.
Makine halen '1’ seviyesinde çalışırken yerde duran kumanda kablosuna elimi attım. Hızı '2’ seviyesine çıkardım.
Kadriye bunu beklemiyordu. Ellerimi sırtında birleştirerek sıkıca sarıldım ona. Plastik yarak iki kat daha hızlı ve güçlü şekilde Kadriye’nin götüne girip çıkarken, yarağıma da daha güçlü ve sert şekilde vuruyordu.
O ara Kadriye’den, “Uğhh, ağhh, ağhh, uğhh, ığmm, ayy!” sesleri gelmeye başladı artarak.
Makineyi hızlandırmama kızmamıştı. Aksine daha çok zevk alıyordu. Az sonra makineyi '3’ seviyesine aldım.
Plastik yarak daha çok, daha hızlı ve daha şiddetli şekilde Kadriye’nin götüne girmeye başladığında, bu kez zevk yerine acı iniltileri gelmeye başladı Kadriye’den.
Plastik yarak amındaki yarağıma şiddetle çarpıyordu her seferinde. Deli gibi bir amın içine girip çıkan yarağın hareketleri vardı plastik yarakta. Rahatsız olmuştum ben de.
O anda da makineyi gene '1’ seviyesine aldım. Bu pozisyonumuz daha fazla devam etmedi,
Kadriye elimden kumandayı aldı ve makineyi kapattı. Ardından üzerimden kalktı. “Aşkım, bu oyuncak değil!” dedi bana.
“Kızdın mı?” diye sordum. “Hayır canım, sadece söylüyorum!” dedi.
“Götüne girmek istiyorum!” dediğimde,
Kadriye, “Tamam aşkım!” diyerek pufun üzerinde dört ayaküstüne domaldı.
Arkasına geçerek dizlerimi kırdım, yarağımı biraz sıvazladıktan sonra açık duran göt deliğine bastırmaya başladım. Ameliyat neticesi Kadriye’nin götü lastik gibi olmuştu.
Bir açılıp bir kapanıyordu. Yarağım nerdeyse taşaklarıma kadar götüne girip çıkarken, Kadriye’den uzun ve derin inlemeler geliyordu. Göt yanaklarından sıkıca tutup girip çıkıyordum götüne.
Göt yanakları onun yaşındaki kadınlarda olduğu gibi sarkık değildi, halen taş gibiydi. Her girip çıkmamla birlikte bir zevk dalgası vücudumu sarıyordu.
Kadriye’nin ayağındaki kocaman topuklu ayakkabıları gördükçe yarağım daha da sertleşiyordu. Kocaman topuklular bende anlayamadığım şekilde azdırıcı bir etki yapıyordu.
Derken daha fazla dayanacak gücüm kalmadı ve sarsıla sarsıla Kadriye’nin estetikli göt deliğine boşaldım. Bir süre daha girip çıktım götüne.
Götünden çıktığımda deliği bir hayli açık kalmıştı, bugün üçüncü defa boşaldığımdan döl niyetine ne varsa hepsini akıtmıştım götüne. Götünün ağzı döllerimle kaplanmıştı.
Kadriye dizlerinin üzerine uzun süre çöktüğünden, dizlerini tuta tuta doğruldu. Pufun üzerine oturdu. “Huğhh, çok yoruldum bu gece!” dedi bana bakarak.
Sonra da, “Çok teşekkür ederim, kaç zaman sonra gerçek bir yarak yedim!” dedi gülerek. Kadriye acıktığını söyleyerek sandviç hazırlamak için mutfağa geçti.
Geçmeden önceyse benim gömleğimi giydi üzerine. Gömleğim uzun bir tunik gibi kalmıştı üzerinde.
Az sonra elinde bir tepsiyle geldi. Sandviçlerimizi yiyip bitirdikten sonra Kadriye bir sigara istedi. “Hayırdır, sen doktorsun, örnek olman lazım insanlara?” dedim gülerek.
O zaman Kadriye, “Ayol beni örnek alacaksa insanlar, herkesin evinde böyle bir makine olması lazım!” dedi kahkahalarla.
Makine dediği sikiş makinesiydi. Sonra konuyu değiştirdi, “Karın senden çok yaşlı, olgun kadınlardan hoşlandığın belli!” dedi gülümseyerek.
Sonra da, “Çocuğun var mı?” diye sordu. Ben de, “Yok, yapmaya çalışıyoruz!” dediğimde,
Kadriye kendini tutamayarak kahkahalarla gülmeye başladı.
“Neden gülüyorsun?” diye sorduğumda da, “İlahi aşkım, kadınlar amlarından sikildiğinde hamile kalır, ama sen karının götünü dağıtıyorsun!” dedi.
Ben de jeton o zaman düşmüştü, karım diye Hacer’den bahsediyordu. “Yok, o benim karım değil zaten!” dediğimde Kadriye şaşırdı. Ben devam ettim,
“Değil tabi, aramızda bir alacak verecek meselesi vardı. O benden para alınca, ben de onu götünden siktim o gün!” dedim. Kadriye inanmamış gibi bakıyordu.
Açıklama gereği duydum, “Yani evliyim, ama karım o değil, gerçi benim karım da benden 9 yaş büyük.
Dediğim gibi bir çocuğumuz olması için uğraşıyoruz!” dedim.
Kadriye, “O zaman karını bana getir de ben de bir muayene edeyim. İleri yaşlarda doğurmak bazen tehlikeli olabiliyor!” dedi.
Sigarasından bir nefes çektikten sonra, sanki bir şeyi hatırlamış gibi,
“Aa, bak sana şu Ayşe hanımı anlatacaktım!” dedi. Ben unutmuştum, ama şimdi meraklanmaya başlamıştım.
Kadriye, “Bundan herhalde 9-10 sene evveldi. Bu Ayşe Hanım geldi muayenehaneme. Hamile olduğunu söylüyordu, ama çocuğunu aldırmak istediğini de söylüyordu ha bire.
Ben de ona kocasını da getirmesini söyledim. Bana, (Yok, olmaz, kocamın gelmesine gerek yok, o da böyle istiyor zaten!) falan demeye başladı.
Ben aslında o dakika anladım bu işte bir şey var diye. Kadının yaşı da var, öyle kolay bir iş değil bu. Neyse kadın çıkardı çantasından bir deste para. Çocuğu almam için yalvarıyordu, devamlı ağlıyordu.
Ben dedim kendi kendime, bu kadında bir şey var diye. Kadını da görsen, o zaman şimdiki gibi değildi, simsiyah bir çarşafın içinde, bir tek gözleri görünüyor.
Sonunda baktım olacak gibi değil, ben de çocuğunu aldım!” dedi.
Ben bundan bir şey anlamamıştım. “Ee, ne var bunda, kadın çocuğunu aldırmak istemiş?” dediğimde,
Kadriye bana bakıp, “Yahu Osman, sen salak mısın, yoksa saf mı? Kadın kocasından değil, başkasından hamile kalmış. Onun için gizlice bana gelip ayaklarıma kapandı.
Kocamın gelmesine gerek yok falan demesinin sebebi de bu zaten!” dediğinde ağzım açık kaldı.
Kadriye, “Çocuğunu aldım, kadın kocasına kist ameliyatı olduğu yalanını söyledi. Tabi bu yalanına beni de alet etmiş oldu!” dedi.
Anlattıkları karşısında şok olmuştum. Ayşe hanımın geçmişte başka bir adamdan hamile kaldığını öğreniyordum.
Kadriye aramızdaki ilişkiye güvenerek bana bunları anlattığını, yoksa hastaları ile ilgili kesinlikle kimseye bir şey söylemeyeceğini söyledi. Benim Ayşe hanımı tanımadığımı sanıyordu, ama yanılıyordu.
Kadriye anlatmaya devam etti: “Restoranda sakallı bir adam gördün ya, hani bu gitti adamın koluna girdi ya. İşte o bunun kocası. Bunlar aslında çok zengin bir aile.
Ama gizli zenginlerden. Dışardan baksan hiç belli olmuyor. O zamanlar öyleydi, gerçi şimdi kadın elindeki çantanın parasıyla seni, beni satın alır. Ne diyorum, kadın geldi kapkara bir çarşafın içinde, sadece gözler görünüyor. Ben bunun çocuğunu aldım. Ama bu bana daha sonraları gelip gitmeye başladı.
Beni ablası gibi gördüğünü söylüyordu. Neyse, bu bir gün geldi bana gene. Nasıl ağlıyor, nasıl ağlıyor. Başladı anlatmaya. Kocası o zamanlar bunu ehliyete göndermemiş, kadın kısmı araba kullanmaz diyerek. Buna da özel şoför tutmuş.
Meğerse bu özel şoförüyle, af buyur, epey zaman sikişmiş. O adamdan hamile kaldığını da anlayınca çok korkmuş doğal olarak. Araya araya beni bulmuş, aynı senin bulduğun gibi.
Adamı bir bahaneyle kendisi kovmuş. Ama adama hamile olduğunu söylememiş, üstelik de ses etmesin diye bir ton para vermiş. Adam da tabii o kadar parayı alınca taşınmış buradan.
Ondan sonra da kocasıyla kavga ede ede ehliyete gitmiş, kocası da sonunda buna araba almış. O günden beri arabasını kendisi kullanıyor!” dedi.
Kadriye’nin anlattıkları karşısında ağzım açık kalmıştı. Ayşe hanımın hikâyesi gerçekten çok şaşırtıcıydı.
Diyecek bir şey bulamıyordum.
Kadriye devam etti: “Ara ara bana gelmeye devam ediyor bu. Bunun kocası da önüne gelen karıya sulanan bir adam. Ee, para da var tabii. Ayşe kocasının bütün haltlarını biliyor, ama geçmişte işlediği günahın ağırlığından bunlara ses çıkartmıyor.
Bilmiyorum, onun bana söylediği bu. Beni psikiyatrist yerine koyup anlatıyor böyle bazen!” dedi.
“Ne insanlar var!” dedim, Kadriye tepki vermemi bekliyor gibiydi çünkü. “Aynen öyle!” dedi Kadriye, “Çok iyi bir kadındır aslında, ama biraz gösteriş budalasıdır.
Bir evi var, dört beş katlı bir villa. İçine bir gir, her taraf en pahalı eşyalarla dolu. Ayşe Hanım birkaç sene öncesine kadar kapkara çarşafla geziyordu. Sonradan böyle giyinmeye başladı.
Evine gittim ben, evin en altında kocaman kapalı bir havuzu var. Anadan doğma girip yüzüyor içinde. Bak şu işe, kocası bunu erkeklerden gizliyor güya, ama kadın şoförüyle sikişiyor.
Büyük oğlu var bunun, Amerika’da yaşıyor. Kızı da evlenip İngiltere’ye yerleşmiş, yanında en küçük oğlu var şimdi. Onu da mağazadaki satışçı bir kızla nişanlamışlar.
Bana her gelip gittiğinde gelinini, dünürünü şikâyet edip duruyor. Kızı istemiyorlar, ama oğulları çok seviyor. Oğlunu da görsen dünya iyisi bir çocuk!” dedi Kadriye.
Bana, Semanur da, Dilber de, Semanur’un nişanlısı Ahmet’in bir abisi ve ablası olduğundan bahsetmemişti. Ahmet de kendi ailesi hakkında tek laf etmemişti.
Semanur’un Ahmet’le sikişerek bekâretini bozdurmasının, Dilber’in dünürüyle sikişmesinin sebepleri iyice açığa çıkmıştı. Ayşe hanım ve kocasının sahip oldukları yüklü zenginlikti bunun sebebi.
Ne yapıp yapıp o kadını yatağa atmalıyım diye düşündüm. Semanur bana, Ahmet’le akraba olduklarını söylemişti. Bu bir yalandı. Hatta, (Onların maddi durumu bize göre daha iyi!) dediğinde de yalan söylemişti. Çünkü Ahmet’in ailesi çok zengindi.
Semanur bana özellikle yalan söylemişti, kendisi hakkında yanlış fikirler beslemeyeyim diye.
Saat epey ilerlemişti. Kadriye, “Bende daha ne hikâyeler var, bir anlatsam aklın gider, aklın!” dedi gülerek. Yalan söylemediğine emindim. Son bir defa daha sikmek istiyordum,
ama Kadriye, “Aşkım benim sabah erkenden hastanede olmam gerek, doğuma gireceğim.
Onun için bu geceyi burada bitirelim, başka bir zaman devam edelim. Bana çok zevk verdin, teşekkür ederim. Şu, 'Üvey Anne-Oğul’ oyunumuza da devam ederiz hem!” dedi.
O koltukta oturmaya devam ederken ben banyoya girdim, duş kabinine girerek güzelce yıkandım. Kurulanıp içeri geçtim, giyinmeye başladığımda, o da kendi üzerindeki gömleğimi çıkardı.
Onu dudaklarından öperek çıkacakken, “Aşkım şunu gene yerine kaldırsana!” dedi. Sikiş makinesini kastediyordu.
Makineyi alıp yatak odasındaki dolaba koydum yine. Kadriye fotoğraf makinesinin içindeki hafıza kartını verdi bana
ve “Mutlaka görmek istiyorum bunları internette!” dedi. Onu dudaklarından uzun uzun öperek çıktım.
Bu gece benim için sürprizlerle geçmişti. Ama en büyük sürpriz Ayşe hanımın hikâyesini öğrenmem olmuştu...
Sonraki Bölüm
Yengem - Bölüm 58
Önceki Bölüm
Sabah karım yatak odasında fısıltıyla, “Osman, bu kızı evlendirelim. Bu böyle olmayacak. Zaten yaşı da geçiyor!” dediğinde,
“Hangi kızı?” dedim.
“Özge’yi, kimi olacak?” dedi karım.
O anda afalladım. “Peki, düşünürüm!” diyebildim sadece.
Karım, “Bunu konuşalım, çünkü talibi çıktı!” dedi bu sefer.
“Ne talibi, ne diyorsun kadın?” dedim, bu sözleri beni kızdırmıştı.
Karım, “Benim dayımın baldızının oğlu var. Askerden yeni gelmiş çocuk. Onunla tanışmanı istiyorum.
Sen ver kararı!” diyerek bana bir kâğıt uzattı.
Çocuğun adı ve cep numarası yazıyordu, adı Murat’tı.
Karım, “Çocukla tanış, konuş, o da seninle tanışmak istiyor zaten, ondan sonra evimize davet edelim, dayım gerçi ben çocuğun her şeyine kefilim diyor, makine mühendisiymiş zaten çocuk. Öyle ipsiz sapsızın biri değil yani!” dedi.
Yolda işe giderken belki de Özge’nin evlenmesinin en doğrusu olacağını düşündüm. Bu gidişle aramızdaki ilişkiden bir şey çıkacağı yoktu, zaten olamazdı da. İşyerine gittiğimde kafam karmakarışıktı. Günlük yapmam gereken işleri toparladım, telefon görüşmelerini yaptım.
Çalışanlar mal dağıtmak için dışarı çıkınca, Dilber’le yalnız kaldım. Ondan hem bana hem kendisine kahve yapmasını istedim. Az sonra Dilber’le kahvelerimizi içerken ben konuya girdim:
“Senin bu dünürlerin epey zengin herhalde, baksana kadının altındaki arabaya.
Ee, sana niye yardım etmiyorlar?” diye sordum.
Dilber, “Onlar kendileri gibi olmayanlara iyi gözle bakmıyor. Karı koca ikisi de gösteriş manyağıdır. Ben fakir olduğum için pek tutmazlar beni. Sağ olsunlar, arada üç beş kuruş veriyorlar gerçi.
Adam bana sarkıyor, ama aslında karısından çok korkuyor. Bunlar akrabaymış zaten. Ama asıl zengin olan Ayşe’dir, onun tarafı daha zenginmiş.
Damadımsa anne babası gibi değil, çok efendi, kalender bir çocuk. Bizim kız bir mağazada satışçıydı, damadım bir gün mağazaya gelmiş, orada tanışmışlar. Çocuk anne babasını benim kızla evlenme konusunda ikna etmek için çok uğraştı. En sonunda baktılar olmayacak, mecbur kalıp gelip istediler Semanur’u!” dedi. Dilber kahve fincanlarını alıp içeri geçince yalnız kaldım gene.
Akşam içinse içimde biraz heyecan vardı. Bir otelin restoranından yer ayırttım akşam için. Biraz sonra telefonum çaldı.
Emlakçı arkadaşım arıyordu. “Sana göre bir yer buldum. Hemen gel bak istersen,
kaçırma bu daireyi!” dedi.
O kapatınca Melahat’ı arayıp durumu anlattım. Çok sevindi. Onu Aysel’in evinden alacaktım.
Sonra karımı aradım, ona akşama biraz kafayı dağıtacağımı söylediğimde,
“İyi, sen bilirsin!” dedi.
Aysel’in oraya gittiğimde Melahat kapının önünde bekliyordu. Bu haliyle tipik bir ev hanımından farkı yoktu. Uzun ve geniş, siyah bir pardesü giymiş, başını desenli büyük bir türbanla bağlamıştı. Çantası omzundaydı.
Bütün bu görüntüsünü bozan ise ayağındaki kırmızı renkli yüksek topuklu ayakkabıydı. Melahat tövbe etse de bazı alışkanlıklarından kurtulamıyordu belki. Arabaya bindi, Aysel’in verdiği yüzük parmağındaydı.
Konuşurken bana sürekli ‘Aşkım’ deyip duruyordu, ama bu sözü hoşuma gidiyordu.
Birlikte arkadaşımın dediği yere gittik. Arkadaşım binanın kapısının önündeydi. Burası inşaatı yeni tamamlanmış, bir iki dairesinde oturulan yeni bir binaydı. Daire giriş katta, küçük, güzel ve aydınlıktı. Arkadaşımla anlaştık, kaparoyu verdim. O sözleşmeyi hazırlayıp bana haber verecekti. Arkadaşım anahtarı bana verip gittiğinde Melahat’la baş başa kaldım.
Ona, dün web sitesinde gördüklerimi anlattım.
Melahat çok soğukkanlıydı. “O zamanlar, dedim ya sana, paraya çok ihtiyacım vardı. Bu tip işler de yaptım. O resimleri çeken herif porno filmler de çekerdi. Böyle resim çektiği de olurdu. O resimler de onlardan bazıları işte. Ben de o sitenin şifresi olacaktı, eğer bulursam sana vereyim, sen silersin onları. Ben silmeyi unutmuşum!” dedi.
Sonra da, “Hayırdır, evli barklı adamsın ama, böyle porno sitelerde ne işin var?” deyince,
“Hiç işte, öyle bazen takılıyorum!” dedim.
Melahat yılların kurduydu. “Karın seni memnun edemiyor mu yoksa?” diye sordu gülerek.
“Yo, çok memnunum, iyi bir kadındır. Arada bazen değişiklik yapmak iyidir ama!” dedim.
Ona sitedeki pek çok kadının yüzünü göstermediğini söylediğimde, Melahat, “Doğru, bu tip kamera karşısında soyunarak para kazanmaya çalışan kadınlar var. Bakıyorsun kadına; sabah kocasını işe, çocuklarını okula gönderiyor, sonra kendisi bilgisayarın başına geçip millete amını, götünü açıyor. Aralarında kadınlar günü yaptıkları zaman da ona buna orospu, ahlaksız demekten geri kalmıyorlar!” dedi.
Ayağındaki ayakkabıyı gösterip, “Bunlar ne böyle?” dedim.
Ayakkabısına bakıp, “Bunlara zamanında epey para verdim, ne diyeyim, atmaya içim elvermedi. Bunun gibi birkaç çift ayakkabım daha var, atamadım onları da!” dedi.
“Atamadığın başka şeyler var mı?” dedim gülerek. Melahat’ta gülmüştü buna. Atamadığı başka şeylerin de olduğunu sonradan görecektim.
Melahat’a eşya da almam gerekliydi. Evin temizliğinin yapılması lazımdı. Evin içinde ayağındaki sivri topuklu kırmızı ayakkabılarıyla yürürken yüzündeki mutluluğu görebiliyordum. Bir evinin olması onu çok mutlu etmişti.
“Borcumu çalışıp öderim!” diyordu sürekli.
Bu iyiliğime karşı altta kalacak birine benzemiyordu. Sonra beni elimden tuttu ve banyoya götürdü. Banyo arkada kalıyordu, penceresi yoktu, ışığı açtı. Melahat ben bir şey demeden giydiği pardesüsünü ve başındaki türbanını çıkardı. Kalçalarını ve götünü iyice sıkmış dar bir kot pantolon ve gene üzerine dar gelen beyaz kısa kollu bir bluz giymişti. Sutyeni bluzun altında olduğu gibi belli oluyordu. Önü üçgen şeklinde ve sadece meme başlarını kapatan bir sutyendi bu. Koca memelerinin altı meydandaydı resmen.
Bu görüntü bile yarağımı sertleştirmeye yetmişti. 54 yaşında, ama yarağımı kaldırabilen bir kadındı Melahat.
Ona, “Niye böyle giyindin?” diye sordum. Eski bir hayat kadını da olsa şimdi ben onun erkeğiydim. Böyle giyinmesi hoşuma gitmiyordu.
Bana, “Senle buluşacağım için giyindim böyle, yoksa giyinmezdim!” dedi.
Acaba doğru mu söylüyordu, bilmiyorum ama hoşuma gitmişti.
Önümde dizlerinin üzerine çöktü ve pantolonumun kemerini çözdü, fermuarını açtı. Ustalığını gösteriyordu gene.
Külotumu aşağı sıyırarak sertleşen yarağımı aldı ağzına. Dilinin ucunu yarağımın kafasında gezdiriyor, başını ileri geri oynatarak ağzının derinlerine sokuyordu yarağımı. Bir taraftan da taşaklarımı avuçluyordu.
“Oğmm, ığmm, oğmm!” sesleri eşliğinde yarağımı patlayacak hale getirmişti kısa sürede.
Sonra ayağa kalktı ve kot pantolonunu çıkarmaya başladı. Az sonra pantolonunu çıkarmış altında siyah bir tangayla kaldı.
Tangasına bakıp, “Hani tövbe etmiştin sen?” dediğimde,
“Yıllarca bunlardan giydim, şimdi pamuklu külot giyince rahatsız oluyorum, alışmadık götte don durmuyor derler ya, aynen öyle!” dedi gülerek.
Sutyenini de gösterip, “Bu nasıl?” diye sordu.
“Güzelmiş!” dediğimde,
“Atamadığım şeylerden biri de bu!” dedi gözlerini kırpıp gülerek.
Melahat banyo dolabına tutunarak domaldığında arkasına geçtim. Akşama Kadriye’yi sikip sikemeyeceğim belli değildi. Onun için Melahat’ı boş geçmek istemiyordum. Tangasını sıyırdım bacaklarından ve ayağından çıkardım. Kırmızı topukluları halen ayağındaydı. Melahat bacaklarını ayırdı, topukluları banyonun zemininde 'Tak, tuk!’ sesler çıkartırken ben de pantolonumu ve külotumu çıkardım.
Yarağımı ayrık duran amına aşağı yukarı sürttüm bir süre, ardından yavaşça içine girdim.
Yılların orospusu olsa da halen sikilmelik bir kadındı. Amına taşaklarıma kadar girdiğimde amının sıcaklığını hissettim. Karşımızdaki aynadan birbirimizi görebiliyorduk. Melahat’ın yüzünden zevk aldığı belli oluyordu. Belinden tutarak amında çalışmaya başlayınca, o da başını sağa sola sallamaya başlamıştı. Natalya gibi Melahat da kendini yarağıma bastırırken aldığım zevk daha da çoğalıyordu.
Zamanla hızlanmaya başladım. Göt yanakları yarak darbelerimle löpür löpür sallanıyordu şimdi. Bluzunu yukarı sıyırdım, sırtını okşadım o sırada. Amında çalışmaya devam ederken omzundan tutarak kaldırdım biraz.
Melahat şimdi dik durmuş gibiydi nerdeyse. Ayağındaki topuklularla birlikte de boyu uzamıştı. Elimi memelerine attım. Aynadan kendime bakıyordum. Sutyenin içine soktum elimi. Etli meme uçlarını yakaladım, sıktım. Memelerini avuçladım, yoğurdum. Bu arada Melahat benimle birlikte hareket ediyordu.
Ben belimi ileri geri oynatarak amına girip çıkarken, o da aynı şekilde belini yılan gibi oynatıyordu. Bu şekilde yarağım amına tamamen girip çıkıyordu. Melahat bu işi iyi biliyordu doğrusu.
Hızlı hareket etmeme, büyük bir güçle pompalamama gerek kalmıyordu. Amı sanki yarağımı hapsetmişti bu pozisyonda.
İki elim sağlı sollu memelerindeydi. Melahat, “Oğhh, ağhh, ığmm, çok güzel, oğhh, devam et, ığmm, evet, ağhh!” diyerek memelerini avuçlamış ellerimi sıkıca tutuyordu.
Müthiş bir zevk dalgası vücudumu sardı. O anda aynaya baka baka boşaldım. Her tarafım karıncalandı ve sanki vücudumda beni ayakta tutacak enerji kalmamıştı.
Amından çıktığım zaman döllerim banyonun zeminine akıyordu.
Büyük keyif almıştım bu sikişten. Gerçi biraz erken boşalmıştım, ama çok zevkliydi. Melahat çantasından birer sigara çıkarıp yaktı ve birini bana verdi. Aynaya bakarak saçlarını, üzerini düzeltiyordu.
Sigaralarımızı içtikten sonra izmaritleri klozete attık, giyindik.
Melahat gene eve girerkenki haline dönmüştü. Kapıyı kilitleyip dışarı çıktık. İkinci el eşya satan bir mağaza biliyordum.
Oraya gittik. Melahat’a birkaç parça ev eşyası aldım. Gerisini kendisi almak istiyordu.
“Sana çok zahmet verdim zaten. Diğerlerini alacak kadar param var!” diyerek teşekkür etti.
Eşyalar sonradan eve bırakılacaktı. Melahat’ı Aysel’in evine yakın bir yerde indirdim.
İşyerine döndüm. Bizim çalışanlar henüz dönmemişti. Bir banyo yapsam çok iyi olacaktı. Banyoda kullanmadığımız bir duş vardı. Gerçi şofben takılıydı, ama kullanmıyorduk.
Dilber’e, “Ben banyo yapıyorum!” dediğimde, “Hayırdır, ne banyosu?” dedi.
Ona cevap vermeden girdim banyoya ve kapıyı kapadım. Soyundum, şofbeni açıp duşun altına girdim. Bir süre sonra sıcak su akmaya başladı. Sabun yada şampuan olmadığından sadece suyla yıkadım vücudumu. Yarağımda kalmış dölleri, Melahat’ın amının sıvılarını yıkadım. O sırada banyonun kapısı açıldı.
Dilber elinde mutfakta kullandığı temiz elbezlerinden getirmişti. Beni öyle görünce sanki bozuk atar gibi, “Gündüz vakti ne banyosu bu böyle?” dedi.
Ona açıklama yapacak değildim. Suyu kapadım, elindeki bezlerle saçımı, vücudumu kuruladım. Ardından üzerimi giyindim.
Akşam iş çıkışında Kadriye’yi aradım.
Bana, “Ben eve geçip geleceğim!” dedi. Belki de hazırlanacaktı yemek için. Otelin restoranına gittim. Burası çoğunlukla ensesi epey kalın tiplerin geldiği bir yerdi.
Bense ilk defa geliyordum. O yüzden biraz kendimi yabancı hissettim. Etrafımda tiplerinden zenginlikleri belli olan kadınlar ve erkekler kahkahalar eşliğinde yemeklerini yiyip içkilerini içiyorlardı.
Saat 20:00'yi biraz geçe Kadriye geldi. Diz üstü straplez, dar ve siyah bir elbise giymişti. Elbise sanki karnına, vücuduna yapışmıştı. Ayağında leopar desenli yüksek topuklu bir ayakkabı, elinde siyah renkli, parlak uzun bir cüzdanı vardı.
Güneşten iyice bronzlaşmış biçimli bacakları çok güzeldi. Altın sarısı saçlarını kabartmıştı. Göğsü, omuzları, kolları meydandaydı, çok güzel yanmıştı güneşte. Memelerinin çatalı görünüyordu tabii ki. Merhabalaştıktan sonra bir süre sohbet ettik.
Kadriye belli ki bu tip yerlerin yabancısı değildi. Onu buraya davet etmekle iyi bir iş yapmıştım. Yemeğin seçimini ona bıraktım. Kadriye garsona siparişlerimizi verdi.
Ardından kendi hikâyesini anlatmaya başladı.
İki kere evlenip boşandığını ve iki kocasının da doktor olduğunu söyledi. İlki kendi gibi jinekologmuş, ikincisi ise estetik cerrah. Kadriye’nin görüntüsü, ikinci kocasının onun üzerinde çalıştığını gösteriyordu. Yaşına rağmen memeleri dik ve dolgun görünüyordu.
Dudakları etliydi, aynı zamanda yüzünü de biraz gerdirdiği anlaşılıyordu. İlk evliliği 17 yıl, ikincisi ise 8 yıl sürmüş. Hayatının 25 yılını evli geçirmiş bir kadın vardı karşımda. Çocuğu yoktu. Kendisi istememiş çocuğunun olmasını.
Konu konuyu açıyordu, kültürlü, ağzı laf yapan bir kadındı Kadriye. Saat ilerlemişti. O sırada yan tarafımdan, “Kadriye hanım, iyi akşamlar!” dendiğini duydum. Şöyle bir soluma döndüğümde, Ayşe hanımı bana ve Kadriye’ye bakarken buldum.
Kadriye ayağa kalkarak Ayşe hanımı yanaklarından öptü.
Kadriye Ayşe hanımı bana gösterip, “Ayşe hanım eski hastalarımdan biridir, aynı zamanda ahbabımdır!” dedi.
Ayşe Hanım sanki beni ilk defa görüyormuş gibi, “Memnun oldum!” dediğinde, ben de onun oyununa katılıp,
“Ben de!” dedim.
Ayşe Hanım gerçek bir bombaydı. Kocasının, yatakta buz gibi dediği kadın bu görüntüsüyle bile alev alev yandığını gösteriyordu oysa.
Üzerinde leopar desenli bir şalvar vardı, ayağında da aynı Melahat’ınki gibi kırmızı yüksek topuklu ayakkabı. Şalvarın üstüne kahverengi uzun kollu bir bluz giymiş, büyük bir kemerle belini bağlamıştı, başını da gene leopar desenli büyük bir eşarpla bağlamıştı.
Elinde ayakkabısıyla aynı renk bir çanta tutuyordu. Mavi bir far sürmüştü gözlerine, dudaklarında ise parlak pembe bir ruj. Bluzu vücudunu sarmıştı, memelerini iyice belli ediyordu.
Kadriye’yle bir süre ayaküstü konuştular, ardından bana, “İyi akşamlar!” dedikten sonra gitti.
Arkasından baktığımda şalvarın içindeki götünün yanakları sağa sola löpür löpür sallanıyordu. Sanki içinde külot yok gibiydi.
Çıkış kapısının orada 50-55 yaşlarında geniş sakallı, gözlüklü bir adamın koluna girerek çıktı restorandan.
Demek ki kocası buydu.
Ben, “Eski hastan mı senin?” dediğimde,
Kadriye gülerek, “Anlatırım sonra!” dedi. Ben de hesabı istedim o ara. Gelen hesap benim için bile fazlaydı, ama yine de Kadriye’ye belli etmedim.
Taksiyle gelmişti. Klasik numaraydı bu. Onu evine ben bırakacaktım. Evinin önüne geldiğimizde,
Kadriye, “Bu gece için çok teşekkür ederim. Eğer istersen bir kahve ikram edeyim sana?” dedi. İşte, oyun başlıyordu.
Evi Refiye’nin evine çok yakındı. Ben üst kata çıkacağımızı sanırken, Kadriye merdivenlerden aşağı indi. Bahçe katında oturuyordu. Dairesi tek katlıydı, ama oldukça büyüktü. Kadriye ayakkabılarımı çıkartmamamı istese de, ben alışık değildim.
O zaman bana bir çift terlik verdi. “İkinci kocamındı bunlar!” dedi gülerek.
Giymek bana nasip olmuştu yani. Kadriye mutfağa geçip kahvelerimizi yaparken, ben de salondaki eşyalarına bakıyordum.
Pek çok kitabı, CD’si, DVD’si vardı. Ben de böyle bir kadınla evli olmayı çok isterdim, ama benim karım ilkokul mezunu cahil bir kadındı. Ama gene de bana deli gibi aşıktı.
Kadriye kahvemi verdi, karşılıklı deri koltuklara oturup içmeye başladık. İkimiz de konuşmuyorduk. Kadriye bacak bacak üstüne atmış, ayağını sallıyordu.
Onu bu gece sikeceğimin işaretlerini alıyordum. Ona, “Sevgilin yok mu?” diye sorduğumda şaşırdı.
Ama ben cevabını almak istiyordum.
Kadriye, “Evliyken kocalarıma hiç ihanet etmedim. Ama ikinci boşanmamdan sonra birkaç erkek girdi hayatıma.
En son senin gibi genç ve yakışıklı bir asistan doktor sevgilim vardı!” dediğinde,
“Ne oldu peki?” diye sordum.
“Uzmanlık sınavını kazanıp Samsun’a gitti!” dedi gülerek.
Ben de gülüyordum bu cevabına. Kahvemi bitirdim, fincanı sehpaya koydum.
İkili koltukta oturuyordu, geçtim yanına oturdum ben de. Elindeki fincanı alıp diğer sehpanın üzerine koydum. Kadriye ne yapacaksam bir an önce yapmamı istiyordu sanki.
Sağ elimi beline attım ve yavaşça dudağının kenarından öptüm. Kadriye deri koltukta kendini geriye yaslayarak koltuğun koluna sırtını verdi. Derken dudaklarımız birleşmişti. Etli ve ıslak dudaklarını emiyordum, az önceki kahvenin tadı geliyordu dilime.
Dilimi ağzına soktuğumda biberon gibi emmeye başladı. Sağ elim vücudunda geziniyordu. Kadriye çok istekliydi. Karşılıklı dillerimizi çıkardık, birbirimizi dilliyorduk resmen.
Sağ elim bir memelerinde, bir kalçalarında geziniyordu.
Kadriye dudaktan öpmeyi bırakarak sıkıca sarıldı, saçlarımı okşarken ben onun çıplak omuzlarını öpüyordum şimdi. Çok arzuluydu, ellilerinin sonunda bir kadın için çok güzel bir vücudu, fiziği vardı.
Aramızdaki onca yaş farkına rağmen çok istekliydik ikimiz de. Bir süre koltukta o şekilde devam etti sevişmemiz.
Daha sonra Kadriye ayağa kalktı, ellerini sırtına attı. Az sonra elbisenin sırt fermuarı açılmıştı ve Kadriye ayaklarından çıkardı elbisesini.
İçine siyah tül bir tanga külot giymiş, gene siyah askısız bir sutyen takmıştı. Tül tanganın içinden amı görünüyordu. Amında, vücudunda kıl niyetine bir şey yoktu.
Dolgun memeleri sutyenin içinde iyice şişmişlerdi. Derken Kadriye ellerini gene arkaya atarak sutyenini de açtı, memelerinde silikon olduğunu anladım o anda.
Dik ve dolgundu ikisi de. Meme başları beyaz, meme uçları ise küçük ve koyu pembeydi. Kadriye gözlerini gözlerimden ayırmadan tül tangasını da ayağından çıkardı. Ayakkabısı ise halen ayağındaydı.
Önümde şöyle bir dönerek, “Nasılım?” dedi.
“Çok güzelsin!” dedim bende.
Gerçekten göz alıcıydı. Yarağım pantolonumu zorlarken, Kadriye dizlerimin üzerine, kucağıma oturur gibi oturdu. Memeleri ağzımın kenarındayken,
“Eski kocam silikon taktı memelerime, yoksa şimdiye kadar çoktan sarkmıştı!” dedi.
Sonra dudaklarına, kulaklarına, yanaklarına, çenesine, kalçalarına, götüne dokundu tek tek.
“Buralarda da estetik var!” dedi, sonra da kahkaha attı ve “Yani plastik bebek gibiyim!” dedi.
O bunu söylerken ben meme uçlarını emmeye başlamıştım bile.
Ellerimi belinde kenetlemiştim.
Kadriye, “Iğmmm, çok güzel!” diyerek inlemeye başladığında, küçük meme uçlarını vakum gibi içime çekiyordum.
Kadriye sürekli, “Iğmm, ayy, uğmm, ağhh, evet, ığhh!” diye istekli sesler çıkartıyor, gömleğimin üzerinden sırtımı okşuyordu.
Memelerine yumulmak nedendir bilmem yarağımın sertliğini azaltmıştı. İştahla memelerini emmeye devam ettim ben de.
Ara ara dudaktan öpüşüyorduk, sonra ben gene memelerine yumuluyordum.
Bir süre sonra yarağım yeniden sertleşmeye başladı. Kadriye dizlerimden kalkarak,
bana, “Soyunmanı istiyorum!” dedi.
O televizyona doğru giderken, ben de soyunmaya başlamıştım. Çırılçıplak kaldığım zaman Kadriye bana baktı ve “Hığmm, beklediğimden daha iyi!” dedi gülerek.
Ardından beni yanına çağırdı. Televizyonun altındaki kapaklı dolapta bir sürü DVD ve CD vardı.
Kadriye bunların hepsinin porno filmler olduğunu söyledi. Bir kısmının üzerinde yazıları, resimleri vardı, ama çoğu isimsizdi. Sadece kalemle üzerlerine yazı yazılmıştı.
Kadriye birtanesini alıp, “Şunu izleyelim mi?” dedi.
Ben de, “Olur!” dedim, ama neye olur dediğimi bilmiyordum. O ara Kadriye’ye yapacağım teklif geldi aklıma.
Ona, “Senin çıplak resimlerini çekmek istiyorum!” dedim.
“Neden, ne yapacaksın?” diye sordu şaşırarak.
Ben de, “İnternete koymak için!” dedim.
Kadriye önce tuhaf tuhaf baktı bana,
sonra da, “Haa, haa, çok iyi, çok süper!” dedi.
Ama sonra hemen, “Ama yüzümü gizleyeceksin, ona göre!” dedi.
“Elbette!” dediğimde, onu ikna etmenin bu kadar kolay olacağını tahmin etmemiştim. Kadriye filmi DVD-Player’e koyarak çalıştırdı, birlikte televizyonun karşısındaki büyük deri koltuğa oturduk.
Derken film oynamaya başladı, bir Japon filmiydi bu. Kadriye o sırada elini yarağıma atarak sıvazlamaya başlamıştı.
Kadriye, “Bu filmi çok severim. Benim gibi yaşlı bir kadın var filmde. Kadın kendi gibi yaşlı bir adamla evleniyor, adamın genç bir oğlu var. Çok yakışıklı.
Kadın çocuğa ilgi duymaya başlıyor, ama çocuk bunun farkında değil. Farkına varınca da bundan rahatsız oluyor ve kadına, (Sen benim annem sayılırsın, böyle bir şey yapamam, çok yanlış!) falan diyor.
Kadın kendiyle hesaplaşıyor o zaman, acaba ben yanlış mı yapıyorum diye, ama sonra o çocuktan ayrılamayacağını anlıyor. Çocuğu baştan çıkartmaya çalışıyor, en sonunda çocuk da kadına ilgi duymaya başlıyor. Çocuk kadını, yani üvey annesini, epey bir sikiyor falan.
En sonunda bir gece adam bunları sikişirken görüyor, o anda da kalp krizi geçiriyor!” dedi.
“Bütün hikâyeyi anlattın bana!” dedim gülerek. Kadriye, “Ben de senin gibi genç bir üvey oğlum olsun isterdim, aynı filmdeki gibi sevişirdik!” dedi.
Sonra da, “Hadi oyun oynayalım, ben senin üvey annen olayım, sen de benim üvey oğlum ol!” dedi.
Doğrusu bunun nasıl olacağını ben de bilmiyordum.
Kadriye porno filmlerin olduğu dolabın alt kapağını açtı ve oradan da birkaç tane porno dergi çıkardı. Dolabın içinde belki yüzlerce porno dergi vardı.
Kadriye dergilere baktığımı fark etti ve “Bunları kocam yurtdışına gittiği zaman getirirdi.
Boşanınca hepsi bana kaldı!” dedi gülerek. İçlerinde İngilizce yazan bir dergiyi bana uzattı ve “Hadi sen dergiye bakarak 31 çekiyormuşsun gibi yap,
ben de seni kapının arkasından dikizlerim!” dedi.
Kadriye gerçekten de oyun oynamak istiyordu. O sırada film büyük ekran LCD televizyonda oynamaya devam ediyordu, sesi kısık olarak. Filmin konuşmaları Japonca, altyazıları İngilizceydi ve ben pek bir şey anlamıyordum.
Sonra Kadriye içeri geçti, ben de elimdeki dergiyi karıştırmaya başladım.
Bir sürü erkek ve kadının sikiştikleri resimler doldurmuştu sayfaları. Bazı sayfalarda ise sadece çıplak kadınlar vardı. Dergiye bakmak yarağımı kaldırmaya yetmişti.
O sırada filmde de üvey anne, odasında 31 çeken üvey oğlunu kapı arkasından dikizliyordu. Hem film, hem elimdeki porno dergi yarağımı kaldırmıştı.
Sıvazlamaya başladığımda yarağımın kafasından zevk sıvıları da gelmeye başlamıştı.
O anda yanımda birden Kadriye bitiverdi, ama onu öyle görünce doğrusu şaşırdım.
Kadriye üzerine uzun basma bir etek, uzun kollu çiçekli bir gömlek giymişti. Başını da bir türbanla arkadan bağlamıştı.
Bana, “Osman, oğlum bu ne hal, ne yapıyorsun sen?” dedi.
Benimle tiyatro oynuyordu,
ben de ona katılıp, “Anne ne olur babama söyleme!” dedim gülerek.
Oysa Kadriye çok ciddi görünüyordu. Elini ağzına götürerek, “Bu yaptığın çok ayıp, benim gibi namusuna düşkün bir kadının evinde bunu yapman çok ayıp!” dedi.
Sonra da, “Bunu babana söylemem, ama bir şartım var!” dedi. Ben de,
“Neymiş anne?” dedim gene gülerek.
Kadriye gözlerini yarağımdan ayırmadan, “Beni sikmezsen her şeyi babana söylerim, o da senin kemiklerini kırar!” dedi.
Ben de, “Ama bu çok günah, sen benim annem sayılırsın, bunu yapamam!” dediğimde,
Kadriye, “Biliyorum, benim için de zor, ama başka türlü olamaz!” dedi.
Ardından önümde dizlerinin üzerine çöktü ve yarağımı sıvazlamaya başladı. Uzun kırmızı ojeli tırnaklı parmakları yarağıma dokunduğu anda bir zevk dalgası sardı her yanımı.
Kadriye az sonra yarağımı iştahla emerken, ben de televizyondaki filme baktım. Filmde de kadın çocuğun yarağını ağzına almış, iştahla yalıyordu. Kadriye şimdi benim üvey annem olmuştu ve birlikte bir günaha imza atıyorduk.
Dizlerinin üzerinde ileri geri yaylanıyor, başını ileri geri oynatıyordu Kadriye. Her seferinde yarağımı vakum gibi ağzının derinlerine çekiyordu.
Büyük keyif alıyordum o anda. Kadriye’nin küçük oyunu işe yaramıştı, yarağım patlayacak gibi olmuştu nerdeyse. Silikonlu dudaklarındaki kırmızı ruj yarağımın zevk sıvıları ile birleşince, yarağım hafiften kırmızı bir renk almıştı.
Başımı kaldırıp gözlerimi tavana diktim. Kadriye’nin, “Oğmm, oğmm, ığmm!” diye boğuk boğuk seslerinden başka, televizyondan gelen kısık sesler yayılıyordu salona.
Böyle giderse ağzına patlayacaktım Kadriye’nin. Onu dürtmek zorunda kaldım. Kadriye başını kaldırııp,
“Ne oldu oğlum, hoşuna gitmedi mi? Yoksa beni yaşlı mı buluyorsun?” dedi. Yarağımın zevk sıvıları ağzını, dudaklarını ıslatmıştı iyice. Kadriye halen oyunu sürdürmekte kararlıydı anlaşılan.
Ben bir şey demeden ayağa kalktı ve elimden tutarak, “Hadi gel benimle, baban gelmeden şu işi yapalım!” dedi.
Onun sözüne uyarak kalktım koltuktan, birlikte yatak odasına geçtik. Ortada iki kişilik büyük bir ikiz yatak vardı.
Kadriye soyunurken, bana da, “Baban gelmeden sik beni, ne olur, onun yarağı kalkmıyor artık, ben de kadınım,
benim de isteklerim var, hadi sik beni!” diyordu.
Az sonra çırılçıplak halde yatağa uzandı, bacaklarını iki yana ayırdı ve ellerini uzatarak, “Hadi gel, hadi!” dedi. Ben de yatağa çıkarak bacaklarının arasında yerimi aldım.
Yarağımı tutarak amına sürtmeye başladım. Kadriye’den derin bir inleme sesi geldi önce, daha sonra da nefesi kesilecekmiş gibi oldu. Yarağım yavaş yavaş amına girerken ikimiz de büyük zevk alıyorduk.
Çocuk doğurmadığı için amı dardı. O ara Kadriye oynadığı oyunu unutup,
“Kocam amıma da estetik yapmıştı, am dudaklarıma bakınca görürsün!” dedi.
O bunları söylerken ben amında çalışmaya başlamıştım bile. Ayakuçlarımdan destek alarak amına yarağımı piston gibi sokup çıkartıyordum ağır ağır.
Kadriye ellerini sırtıma atmış, “Oğhh, ağhhh, ığmmm, baban gelmeden yap şu işi, hadi oğlum, sik ananı, oğhh!” deyip duruyordu.
Kadriye’nin böyle bir saplantısı vardı belki de.
Tempomu bozmadan yavaş hareketlerime devam ederken, Kadriye bu kez, “Daha çok sok, daha çok!” demeye başladı.
O zaman amından çıktım, dizlerimin üzerinde doğruldum. Kadriye’nin bacaklarını tutup havaya kaldırdım ve omzuma attım. Alttan amına soktum yarağımı ve kalçalarından tutarak hızlı hızlı sikmeye başladım.
Kadriye kendini kaybetmişti sanki, başını deli gibi sağa sola sallıyor, dudaklarını emiyor, sallanan memelerini avuçluyordu. Bense gittikçe hızlanıyordum.
Omzumdaki bacakları yarak darbelerimle titrerken, kasıklarım göt yanaklarına, kalçalarına çarpıp 'Şlop, şlop, şlop!’ diye sesler çıkartıyordu. Altımızdaki ikiz yataktan yayların çıkardığı sesler geliyor, Kadriye’nin inlemeleri ise gittikçe artıyordu.
O ara Kadriye yatağın üzerindeki pikenin ucunu ağzına sokup ısırmaya başladı. Bu şekilde şiddetli iniltilerini kısmaya çalışıyordu.
Bir süre bu pozisyonda devam ettim, ama yorulmuştum. Amından çıktım yine, Kadriye’nin kalçasına bir tokat atarak, “Hadi domal, çabuk ol!” dedim.
Kadriye de, “Tamam, tamam oğlum, sen iste yeter ki, hadi, sik beni, baban gelir birazdan, ağhh, hadi!” diyerek, yatakta dört ayaküstüne domaldı.
Bacaklarını iyice ayırarak, belini biraz indirdi. Yarağımı biraz amına sürttükten sonra tekrar içine girdim.
Kadriye, “Ağhh, ağhh, aoğhh, oğhh, ığmm!” diyerek inlerken, ben amına şiddetle pompalıyordum. Kadriye başını sağa sola oynatıyor, ara sıra pikenin ucunu ağzına sokup ısırıyor, ama çoğunlukla adeta hayvan gibi böğürerek inliyordu.
Elleriyle yataktan destek almaya çalışırken, şiddetli yarak darbelerim neticesi birkaç sefer yüzü yatağa yapıştı. Makyaj aynasından görebildiğim kadarıyla,
Kadriye’nin suratı bambaşka bir hal almıştı. Ağzı sürekli açıktı, gözlerine sürdüğü siyah boya yanaklarından ince bir çizgi gibi akıyordu.
Ağlayıp ağlamadığını bilmiyordum o sıra. Altımızdaki ikiz yatak hayvan gibi yaylanıyordu, sanki altımızda içi su dolu bir yatak vardı.
Aklım başımdan gitmişti sanki. Derken Kadriye’nin böğürmeleri, inlemeleri çoğaldı. Art arda boşaldığımız zaman ikimizin inlemeleri odayı dolduruyordu.
Nefes nefese kalmıştım, terden sırılsıklam olmuştum. Kadriye’nin amından çıktım ve sırtüstü kendimi yatağa attım. Kadriye de başını göğsüme koyarak uzandı yanıma.
Derin derin inliyordu. Gözlerinden yaşlar geliyordu. Ona, “Neden ağladın?” diye sorduğumda,
“Çok mutluyum, üvey oğlum sikti beni!” dedi.
Saplantılı bir kadındı Kadriye. Ona, “Bu yukardakiler duymuş mudur sesleri?” diye sordum.
Kadriye, “Merak etme, ses yalıtım sistemi var dairelerde, top patlasa duyulmaz!” dedi.
Bir süre o şekilde kaldık, ardından tatlı bir ağırlık çöktü üzerime. Kendime geldiğimde Kadriye yanımda yoktu. Salona geçtim. Televizyonun karşısındaydı.
Filmde çocuk üvey annesini sikiyor, babası da anahtar deliğinden içeri bakıyordu. Kadriye ise deri koltukta oturmuş amını ovalayarak filmi izliyordu.
Az sonra adam kalbini tutarak yere yığıldığında, çocuk ve üvey annesi arka arkaya boşalıyordu. O anda da film bitti zaten.
Kadriye beni görünce, televizyonu işaret ederek,
“Film çok güzel, değil mi?” dedi.
“Evet, güzelmiş!” dedim.
Onu kırmamak için böyle söylemiştim.
Kadriye, “Hadi banyoya!” diyerek elimden tuttu. Banyoda, aynı yengemin evindeki gibi lüks bir duş kabini vardı. İkimiz birden içine girdik.
Kadriye tuşlara basarak suyu açınca, tazyikli su her yönden akmaya başladı. Banyoda yarım saate yakın kaldık. Hem eğlendik, hem yıkandık.
Tekrar salona döndüğümüzde gecenin ikinci kısmı başlamak üzereydi...
Sonraki Bölüm