Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

izzy's playlists!
h
noise dept.

occasionally subtle
Show & Tell
sheepfilms
Mike Driver
almost home
ojovivo
Peter Solarz

JVL
Sade Olutola
🪼
NASA
KIROKAZE
RMH
art blog(derogatory)
seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from Germany
seen from Canada
seen from Germany
seen from Spain
seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Iraq

seen from France
seen from United States

seen from United States
seen from Kuwait
seen from Romania
seen from T1
seen from United States
@alpcan138

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Pleazagirl4:
Aliss..
Luna..

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Over_doze..

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Wow beautifully gorgeous wow
Iveta Vodakova
Amazing beauty, sexy, sweety, classy, juicy & curvy Girls👉👉 Tap Here To Continue

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yengem - Bölüm 62
Önceki Bölüm
Karımı bir başka kadınla beraber gru pseks yapmaya ikna etmek! Bu olacak iş değildi doğrusu. Odaya döndüğüm zaman karım yatağın üzerinde oturmuş televizyon izliyordu.
Bana, “Nereye gittin?” dediğinde,
“Havuza gittim, seni kaldırmak istemedim!” dedim.
Karım, “Zaten havuza gitmeye niyetim yok, başım çatlıyor!” dedi.
Morali bozuk gibiydi.
“Anlat, neyin var? Söyle!” dediğimde,
karım, “Yok bir şey, boş ver!” dedi.
Ama birşey vardı muhakkak. “Anlat, benden bir şey saklama!” dedim.
Karım gene, “Yok bir şey!” deyince sinirlendim.
Karım asık bir suratla yere bakarken kolundan sıkıca tuttum, o anda, “Ağhh, kolum, bırak kolumu, bırak!” demeye başladı.
“Konuş, yoksa senin amını götünü sikerim!” dedim karıma.
Yüzümdeki ifadeyi görünce korktu. “Tamam, bırak kolumu, bırak, anlatacağım, anlatacağım!” dedi.
Kolunu bıraktım, kolunu ovaladı bir süre. Daha sonra da gözlerinden yaşlar gelerek, “Annen aradı, onunla konuştum, moralim bozuldu!” deyince,
“Ne dedi annem? Anlat çabuk!” dedim kızgınlıkla.
Karım, “Annen, (Eğer hamile kalıp çocuk doğuramazsan, seni de, piçlerini de evden siktir ederim, sen artık çok oldun, ekmek elden su gölden yaşıyorsunuz, çocuk doğuramadın bir türlü!) dedi!” diyerek daha çok ağlamaya başladı.
Annem artık çok olmuştu. Telefona sarıldım, annemi arayıp ağzıma geleni söyleyecektim. Ama karım, “Kurbanın olurum, şimdi benden bilir, daha çok üstüme gelir. Zaten bu ilk değil annenin söylediği. Daha önce de kaç kere söyledi böyle. Ama şimdi kızlarımdan ‘Piç’ diye bahsedince dayanamadım, benim kızlarım piç değil!” dedi. Karım hüngür hüngür ağlıyordu. O sinirle iki sigara içtim üst üste. Buraya karımla tatil yapmaya gelmiştim, ama annem bütün neşemin içine etmişti. Benim mutluluğumu bozmaya çalışıyordu.
Daha sonra karım benim kanımı donduran şeyler söylemeye başladı:
“Aslında Elif’i de kocasından zorla boşatan senin annen. Kocasına boşanması için epey para ödemiş teyzen. Zaten teyzeni de bu işe bulaştıran gene annen. Adamı karısından zorla boşatıyorlar, çocuklarından ayırıyorlar. Elif’in seni sevdiği doğru, ama sana böyle bir oyun oynadılar. Annen telefonda konuşurken duydum ben. Yoksa senin Elif’le de, Refiye’yle de evlenmene benim gönlüm razı değil. Annen kabul etmem için bana çok baskı yaptı. Birkaç defa dövdü beni. Ama ben bunların hiçbirini söylemedim sana. Ama benim kızlarıma piç deyince işler değişti.
Artık hepsini anlatacağım!” dedi.
Duydukça öfkem kabarıyordu. Karım beni hayretler içinde bırakan şeyler söylemeye başladı: “Annen töre gereği benimle evlenmene ses etmedi, babandan çok korkuyordu çünkü. Baban beni seviyor, bu da annenin bana olan hıncını daha da artırıyor. Eve gelin geldiğim ilk günden beri bana baskı yapmaya başladı.
Sen işyerinde olduğundan hiçbirinden haberin olmuyordu, ben de senin üzülmeni istemediğim için ses çıkarmadım. Sonradan ben hepsini düşününce çıktı ortaya. Annen tatilden gelince bizi o düğüne zorla gönderdi biliyorsun. Sen o düğün sayesinde Refiye’yle tanıştın. Annen Refiye’yi de, aynı Elif gibi ayarlamış. Refiye’nin bize gelip gitmeleri, onun çalışmak istemesi, senin onu işe koyman falan hepsi palavra. Kadın zaten dünya kadar zengin.
Maksat seni benim elimden almak. Annen ta başından beri beni hiç sevmedi. Sana Refiye’yi, Elif’i ayarladı. Refiye de, Elif de seni çok seviyor, bundan kuşkum yok, ama bunların hepsi senaryoymuş meğerse. Annenin gözü Refiye’nin ve Elif’in babasının parasında. İkisi de çok zengin. Onlarla evlenirsen, onların parası sana geçecek. Onlar da kendilerine adam gibi bir koca bulmuş olacak. Ben seni çok seviyorum, seni kaybetmek istemiyorum.
Bunun için hemen hamile kalmak istiyorum. Hem sonra şey de var, bunlardan ayrı… Kızım Özge seni seviyor. Bunu söylemek bir anne olarak çok zor, ama senin onunla ilişkin olduğunu biliyorum. Daha ilk günden sana göz koydu. Sen de onun gençliğine, güzelliğine kandın. Ama ben sana suç bulmuyorum. Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek birşey yapmazmış. Benim kızım ahlaksız çıktı. Bir ana olarak yüreğim yanıyor, ama sana olan sevgim hepsinden fazla!” dedi.
Bütün bunlar sonucu şok içindeydim. Karım içindeki kurtları döküyordu. Özge meselesinde çok fazla durmadığını gördüm.
Bana, “Senden tek bir isteğim var. Kızımın bakireliğini bozma. Biliyorum, o sana kızlığını vermek istiyor, ama sen bunu yapma. Onu götünden siktiğini biliyorum. Sonuçta öyle yada böyle evlenecek. Evlendiği adamın onun kızlığını bozmasıdır doğru olan. Yoksa bütün dünyaya rezil oluruz!” dedi.
Karım beni şaşırtıyordu.
Devam etti, “Senin beni aldatmana ses etmedim ben. Bir de ben bunları senin başına kakarsam, beni boşarsın diye çok korktum!” dedi.
Karım sonunda Özge meselesini ortaya çıkarmıştı. Ama dünyayı başıma yıkmak yerine soğukkanlı şekilde konuşuyordu. Ben ne diyeceğimi bilemedim, en iyisi susmaktır diyerek karımı dinleyecektim. Ama anlamadığım bir şey vardı: Bütün bunların sebebi, annemin karıma olan nefretiydi.
Karıma, “Annem niye senden nefret ediyor?” dedim.
Önce sustu, o sinirle suratına iki tane okkalı tokat attım. Dudağı kanıyordu.
Ama karım buna aldırmadan gözleri yaşlı anlatmaya başladı: “Lütfen bunlar bizim aramızda kalacak. Başka kimse bilmesin, bana söz vermeni istiyorum. Kimse bilmeyecek, bana söz ver!” dedi.
“Tamam, söz veriyorum, kimse bilmeyecek!” dedim.
O zaman karım beni hayretten hayrete sokan şeyleri anlatmaya başladı:
“Bundan iki sene önce, nasıl diyeceğimi bilmiyorum, görümcemin kocası bana tecavüz etti. Hamile kaldım. Kimseye anlatamadım. Doktora gittim, çocuğu aldırmam için çok para istedi. Ben de annene gittim. Ondan borç para aldım. Sonra doktora gidip çocuğu aldırdım. Ama parayı annene ödeyemedim. Beni devamlı sıkıştırıp durdu. Parayı ne yaptığımı soruyordu. Rahmetli kocama söylemekle tehdit ediyordu. Ben de sonunda dayanamadım, annene güvendim, başıma gelenleri anlattım.
O zamanlarda da kocamın hastalığı çıktı ortaya. Sonra iyice ağırlaşınca, annen benden o parayı istemedi bir daha. Ama kocam ölüp de seninle evlenmem gündeme gelince ve sonra da evlenince, annen beni sıkıştırmaya başladı.
Aslında annen değil benim çocuk doğurmamı isteyen, baban. Annen babandan çok korkuyor. Çocuğu alan doktor artık nasıl yaptıysa hasar vermiş rahmime. Onun için hamile kalamadım bir türlü.
Annen de biliyor bunu zaten!” dedi.
Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Karım gerçekleri söylüyordu belli ki. Görümcesinin kocası, yani Remzi abi karıma tecavüz etmişti. Remzi abi etrafında örfüne, âdetine, töresine bağlı, saygılı bir adam olarak bilinirdi.
Karısı Selma abla da öyleydi. Evinin balkonuna çıkarken bile siyah çarşafını giyen bir kadındı. Şimdi karım bu Remzi abinin kendisine tecavüz ettiğini söylüyordu.
Gözlerim karardı. Ne diyeceğimi, yapacağımı bilmiyordum. Ama karım belki de yalan söylemediğine inandırmak için anlatmaya devam etti:
“Ben bir gün görümcemlere gitmiştim. Görümcem de çocukları da yoktu, ama Remzi abi evdeydi. Beni içeri aldı. Sonra da, (Kız bir kahve yap da içelim, senin kahven güzel oluyor!) dedi. Ben de mutfağa geçtim, sonuçta o da benim bir abim sayılırdı.
Ben kahveyi yaparken bu mutfağa geldi. Arkamdaki sandalyeye geçip oturdu. Ben tedirgin oldum, ama bir şey diyemedim. Kahvesini yapıp fincana koydum, o sırada bu kalkıp arkamdan sarıldı bana. (Kız öldüm bittim sana, benim karıda iş yok.
Bana evet de, seni zengin ederim. Haftada bir uğrarım sana, yada sen gelirsin!) demeye başladı. Bir taraftan da her yerimi elliyordu.
Ben, (Abi ne yapıyorsun? Bırak beni, saçmalama!) desem de dinlemedi. Sonra suratıma birkaç tane tokat attı. Beni zorla kolumdan tutup yatak odasına götürdü, üzerimdekileri zorla çıkartıp tecavüz etti.
Günlerce kendime gelemedim. Namusuma kara leke sürülmüştü. Sonra adet olmadım o ay. Hamile olduğumu anladım, doktora gittim. Gerçekten de hamileymişim. Aldırmak istedim ama çok para istedi doktor.
Ben de annenden aldım parayı!” dedi.
Karımın konuşması bittiğinde kan beynime sıçramıştı. Karım yakın bir akrabamızın tecavüzüne uğramıştı. Bunu aklım almıyordu bir türlü. Hem de Remzi abinin tecavüzüne. B
enim yapabileceğim tek şey, Konya’ya dönünce aynı şekilde Remzi abinin karısı Selma ablayı sikmek olacaktı. Kısasa kısasla cevap verecektim, hem de bunu Remzi abinin gözleri önünde yapacaktım.
Kendi kendime bunun sözünü verdim. Ama şimdi aklıma takılan başka bir şey vardı: “Annem bunun için mi senden nefret ediyor?” dediğimde,
karım, “Hayır, o başka!” dedi.
Neydi başka olan?
Karım, “Annen benim bir sırrımı biliyorsa, ben de onunkini biliyorum. Bunu ona söyledim, ama yalan söylediğimi söyledi. İnkâr etti. Ama ne kadar inkâr ederse etsin, gerçek bu. Senin de öğrenmen benim garantim olacaktır!” dedikten sonra anlatmaya başladı:
“Şeyy, Osman, bunu söylemek benim için çok zor ama, nasıl desem, senin annenin eskiden bazı gönül ilişkileri olmuştu. Ben onları bildiğim için annen bana düşman oldu!” dediğinde başımdan aşağı kaynar sular döküldü gene.
Kalkıp karıma birkaç tokat attım.
Elini kanayan ağzına ve burnuna götürdü. Komodinin üzerinde duran türbanıyla sildi ağzını, burnunu.
Şimdi ağlamıyordu. “Bana istediğin kadar vur, ama gerçek bu, senin annen ahlaksızın biri!” dedi.
Ben hiç ses çıkartamıyordum. Ağzım açık kalmıştı. Karım anlatmaya devam etti:
“Sizin kiracınız vardı, Sermet diye bir adam, bir de karısı Azize. İşte o Sermet’le ilişkisi olduğunu biliyorum, onları görmüştüm!” dedi.
Sermet abi ve karısı Azize yenge bizim kiracılarımızdı. Karımla evleneceğimiz için onları mecburen evden çıkarmıştık. 10 yıl boyunca bizim kiracılarımız olmuşlardı. Çocukları yoktu. Sermet abi bir fabrikada gece bekçisiydi, Azize yenge de evlere temizliğe giderdi. Bizim eve sık sık gelip giderlerdi. Annem, namusuna töresine çok düşkün bir kadındır. Annemin böyle bir şey yaptığını tahmin etmezdim hiç.
Oysa şimdi karım bana daha ayrıntılı şeyler anlatıyordu. Sermet abi ve karısı fakir insanlardı. Çoğunlukla kirayı geç öderlerdi. Hatta Azize abla benim eski platonik aşklarımdan biriydi, belirgin bir güzelliği olmasa da çekici bir kadındı. O da annemin bir kopyası gibiydi, namusuna çok düşkündü. Bizim de evin temizliğini o yapardı. Ama bunun için para vermezdi annem ona. Kendisine köpek gibi davranırdı.
Artık karım anlatıyor, ben sadece ağzım açık dinliyordum:
“Bir gün size geldim, sen de, baban da işteydiniz, annen yoktu evde. Sonra belki Azize ablalara inmiştir dedim. Onların zilini çaldım.
Birkaç kere çaldım, açan olmadı kapıyı. Tam gidecekken içerden sesler duydum, ama kapı gene açılmadı. Hem baktım kapının önünde annenin terlikleri vardı. Çok merak ettim. Evin ön pencerelerinden baktım içeri, ama kimse görünmüyordu. Sonra arka pencerelere bakayım dedim. Şimdi bizim fazla eşyaları koyduğumuz küçük oda var ya, penceresi arka yüksek duvara bakan, aradan girip pencerenin önüne geldim.
Perdeler çekili değildi, tülün arkasından içerisi görünüyordu. Pencere yüksekte ya biraz, ayakucumda yükseldim azcık. O zaman annenle Sermet Beyi… şey, nasıl desem, cima ederken gördüm.
Sermet Bey anneni bir masaya domaltmış sikiyordu!” dedi.
Karım anneme karşı her zaman saygılıydı, ona karşı bir terbiyesizliğini görmemiştim. Konuşması bittiğinde, küçük buzdolabındaki birayı açtım, peş peşe birkaç sigara içtim.
Bu doğru olsa bile artık birşey yapamazdım. Olan olmuştu.
Karım, “Onları birkaç kere daha ilişkiye girerken gördüm.
Biliyorsun, bir gün sizin anahtar içerde kalmıştı, akşam eve girememiş bizde yatmıştınız. Ondan sonra baban yedek anahtar yaptırıp bana vermişti. (Kızım ne olur, ne olmaz. Bu sende dursun, belki lazım olur!) demişti.
Ben bir gün size gelmiştim yine, anneni pazarda sanıyordum. Küçük tenceresi bende kalmıştı, onu bırakacaktım. Anahtarla açtım kapıyı, içeri geçtim. O ara yatak odasından sesler geliyordu. Annenin inleme sesleriydi. Yatak odasının kapısı aralıktı biraz. Kapıya yaklaştım. İçeri bakınca ağzım açık kaldı.
Sermet Bey yatağın üzerinde anneni dörtayak üstüne domaltmış sikiyordu. Annen deli gibi inliyordu, halen giyinikti gerçi. Onları bir süre izledim, sonra tencereyi bırakmadan çıktım evden. Aşağıda merdivenin altına saklandım. 10 dakika kadar sonra sizin kapı açıldı.
Annen Sermet Beye, (Beni böyle sikmeye devam et, istediğin kadar otur evimde, ama bizim herif paradan anlıyor sadece!) dedi. Sermet Bey de, (Keşke olsa, benim karı dedim ya öküzün biri yatakta, senin gibi ateşli olsa daha ne isterim.
Neyse ben gideyim, şimdi gelir melir başımıza iş almayalım!) dedi.
Annen de, (Git git, anlar manlar, başımız yanar vallahi, hem ben de pazara gideceğim!) dedi.
Sermet Bey merdivenlerden inip eve girdi, ama beni görmemişti. Eve çıksam mı, çıkmasam mı diye düşünüp durdum. O sırada kapı açıldı, annen de iniyordu merdivenlerden. Giyinmişti, elinde pazar arabasıyla çıkıp gitti.
Ben o zaman eve çıkıp tencereyi bıraktım!” dedi.
Kâbus gibi bir gece olmuştu benim için. Hem karımın başına gelenler, hem annemin yaptıkları beni fazlasıyla yaralamıştı. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Balkona çıktım, artık sigaram da kalmamıştı. Sonra karımı odada bırakıp aşağıya, bara indim.
O sinirle duble bir viski söyledim kendime. Derin derin düşünürken omzuma bir el dokundu.
Aydan’dı bu. “Aşkım, haber vermedin bu gece için?” dedi.
Yüzümdeki ifadeyi görünce,
“Hımm, anladım, dertlisin! Hayırdır, karınla mı kavga ettin?” dediğinde,
“Boş ver!” dedim. Yanıma oturdu.
Halden anlayan bir kadındı. Moralimi düzeltmeye çalışıyordu kendince.
Bir süre sonra kulağıma eğilerek, “Aşkım, seni memnun eder mi bilmiyorum, ama senden haber alamayınca kendime birini buldum. Eğer istersen bu gece birlikte güzel bir üçlü grup yapalım!” dedi.
Anlamsızca suratına baktım.
Tekrar kulağıma eğilip, “Merak etme, Alman bir kadın buldum, onunla lezbiyen bir ilişki olacak benimki. Ama sen de katıl, çok süper olur!” dedi gülerek.
Bu gece değişik birşeyler yapmam gerekliydi, yoksa kafayı yiyebilirdim.
Karımı aradım, “Ben barda takılacağım, kafamı dağıtmam gerek, sen yat!” dediğimde,
hiç itiraz etmedi, “Tamam!” diyerek kapadı telefonu.
Aydan’la birlikte odasına çıktım.
Aydan, “Misafirim birazdan gelir!” diyerek, bir bavulu yatağın üzerine koydu.
Açınca içinden beni hayrete düşüren bir sürü şey çıktı.
Birkaç tane damarlı plastik yarak, bir tane belden bağlamalı takma yarak, iki başlıklı yarak, kelepçe,
Aydan’ın 'Anal zevk topu’ dediklerinden birkaç tane, porno dergiler, prezervatifler, kremler… Bir sürü şey vardı.
O sırada odanın kapısı vuruldu. Aydan kapıyı açınca, içeriye kızıl boyalı saçları beline dökülen, üzerinde leopar desenli mini bir etekle, gene leopar desenli kısa kollu bir bluz olan, yaşlıca bir kadın girdi. Ayağında kalın yüksek topuklu bir terlik vardı.
Kadının parmakları yüzüklerle doluydu, açık pembe bir ruj sürmüştü. Yüzündeki ve ellerindeki hafif kırışıklara rağmen, beyaz tenli, güzel bir kadındı.
Üzerine dar gelen bluzun altından oldukça iri ve sarkık memeleri iyice belli oluyordu. Eteği, koca götüne, kalçalarına yapışmıştı. Uzun boylu, yapılı bir kadındı.
Kadın beni görünce şaşırdı. Aydan Almanca biliyordu ve kadına beni anlattı.
O zaman kadın, “Oh ja, sehr gut, sehr gut!” dedi gülerek.
Aydan bana dönüp, “Aşkım bu Erika, kendisi tek gelmiş tatile, ona ülkemizin güzel bir tanıtımını yapalım bu gece!” dediğinde,
“Bu kadın kaç yaşında?” dedim.
Aydan, “65, ama halen taş gibi, baksana!” diyerek kadının götüne bir şaplak attı.
O anda Erika bir kahkaha koy verdi.
Erika bavulun içindekilere baktı, çift taraflı yarağı tutup Aydan’a gösterdi, sonra da bir kahkaha patlattı.
“Wunderbar, sehr gut!” dedi yine.
Aydan bana, “Açılışı nasıl yapalım?” dediğinde,
ona, “Erika’nın bana sakso çekmesini istiyorum!” dedim.
Aydan isteğimi Erika’ya söyleyince, Erika yüzüme şöyle bir baktı ve dilini çıkarıp dudaklarını yaladı.
Bu kadın yaşına rağmen çok rahat davranıyordu.
Aydan, “Bu kadın da benim gibi, hayattan zevk almasını biliyor. Bakma bunun böyle olduğuna, 3 çocuğu varmış!” dedi gülerek.
Ben soyunup çırılçıplak kaldım odanın ortasında. Erika yarağıma bakıp elini ağzına götürerek güldü ve “Oh ja, schön, sehr schön!” dedi.
Ardından önümde dizlerinin üzerine çökerek, eliyle yarağımı sıvazlamaya başladı. Derken Aydan’a dönüp bir şeyler söyledi. Aydan da bana, “Prezervatif takmanı istiyor!” dedi.
Ama ben kabul etmedim bunu. O zaman Erika biraz da çekinerek yarağımın kafasına dilinin ucuyla dokunmaya başladı.
Erika bu işi gayet iyi biliyordu. Az sonra bir eliyle taşaklarımı tutarken, diğeriyle de götümün yanaklarını okşuyordu.
Deli gibi somuruyordu yarağımı.
Ara ara yalamayı bırakıp, “Ja, ja, ığmm, sehr schön!” diyor, sonra yine aynı şekilde somurmaya başlıyordu.
Yarağımdan akan zevk sıvıları ağzının kenarlarını ıslatmıştı iyice. O sırada Aydan da soyunmuş ve yatağın üzerine geçerek plastik yaraklardan birini amına sokmaya başlamıştı.
Erika dizlerinin üzerinde ileri geri sallanarak yarağımı boğazına kadar sokup çıkartıyordu durmadan. Dilinin ucuyla yarağımın kafasını dilliyor, taşaklarımı, kasıklarımı emiyordu.
Gözlerini benden ayırmamaya çalışıyordu. Bir süre sonra elini bluzuna attı ve yukarı sıyırdı. İçine sutyen giymemişti, memeleri kocaman, sarkıktı.
Meme başları büyük ve pembeydi, meme uçları da etli ve büyüktü. Memelerinin içindeki ince mavi damarları fark ediliyordu. Memelerinde, koynunda da kırışıklar vardı.
Yarağımı ağzından çıkarıp hafifçe çömeldim ve yarağımı memelerine sürtmeye başladım.
Erika ne istediğimi biliyordu. Sürekli, “Ağhh, ja, ığmm, oh, ağhh, ja!” sesleri eşliğinde yarağımı iri ve sarkık memelerinin arasına aldı.
Gözleri bendeydi. Erika yarağıma memelerinin arasında adeta 31 çektiriyordu şimdi. Çok zevk alıyordum, ben de inlemeye başladım. Bir süre devam etti bu şekilde
Erika. Ama artık dayanacak durumda değildim. Onu hayvan gibi sikmek istiyordum.
Yarağımı memelerinin arasından çektiğimde, Erika, “Fick mich! Fick mich! Bitte fick mich!” demeye başlamıştı
Sonraki Bölüm
Yengem - Bölüm 60
Önceki Bölüm
Aradan geçen haftalarda Özge yeniden çalışmaya başladı. Kendini toparlamıştı. Karım ona evlilik meselesini açmış, ama evde kıyamet kopmuştu. Özge anlaşılan halen benden yana umut besliyordu. O zaman karımla Özge’nin arası açıldı.
Ana kız beni paylaşamıyorlardı. Esra ise bu duruma uzaktan seyirci olarak bakıyordu.
Özge ilgimi çekebilmek için iyice süslenip püslenmeye başlamıştı. İçine düştüğü sıkıntılı durum neticesinde iştahı artmış ve kilo almıştı biraz. Şimdi zaten büyük olan memeleri ve kalçaları daha bir şişmiş, hafif bir göbek yapmıştı.
Karım Özge’deki değişimi fark etmekte gecikmemişti. Karım da epey bir süslenip püsleniyordu bu nedenle. Aynı şekilde karım da bir miktar kilo almıştı.
Okulların açılmasına ise çok az kalmıştı ve Refiye ile okulların açılmasının hemen ardından nikâhımız kıyılacaktı. Bu arada Elif de kocasından boşanmak üzereydi ve Refiye’nin ardından onunla da nikâhım kıyılacaktı.
Karım bunların hiçbirine itiraz etmiyordu, zaten kendisi olur vermişti. Esra dershaneye başlamıştı, haftasonları gidiyordu. Hacer’in taksitlerini Aysel’in banka hesabı üzerinden ödüyordum. Bir daha Hacer’le karşılaşmak istemiyordum çünkü.
Ama Aysel’in evinde kalmış plastik yarakları almıştım sonunda. Onları arabanın bagajında tutuyordum. Birinin görmesinden çekiniyordum. Melahat evine taşınmıştı, yanına uğramak kısmet olmamıştı bir türlü. Ama o hep arayıp duruyordu.
Kadriye’nin resimlerini internete koydum, Kadriye bundan büyük memnunluk duymuştu.
Makinenin kendisini sikerkenki resimleri de dahil olmak üzere epey bir resim yüklemiştim internete.
Kadriye, “Bu yaşımda halen erkeklerin yarağını kaldırabiliyor olduğum için çok gururluyum!” diyordu bana. Ama ben en çok Ayşe hanımı merak ediyordum.
Kayıplara karışmıştı. Sonra Kadriye’den öğrendim ki, Amerika’ya oğlunun yanına gitmiş, oradan da İngiltere’ye kızının yanına geçmiş. Dilber’in dünüründen haberi yoktu.
Onu fakir bulduklarından adam yerine de koymuyorlardı.
Bir akşam karım bana, “Beni bir yerlere götürsene, bak okullar açılacak, bir yere gidemeyiz sonra!” dedi.
Adeta yalvarıyordu. Özge sinirinden dudaklarını ısırıyor, ama birşey diyemiyordu.
Ben, “O zaman hep birlikte gidelim!” dediğimde karım şiddetle itiraz etti. Karımı kıracak durumda değildim.
Mecburen ikimiz gidecektik. Ertesi gün Kapadokya’daki bir otele rezervasyon yaptırdım.
Otele Çarşamba akşamı giriş yapıp, Pazar öğleden sonra çıkacaktık.
Karım buna çok sevindi. Benden kredi kartımı istedi. Karıma, “Ne yapacaksın?” diye sorunca da, “Sana güzel görünmek için kendime birşeyler alacağım!” dedi.
Derken günlerden Çarşamba olmuştu. Özge tek kelime laf etmedi o gün, çok bozulmuştu bana. Ben öğleden sonra eve geçtim. Karım hazırlanmıştı, bavulumuz hazırdı. Karımla birlikte arabaya atlayıp yola koyulduk.
Hafif bir yağmur yağıyordu, hava serinlemişti. Aşağı yukarı 3 saatlik yolumuz daha vardı. Karımın kredi kartımı almasının sonuçlarını görüyordum.
Yakasında broş olan yeşil renkli, uzun kollu, diz altına gelen bir elbise giymişti. Başını parlak beyaz bir türbanla bağlamıştı. Ayağında da ince ve yüksek topuklu siyah, deri bir çizme vardı.
Gözlerine kalem çekmiş, açık pembe bir far sürmüştü, dudaklarında da parlak pembe bir ruj vardı.
Kendisine baktığımı görünce, “Senin için giyindim, sana kendimi tamamen vermek istiyorum, bu tatili onun için istedim. Evde kızlar var, onlar olunca olmuyor.
Şu aralar Özge’ye de bir şeyler oldu zaten!” dedi.
“Ne demek şimdi bu?” dediğimde, karım, “Bunu söylemek benim için çok zor, ama kızımın seni sevdiğini biliyorum. Yanlış anlama, bunda senin suçun yok, gerçeğin bu olduğunu biliyorum!” dedi.
Ben bu duyduklarım karşısında çok şaşkındım, o nedenle hiç sesimi çıkaramadım.
Karım, “Kızım seni sevdiği için evlenmeye bu kadar karşı, sana karşı çocukça duygular besliyor.
Benim bir an önce gebe kalmam şart. Onun için bu tatilde beni bol bol sikip döllemeni istiyorum.
Bunun başka çaresi yok. Yoksa kızımın yanlış şeyler yapmasından korkuyorum!” dedi.
Ben daha fazla devam etmek istemedim. Yolda bir yerde durup mola verdik.
Ufak bir şeyler atıştırdık, tekrar yola koyulduk. Akşam 20:00 gibi otelimize gelmiştik. Ben bagajdan bavulla beraber, içinde plastik yarakların olduğu torbayı aldım.
Torbanın ağzı kapalı olduğundan karım içindekini göremedi. “O ne öyle?” dese de, “Önemli değil!” diyerek geçiştirdim.
Hemen odamıza çıktık. Çok yorulmuştum, ama çok da acıkmıştım. Karım başındaki türbanını çıkarıp parlak kırmızı bir eşarp bağladı, üzerine de siyah bir pardesü giydi, birlikte aşağı indik.
Burası öyle ahım şahım bir otel değildi doğrusu. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle alelacele seçmiştim.
Karım, “Ay burası da ne garip yer!” dedi, Antalya’daki oteli özlediği anlaşılıyordu.
Çok fazla kalabalık yoktu. Etrafta çoğunlukla yaşlı Avrupalı turistler vardı.
Masaların yarıya yakını doluydu ancak. Garson, “Okulların açılmasına az kaldığı için bizim Türklerden çok Almanlar var şimdi!” dedi.
Kafile halinde geldiklerini ekledi sonra. Karımla yemeğimizi alıp boş masalardan birine geçtik. Alman kadınlar yaşlı başlı olduklarına bakmadan, sanki genç kız gibi giyinmişlerdi.
Her birinin üzerinde kısa şortlar, ip askılı bluzlar vardı. Güneş yanığı tenleri görünüyordu. Karım bu kadar yabancıyı görünce biraz huzursuz oldu.
Oteldeki birkaç yerli misafirden biri bizdik.
Yemeğimizi yedikten sonra otelin kafesinde kahvemizi içtik. Karımın uykusunun geldiği belliydi. Ben de yorgundum zaten. Odaya girdik, kapıyı kapadım.
O ana kadar uyuyacağını sandığım karım, fısıltıyla, “Bebeğime burada hamile kalmak istiyorum, beni kırma lütfen, ne istersen yaparım, yeter ki beni iyice sikip dölle!” dedi.
Bunları çok normalmiş gibi söylüyordu. Ama bu sözleri bende azdırıcı etki yapmaya yetmişti.
O ara aklıma plastik yaraklar geldi. Dolaba koyduğum torbayı açtım ve içinden yarakları tek tek çıkarıp yatağın üzerine koydum.
Karım bunları görünce, “Tövbe tövbe, bunlar ne böyle?” diye başladı konuşmaya.
Elini ağzına götürmüş, yüzü kızarmıştı. Onu yanaklarından öperek, “Bu gece seni çok mutlu edeceğim!” dedim, dudağının kenarından öpmeye başladım yavaşça.
Karımın boyu, ayağındaki yüksek ince topuklu çizme sayesinde uzamıştı. Bana çok seksi geliyordu bu şekilde.
Böyle giyinmek ona çok yakışmıştı.
Birbirimize sarıldık sıkıca.
Karım sürekli, “Seni çok seviyorum!” diyordu kulağıma.
“Ben de seni çok seviyorum!” dedim.
Karımın memelerini hissediyordum. Üzerimdeki ince fermuarlı kazağımı çıkardım, “Seninle uzun uzun sevişmek istiyorum!” dedim ona.
O ara onu soymaya başladım, üzerindekileri tek tek çıkartıyordum. Karım da beni soyuyordu.
Karımın üzerindekileri tek tek çıkarırken, benim de yarağım gittikçe sertleşiyordu. İçine siyah bir tanga ile şeffaf bir sutyen giymişti. Az sonra karşımda çırılçıplak duruyordu.
Vücudunda tek bir kıl bile yoktu, iyice temizlenmişti. Oysa aceleyle çıktığımızdan, ben etek traşı olamamıştım. Az da olsa uzamıştı yarağımdaki kıllar.
Karım yarağımın kıllarında elini gezdirdi ve “Seni ben traş edeyim mi?” diye sordu.
“Yapar mısın, traş bıçağın var mı?” diye sordum.
Çantasından bir tane banyo traş bıçağı aldı ve beni elimden tutup banyoya soktu.
İçerde küçük bir duş kabini vardı. Ben sıcak suyu açtım, o ara karım da benim traş takımlarım arasından traş jelini bulup getirdi. Yarağımı, taşaklarımı, kasıklarımı sıcak suyla iyice yumuşattıktan sonra, jelden eline sıkarak yarağımı sabunlamaya başladı.
Dokunuşları çok hoşuma gidiyordu. Yarağım kazık gibi olmuştu. Tırnaklarına manikür yaptırmıştı, koyu kırmızı bir oje sürmüştü tırnaklarına.
Karımın narin şekilde sabunlaması ile yarağım traş edilecek hale gelmişti. Mentollü jel sayesinde taşaklarım ve kasıklarımda ferahlık hissediyordum.
Karım traş bıçağını alıp yavaşça beni traş etmeye başladı. Bu işi daha önce yaptığı belli oluyordu.
Bana, “Rahmetli kocamı da ben traş ederdim,
Özge’yle Esra’yı da ben traş ediyorum!” dedi.
Ona, “Kızların hakkında bu şekilde konuşma!” dediğimde,
“Ama gerçek bu. İkisi de koca kız oldu, ama halen etek traşı olamıyorlar. Gerçi Özge yeni yeni kendisi olmaya başladı, ama Esra hak getire.
Ben olmasam kızın her tarafı sarmaşık gibi olur!” dedi gülerek.
Kızları hakkında böyle konuşuyor olmasını anlamıyordum, belki de bana mesaj veriyordu.
Traş bıçağını dikkatle kullanıyor, kesmemeye gayret ediyordu. Bana, “Esra da büyüdü artık, kocaman kız oldu, serpildi iyice, değil mi?” diye sordu.
Ben ne cevap vereceğimi bilmediğimden sessiz kaldım. Ben ayakta, bir elim duvara dayalı dururken, karım ayakta, ama öne doğru iyice eğilmiş, domalmış halde yarağımı traş ediyordu.
Bana, “Esra ablasından güzel olacak bu gidişle.
Boyu da uzuyor hem, fark etmedin mi?” diye sordu tekrar.
“Hayır!” dedim, sinirleniyordum bu konuşmasından.
Karım, “Nasıl fark etmezsin, gözü sende!” dedi.
Bunu söyledikten sonra başını kaldırıp bana baktı, o anda korktum karımdan. Elindeki traş bıçağıyla yarağımı kesecek sandım. Ama o aynı şekilde işini yapmaya devam etti.
“Beni iyice sikmeni istiyorum, hamile kalmak istiyorum, halen resmi nikâhımız yok, imam nikâhlı karın olmak istemiyorum artık, sensiz yapamam, seni çok seviyorum, beni bırakma!” diyerek ağlamaya başladı bu kez.
Sinirleri boşalmış gibiydi. Yine de yarağımı iyice traş edip temizlemişti. Sıcak suyla da yıkadı yarağımı.
Kendisi de girdi duşun altına ve güzelce yıkandık. O sıra karım, “Osman ben de senden bir şey istiyorum!” dediğinde çok heyecanlandım.
Bütün bu konuşmalarından sonra acaba ne isteyecekti benden?
“Göt deliğimin ağzındaki kıllar uzadı, beni temizleyen kadına bunu söyleyemedim, çok utandım çünkü.
Sen de benim götümdeki kılları alır mısın?
Birkaç sefer aynanın karşısında ben yaptım, ama zor oluyor, sen yapsana şimdi.
Sana götten de vermek istiyorum, ama iyice temizlenmesi gerek önce!” dedi.
Bu sözleri beni rahatlatmıştı, başka bir şey demesinden korkuyordum çünkü.
Ona, “Tamam, ama nasıl olacak, oraya traş bıçağı değmez?” dediğimde, “Cımbızla! Benim cımbızım var. Onunla alacaksın!” diyerek elinde bir cımbızla geldi az sonra.
Bir şey dememe kalmadan elleriyle lavabodan tutunarak domaldı önce, sonra da bacaklarını açtı.
Karım biraz kilo almıştı, sağa sola hareket ettikçe etleri löpür löpür sallanıyordu. Her iki başparmağımla ayırdım götünün yanaklarını. O ara dediği gibi oldukça kıllı göt deliği de meydana çıkmıştı.
Bir aydan fazladır karımı götünden sikmemiştim. Sadece geceleri rutin şekilde amdan sikişmiştik.
Traş jelimden parmaklarımın ucuna sıktım bir miktar, ardından götünün ağzına yedirmeye başladım.
Jeli iyice sürdükten sonra cımbızı aldım.
Karım, “Tut çek, tut çek, o şekilde yapacaksın!” deyince,
cımbızın ucuyla bir miktar iyice sabunlanmış kılı yakaladım. Yavaş yavaş çekmeye başladım cımbızı, o ara karımdan acı çektiğine dair iniltiler gelmeye başladı.
“Çek bir anda, hadi, öyle yapma!” demesiyle beraber cımbızı sıkıca tutup çekmem bir oldu.
O esnada kıllar karımın etinden koptu, cımbızın ucunda uzamış sabunlu kıllar vardı şimdi.
Sol elimin baş ve işaret parmaklarıyla göt deliğini açık tutuyor ve sağ elimdeki cımbızla da sertçe kılları yakalayıp çekiyordum.
Bir süre sonunda karımın götündeki kıllar azalmaya başlamıştı. Karımın acı çektiğini biliyordum, ama bunun başka çaresi yoktu.
Sıcak suyla deliğin ağzını yıkadım iyice.
Evet, kıllar azalıyordu. Kılların çekildiği yerler kızarmıştı hafifçe. Tekrar jelden sürdüm deliğin ağzına ve yeniden çekmeye başladım.
Bu şekilde, küçük cımbız sayesinde karımın göt deliğindeki kılları 10-15 dakika içinde iyice temizlemiştim.
En son sabun sürmeden açıkta kalmış, minik kılları da cımbızın ucuyla yakalayıp çektim. Karım çektiği acılar nedeniyle ter içinde kalmıştı. Ama götündeki kıllar iyice temizlenmişti.
Karım emin olmak için orta parmağıyla götünü yokladı. “Güzel olmuş, bundan sonra sen yap,
ben yapamıyorum böyle çünkü!” deyince,
“Tamam, sen de beni traş edersin!” dedim.
Sıcak suyun altında yıkandık güzelce.
Saat ilerlemişti artık. Üzerimizde bornozla yatağın üzerine oturduk. Televizyonun altındaki dolapta mini buzdolabı vardı. Mini buzdolabını açınca içinde birkaç şişe bira, meyve suyu, su ve bir şişe kırmızı şarap olduğunu gördüm.
Zaten rezervasyon yaptırırken şarabı ben istemiştim. Aynı zamanda biz yemeğe indiğimizde de büyük bir meyve tabağı getirmişlerdi odamıza.
Karım elimde şarap ve iki kadeh görünce, “O ne öyle? O zıkkımı içecek misin?
İçeceksen benim yatağıma girme!” demeye başladı.
Bu konuda ciddi olduğunu biliyordum, çünkü içkiden nefret ederdi, içki içmenin büyük günah olduğuna inanırdı.
Ona, “Eğer beni seviyorsan sen de bir kadeh iç!” dediğimde karımın gözleri fal taşı gibi açıldı.
Ona aldırmadan şarabı açtım ve her iki kadehe de biraz koydum. Kadehi karıma uzatıp, “Hadi bak, ikinci balayımıza geldik, kimse yok, günahsa bana yazılsın, beni seviyorsan iç bir yudum!” dedim.
Israrla aynı şeyleri söylüyordum.
Sonunda karım dayanamadı. Elimdeki kadehi aldı, nasıl tutacağını bilmediği için gösterdim.
Karım bir süre tereddüt etti, şarabı kokladı, yüzünü buruşturdu. Sonra gözünü kapayarak kadehi ağzına götürdü.
Bir iki yudum aldıktan sonra kusacakmış gibi sesler çıkardı, iğrenmişti. Bir süre öksürdü, aksırdı.
Yüzünü buruşturdu gene, kadehi tekrar kaldırıp bir yudum daha aldı.
Karım 5 dakika içinde bir kadeh şarabı içmişti. Ben ona bakıp gülüyordum. Hayatında ilk defa içki içiyordu çünkü. Ben de kendi kadehimi içerken, onun kadehini yeniden doldurdum. Bu kez biraz daha fazlaydı şarap.
Karım konuşa konuşa, öksüre aksıra, birkaç dakikada kadehteki şarabı içti.
Ben de kendime bir miktar daha şarap koyarak içtim. Karım bir süre sonra, “Ay, başım dönüyor benim,
Osman ne yaptın bana, çok fenayım!” demeye başladı. İçtiği iki kadeh şarap onu sarhoş etmeye yetmişti.
Birkaç dakika sonra karımı yatağa sırtüstü uzandırdım, sızmıştı çünkü. O ara ben de üzerimdeki bornozu çıkardım, çırılçıplaktım. Plastik yaraklar karımın yanı başındaydı. Onları alıp banyoya geçtim, ılık suyun altına tutup yıkadım.
Tekrar döndüm içeri. Karımın bornozunu çözdüm, aldığı kilolarla daha da şişen memelerini emmeye başladım. Meme başları etli ve büyük olduğundan biberon gibi emiyordum onları.
Karım hareketsiz yatıyordu sadece. Bembeyaz çıplak karnını, göbeğini, kalçalarını, boynunu öpüp emiyor, kokluyordum. Ellerim vücudunda geziniyordu.
Sanki onu daha önce görmemiş gibiydim. İki kadeh şarap içmiştim, ama o bile bana yetmişti. Gerçi ben karım gibi sızmamıştım, ama kafam biraz iyiydi.
Karımın göbek deliğinde dilimi gezdirdim, kılsız etli amını öpmeye başladım.
O halen yatmaya devam ederken, ben bacaklarını ayırarak am dudaklarını emmeye başladım. Karımın am dudakları büyük ve kahverengiydi, onları vakum gibi içime çekiyordum. Kılsız, şampuan kokulu amı beni azdırıyordu.
Teni kaymak gibiydi sanki. O ara plastik yaraklardan birini aldım elime. Karım halen uyumaya devam ederken, yarağı yavaşça amına sürtmeye başladım.
Karım, “Iğmmm!” diye kesik ve küçük iniltiler çıkartmaya başlamıştı.
Plastik yarağı azar azar ittirmeye başladığımda, amı yarağı almaya başlamıştı. Karım aynı şekilde inliyordu. Onu uyandırmamaya çalışıyordum, benim için de ilginç bir deneyim olacaktı çünkü. Derken yarak epey bir girmişti amına.
Yavaşça içinde ileri geri hareket ettirmeye başladım yarağı. Karım, “Iğmmm, ığmmm!” sesleri eşliğinde başını ufak ufak sallamaya başlamış, dudaklarının ucunu emiyordu. Yarak nerdeyse dibine kadar amındaydı şimdi.
O sırada karım kendini kastı, ayrık duran bacaklarını sıkıca kenetleyerek, “Aığmm, ığmm!” sesleri eşliğinde dudaklarını emmeye devam etti. Elim kasıklarının arasında kalmıştı.
Yavaşça ellerimle ayırdım tekrar bacaklarını. Hatta biraz fazla bile açtım, uyanacağını sanmıyordum. Yarağı amında bu kez kolayca ileri geri götürüp getirmeye başladım.
Karım şarabın sayesinde sızdığından, olan bitenin farkında değildi. Plastik bir yarakla sikiyordum onu.
Karım halen dudaklarını emiyor, “Aığmm!” diye kesik kesik inliyordu. Nefes alışlarının sıklaştığını görüyordum.
Göğsü şiddetle inip kalkıyordu. Sağ elim yarağı tutarken sol elimle memelerini avuçladım.
Karımın nefes alışları daha da çoğaldı. Ara ara kendini kasarak bacaklarını kapatmaya çalışıyordu. Kasıklarının arasındaki elim ter içinde kalmıştı.
Ten renkli plastik yarağın üzerinde, koyu krem, beyaz ve yapışkan zevk sıvıları görünmeye başladığında amının sulandığını, onun da zevk aldığını anladım.
Bir süre sonra karımdan konuşmalar gelmeye başladı. Başını sağa sola daha hızlı sallayarak, “Yapma, Osman, ığmm, ağhh, yapma, git, git, sik, sik, kökle, ığmm, Osman!” demeye başladı.
Herhalde rüyasında benimle sikiştiğini görüyordu dedim kendi kendime ve yarağı amına sokup çıkarmaya devam ettim.
Zamanla karımın konuşmaları daha bir anlaşılır olmaya başladı. Özge’den bahsediyordu. “Kocamı vermem sana, defol, orospu, Osman benim, git evimden, sürtük, siktir git, Osman benim, bırakmam, defol git, orospu!” diyordu.
Karım o anda içindekileri döküyordu aslında. “Siktir git orospu, o benim, sik beni, ığmm, sik beni Osman, defol git evimden orospu,
Osman beni sikiyor, oğhh, beni sikiyor, senin önünde de sikecek beni, defol git!” deyip duruyordu.
Hepsini birleştirince karımın Özge’ye olan kızgınlığı, hatta nefreti açığa çıkıyordu. Özge’nin bana olan ilgisini bildiğinden ondan nefret ediyordu. Karım bir taraftan içini bu şekilde döküyor, diğer taraftan aldığı zevkle kesik kesik inliyordu.
Aklıma onu bu şekilde kameraya çekmek geldi. Cep telefonumun kamerasını açtım ve yatağı görecek şekilde dolabın üzerine koydum. Karım gene söyleniyordu. “Siktir git, o benim, ığmm, sik, sik, oğhh, sürtük!” bu şekilde dakikalarca konuşup durdu.
Ama en sonunda kendini kasmaya başladı, sarsıla sarsıla boşaldığında inlemeleri devam ediyor, gözlerinin kenarından yaşlar süzülüyordu. Göğsü nefes alıp verirken şiddetle inip kalkıyor, bu sırada dolgun ve iri memeleri de sallanıp duruyordu.
O sırada karım gözlerini açtı biraz ve bana baktı.
Ne olduğunu anlamaya çalıştı bir süre.
Sonra, “Ne oldu bana? Sen ne yapıyorsun?” demeye başladı.
Amındaki yarağı çıkardım ve kendisine gösterdim.
Karım yarağa anlamsızca bakarak, “Bu ne?” dedi.
“Bununla siktim seni!” dediğimde sanki anlamamış gibiydi.
Ben yataktan doğrulup kalkarken, karım da iyice kendine gelmeye başlamıştı.
O sırada cep telefonumun kaydını kapadım.
Karım, “Kimi arıyorsun bu saatte?” diye azarlar gibi sorunca,
“Kimseyi aradığım yok!” dedim.
Karım yatakta oturur vaziyette kaldı, bornozun önü açık ama halen üzerindeydi. Karım bacaklarının arasına baktı önce, sonra elini amına attı.
Az sonra, “Ne yaptın sen?” diye gene sorunca, yanında duran plastik yarağı gösterip,
“Dedim ya, seni siktim bununla, sen de zevk aldın!” dedim.
Karım bir yarağa, bir bana baktı, yüzü kızardı bir anda. “Tövbe tövbe!” diye başını sallamaya başlamıştı.
“Benim başım ağrıyor!” diyerek banyoya gitmek için kalktı. Zar zorda olsa banyoya geçti. İşediğini duyuyordum.
Az sonra duşun sesi geldi. Yanıma döndüğünde daha iyi görünüyordu. Birkaç dakika suyun altında kalmak ona iyi gelmişti.
Meyve tabağından birkaç parça bir şey aldı. Plastik yarağa bakarak, “Beni bununla mı siktin?” diye sorunca,
“Evet!” dedim. Kızmıştı, “Beni sikip döllemeni istiyorum, sen neler yapıyorsun!” diye bağırdı adeta.
Ona, “Sessiz ol, manyak mısın, merak etme o da olacak, sırayla!” dedim. Elindeki tabağı alıp dolabın üzerine koydum tekrar.
Elinden tutarak kaldırdım ve bornozunu çıkardım. Yatağın üzerinde dörtayak üstüne domalttım.
Etli göt yanaklarını yoğurdum bir süre. Sonra diğer plastik yarağı aldım. Karım, “Ne yapıyorsun onunla?” dedi, gene bağırır gibiydi.
O zaman götüne bir şaplak attım ve “Kes sesini!” dedim.
Plastik yarağı göt deliğine sürtmeye başladığımda, karım da götünü sağa sola oynatmaya başladı.
Göt deliği kaç zamandır sikmediğimden biraz daralmıştı sanki. Ama yarağı bastırmaya başladığımda yavaş yavaş açılmaya başladı.
O ara karım, “Iğhhh, çok acıyor böyle, çantamda vazelin var, ondan sür!” dedi.
Çantasını açtım, küçük bir kutuda vazelin vardı dediği gibi. Kapağını açtım, koyu pembe vazelinden ağır bir koku geliyordu. Karımın bunu çatlayan ellerine sürdüğünü biliyordum.
Ellerini pamuk gibi yapıyordu o zaman. İşaret parmağımla katı vazelinden almaya başladım.
Parmağımla göt deliğinin ağzına, içine ve daha sonra yarağın üzerine bolca sürdüm. Plastik yarak vazelin sayesinde parlamaya başlamıştı. Karımın kılsız göt deliği de öyleydi.
İyice parlayan vazelinli yarağı göt deliğine sürtmeye başladım. Karımdan hafif iniltiler gelmeye başladı. Biraz biraz bastırmaya başladım bu kez.
Yarağın kafası girmişti götüne. Karım ara ara kafasını arkaya atarak bana bakıyordu. Vazelin işe yaramıştı.
Yarak ağır ağır karımın götüne giriyordu. Karım acı çekmiyordu vazelin sayesinde, ama sürekli, “Ağhh, aoğmm, ığhh!” sesleri çıkarıyordu. Kılsız göt deliği, yarak girip çıktıkça, bir açılıp bir kapanıyordu.
Karımın tombul göt yanaklarını sıkıp yoğuruyordum bir taraftan da. Yavaş yavaş yarağı daha hızlı sokup çıkartmaya başlamamla birlikte karımın iniltileri de çoğaldı.
Yarağım da kazık gibi olmuştu bu arada. Bir an önce karımı sikmek için can atıyordum.
Ama karıma bir sürprizim vardı. Götündeki yarağı iyice soktum dibine kadar. O ara az önce amına soktuğum yarağı aldım ve amına sürtmeye başladım.
Karım o sırada başını arkaya atıp, “Aığhh, Osman, ığmm, ne yapıyorsun?” demeye başladı.
Ona, “Çok zevk alacaksın!” diyerek, yarağı yavaşça sokmaya başladım amına.
Karımın biri götünde diğeri amında iki tane plastik yarak vardı az sonra. Götündeki yarak, ben elimi hiç değdirmesem bile, bir ileri bir geri hareket ediyordu.
Karım kendini kastıkça götündeki yarak da hareket ediyordu bu şekilde.
Amındaki yarağı da ittiriyordum bu arada. Karım sık sık başını arkaya atarak bakmaya çalışıyordu. Yüzünün şekli değişmişti. Kadriye’de gördüğüm ifade vardı yüzünde.
Acı ve zevki bir arada yaşıyordu. Derken amındaki yarağı da dibine kadar sokmuştum.
Şimdi her iki yarağı dibinden tutarak ileri geri hareket ettirmeye başladım. Karımın acı ve zevki bir arada tattığını gösteren iniltileri odamızın içinde yankılanıyordu.
Bütün bu görüntüler neticesinde yarağım patlayacak gibiydi artık. Karım o haldeyken önüne geçtim ve yarağımı ağzının kenarına getirdim. Karım elleriyle yataktan destek aldığı için yarağımı elleyemiyordu. Biraz daha yaklaştım ona.
Karım yarağımı dilinin ucuyla yalamaya başladı o anda. Kafasını dilinin ucuyla iyice ıslattı, sonra da somurmaya başladı. Biri amında, diğeri götünde iki plastik yarak, ağzında da gerçek bir yarak vardı. Karım yarağımı, aldığı zevkle deli gibi emiyordu.
Ben de bundan büyük zevk alıyordum elbette. Karımın saçlarını okşuyordum, saçlarını da boyatmıştı. Şimdi kızıl kestane bir renge bürünmüştü saçları.
Karım bu küçük tatil için epey süslenmişti doğrusu.
Bir süre bu şekilde devam ettik. Ama sonunda karım yarağımı yalamayı bırakıp, “Hadi sik artık, sik beni!” demeye başladı. Ben de daha fazla devam edemeyecektim zaten.
Tekrar arkasına geçtim. Kalçalarından tutarak yatağın kenarına getirdim. Amındaki yarağı çıkardığım zaman amından epey bir zevk sıvısının yarağa bulaştığını gördüm. Götündeki yarak halen dururken alttan amına girmeye başladım.
Götündeki plastik yarağı hissedebiliyordum. Amına taşaklarıma kadar girdikten sonra, göt yanaklarından tutarak hızlıca girip çıkmaya başladım. Karım amına girdiğim için bundan büyük memnuniyet duymuştu.
Şimdi sürekli, “Uğhh, devam et, çok güzel, oğhh, ığmm, devam et!” deyip duruyordu. Çok zevk alıyordum. Bir elimle götündeki yarağı sokup çıkarıyor, diğer taraftan amında hızlıca çalışıyordum.
Bir süre sonunda karım zevk iniltileri eşliğinde boşaldığında, benim de boşalmama az kalmıştı. Son bir güçle amına birkaç sefer sertçe pompaladım.
O anda tombul göt yanakları löpür löpür sallanırken, şiddetli ‘Şlop, şlop, şlop!’ sesleri odayı çınlattı. Ama en sonunda sarsıla sarsıla boşaldım karımın amına.
Birkaç gündür yarağımda birikmiş tüm döllerimi zevkle akıttım amına. Karım amının sulanmasından aldığı zevkle başını arkaya atmaya çalışıyor, sürekli iniltiyle karışık, “Osman, Osman!” deyip duruyordu bu kez.
Amından çıktığım zaman döllerim kasıklarına akıyor, yatağa damlıyordu. Götündeki yarağı çıkardığımda karım derin bir nefes aldı, göt deliği bir süre epeyce açık kaldı. Karımın götten sikilirken acı çekmemesi beni memnun etmişti.
Karım yavaşça doğrulup ayağa kalktığında küçük bir feryat koyverdi. Bu pozisyonda acı çekmişti götünden. Yine de iyi sayılırdı. Epey bir terlemişti.
Kasıklarının döllerimle ıslandığını ve yatağın üzerine döllerimin aktığını görmek onu ayrıca mutlu etmişti. “Bebeğime gebe kalmak istiyorum!” deyip duruyordu.
Karım banyoya geçip yıkanırken, ben iki kadeh daha şarap içtim. Karım banyodan sonra kurulandı, ardından tanga külotunu ve geceliğini giyindi.
Birlikte yatağa girdiğimizde, sürekli dua ediyordu. Bir an önce hamile kalmak istiyordu çünkü.
Şarabın etkisiyle uykuya daldım...
Sonraki Bölüm