Evde Öğrendiğim Gerçek
İnsanlar bana hep aynı şeyi söyledi.
"Kimseye fazla değer verme."
"İnsanlara güvenme."
"Herkes işine geldiği kadar yanında olur."
Ben bu cümleleri ilk duyduğumda garipsedim.
Çünkü bunlar bana geç kalmış nasihatler gibi geliyordu.
Ben bunları zaten biliyordum.
Hem de hiç kimsenin anlatmasına gerek kalmadan.
Çünkü insan bazı şeyleri kitaplardan öğrenmez.
Bazı şeyleri kendi evinde öğrenir.>
Ben uzun zaman şuna inandım...
Anneyle baba, insanın yaptıklarını unutmayan iki kişidir.
Yanılmışım.
Meğer insanın en büyük yanılgısı, anne babasının hafızasını kendi kalbi kadar büyük sanmasıymış.
Ben yaptıklarımı hiçbir zaman borç olsun diye yapmadım.
Bir gün karşıma koyulsun diye de yapmadım.
Çünkü aile dediğin yerde hesap tutulmaz diye büyüdüm.
Ama zaman bana başka bir şey gösterdi
İnsan bazen yaptıklarıyla değil...
Yapmayı bıraktığı gün hatırlanıyor.
İşte o gün ilk defa kendime şu soruyu sordum:
Demek ki insanın değeri, bazen geçmişiyle değil...
Bugün ne yaptığıyla ölçülüyormuş.
Ve bunu bana sokaktaki insanlar öğretmedi.
Bunu bana, gözlerinin içine bakarak "Oğlum." diyen insanlar öğretti.
İşte o yüzden bugün dışarıdaki hiçbir davranış beni şaşırtmıyor.
Çünkü şaşırma hakkımı yıllar önce kaybettim.
Kendi anne baban bazen dün verdiğin emeği unutabiliyorsa...
Sana hiçbir bağı olmayan insanların unutması neden ağır gelsin?
Kendi evinde bazen yaptıklarının üzeri sessizce örtülüyorsa...
Sokaktaki insanlardan neden vefa bekleyeyim?
İnsanlar diyor ki:
"Herkes çıkarcı."
Olabilir.
Ama ben artık buna kızamıyorum.
Çünkü insanın en güvenli limanı dediği yerde bile bazen değerin, yaptıkların kadar sürüyormuş hissi oluşuyorsa...
Dışarıdaki dünyanın farklı olmasını beklemek saflık geliyor.
Benim meselem insanlar değil artık.
Çünkü insanlar bana hiçbir söz vermedi.
Benim meselem...
İnsanın ilk öğrendiği yerle.
Çünkü insan dünyaya inanmayı önce annesinden öğreniyor.
Değer görmeyi önce babasının bakışında arıyor.
Ve eğer o bakışlar bir gün sana, "Yaptıkların çabuk unutulabiliyor." hissini bırakıyorsa...
Hayatın geri kalanı sadece tekrar ediyor.
Bu yüzden biri işi düşünce beni aradığında kırılmıyorum.
İşi bitince uzaklaştığında da öfkelenmiyorum.
Çünkü ben bunu ilk kez yaşamıyorum.
Ben sadece...
İlk kez evimde hissettiğim duyguyu, başka insanların yüzünde yeniden görüyorum.
Ve galiba insanı en çok değiştiren şey de bu.
Yabancıların sana yaptıkları değil...
Kendi anne babanın istemeden de olsa sana hissettirdikleri.
Çünkü insan, dünyaya nasıl bakacağını okulda öğrenmiyor.
Evinde öğreniyor.
Benim evimde öğrendiğim ilk gerçek ise şuydu:
Bazı insanlar seni en çok sen olduğun için değil...
Onlara dokunduğun sürece hatırlıyor.
İşte bu yüzden artık kimseye kırgın değilim.
Çünkü kırgınlık, hâlâ beklentisi olan insanların duygusudur.
Ben beklentimi...
İlk önce kendi evimde bıraktım.
















