Fil Dergisi ile sokak sanatı üzerine yaptığımız söyleşinin orjinal metni
* En çok neyle çalışıyorsun ve ne tarz işler yapıyorsun?
* Sokak sanatına stencil tekniğini (şablon baskı) keşfederek başladım. Şablon baskı (stencil) hızlı, kolay ve defalarca kullanılabilmesi açısından oldukça kullanışlı bir yöntem. Ben de bu yöntem ile çalışmaya başladım ve genellikle bu yöntemi kullandım. Ancak son zamanlarda daha büyük işler yapabilmek adına daha hızlı ve kolay bir yöntem olan kostik (yapıştırma) tekniğini kullanıyorum.
Sokağın paylaşımda bulunabilmek için en ‘güzel’ yer olduğunu düşünüyorum. Sokaktan geçen herhangi birini, hiçbir mesajı olmayan bir imge veya bir çizik ile gülümsetebiliyor olmak bile önemli. Bu yüzden mesaj kaygısı olmayan işler de yapmışlığım oldu fakat genel olarak politik çalışmalar yaptığımı söyleyebilirim.
* Sanatını konuştururken seni görenler nasıl tepki veriyor? Bir çizik atmak için yardım teklif eden ya da aksine ‘kirletme burayı’ diye terslenen oluyordur herhalde…
* Sokak sanatına 2005 yılında Ankara’da başladım. O zamanlar sokak sanatı bu kadar yaygın değildi. Sokaktayken olabildiğince hızlı bir şekilde yap-kaç tedirginliği oluyordu. Ancak yine de sokakta karşılaştığım herhangi birinden kötü bir tepki almamıştım. “Gençler napıyorsunuz?” gibi bir şeydi en fazla. Aynı durum şimdi için de geçerli. Özellikle Gezi’den sonra ‘kirletme!’ tepkisinden ziyade karşılaştığım insanların daha çok destekçi olduklarını gördüm. Hala kimseye görünmeden yapıp kaçma tedirginliği duysam da özellikle Gezi döneminden sonra birileri ile karşılaşmaktan eskisi kadar çekinmiyorum. Halktan ziyade polis veya güvenlik görevlileri ile karşılaşma ihtimali daha korkutucu geliyor bana.
* Sokak sanatıyla ilgilenen kadınların sayısı bir hayli artıyor ama Türkiye’de vaziyet şu anda nasıl? Size zorluk çıkardığı oluyor mu, sokakta da bir ayrım var mı?
* Evet, kadın olmanın sokak sanatında zorlayıcı bir unsur olduğunu söyleyebilirim. Bilirsiniz sokak sanatı için genellikle gece saatleri tercih edilir ve bu saatlerde ara sokaklarda tek başına bir kadının yürümesi bile tedirgin ediciyken, bir süre o sokakta bulunup duvarlara bir şeyler boyamak daha da dikkat çekici bir durum oluyor. Bu yüzden ben genellikle yalnız çıkmıyorum ancak ilk başladığım yıllarda şablon baskılarımı kendim yapıyordum. Hızlı olabiliyorsanız bir sorun yaşamazsınız. Bulunduğunuz muhitin de bunda etkisi büyüktür.
* Bir eserin mesela belediye ekipleri ya da bina sahibi tarafından yok edildi mi? Ne hissettin ya da bu başına gelseydi ne hissederdin?
* Sanırım sokağa yaptığım hiçbir şey şu anda yerinde değil. Bazen sadece bir gün duran bir eser için yeterince kaldı diye umutla bakıyorum. Ama bazen de özellikle mesaj kaygısı olmayan ve yıllarca o duvarda kalan işim silindiği zaman bir burukluk yaşıyorum elbette. Ancak bir işin yok edilme ihtimali sokak sanatının özünde vardır. Çoğu sokak sanatçısı eğer izinli bir çalışma yapmıyor ve çok ünlü değilse işinin silinebileceği olasılığını göze alarak sanatını yapar.
* Sokak sanatı orta sınıfa pek ulaşmıyor, gecekondulara mesela pek gitmiyor gibi görünüyor. Bunun nedeni sadece eserin ‘en kamusal mekanda’ olması isteği mi? Bu kısır döngü nasıl aşılabilir?
* Bu çok önemli bir konu bence. Evet, dediğin gibi bir durum var ancak buna orta sınıfa değil de alt sınıfa ulaşamıyor desek daha doğru olur. Zira son zamanlarda sokak sanatı daha çok orta sınıf tarafından icra ediliyor ve tüketiliyor. Eğer bir sanatçı halkla politik içerikli bir paylaşımda bulunmak istiyorsa, alacağı tepki büyük oranda olumsuz bile olsa sanatını icra edeceği en iyi yer ‘arka mahalleler’ olur. Günümüz Türkiye’sinde sokak sanatının ‘alt sınıfa’ pek ulaşamamasının bir sebebi, dediğin gibi ‘en kamusal alanı’ kullanma ve dolayısıyla en çok kişiye ulaşma isteğidir. Olabildiğince çok kişiye ulaşmak sokak sanatının bir amacıdır ancak az kişiye oranla daha çarpıcı bir etki yaratabilmek bazen daha önemli olabilir. Aslında sokak sanatı, graffiti ile, baskı altındaki alt sınıfların bir kültürü olarak doğdu. Graffitinin en güzel örneklerini dünyanın her köşesinde arka sokaklarda görebilirsiniz. Türkiye’de de sokak sanatçılarının bu mahallelerde öncü olabilecek nitelikte işler yapmaları ve belki kimi atölyeler, etkinlikler düzenleyerek bu kültürü tanıtmaları bu mahallelerin kendi sanatçılarının çoğalmasını sağlayabilir. Buradaki gençlerin ellerine birer sprey boya verdiğiniz zaman sadece kendi düşüncelerini duvarlara yazmalarının bile büyük bir etki yaratacağını düşünüyorum.
* Özellikle Berkin Elvan çalışmasıyla daha da bir tanıdık sizi. Mizah için ‘apolitik mizah olmaz’ derler ya, sokak sanatı için de aynı şeyin geçerli olduğunu düşünüyorum. Özellikle Gezi’yle beraber yaratıcılığın zirvesine vurduğumuz düşünülürse… Siz nerede duruyorsunuz bu konuda?
* Daha önce de belirttiğim gibi aslında sokakta paylaşımda bulunduğunuz sanatınız, sözünüz, çizginiz her ne ise bunun politik bir mesaj içermesi gerekmediğini düşünüyorum. Sokağa bıraktığınız eseriniz ile sadece birini gülümsetmeniz, düşündürmeniz ya da durup bir bakmasını sağlayabilmeniz bile yeterli. Nitekim sanatı, galeri ve müzeleri ziyaret eden belirli bir kesimdense, herkesle ve herhangi bir amaç gözetmeksizin paylaşmayı ifade eder sokak sanatı. Aynı şekilde politik ifadenizi paylaşmak için de sokak biçilmiş kaftandır. Bu yüzden ben de politik bir söylemde bulunmak istediğim zaman kendimi en çok sokak sanatında gerçekleştirdiğimi düşünüyorum. Bir başka açıdan da bakacak olursak sokakta bulunan apolitik bir ifadenin bile aslında politik bir duruma gönderme yaptığını ve dolayısıyla sokakta olan her şeyin politik olduğunu söyleyebiliriz.