" Öyle güzel olmalı ki tüm yorgunluklar... Bedenim öyle güzel çürümeli ki bu toprağın altında... Daha kaç vakit, fotoğrafınla eskiyecek zamanım... Daha kaç vakit seni düşünerek geçecek günlerim... Daha kaç vakit... Ne çok aşklar var. Aşkların silsilesi, aklımınn yerini harekete geçiriyor. Düşünüyorum, hepsi Adem ve Havva'nın zihin tarihimizden yansıması sadece, bir peygamber edasıyla engel olamıyorum kendime... İnsanlar ne hoşlar öyle sevince. Gözünden damlayan yaşları can katıyor toprağa, tebessümleri saçılıyor etrafa. Bir umut bir yaşam beliriveriyor yüzlerinden binlerce yüze... Öyle kadınlar bilirim ki, bu arşın altında, sevdiğini erdirir arş-u ala'ya... Öyle adamlar bilirim ki, ayağındaki nasırdan öptürür cennet kapılarını, ana kıldığı tüm kadınlara... Öyle aşklar geçiyor, hepimizin geçtiği hayatta; sonra yaşamak rüyasına dalıyoruz. Ve olan biten, kendimizde başlıyor oysa... Şimdi, şarkının en güzel yerindeyim. Kadının aşkını okuyor kulaklarım, oradan kalbime dokunuyor bütün tınılar. Ve, insanların acziyetlerini düşünüyorum... Öyle acizim ki, acziyetimden akan gözyaşlarımı nereye saklasam bilmiyorum... Öyle dar ki yerim, kendimi nereye saklasam, bilmiyorum... Sözlerim, ne kadar anlatırsam anlatayım, anlattıklarım anlatmak istediğimden daha uzağa savruluyor... Oysa yürüdükçe, en çok kendime varıyorum... Evet şimdi durdum, şimdi öyle yorgunum, belki şairlerin dediği gibi, bütün yinin'leyim şimdi, evet durdum, çünkü dayanmak demek güç istemektir, en güçlüsünden... Evet, kalbi hassas, bakışları yorgun, yılların hüznü sinen bedenini taşımaya geldim, omuzlarımda, bir ömür... Korkma, korkma söylediklerimden; sevmektir bunun adı... Sevmek kimseye zarar vermez ki hem! Sevgim, tutkulu değil ki ezilesin, korkasın... Korkma sevdiğim, bırak da dudaklarımdan yüzüne, ağustos yeliyle esmeyecek sıfatları haykırayım sessiz harflerimle, kelimelerimle... Sevdiğim, ellerin toprak kokuyor, yüzün cennetten düşmüş olsun avuçlarıma... Ki ben geceleri avuçlarım arasına alıyorum o güzel yüzünü, dokunduğuma inanarak direniyor kalbim... Sevdiğim, seni inkar etmeye gücüm yok artık, seni silip atmaya da... Sanki ben yazdım ben söyledim olacakları... Hayır, yalnızca en değerliydin her şeyin içinde... Bu etrafımı kuşatan, tanıdık simalardan kaçarken, anlatıyorum hep anlatmak istediklerimi... Gelişin, hiç inanmadığım masallara benzer ancak. Gelmeni isteyemem ki senden, gelemezsin bilirim. Bilmek ne kadar güzel değil mi? Sana dair olacakları, sana dair olamayacak her şeyi bilmek, kalbimde sessizliğin sekinesine yer vermeye sebeb, ey sebebler tecellisi olan Allah'ım, en güzel şahidimdir... Kimseye anlatmadan bu sevdayı, uzak bir yerde, yalnız başıma itiraf ettim kendime... Yalnız Rabbim biliyor bu sevdayı varlık tarihimde... Şimdi sen biliyorsun sevdiğim, bilmen hüznümü baki, sözümü sağlam kılacak... Duam, bir murad değildir bilir misin? Duam, kalbe düşen bir adın oradan tene düşen can misali çıkması... Duam, sensin sevdiğim... Allah'a giden güzel yolların, dağlarında, topladığım en güzel gelinciksin... Boynun bükük, öyle mahzun fakat çok güzel... Sevdiğim, söz bakidir bu alemde... Gönlüne kaçamayan bir bedeviyim yalnızca... Keşke yerli edasıyla dökülseydi sözlerim... Ellerim çirkin, anlatamıyorum senin güzelliğini... Anlatamıyorum, beyazlığın sendeki efsunluğunu... İnan bildiğim ve kökleriyle sıkı sıkıya bağlı olan bir gerçek var ki şuramda, evet tam kalbimde, evet senin ismin, evet yalnızca senden uzayan bir yol var önümde... Ne yürümekten yorulacağım ne de sevmekten usanacağım... Tek yardımcım Allah, dayanağım imanımdır bu sevda da, yoksa nasıl sevdim diyebilirim ki, sonsuzluğun yudumladığı aşkla... Seni seviyorum. Bu da, böyle biline dursun. Çünkü ne seni ezecek ne de sevdamı kirletecek kadar tutkulu... Yıllandıkça güzelleşecek, bir sevdadır bu."