Tâbi olma eylemi, tâbi olan kişiyi, tâbi olduğunun bir parçası yapar. Hatta bu kişi, Selman el-Farisî (radıyallahu anh) gibi yabancı bile olsa... Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Selman hakkında şöyle buyurmuştur:”Selman bizim ehl-i beytimizdendir.”
Halbuki Selman İranlıydı Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem)’ne tâbi olunca, onun bir aile ferdi oluverdi.
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) bu gerçeği bu sözüyle anlatmış oldu. Tâbi olmak, yakınlığa sebep olduğu gibi, tâbi olmamak da uzaklığa sebep olur. Allah bütün iyilik ve güzellikleri bir evde toplamış ve Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi vesellem) tâbi olmayı da evin anahtarı yapmıştır.
O halde Allah’ın senin hakkındaki takdirine razı olup, zühd ve takvaya sarıl, dünya zevklerini azımsa. Fuzûli söz ve davranışları bırak, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem)’ne tâbi ol. Her kimse bu kapı açılmışsa, bu onun hakkında Allah’ın onu sevdiğine bir işarettir. Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın...” (Âl-i İmran 31)
Bütün iyilik ve güzellikleri elde etmek istersen, şöyle dua et:”Allah’ım! Her söz ve hareketimde Resûlü’ne tâbi olmayı bana nasip eyle.”
Gelin Tâcı - İbn Ataullah el-İskenderi (k.s)