her kıyısına uğradığımız ama hiçbir derinliğine dalamadığımız yatay bir dünyada yaşıyoruz. her şeyden biraz biliyor, fakat hiçbir hakikatin dibine inemiyoruz. bu sabah râgıb el-isfahânî'nin satırları arasında dolaşırken asıl kaybettiğimiz şeyi fark ettim: dikey yaşamak. isfahânî gibi adamlar, hayatı bir satıhta yayılmak için değil, bir hakikati kazımak için yaşadılar. "erdemli yol" gibi hakikatlerin peşine düşerken, ömürlerini tek bir mananın/tek bir kavramın cevherine ulaşmaya adayabildiler. şehirleşmenin gürültüsünden, dijital kalabalığın tozundan uzak, evrenin nizamını sadece bilgi olsun diye değil, bir tefekkür borcu olarak soludular. tabiatla olan bağları organikti. bilgi kuru bir malumat değil, bir hâldi. isfahânî gibi alimler ve hürmet duyduğumuz tüm o eski insanlar için bir şeyi bilmek, bilineni kuşanmak demekti. o yüzden yazdıkları bin yıl sonra bile bu kadar diri kalabiliyor. aradan geçen koca bin yıla rağmen isfahânî'yi okurken bu kadar taze, bu kadar diri ve hâlâ sanki bu sabah yazılmış gibi hissedebiliyorum. bana bin yıllık bir mesafeden bu kadar berrak bir ses ulaştırabildiği için isfahânîye teşekkür ederim. mekanı cennet olsun.















