wip comp of my beloved blorbos...
seen from Hong Kong SAR China

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Russia

seen from Russia
seen from United States
seen from Hong Kong SAR China
seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States
seen from China

seen from Russia

seen from Australia

seen from France
seen from Netherlands

seen from United States
seen from Hong Kong SAR China

seen from United States
wip comp of my beloved blorbos...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
top 5 tundras... from other lairs >:)
OOUGHH yesss..the tundras...this'll be hard because i want to pick Them All but let's see c:
Snuzzle who belongs to @goannafr !! Such a pretty tundra and lovely mlp fandragon <3 absolutely love those greys and pinks, literally inspired one of my own dragons dfsgdf (Samascott haha) but also that falcon is so good, tundras wear the animal-y genes so perfectly C: and the cute hearts!! and the Points before the points tert even released..hell yeah
Perryn! owned by @radiant-flutterbun . what a handsome guy..most handsome tundra award goes to him i think. (and maybe Jolene too..they can split it.) but yeah he's so gorgeous, absolutely love the jaguar/clouded/thylacine combo and the helmet looks so good on them!! those helmets are so underrated and help make them look more tough..always a fan of Buff Fluffs (and also fat tundras my beloved of course fdgsdf) everything just works so well on him!!
Glitzi, owned by @tomswifty-fr ! Lovely blues and another great Falcon C: but also a really really captivating story..a legendary hero who's gotten cynical with a rough lot in life.. and if you haven't read the Gltizi comic please do <3 it's 24 beautifully illustrated pages of some of the most captivating fr lore emotions i've ever read C:
Veltto, owned by @dunhoof ! another handsome fat tundra (my weakness) and i also really like the color schemes..the bright fruity green/yellow is such a fun contrast with the dark black primary, eye spots is one of my favorite genes and so underused..and omg the cute matching goat eyes too..and this guy just loves his beastclan wife hell yeah <3 eveyrthing you could want in a tundra right here!
Philomele, owned by @fr-thrice ! Trans sword lesbian nature tundra..what more could you want <3 her absolutely beautiful nature themes with that guise and wing thorns are so good, i'ma lways a sucker for browns and greens together and she works it so well! lovely thylacine showing how it makes tundra manes stripey! and check out the art in her bio if you haven't already c:
Evander owned by @transtundras-fr ! living for their brown and pink color together and i always love seeing seraph!! and the cherub is sooo nice too and omg the knitting stuff <3 very very fitting haha. go Evander !!! those tundras sure can trans c:
Mikael, owned by @blushingtendertiel !! Another lovely pink fluff!! such perfect pastel colors and i love Tiger on tundras (another perfectly animal-y gene for them) and the runes too!! the sparkly horns my beloved c: really love his delicate apparel too..truly a furry angel right here <3
and lastly, at number 1 we have... @guardsbian's very own Rozomund !!! no way she couldn't be part of this list omgggg..biker tundra of my dreams, she is sooo cool omg <3 loving the hex secondary and the cool bandana matching her pants and using the chasmcrawler stuff to be leather was genius omg. she is everything to me c: and lowkey was an inspiration for Glacier (along with Brody and Maddox)..tundra bikers with the wind in their fur, unite :D
sdgfasdf thank you for the ask omggg this was both so fun and so hard to put together haha. i definitely succeeded at only picking five tundras to make a top five list yes.
// 𝚁𝙴𝚃𝚁𝙸𝙴𝚅𝙴 𝙵𝙸𝙻𝙴 "𝙸:\𝙸𝙽𝚀𝚄𝙴𝚂𝚃\𝙵𝚁𝙰𝙲𝚃𝙰𝙻\𝙳𝙴𝚂𝚃𝙰𝙱𝙸𝙻𝙸𝚉𝙴\𝚂𝚄𝙱𝙹𝙴𝙲𝚃𝚂\𝟸𝟺𝟷𝟶𝟹𝟽" // 𝙻𝙾𝙰𝙳𝙸𝙽𝙶 𝙰𝙲𝙲𝙴𝚂𝚂… // 𝑨𝑪𝑪𝑬𝑺𝑺 𝑮𝑹𝑨𝑵𝑻𝑬𝑫.
exploration of a scenario where the inquest create severed "suicide squads" out of high risk criminals and send them into fractals to stop players from stabilizing them. The team is equipped with special weapons to destabilize the fractals even further, and randomly pop into the ongoing fractals and fight the players like an additional (unplanned) bossfight.
fractal players are therefore stuck in a rogue-like state, where upon death, they are kicked out of the fractal and have to try again and again and aga-
philomele is one of the prisoners that were employed by the inquest and is currently one of their strongest assets.
Mitoloji Aileleri Athenai Soyu: “Rokne ile Philomele”
Bu iki kız kardeşin büyüğü olan Prokne, Thrakia kıralı Tereus’la evliydi. Ares’in oğluydu Tereus, babasının bütün kötü yanlarını almıştı.
Prokne yıllardır annesinden, babasından, kardeşinden uzakta, Thrakia’da yaşıyordu. Oğlu Itys beş yaşına gelince, Tereus’a, “Kardeşim Philomele’yi özledim,” dedi. “Gelip bir süre burada kalsa…”
Tereus, karısının bu dileğini yerine getirmek için kalkıp Athenai’ye gitti. Frokne’nin babasıyla konuşup Philomele’yi Thrakia’ya götürmek için izin istedi. Athenai kralı, kızını onunla birlikte göndermeye karar verdi. Philomeîe zaten dünden razıydı buna. Eniştesiyle birlikte yola çıktılar.
Yolculuğun daha ilk günlerinde, Tereus Philomele’ye tutulu verdi. Öyle güzel bir kızdı ki Philomeîe, kendisini gören nymphe, ya da naiad sanırdı. Onu elde etmek için neler düşünmedi Thrakia kıralı… Sonunda, “Haber aldım, Prokne ölmüş,” diyerek Philomele’yi kendisiyle evlenmeye zorladı. Ne yapsın Philomeie, her kardeşin yapacağını yapıp eniştesine vardı.
Vardı ama çok geçmedi, işin aslını öğrendi, öfkeden ne diyeceğini şaşırdı. Tereus’a. “Herkese söyleyeceğim bunu!” diye bağırdı. “Herkese anlatacağım. Senin ne aşağılık biri olduğunu bütün dünya öğrenecek!”
Thrakia kıralı korkarak dilini kesti Philomele’nin; sonra zavallı kızı bir yere kapayıp başına nöbetçiler dikti. Prokneye gidip kardeşinin yolculuk sırasında öldüğünü söyledi.
O günlerde yazı diye bir şey yoktu. Onun için, ne konuşabiliyordu Philomeie, ne de yazabiliyordu. Ama başka anlatma yolları vardı. Usta bir demirci, bir av öyküsü mü anlatmak istiyor, hemen bir kalkan yapar, boğaları yutan aslanlar, köpekleriyle saldıran silâhlı avcılar döverdi kalkana. Bir hasat öyküsü mü anlatacak, çalışan kızlar, kaval çalan çobanlar çizerdi. Kadınlar için de başka yollar vardı tabiî. Onlar da örgü örüp dokuma dokurlardı.
Philomeie, örgüde, işlemede son derece ustaydı. Kendi başından geçenleri duyurmak için tezgâha oturup içindeki acıyı dokudu. Sonra da işlemeyi, kraliçeye götürmesi için kendisini bekleyen yaşlı kadına verdi.
Yaşlı kadın, kardeşi için hâlâ yas tutmakta olan Prokneye götürdü işlemeyi. Kraliçe, armağanı açar açmaz donup kaldı. Phiomele’nin yüzünü görmüştü işlemede. İşte, bu da kocası Tereus’du. Sonra sanki yazılmış gibi her şeyi okudu. Kabaran duygularına zor engel oldu. Kardeşini nasıl kurtarıp kocasını nasıl cezalandıracağını düşünmeye başladı. “Philomele’yi buraya getir,” dedi yaşlı kadına
Kadın, Tereus’un öfkesinden çekinerek, “Ben öyle birini bilmiyorum,” diye cevap verdi.
“Yalan söyleme. Ben her şeyi biliyorum”
Yaşlı kadın, baktı ki kurtuluş yok, Philomele’yi saraya götürdü.
İki kardeşin karşılaşmaları çok acı oldu. Bir süre ağlaştıktan sonra Prokne. “Üzülme sen,” dedi, “Tereus yaptıklarının cezasını bulacak.”
O sırada Itys girdi odaya bir süre oğluna baktı kraliçe, “Babana ne kadar benziyorsun” diye fısıldadı. Hançerini kaptı, sonra birkaç kere oğlunun gövdesine indirdi.
O gün öğleden sonra Itys’in ölüsünü parça parça doğradı Prokne, kazana atıp kaynattı. Akşamleyin de yemek diye kocasının önüne koydu.
Tereus afiyetle yedi oğlunu. Ama yemekten sonra gerçeği öğrenince çılgına döndü. Onun şaşkınlığından yararlanan Prokne ile Philomele saraydan kaçtılar, öc almayı aklına koyan kral, onları kovalamaya başladı. Daulis yakınlarında iki kardeşe yetişti. Tam ikisini de öldürecekken tanrılar Prokne ile Philomele’yi birer kuş yapıverdiler. Dilsiz olduğu için kırlangıç oldu Philomele öteki kuşlar gibi ezgiler çıkaramıyordu gagasından, sadece cıvıldayıp duruyordu. Prokne ise bülbül oldu. Son derece tatlı, ama o kadar da hüzünlü bir şarkı tutturdu, öldürdüğü oğlunu unutamıyordu:
O kahverengi kuş o bülbül Yas tutar her zaman, hüzünlüdür:
“Ah oğlum benim nerelerdesin?
Tereus’u da kuş yaptı tanrılar. Kötü yürekli kral, koca gagalı, çirkin bir atmaca oluverdi.
Bu öyküyü anlatan Latin yazarlarından bazıları, kardeşleri karıştırıp, dilsiz Philomele’nin bülbül olduğunu söylemektedirler. Bunun saçmalığı apaçık ortadadır. Ama kim dinler? Ingiliz edebiyatına bir göz atın, Philomele’ye hep bülbül dendiğini göreceksiniz.
Mitoloji Aileleri Athenai Soyu: “Rokne ile Philomele”
Bu iki kız kardeşin büyüğü olan Prokne, Thrakia kıralı Tereus’la evliydi. Ares’in oğluydu Tereus, babasının bütün kötü yanlarını almıştı.
Prokne yıllardır annesinden, babasından, kardeşinden uzakta, Thrakia’da yaşıyordu. Oğlu Itys beş yaşına gelince, Tereus’a, “Kardeşim Philomele’yi özledim,” dedi. “Gelip bir süre burada kalsa…”
Tereus, karısının bu dileğini yerine getirmek için kalkıp Athenai’ye gitti. Frokne’nin babasıyla konuşup Philomele’yi Thrakia’ya götürmek için izin istedi. Athenai kralı, kızını onunla birlikte göndermeye karar verdi. Philomeîe zaten dünden razıydı buna. Eniştesiyle birlikte yola çıktılar.
Yolculuğun daha ilk günlerinde, Tereus Philomele’ye tutulu verdi. Öyle güzel bir kızdı ki Philomeîe, kendisini gören nymphe, ya da naiad sanırdı. Onu elde etmek için neler düşünmedi Thrakia kıralı… Sonunda, “Haber aldım, Prokne ölmüş,” diyerek Philomele’yi kendisiyle evlenmeye zorladı. Ne yapsın Philomeie, her kardeşin yapacağını yapıp eniştesine vardı.
Vardı ama çok geçmedi, işin aslını öğrendi, öfkeden ne diyeceğini şaşırdı. Tereus’a. “Herkese söyleyeceğim bunu!” diye bağırdı. “Herkese anlatacağım. Senin ne aşağılık biri olduğunu bütün dünya öğrenecek!”
Thrakia kıralı korkarak dilini kesti Philomele’nin; sonra zavallı kızı bir yere kapayıp başına nöbetçiler dikti. Prokneye gidip kardeşinin yolculuk sırasında öldüğünü söyledi.
O günlerde yazı diye bir şey yoktu. Onun için, ne konuşabiliyordu Philomeie, ne de yazabiliyordu. Ama başka anlatma yolları vardı. Usta bir demirci, bir av öyküsü mü anlatmak istiyor, hemen bir kalkan yapar, boğaları yutan aslanlar, köpekleriyle saldıran silâhlı avcılar döverdi kalkana. Bir hasat öyküsü mü anlatacak, çalışan kızlar, kaval çalan çobanlar çizerdi. Kadınlar için de başka yollar vardı tabiî. Onlar da örgü örüp dokuma dokurlardı.
Philomeie, örgüde, işlemede son derece ustaydı. Kendi başından geçenleri duyurmak için tezgâha oturup içindeki acıyı dokudu. Sonra da işlemeyi, kraliçeye götürmesi için kendisini bekleyen yaşlı kadına verdi.
Yaşlı kadın, kardeşi için hâlâ yas tutmakta olan Prokneye götürdü işlemeyi. Kraliçe, armağanı açar açmaz donup kaldı. Phiomele’nin yüzünü görmüştü işlemede. İşte, bu da kocası Tereus’du. Sonra sanki yazılmış gibi her şeyi okudu. Kabaran duygularına zor engel oldu. Kardeşini nasıl kurtarıp kocasını nasıl cezalandıracağını düşünmeye başladı. “Philomele’yi buraya getir,” dedi yaşlı kadına
Kadın, Tereus’un öfkesinden çekinerek, “Ben öyle birini bilmiyorum,” diye cevap verdi.
“Yalan söyleme. Ben her şeyi biliyorum”
Yaşlı kadın, baktı ki kurtuluş yok, Philomele’yi saraya götürdü.
İki kardeşin karşılaşmaları çok acı oldu. Bir süre ağlaştıktan sonra Prokne. “Üzülme sen,” dedi, “Tereus yaptıklarının cezasını bulacak.”
O sırada Itys girdi odaya bir süre oğluna baktı kraliçe, “Babana ne kadar benziyorsun” diye fısıldadı. Hançerini kaptı, sonra birkaç kere oğlunun gövdesine indirdi.
O gün öğleden sonra Itys’in ölüsünü parça parça doğradı Prokne, kazana atıp kaynattı. Akşamleyin de yemek diye kocasının önüne koydu.
Tereus afiyetle yedi oğlunu. Ama yemekten sonra gerçeği öğrenince çılgına döndü. Onun şaşkınlığından yararlanan Prokne ile Philomele saraydan kaçtılar, öc almayı aklına koyan kral, onları kovalamaya başladı. Daulis yakınlarında iki kardeşe yetişti. Tam ikisini de öldürecekken tanrılar Prokne ile Philomele’yi birer kuş yapıverdiler. Dilsiz olduğu için kırlangıç oldu Philomele öteki kuşlar gibi ezgiler çıkaramıyordu gagasından, sadece cıvıldayıp duruyordu. Prokne ise bülbül oldu. Son derece tatlı, ama o kadar da hüzünlü bir şarkı tutturdu, öldürdüğü oğlunu unutamıyordu:
O kahverengi kuş o bülbül Yas tutar her zaman, hüzünlüdür:
“Ah oğlum benim nerelerdesin?
Tereus’u da kuş yaptı tanrılar. Kötü yürekli kral, koca gagalı, çirkin bir atmaca oluverdi.
Bu öyküyü anlatan Latin yazarlarından bazıları, kardeşleri karıştırıp, dilsiz Philomele’nin bülbül olduğunu söylemektedirler. Bunun saçmalığı apaçık ortadadır. Ama kim dinler? Ingiliz edebiyatına bir göz atın, Philomele’ye hep bülbül dendiğini göreceksiniz.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Mitoloji Aileleri Athenai Soyu: “Rokne ile Philomele”
Bu iki kız kardeşin büyüğü olan Prokne, Thrakia kıralı Tereus’la evliydi. Ares’in oğluydu Tereus, babasının bütün kötü yanlarını almıştı.
Prokne yıllardır annesinden, babasından, kardeşinden uzakta, Thrakia’da yaşıyordu. Oğlu Itys beş yaşına gelince, Tereus’a, “Kardeşim Philomele’yi özledim,” dedi. “Gelip bir süre burada kalsa…”
Tereus, karısının bu dileğini yerine getirmek için kalkıp Athenai’ye gitti. Frokne’nin babasıyla konuşup Philomele’yi Thrakia’ya götürmek için izin istedi. Athenai kralı, kızını onunla birlikte göndermeye karar verdi. Philomeîe zaten dünden razıydı buna. Eniştesiyle birlikte yola çıktılar.
Yolculuğun daha ilk günlerinde, Tereus Philomele’ye tutulu verdi. Öyle güzel bir kızdı ki Philomeîe, kendisini gören nymphe, ya da naiad sanırdı. Onu elde etmek için neler düşünmedi Thrakia kıralı… Sonunda, “Haber aldım, Prokne ölmüş,” diyerek Philomele’yi kendisiyle evlenmeye zorladı. Ne yapsın Philomeie, her kardeşin yapacağını yapıp eniştesine vardı.
Vardı ama çok geçmedi, işin aslını öğrendi, öfkeden ne diyeceğini şaşırdı. Tereus’a. “Herkese söyleyeceğim bunu!” diye bağırdı. “Herkese anlatacağım. Senin ne aşağılık biri olduğunu bütün dünya öğrenecek!”
Thrakia kıralı korkarak dilini kesti Philomele’nin; sonra zavallı kızı bir yere kapayıp başına nöbetçiler dikti. Prokneye gidip kardeşinin yolculuk sırasında öldüğünü söyledi.
O günlerde yazı diye bir şey yoktu. Onun için, ne konuşabiliyordu Philomeie, ne de yazabiliyordu. Ama başka anlatma yolları vardı. Usta bir demirci, bir av öyküsü mü anlatmak istiyor, hemen bir kalkan yapar, boğaları yutan aslanlar, köpekleriyle saldıran silâhlı avcılar döverdi kalkana. Bir hasat öyküsü mü anlatacak, çalışan kızlar, kaval çalan çobanlar çizerdi. Kadınlar için de başka yollar vardı tabiî. Onlar da örgü örüp dokuma dokurlardı.
Philomeie, örgüde, işlemede son derece ustaydı. Kendi başından geçenleri duyurmak için tezgâha oturup içindeki acıyı dokudu. Sonra da işlemeyi, kraliçeye götürmesi için kendisini bekleyen yaşlı kadına verdi.
Yaşlı kadın, kardeşi için hâlâ yas tutmakta olan Prokneye götürdü işlemeyi. Kraliçe, armağanı açar açmaz donup kaldı. Phiomele’nin yüzünü görmüştü işlemede. İşte, bu da kocası Tereus’du. Sonra sanki yazılmış gibi her şeyi okudu. Kabaran duygularına zor engel oldu. Kardeşini nasıl kurtarıp kocasını nasıl cezalandıracağını düşünmeye başladı. “Philomele’yi buraya getir,” dedi yaşlı kadına
Kadın, Tereus’un öfkesinden çekinerek, “Ben öyle birini bilmiyorum,” diye cevap verdi.
“Yalan söyleme. Ben her şeyi biliyorum”
Yaşlı kadın, baktı ki kurtuluş yok, Philomele’yi saraya götürdü.
İki kardeşin karşılaşmaları çok acı oldu. Bir süre ağlaştıktan sonra Prokne. “Üzülme sen,” dedi, “Tereus yaptıklarının cezasını bulacak.”
O sırada Itys girdi odaya bir süre oğluna baktı kraliçe, “Babana ne kadar benziyorsun” diye fısıldadı. Hançerini kaptı, sonra birkaç kere oğlunun gövdesine indirdi.
O gün öğleden sonra Itys’in ölüsünü parça parça doğradı Prokne, kazana atıp kaynattı. Akşamleyin de yemek diye kocasının önüne koydu.
Tereus afiyetle yedi oğlunu. Ama yemekten sonra gerçeği öğrenince çılgına döndü. Onun şaşkınlığından yararlanan Prokne ile Philomele saraydan kaçtılar, öc almayı aklına koyan kral, onları kovalamaya başladı. Daulis yakınlarında iki kardeşe yetişti. Tam ikisini de öldürecekken tanrılar Prokne ile Philomele’yi birer kuş yapıverdiler. Dilsiz olduğu için kırlangıç oldu Philomele öteki kuşlar gibi ezgiler çıkaramıyordu gagasından, sadece cıvıldayıp duruyordu. Prokne ise bülbül oldu. Son derece tatlı, ama o kadar da hüzünlü bir şarkı tutturdu, öldürdüğü oğlunu unutamıyordu:
O kahverengi kuş o bülbül Yas tutar her zaman, hüzünlüdür:
“Ah oğlum benim nerelerdesin?
Tereus’u da kuş yaptı tanrılar. Kötü yürekli kral, koca gagalı, çirkin bir atmaca oluverdi.
Bu öyküyü anlatan Latin yazarlarından bazıları, kardeşleri karıştırıp, dilsiz Philomele’nin bülbül olduğunu söylemektedirler. Bunun saçmalığı apaçık ortadadır. Ama kim dinler? Ingiliz edebiyatına bir göz atın, Philomele’ye hep bülbül dendiğini göreceksiniz.
Mitoloji Aileleri Athenai Soyu: “Rokne ile Philomele”
Bu iki kız kardeşin büyüğü olan Prokne, Thrakia kıralı Tereus’la evliydi. Ares’in oğluydu Tereus, babasının bütün kötü yanlarını almıştı.
Prokne yıllardır annesinden, babasından, kardeşinden uzakta, Thrakia’da yaşıyordu. Oğlu Itys beş yaşına gelince, Tereus’a, “Kardeşim Philomele’yi özledim,” dedi. “Gelip bir süre burada kalsa…”
Tereus, karısının bu dileğini yerine getirmek için kalkıp Athenai’ye gitti. Frokne’nin babasıyla konuşup Philomele’yi Thrakia’ya götürmek için izin istedi. Athenai kralı, kızını onunla birlikte göndermeye karar verdi. Philomeîe zaten dünden razıydı buna. Eniştesiyle birlikte yola çıktılar.
Yolculuğun daha ilk günlerinde, Tereus Philomele’ye tutulu verdi. Öyle güzel bir kızdı ki Philomeîe, kendisini gören nymphe, ya da naiad sanırdı. Onu elde etmek için neler düşünmedi Thrakia kıralı… Sonunda, “Haber aldım, Prokne ölmüş,” diyerek Philomele’yi kendisiyle evlenmeye zorladı. Ne yapsın Philomeie, her kardeşin yapacağını yapıp eniştesine vardı.
Vardı ama çok geçmedi, işin aslını öğrendi, öfkeden ne diyeceğini şaşırdı. Tereus’a. “Herkese söyleyeceğim bunu!” diye bağırdı. “Herkese anlatacağım. Senin ne aşağılık biri olduğunu bütün dünya öğrenecek!”
Thrakia kıralı korkarak dilini kesti Philomele’nin; sonra zavallı kızı bir yere kapayıp başına nöbetçiler dikti. Prokneye gidip kardeşinin yolculuk sırasında öldüğünü söyledi.
O günlerde yazı diye bir şey yoktu. Onun için, ne konuşabiliyordu Philomeie, ne de yazabiliyordu. Ama başka anlatma yolları vardı. Usta bir demirci, bir av öyküsü mü anlatmak istiyor, hemen bir kalkan yapar, boğaları yutan aslanlar, köpekleriyle saldıran silâhlı avcılar döverdi kalkana. Bir hasat öyküsü mü anlatacak, çalışan kızlar, kaval çalan çobanlar çizerdi. Kadınlar için de başka yollar vardı tabiî. Onlar da örgü örüp dokuma dokurlardı.
Philomeie, örgüde, işlemede son derece ustaydı. Kendi başından geçenleri duyurmak için tezgâha oturup içindeki acıyı dokudu. Sonra da işlemeyi, kraliçeye götürmesi için kendisini bekleyen yaşlı kadına verdi.
Yaşlı kadın, kardeşi için hâlâ yas tutmakta olan Prokneye götürdü işlemeyi. Kraliçe, armağanı açar açmaz donup kaldı. Phiomele’nin yüzünü görmüştü işlemede. İşte, bu da kocası Tereus’du. Sonra sanki yazılmış gibi her şeyi okudu. Kabaran duygularına zor engel oldu. Kardeşini nasıl kurtarıp kocasını nasıl cezalandıracağını düşünmeye başladı. “Philomele’yi buraya getir,” dedi yaşlı kadına
Kadın, Tereus’un öfkesinden çekinerek, “Ben öyle birini bilmiyorum,” diye cevap verdi.
“Yalan söyleme. Ben her şeyi biliyorum”
Yaşlı kadın, baktı ki kurtuluş yok, Philomele’yi saraya götürdü.
İki kardeşin karşılaşmaları çok acı oldu. Bir süre ağlaştıktan sonra Prokne. “Üzülme sen,” dedi, “Tereus yaptıklarının cezasını bulacak.”
O sırada Itys girdi odaya bir süre oğluna baktı kraliçe, “Babana ne kadar benziyorsun” diye fısıldadı. Hançerini kaptı, sonra birkaç kere oğlunun gövdesine indirdi.
O gün öğleden sonra Itys’in ölüsünü parça parça doğradı Prokne, kazana atıp kaynattı. Akşamleyin de yemek diye kocasının önüne koydu.
Tereus afiyetle yedi oğlunu. Ama yemekten sonra gerçeği öğrenince çılgına döndü. Onun şaşkınlığından yararlanan Prokne ile Philomele saraydan kaçtılar, öc almayı aklına koyan kral, onları kovalamaya başladı. Daulis yakınlarında iki kardeşe yetişti. Tam ikisini de öldürecekken tanrılar Prokne ile Philomele’yi birer kuş yapıverdiler. Dilsiz olduğu için kırlangıç oldu Philomele öteki kuşlar gibi ezgiler çıkaramıyordu gagasından, sadece cıvıldayıp duruyordu. Prokne ise bülbül oldu. Son derece tatlı, ama o kadar da hüzünlü bir şarkı tutturdu, öldürdüğü oğlunu unutamıyordu:
O kahverengi kuş o bülbül Yas tutar her zaman, hüzünlüdür:
“Ah oğlum benim nerelerdesin?
Tereus’u da kuş yaptı tanrılar. Kötü yürekli kral, koca gagalı, çirkin bir atmaca oluverdi.
Bu öyküyü anlatan Latin yazarlarından bazıları, kardeşleri karıştırıp, dilsiz Philomele’nin bülbül olduğunu söylemektedirler. Bunun saçmalığı apaçık ortadadır. Ama kim dinler? Ingiliz edebiyatına bir göz atın, Philomele’ye hep bülbül dendiğini göreceksiniz.
Mitoloji Aileleri Athenai Soyu: “Rokne ile Philomele”
Bu iki kız kardeşin büyüğü olan Prokne, Thrakia kıralı Tereus’la evliydi. Ares’in oğluydu Tereus, babasının bütün kötü yanlarını almıştı.
Prokne yıllardır annesinden, babasından, kardeşinden uzakta, Thrakia’da yaşıyordu. Oğlu Itys beş yaşına gelince, Tereus’a, “Kardeşim Philomele’yi özledim,” dedi. “Gelip bir süre burada kalsa…”
Tereus, karısının bu dileğini yerine getirmek için kalkıp Athenai’ye gitti. Frokne’nin babasıyla konuşup Philomele’yi Thrakia’ya götürmek için izin istedi. Athenai kralı, kızını onunla birlikte göndermeye karar verdi. Philomeîe zaten dünden razıydı buna. Eniştesiyle birlikte yola çıktılar.
Yolculuğun daha ilk günlerinde, Tereus Philomele’ye tutulu verdi. Öyle güzel bir kızdı ki Philomeîe, kendisini gören nymphe, ya da naiad sanırdı. Onu elde etmek için neler düşünmedi Thrakia kıralı… Sonunda, “Haber aldım, Prokne ölmüş,” diyerek Philomele’yi kendisiyle evlenmeye zorladı. Ne yapsın Philomeie, her kardeşin yapacağını yapıp eniştesine vardı.
Vardı ama çok geçmedi, işin aslını öğrendi, öfkeden ne diyeceğini şaşırdı. Tereus’a. “Herkese söyleyeceğim bunu!” diye bağırdı. “Herkese anlatacağım. Senin ne aşağılık biri olduğunu bütün dünya öğrenecek!”
Thrakia kıralı korkarak dilini kesti Philomele’nin; sonra zavallı kızı bir yere kapayıp başına nöbetçiler dikti. Prokneye gidip kardeşinin yolculuk sırasında öldüğünü söyledi.
O günlerde yazı diye bir şey yoktu. Onun için, ne konuşabiliyordu Philomeie, ne de yazabiliyordu. Ama başka anlatma yolları vardı. Usta bir demirci, bir av öyküsü mü anlatmak istiyor, hemen bir kalkan yapar, boğaları yutan aslanlar, köpekleriyle saldıran silâhlı avcılar döverdi kalkana. Bir hasat öyküsü mü anlatacak, çalışan kızlar, kaval çalan çobanlar çizerdi. Kadınlar için de başka yollar vardı tabiî. Onlar da örgü örüp dokuma dokurlardı.
Philomeie, örgüde, işlemede son derece ustaydı. Kendi başından geçenleri duyurmak için tezgâha oturup içindeki acıyı dokudu. Sonra da işlemeyi, kraliçeye götürmesi için kendisini bekleyen yaşlı kadına verdi.
Yaşlı kadın, kardeşi için hâlâ yas tutmakta olan Prokneye götürdü işlemeyi. Kraliçe, armağanı açar açmaz donup kaldı. Phiomele’nin yüzünü görmüştü işlemede. İşte, bu da kocası Tereus’du. Sonra sanki yazılmış gibi her şeyi okudu. Kabaran duygularına zor engel oldu. Kardeşini nasıl kurtarıp kocasını nasıl cezalandıracağını düşünmeye başladı. “Philomele’yi buraya getir,” dedi yaşlı kadına
Kadın, Tereus’un öfkesinden çekinerek, “Ben öyle birini bilmiyorum,” diye cevap verdi.
“Yalan söyleme. Ben her şeyi biliyorum”
Yaşlı kadın, baktı ki kurtuluş yok, Philomele’yi saraya götürdü.
İki kardeşin karşılaşmaları çok acı oldu. Bir süre ağlaştıktan sonra Prokne. “Üzülme sen,” dedi, “Tereus yaptıklarının cezasını bulacak.”
O sırada Itys girdi odaya bir süre oğluna baktı kraliçe, “Babana ne kadar benziyorsun” diye fısıldadı. Hançerini kaptı, sonra birkaç kere oğlunun gövdesine indirdi.
O gün öğleden sonra Itys’in ölüsünü parça parça doğradı Prokne, kazana atıp kaynattı. Akşamleyin de yemek diye kocasının önüne koydu.
Tereus afiyetle yedi oğlunu. Ama yemekten sonra gerçeği öğrenince çılgına döndü. Onun şaşkınlığından yararlanan Prokne ile Philomele saraydan kaçtılar, öc almayı aklına koyan kral, onları kovalamaya başladı. Daulis yakınlarında iki kardeşe yetişti. Tam ikisini de öldürecekken tanrılar Prokne ile Philomele’yi birer kuş yapıverdiler. Dilsiz olduğu için kırlangıç oldu Philomele öteki kuşlar gibi ezgiler çıkaramıyordu gagasından, sadece cıvıldayıp duruyordu. Prokne ise bülbül oldu. Son derece tatlı, ama o kadar da hüzünlü bir şarkı tutturdu, öldürdüğü oğlunu unutamıyordu:
O kahverengi kuş o bülbül Yas tutar her zaman, hüzünlüdür:
“Ah oğlum benim nerelerdesin?
Tereus’u da kuş yaptı tanrılar. Kötü yürekli kral, koca gagalı, çirkin bir atmaca oluverdi.
Bu öyküyü anlatan Latin yazarlarından bazıları, kardeşleri karıştırıp, dilsiz Philomele’nin bülbül olduğunu söylemektedirler. Bunun saçmalığı apaçık ortadadır. Ama kim dinler? Ingiliz edebiyatına bir göz atın, Philomele’ye hep bülbül dendiğini göreceksiniz.