Odamın beyaz duvarları bile aklımda dolanan sis bulutlarından dolayı kanser rengini aldı. Duygusuz ruhlar gözümün görebileceği her köşede cirit atıyor ve benide ruhsuzlaştırıyor. Genç ruhumun şakakları beyazlıyor, beli ağrıyor ve kamburlaşıyor. İnsanlar arasında konuşamaz oldum. Kelimeler boğazımı aşıyor lakin dilimi engel olarak görüyorlar. İçime atıyor ve içimdeki manolyalara sonbahar havası estirip solduruyorum. Neden peki tüm bunlar? Niçin soyutluyorum kendimi güzelliklerden? Güzellik dediğim nedir? Şayet bir insanın dış görünüşüyse güzellik, ben güzellikten anlamam. Bana göre güzellik bir kuzunun annesini emmesidir. Bana göre güzellik salıncakta özgürleşen saçların etrafında uçuşan ömürlük kelebeklerdir. Veyahut güzellik, grimsi yağmurdan sonra çıkan renkli gökkuşağıdır. Fakat bunları tüplü televizyonda izliyormuşcasına siyah beyaz görmemin sebebi nedir? İşte bu ruhlardır. Onlar ki dudağının kenarında ukte kalmış minik tebessümü bile çalarlar. Hırsızdır onlar; hayalleri, düşleri, sevinci çalarlar. Kimine göre bu ruhlar babasıdır, annesidir, abisi-ablasıdır. Komşusudur, kendisidir, yoldan geçen biridir. Ya da sadece ruhtur. Benim ruhum kimdir bilinmez. Ruhumda bilmez kim olduğunu ama üzer beni. Yine de yanlız bırakmaz bir salise beni. Sever ruhum beni.