Sen uyurdun. Geceleri. Ben öğlen. Ölümün yakın olduğu saatleri huzurla geçirdiğini düşünürdüm, göğsünün kalkıp indiğini görmeye çalışmamın o birkaç saniyelik karanlık telaşını bilmediğini. Burnuna ağzımı dayar, soluğunu çekerdim içime. Sana hayat veren, bana da versin diye… Nefesin kesilirse benimki de kesilsin. Saçmaydı. Kondurmazdım. Gençtik. İkimiz de.
Nefesini izliyorum. Öğlenleri de artık.
Ismarladığım paket geldi. Kanepede kestiriyorsun. Tam istediğim gibi bardaklar, özlediğimiz gibi. Uyanınca, uzandığın yerden kalkınca çay içeceğiz yeni bardaklarımızla, rakı koyacağım sana, ilk kez içiyormuş gibi yudumlayacağız. Havan olacağım, diz vuracaksın bana. Terleyeceksin, göğsün daha hızlı kalkıp inecek. Daha sık gireceğim içine, ıslak dudaklarından sızacağım, burun deliklerinden süzüleceğim, ciğerlerine, kalbine, damarlarına, hücrelerine…
Odaya döndüğümde, beni dışına attığında, temizleneceğim bir çubuk, süslenip güzelleşeceğim, gireceğim tekrar içine.
Sonra, çakırkeyif saatinde, kapak hoplatmaya az kala, sana soracağım. İlk ve son kez. İki yılda ne oldu sana, yarım asır önce, kim girdi içine, kötülüğünü bıraktı, yedi bitirdi seni, güçsüz kaldın en olgun vaktinde? Gülümseyecek, cevap vereceksin, her zamanki gibi, yavaşça…
“Ölümün yakın olduğu saatleri artık bilemiyorum.”
Gözlerinde o sahte ifadeyi göreceğim. Bizi, zorla da olsa hoş tutmaya çalışan.
Doğan Yarıcı, Kav : Evlâ - Kemik - Gece Kelebekleri s.129 ‘İzlek’
Fotoğraf: Willy Ronis, Night at the Chalet, 1935.