Gülse Birsel'i özel yapan şey ne?
Jet Sosyete parlak bir dizi değil. Ama Gülse Birsel Türkiye'nin en parlak komedi yazarlarından biri. Bugün temsil ettiği şey, Jet Sosyete'nin talihsiz klişelerini önemsiz kılıyor. O ekrandaki rüküşlüğün, suratsızlığın, lümpen isyanının antitezi. En kötü işinden bahsederken, Avrupa Yakası'ndan bu yana komedi dizisine boyut atlattığını unutmamak gerek
Avrupa Yakası 2004'te ilk bölümüyle ekrana geldiğinde türdaşlarından apayrı bir alanı kapladı. O dönemde ya orta sınıfların apartman/mahalle hayatını (Çiçek Taksi, Mahallenin Muhtarları, Bizimkiler) ya da üst sınıfların havada asılı kalmış, gerçek hayatta bir karşılığı olmayan yaşantısını (Dadı, Tatlı Hayat) izliyorduk. Ayrılsak da Beraberiz ve Evdeki Yabancı gibi diziler biraz modernleşmeye yaklaşıyor, hafiften gündelik hayata, popüler kültüre temas etmeyi başarıyordu. Fakat istisnalar dışında 2000'lerin komedisi bir eve/apartmana/taksi durağına/okula tıkılı kalıyor, çok kısıtlı bir çerçeveyle güldürmeyi tercih ediyordu. Komedinin beslendiği damarlar tektipti. Gerçek hayatımızla bağı kopuk, refleks gülüşlere bağlı diziler izlerken Avrupa Yakası çok acayip bir şey yapmış gibiydi. Bir kere kentli, modern, laik, liberal, elit, beyaz yaka, Nişantaşı, Ege sahili, eğitimli, dünyaya açık, gelir seviyesi yüksek izleyicinin önüne pat diye kendi riyakarlıklarını koydu. 'Bir şey ya da birisi gibi olma' çabasıyla çatır çatır dalga geçti.
'Köyden geldim şehire' klişesine taklalarla boyut atlattı. Sonradan görmelik komedisiyse, kimse Burhan Altıntop'tan, Şahika'dan iyi olmadı. Ama en önemlisi Gülse Birsel kendi sınıfıyla çok parlak fikirlerle dalga geçti. Tüm vejetaryen, yoga, organik Yaprak'larla, 30'luk dergici Aslı'larla, vamp Fatoş'larla, alemci adamlar ve nedense onlarla evlenme heveslisi kızlarla dolu, aslına çok yerden dokunan bir dünya yarattı. Ama esas süper komik olan bu dünyanın fütursuzca, teklifsizce, zaman zaman ölçüsüzce absürdleşebilmesiydi. Burhan Altıntop ve Gaffur gibi sınırları zorlayan tiplere 'yok bu kadar da olmaz' denmiyordu, çünkü o dünyanın sahiciliği içinde her şeyin inandırıcı gelebildiği bir kaynaşma yaşanıyordu. Böylesine tutarlı, sanki klasik CHP'li, usturuplu bir Nişantaşı ailesinin 'görgüsüzlerle' karşılaşmaları, her bölümün bu bitmeyen çatışma enerjisinden beslenmesi AB grubu izleyicisine 5 uzun yıl ayna tuttu.
Aslını inkar komedisi
2012'de gelen Yalan Dünya aynı formülü Cihangir'e taşıdı. Ama formül aynı olsa da, kopyala-yapıştır hissini aşan Gülse Birsel'in becerilerine has bir kendinceliği vardı. Yine çok iyi bildiği yerden yazmanın getirdiği, bolca ikiyüzlülük ve 'yalan' dolu ortamların malzeme zenginliği dizinin üzerine oturduğu temeli sağlam tutuyordu. Sıradan orta-üst sınıf ailelerin katılığına çomak sokan fazla uçuk 'sanatçı ruhlar' (Açılay), fazla 'kezban' gelin adayları (Nurhayat), fazla erotik ergenler (Orçun) Yalan Dünya'ya kan pompaladı. Bu klasik zengin-fakir çatışmasının çok ötesinde, kültürel, sosyo-ekonomik, hatta ruhsal çatışmaları kapsayan doyurucu bir çerçeve. Türkiye'nin hikayesini bütün olmak isteyip de olamamışlığıyla anlatmaya cesaret eden coşkulu bir kurgu. Yani mesela bu Gülben Ergen'in 'Dadı'sının evlenerek sınıf atlama çabası kadar tek boyutlu bir şey değil. 'Oyuncu olmak istemek', buna özenmek öyküsü bile tek başına o kültürel iklime ayak uydurma çilesini, Devlet Tiyatrosu ağzını tanıyabilmeyi, bazı alışkanlıkları çaktırmamayı, klişe ikonların peşinden koşmayı öğrenmeyi ve bütün bunları içine sindirmeyi, kısacası yalan söylemeyi öğrenmeyi barındırıyor. Aslını inkar etmek, Cihangir mafyası içinde tutunmaya çalışmak, yalnızca paranla değil, kültürünle yarışmak veya kültürsüzlüğünle rezil olmak gibi niş çatışmalar bunlar. Her ne kadar 90'larda 'televizyonun dahi çocuğu', 'mizahın ustası' olsalar da Gani Müjde, Tayfun Güneyer'in bir türlü inemediği bir derinliğe hakim oldu Gülse Birsel.
Azla yetinmeyenlerin dünyası
Kamera önünde de sarı saçları, uzun boyuyla 'kara kara' Türklerin olmak istediği şeyi, o sarışın mavi gözlü batılı fantezisini cisimleşitirdi. O 'olunmak istenen şeyi', kendisine hep ilham kaynağı olan özentilik kronik hastalığını görüntüsüyle tetikleyerek daha da ayyuka çıkardı. 70'lerde İnek Şaban filmleriyle yakalanan sadeliğe, sıradanlığa övgü, azıcık aşım kaygısız başım aksı kırıldı. Kent mizahı, azıcıkla asla yetinmeyenlerin gülünçlüğünü kapsamak zorunda kaldı. Hep daha fazlasını isteyen Gülistan'lar, Nurhayat'lar, Şahika'lar, Atiye'ler ve Safiye'ler hayatın kalbinde nasıl telaşla çırpınıyorsa Gülse Birsel dünyasında da başrole geçtiler.
Ve 2018'de aynı formül bu kez daha da zenginlerin İstinye'deki hikayesine şablonlandı. Ama her seferinde aynı formül için de zaman epey hızlı geçiyor. Gülse Birsel de şimdi Jet Sosyete ile, Gani Müjde'nin, Tayfun Güneyer'in, Birol Güven'in tıkandığı yere gelmişe benziyor. Cepten yemenin hüznü. Jet Sosyete zaman zaman Birsel'in pırıltısının cılızca kendini gösterdiği anlarla ayakta duruyor. Canlandırdığı Gizem Özpamuk karakteri tüm iticiliğine rağmen müthiş gözlemlerle yoğrulmuş, mizah potansiyeli tavanda bir karakter. Eski manken klişelerinin hepsi öyle tatlı komedi malzemeleri ki, Birsel'in elinde başyapıta dönüşebilecekken, 20 yıl öncesinin adetleriyle eski bir balon gibi sönüyor. O peruklar, kahkaha efektleri, korkunc stüdyo ışıkları, abartılı, gürültülü patırtılı oyunculuklar, şive komedisi belki Yalan Dünya'dan çok bugüne ait olabilecek bir işin tadını kaçırıyor.
O bir AB kraliçesi
Oysa Gülse Birsel'in elinde tam da şu anda öyle güçlü bir fırsat var ki. O muhafazakarlığa boyun eğen, paçozluğun karşısında teslim bayrağını çeken ekranda bir AB kraliçesi. Recep İvedik komedisinin, mizansene dayalı gülünçlüğün, ölçüsüzlüğün, lümpen isyanının anti tezi.
Liberallerin 'kurtarılmış bölgeleri', İstinyeler, Nişantaşlar, Bebekler, hiç bu kadar aykırı olmadı.
Kültürel çatışmanın zirvesini, kutupların en soğuğunu yaşıyoruz. Esas şimdi buradan onun şahsına münhasır üslubuyla müthiş mizah yapılır. Bu ayrıklığı da ancak içten gülmek yumuşatır.
Jet Sosyete maalesef böyle bir şey değil. 2002'nin magazin programları gibi kokan, nostaljk hisler yaratacak kadar yaşlı bir havası var. Selçuk Aydemir, Onur Ünlü gibi yazarların zamanı yakalamak konusunda yepyeni, taptaze kapılar açtığı ve içinden de seve seve yeni komedi ekollerinin geçtiği yerde Gülse Birsel'den fazlasını beklemek hakkımız.
Bunca erkek erkek, zonta zonta, köhne köhne işin arasında 14 yıl boyunca işin incesini görmeyi başardı. Kabalaşmadan dalga geçmeyi, gerzekleşmeden sakarlık esprisi yapmayı, kimseyi aptal yerine koymadan gözlem döktürmeyi bildi. Bunu ne kadar bilinçli, isteyerek yaptı bilemeyiz ama şu anda ekranda olup bitenin 'versus'u Gülse Birsel. Acun'un, töre, mafya, zengin-fakir dizisinin, taşranın, rüküşlüğün, zevksizliğin, tüccarlığın, şark kurnazlığının. Jet Sosyete'ye ısınmak zor olsa da, özünde hala tutunulacak bir şeyler var. Gülmek hala gücünü gıdıklama refleksinden değil akıldan alıyor.
(Episode Dergi, Haziran 2018)