Sular Çekilirken Kalanlar
Görünür kılınamayan yaraların refakatinde her gün çoğalan bir sıradan insan topluluğuna dahiliz. Kümelenmiş, birbirinden apayrı olduğumuz zikredilirken nasıl da aynı potada ya da ligde olduğumuzu gösteren bir dünya imgesinin üyeleriyiz. Sözüm ona yaşıyoruz. Bir belirgin istikamette doğrudan tahakküm ve denetime tabi kılınarak halen ayrıştırılıyor iş bu cenahta insan. İktidar ve imkanlarına sırtını dayayan yüzde üçün - beşin karşısındaki o yüzde doksan yedi – doksan beşin hayatının tarumar olunmasına şahitlik ediyoruz. Afaki bir biçimde her şey kapkaranlık. Doğrudan hiç aralıksız var edilen cerahat ülküsü bütün o yaşamda tutunma hallerini var etmeye çabalayan insanlar yerine kararların alındığını açık eder. Erk, muktedir, iktidar tahayyülü ger şeyin zora koşulduğu bir halin ta kendisini artık bildirir. Biyopolitik cerahat yükseltildikçe gündelik yaşamın enkaza dönüşümü kesintisiz kılınır. İmdat çığlıkları, nereye gidiyoruz, ne olacak bu memleketin hali gibi nicesinin tam olarak var edilemediği bir sahnede her şey boğuntuya konulur. Sıradan insanın hakkının da hukukunun da, hürriyet olgusunun da tarumar edildiği düzlemdir artık yepyeni dünya düzeni.
Büyük zirveler, toplantılar var edile durulurken, atıldı mı mangalda kül bırakılmazken bir biçimde, insanlık olgusunun tarumar edilmesinin yolu da yönü de açılır. Irkçılığın belirli, sabit bir normatife dönüştürüldüğü bir dünya gerçekliği mesela bir örneği bildirecektir. O dünya imgesinin sabitlerinden birisi kılınan güvenlik olgusunun olmazsa olmazı bilinen ve bildirilen ayrımcılığın / insan ayırmanın sonunun yeni faşizmin göndere çektiği ırkçılık hallerini beraberinde taşıdığı gerçektir. Meloni'den, Şara'ya, Trump'tan bizim baş efendi o Erdoğan'a liderler ve sultalarının çekincesiz savuna geldiği bölüp, ayrıştırma halleri tam da insan olma erdem / önceliklerini göz ardı etmiş yeni dünyayı suna gelir. Bu kayıtsızlık silsilesinin bir kere rutine alındığında ortaya çıkan cerahat, Meksika sınırlarında katledilip durulan insanları, kapana kısılmış olagelenlerin kurtuluş reçeteleri diye sınırlarda kendi hallerine terk edilenleri, gözetime tabi kılınan insanları, kağıtsız, hiçbir şeysiz konulanları kapsar. Ötekisi sınırdan gelmesin de ne olursa olsun denilerek dün tu kaka denilen Suriyeli için kalem oynatmaya gerek duyulmazken, bugün reel sektörün en çok sömürüp durduğu Türkmen, Özbek gibi eski Sovyet devletlerinden gelenlerin kapana kıstırıldığı bir Türkiye hakikati vardır. Çalışan yükünün karşılanması bir yana toplumsal yapının da biteviye kontrol altında tutulduğu yepyeni deney sahaları var edilir. Ki bunun da en derin yıkıcılığına ev sahibi olagelen Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Güney Lübnan sathını dahil ettiğinizde, gözler önüne bir kere getirdiğinizde bütün bu parçacıklı yapılar ve tahayyüller ile çıkagelen yarasıyla bir başına konulan sıradan insanı görmek mümkündür. Görebiliyor musunuz, bunun çabasına düşüyor musunuz budur mesele!
Büyük cümlelerin, koca puntolarla yazılmış yazdırılmış olagelen direktiflerin dünyasında o sıradan insan argümanının telef edilmesinin yol haritasında pek çok şey eklenebilecektir sahiden de. Düzenin en son Covid-19 salgını döneminde çıkarta geldiği koruma hallerinin tam anlamıyla bir denekliği bildirdiğinin anlaşılmasının dahi yıllar yıllar aldığı bir dünya imgesinde olan bitenin muğlak değil de doğrudan insanlığa karşıtlıkla biçimlendirildiğini bildirmek elzemdir. Yenilenmiş dünyada, gücü elinde tutanlarla, güçlü olduğunu var edip bildirenlerle sıradan insanların, en altta kalakalmış mazlumların hayat memat mücadelesi güncellenir. Muasır medeniyetler seviyesini arşınladığı bildirilen modern insanın halen o geçmişin sınırlarında esir konulduğunun da ifşasıdır çorap söküğü gibi gelecek. Arama motorlarından yapılabilecek birkaç kısa aramanın ardından çıkagelecek dehşet dolu dünya bitimsiz bir karanlığa dönüşen Türkiye imgesinin hakikatleri şurada iki satırda anlatmaya çabaladığımız şeyleri de aşan bir imgeyi var edecektir, görmek isteyene. Tümüyle keskin, dönemeçleri her dem sıradana karşıtlık üstünden bina edilen, yaraları yepyeni yıkımlar için zemin kılan / anlayan bir aklın suna geldikleriyle gerçek bir çukur kılınır koca ülke!
Bir girdap halini alan, barış deneyiminin Türkiye'de var edilememesinin sancılarını da bu yığına eklediğimizde zaten az çok neden nasıl bir düzlemin çukur kılındığı da ortaya çıkar bir biçimde. Dönüştürülmüş menzil, yenilenmiş ülke, mutlak barışı arıyor seslendirmeleri yanında çıkagelen eksiklik / yanlışlıklar silsilesi ile birlikte çıkmaz sokaklara yeniden mi dönülecektir nedir yani? Yeni Yaşam Gazetesine bağlanalım: “Türkiye’nin konjonktürü yanlış okuduğunu belirten KCK Yürütme Konseyi üyesi Xebat Andok, ‘Ortadoğu’da İsrail’in hegemonyasına dair kararlardan vazgeçilmiş değil. Üçüncü Dünya Savaşı’nın şartları hala yürürlüktedir’ dedi
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Xebat Andok, 11 Temmuz 2025 tarihinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun gerçekleştirdiği silah yakma töreninin yıldönümü dolayısıyla ANF’nin sorularını yanıtladı. Xebat Andok, sürecin tek taraflı dayatmalarla değil, karşılıklı adımlar, müzakere, yasal güvence ve Abdullah Öcalan’ın özgür çalışma koşullarının sağlanmasıyla ilerleyebileceğini vurguladı.
Silah yakma eylemi ile PKK’nin “değişim-dönüşüm stratejisinde ne kadar iddialı ve ısrarlı olduğunu” ortaya koyduğunu belirten Xebat Andok, Türkiye’de Kürt sorununun ve demokrasi sorunlarının çözülmesi için “hareket olarak üzerimize düşen her şeyi yaptık” sözlerini kullandı. Türkiye’nin tüm Kürt sorununun çözümsüzlüğüne dair ortaya koyduğu “tüm bahaneleri ellerinden aldıklarını” dile getiren Xebat Andok, “Silah yakma eylemi birçok oyunu boşa çıkardı ve ortada devletin bahaneleri kalmadı. Şüphesiz o dönemden günümüze kadar sürecin ilerlemesi için yapmamız gereken her şeyi yaptık, peki buna karşı Türk devleti ne yaptı, hangi değişimleri gerçekleştirdi? 11 Temmuz eyleminden sonra mecliste bir komisyon kuruldu, ırkçı bir, iki parti dışında tüm partiler katıldı, herkes önerilerini, değerlendirmelerini yaptı. Bu tartışmaların sonucunda bir rapor hazırlandı ve 3 kişi İmralı’ya giderek Önderliğimizi gördü. O günden bugüne kadar herkes de bunu dile getiriyor; Türk devleti bunun dışında hiçbir adım atmadı” dedi.
‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın şartları hala yürürlüktedir’
Türkiye’de iktidar ve çevresinin ilk günlerde ortaya koyduğu iradenin mevcut durumda olmadığını gördüklerini belirten Xebat Andok, “Görünen o ki; Türk devleti biraz konjonktürü hesaba katıyor. Bu süreci başlattığında da zaten Erdoğan ve Bahçeli’nin birlikte istişare ettiği, bunun bir devlet projesi olarak ortaya konduğu söylendi. Demek ki Türk devleti o dönemin konjonktürünü kendisi açısından bir tehdit olarak gördü ve buna göre bazı adımlar attı, bazı çağrılar yaptı. Önderliğimiz de bu çağrılara cevap verdi. Ama görünen o ki artık o konjonktürü eskisi gibi değerlendirmiyorlar. Üçüncü Dünya Savaşı’nın mevcut durumda Türk devleti açısından eskisi gibi tehditler barındırmadığını düşünüyorlar. Eğer böyleyse gerçekten bu çok yanlış bir okumadır, bunu ifade etmek mümkündür. Üçüncü Dünya Savaşı bazen sıcak, bazen soğuk hala gelen bir savaştır” dedi. Ortadoğu’da İsrail’in hegemonyasına dair kararlardan vazgeçilmediğini ifade eden Xebat Andok, “2024 konjonktürü geride kalmış değildir. Üçüncü Dünya Savaşı’nın şartları hala yürürlüktedir” diye belirtti.
‘Süreç ne kadar uzarsa tehditler de daha büyük hale gelir’
“Süreç ne kadar uzarsa, Türk devletinin sözde çok korktuğu tehditler de giderek daha büyük hale gelir” diyerek uyaran Xebat Andok, sorunun çözümü için her iki tarafın müzakere etmesi ve müzakerelerin sonucunda karşılıklı adımlar atması gerektiğini söyledi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına gönderme yapan Xebat Andok, Türkiye’nin mevcut durumda “kuşu tek kanatla” bıraktığını dile getirdi.
‘Böyle bir yaklaşım daha doğmadan ölüdür’
Kamuoyunda tartışılan “çerçeve yasa” ile ilgili kendilerine ulaşan herhangi bir şey olmadığını da sözlerine ekleyen Xebat Andok, “Kamuoyunda ve medyada tartışılanlar doğruysa; örneğin ‘pişmanlık yasası’ benzeri bir düzenleme düşünülüyorsa, bunun hiçbir anlamı olmaz. Böyle bir yaklaşım daha doğmadan ölüdür” dedi. Tek taraflı yaklaşımların “süreci kolaylıkla sabote edebileceği” uyarısında bulunan Andok, “Biz üzerimize düşeni yaptık. Türk devletinin üzerine düşen ise henüz gerçekleşmemiştir” ifadelerini kullandı.
Xebat Andok, Kürt halkı ve bölgedeki demokratik güçler nezdinde Türkiye’nin yaklaşımına dair çok büyük kuşkuların ve güvensizliklerin ortaya çıktığını dile getirerek, kamuoyuna “Türk devleti üzerinde toplumsal bir baskı oluşmalıdır” çağrısı yaptı.”
Çok kısadan, uzun zamandır devam eden, handiyse bir asrı aşkındır ülkenin, sathın belki de yegane mesellerinden birisi olagelen Kürd Sorununda ilerlemek bir yana unutturmayı var eden bir akla karşı bir meram var edilir. Muhatapların, zamanında konuşabilmelerinin birbirlerinin yaralarını kanatmadan iki toplumun da bütünleşik / doğrudan bir izleğe tam ve eksiksiz olarak kavuşabilmesi için önceliğin her neler olduğu bildirilir. Geçici, laflarla donatılıp hiçbir yere varmayan komisyonlar, müzakereler değil doğrudan yaranın tamamı için münazara ve tedavi için birbirinin tamamlayıcısı olagelen hamleler var edilmedikçe hiçbir yarın bugünden farklı kılınmayacaktır. Barışı, Terörsüz ülke söylemini bunca açık bir biçimde sahiplenen ilk Türk devlet yönetiminin karşılığında özgür ideyi, birlikte yaşam için adil koşulları ve silahların tastamam devre dışına öteleneceği bir yarın için mücadele hattını var etmelerinin önündeki engeller sıradan insanların yoğunluğunu daha fazlalaştırır. Savaşa yatırım yapmaya devam diyenlerin karşısında barışın önemini tüm bu sahadaki önceliğini bilenlerin elinde, kısacık da olsa çok değerli bir zamanın ortasında bulunduğumuz ortadadır, gerisi yaşanacaklarda, gerisi hayattadır.
Görünür kılınamayan yaraların refakatinde her gün çoğalan bir sıradan insan topluluğuna dahiliz. Kümelenmiş, birbirinden apayrı olduğumuz zikredilirken nasıl da aynı potada olduğumuzu gösteren bir dünya imgesinin üyeleriyiz. Sağımız solumuz dert yumağı. Her günümüz bir öncesinin istikametini, limitini aşa duran bir yıldırı tahayyülünün esiri. Bir yaranın varlığı kesintisiz kılınırken başkalarının eklemlendiği dev bir girdabın içinde bir o yana bir bu yana savruluyoruz. Dünümüz gibi şimdimizin de, şu andan yarınlarımızın da bariz, belirgin bir yağmaya rehineliğine tanığız. Yine olan bitenin sıradan insanın hakkını hiç etmek olduğunu göstere gelen tanıklıklara yazılıyoruz, mecbur kılınıyoruz. Değişik bir hizalama, duraksamayan bir mahvetme pratiğinin gündelik / pratik / müşterek idenin karşısında var ettiklerinin utancıyla ne demokrasi, ne adalet, ne hürriyet ne de eşitlik bırakılıyor artık. Dönüp, dolanıp her dem başa sarıp, hep aynı şeylerle bambaşka bir yere, başka bir düzleme varılamayacak olduğu meydana çıkıyor. Sular modern zamanların insan tahayyülünü alaşağı edenleri ifşa etmeye yetecek kadar geri çekiliyor. Ortaya çıkan imgelem, faillerin var ettikleri suç eksenleri, nefret dünyalarının ortasında hakikatin meseli kendiliğinden görünür kılınıyor. Yukarıdakiler sınırlar çizer, savaş konjonktürleri üzerine hesaplar yaparken; aşağıda, bir tekstil atölyesinde yan yana ter döken iki insanın birbirine uzattığı o tek dal sigarada gizlidir asıl barış. Konuşarak! Bizi birbirimizden ayıran o yapay sınırların arkasında, hepimizin canını yakan cerahat aynıdır. Ötekinin acısını kendi acımız saymadığımız sürece, o yüzde üçlük azınlığın oyun sahasında birer piyon olarak kalmaya mahkumuz, bu kesindir. Artık susulacak mıdır, konuşulacak mıdır, çözümsüzlüğe esarete devam mıdır çözümü birlikte arama çabasında buluşmak mı... her şey ortada!
Misak TUNÇBOYACI – İstan'2026
Görsel: Ovidiu SELARU – 121 Clicks
Meramda Paylaşılan Haber
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Xebat Andok: Türkiye Konjonktürü Yanlış Okuyor - Yeni Yaşam https://yeniyasamgazetesi9.com/kck-yurutme-konseyi-uyesi-xebat-andok-turkiye-konjonkturu-yanlis-okuyor/














