"Nâsiha: — Allah aşkına Hanımefendi! Bu ne hâl! Kendimi eski zaman hikâyelerinde sanıyorum, dedi.
Sabite: — Zaten ömr-i beşer birer ibretli hikâye teşkil etmez mi? Eğer sergüzeşt-i ahvalimi yazacak olsam uzun bir roman olur.
Nâsiha, mülâtefe kasdıyla: — Ben romanların aleyhindeyim.
Sabite: — Bunu reddederim. Hem-nev'imize ıslâh-ı nefs ettirecek vakalar, iyilere iyiliklerinin yüzünden lezzet-i ruhâniyeyi tattıracak fıkralar hep onda mevcuttur. Romanların aleyhinde bulunanlara şaşarım. Zira insana ister müsterihâne ister müsteribâne olsun ömrünün güzerânını unutturmak ve bazen mazinin yâdıyla mükedder, bazen de müteşekkir olmak mesâil-i ruhaniyesini men ve mahvetmek kabilse romanlar da faydasızdır.
Nâsiha: — Lakin şu bizim kızlara romanı okutun da ondan fayda memul edin!
Sabite: — Ahlâkî romanları intihab edip okutunuz.
Dünyayı bilmeyenlerle bilenlerin farkı çoktur. Anadan doğma bir âmânın birdenbire gözleri açılıp güneş görürse tekrar kör olacağı şüphesizdir. Lakin güneşin ne olduğunu bilen, ona pertavsızla bakılamayacağını taakkul eder."