Marina, adımlarını Büyük Ev’e doğru çevirirken bu sefer başını ne tür bir belanın altına sokacağını merak ediyordu. Antrenman salonunda işlerin alevlenmesinin üzerinden fazla bir zaman geçmemişti ve kafası olması gerekenden bile karışıktı. Bunun üzerine bir de Kheiron’ın çağırdığını duyunca doğal olarak kafasını toparlamak için vakti de olmamıştı. Bunun bir görev çağrısı olduğunu tahmin ediyordu. Ya da her zamanki gibi Marina’ya kardeşleri konusunda nutuk da çekebilirdi, böyle durumlarda genelde at adamın ofisini incelemeyi tercih ediyordu. Duvarda gururla asılı duran o yüzyıllık grupların plaklarını milyonlarca kez yanlış okumuştu ve neredeyse yerleri değiştiğinde bunu anlayabilecek durumdaydı. Büyük Ev’e doğru giden tek bir patika vardı ve olduğu alan kampa göre daha tepelikti. Kesinlikle güvenli bir tablo çizmiyordu. Ama güvenlik kimin umurundaydı ki?
Arkasında ayak sesi duyunca kaşlarını çattı. Demek ki sadece o çağırılmamıştı, kimse çağırılmadan Kheiron’ın ofisine gitme gibi bir hataya düşmezdi. Ki zaten Kheiron sürekli ofisinde olan biri değildi. Genelde kampta gezer ve melezleri kontrol altında tutmaya çalışırdı. Yani ona her yerde rastlamak mümkündü. Ofis biraz göstermelikti. “ Pekala, arkadan epey Marina Dane’e benziyorsun. ” diyen çocuğun sesini daha ağzından çıkan ilk hecesinde tanımıştı. Sesin sahibi elbette baş belası, küçük hırsızdan başkasına ait değildi. Dylan Curtis. Sesindeki alaycılığın tadı neredeyse havadaki oksijene karışmış gibiydi.
“ İltifat ediyorsun. ”
Dylan, kızın adımlarına ayak uydurup yanında yerini alırken dudağını hafifçe büzdü. “ Eğer gülmüyor olsaydın Marina olduğuna inanabilirdim ama bu imk ” diye başladığı cümlesini Marina’nın çocuğun koluna indirdiği yumruk böldü. “ Ah! İşte tanıdığım Marina. ” Ares kızı gözlerini devirmekle yetindi. Eğer bir görev için çağırıldılarsa bu bir şaka falan olmalıydı. “ Lütfen buraya sadece yürümek için geldiğini söyle. ” dedi Marina, gözlerini Dylan’a çevirirken. Hermes melezi sırıtışının yüzüne yayılmasına izin verdi, gözlerinin yanları yine kırışmış olmalıydı. “ Bilirsin Marina, yalan söylemek bana göre değil. ” Büyük Ev’in önüne gelmek üzereyken Marina kollarını göğsünün üzerinde birleştirdi. “ Hala eskisi kadar sinir bozucusun. ” Dylan omuz silkti, gülümsemesi her zamanki gibi yüzünden silinmemek üzere oradaydı. “ İltifat ediyorsun. ”
Dylan’ın yüzündeki gülümsemenin silinmiyor oluşunun tek nedeni elbette ki gıcıklık değildi. Gerçekten mutluydu. Bir hafta boyunca hayalini kurduğu şeyi gerçeğe dökmenin verdiği mutluluk ve başarma hissi üzerine iyiden iyiye sinmişti. Robyn’i öpmek, Dylan’ın kendi gibi hissetmesini sağlamıştı. Sanki her şey normalmiş, Robyn sadece bir kız ve Dylan da sadece bir oğlanmış gibi. Tüm bu Olimpos zırvalarını birkaç dakika için unutmak bir melez için paha biçilemez bir histi. Her an ölebilecek gibi değil de ölümsüz hissettirmişti bu öpücük. Tabii sonra Robyn’e veda edip isteksiz de olsa kardeşlerine yardım etmesi gerekmişti. Ama Kheiron’ın çağırdığını duyunca her şeyi bırakıp o da tıpkı Marina gibi buraya gelmişti. Kendisini neyin beklediği konusunda hiçbir fikri yoktu. Muhtemelen buraya gelecek olan sadece Marina ve o olmayacaktı. Eğer ortada bir görev varsa iki kişi genelde intihar gibi bir şey olurdu.
Büyük Ev’in terasına ulaştıklarında Dylan, Marina’dan önce davranıp kapıyı çalmaya yeltendi. Ama içeriden bir onay sesi gelmeyince bu hareketini tekrarladı. Yine ses yoktu. İki melez birbirlerine bakıp kaşlarını çattıktan sonra Dylan kapıyı açıp içeriye göz attı. Tüm tozlu eşyalar yerindeydi ama Kheiron’dan eser yoktu. “ Oops! At adam evde yok. ” diyerek kapıyı kapattı ve melez arkadaşına döndü. “ Tuhaf, ” diye mırıldandı Marina. “ Genelde geç kalan biz olurduk. ” Dylan, yine omuz silktikten sonra terastaki, iskambil kağıtlarının dağılmış olduğu masaya doğru ilerleyip sandalyelerden birine kuruldu.
“ Belki Bay D ile dedikodu falan yapıyorlardır. ”
“ Ha ha. ” diye karşılık verdi Marina, terasın korkuluklarına arkasını yaslarken. “ Neden sen de onlara katılmıyorsun? ” Marina’nın insanlarla diyalogları genelde biraz sıkıntı olabiliyordu doğal olarak. Neyse ki Dylan yılların getirisi olarak kızın tavrına alışmıştı. Tanıştıklarında müzik çalarını çaldığı için -daha sonra da Kheiron’a kaptırdığı için- zaten ağzının payını almıştı. Kavgaya girişmemek en iyisi oluyordu. Hem Dylan’ın durumdan eğlendiği bile söylenebilirdi. “ Benden bu kadar çabuk sıkılmış olamazsın. Kalbimi kırıyorsun, Dane. ” dedi incinmiş gibi yaparak. Marina gülerek karşılık verdi bu sefer. “ Çeneni kapamazsan kafanı da kıracağım. ”
Dylan, gülerek başını iki yana salladıktan sonra başını duvara yasladı. Oturduğu yerden buraya doğru ilerleyen bir ya da birkaç figür fark edince gözlerini kıstı hafifçe. Güneş tepede olduğundan ne gördüğünden tam emin olamamıştı. Ama çağırılanların diğer kısmı da sonunda geliyor olmalıydı. Çünkü bir at kıçı görseydi, kesinlikle tanırdı. “ Di immortales! Neyse ki yalnız olmayacağız. Misafirlerimiz geliyor. ”












