klasik eskiçağın voltaire'i samsatlı lukianos'tur. o boş inançları yüzünden hepsiyle alay etti, jupiter'e tapınanları isa'ya tapınanlardan ayırmadı.
engels - anti dühring
seen from China

seen from Malaysia

seen from United States

seen from China
seen from China

seen from Malaysia
seen from China

seen from Malaysia
seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from China

seen from Malaysia

seen from China

seen from United States

seen from Malaysia
seen from China
seen from United States

seen from China
seen from China
seen from China
klasik eskiçağın voltaire'i samsatlı lukianos'tur. o boş inançları yüzünden hepsiyle alay etti, jupiter'e tapınanları isa'ya tapınanlardan ayırmadı.
engels - anti dühring

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
içsel çelişki mi dediniz? buyurun, hayvanat bahçesi kurdum kafamda (kaplumbağa gibi okursanız 6 dakika, tilki gibi okursanız 4 dakika, tavşan gibi okursanız 3 dakika, eğer videoyu izleyip benim gibi ingilizce bilmeyip transcribi indirip sonra yapay zeka ile çevirirseniz 1 gün bunu tavsiye etmem)
🐢 bilgi çoktur ama ne için kullandığın önemlidir. insanların iyiliği için mi, kötülüğü için mi? barışmak için mi, savaşmak için mi?
🐇 hakikate inancın kalmamış gibi konuştun. hakikat de bir bilgi değil mi? onun da mı çeşitleri çok?
🐢 hakikatin ifade edilebilir olduğuna inanmıyorum. uzun zamandır böyle zaten. hakikat adına konuşabilirsin ama bir şekilde söylediklerini insanların anlayacağı bilgiye dayandırman gerekir.
🐇 hakikati bir defa sözün alanından çıkarttığında, kendine iyilik yapmazsın. hakikat yoksa sözün ne anlamı var?
🐢 ben hakikati sözün alanından çıkarmış değilim. sözün hakikati taşıyacağını söylediğinde hakikati sözü söyleyene ve lisana bağlamış oluyorsun. bu durumda da söylediğin ancak söyleyene ve birine bağlı olarak var oluyor. nasıl olur da birine bağlı olan hakikat, söze, yoruma, belli bir tarihi döneme bağlı olan hakikat bütün bu bağlamı aşabilir?
🐇 kutsal metinlerin böyle olduğunu söylüyorlar.
🐢 bunu söyleyenler de bunu metne dair kendi yorumlarından çıkartmıyor mu? anladıklarından değil, gerçekten öyle olduğundan da değil, sadece öyle olmasını temenni ettiklerinden. kur'an-ı kerim'in çağlar ötesi, hiçbir zamana bağlı olmadığnı iddia ediyorlar ama bunu söylerken bağlı oldukları toplum ve dünya şartları var. bunu söylemelerinin de bir maksadı var.
🐇 bu da bir yorumdur diyorsun
🐢 evet, neticede lisanı kullanan her bilgi gibi bir yorumdur. söz söyleyen ve dinleyene ihtiyaç duyar, bu yüzden de söyleyenin ve dinleyenin ötesinde bir hakikati söze anlatmak mümkün değildir. bu hakikate hiçbir şekilde dokunamaz demek değil tabii.
🦊 dün bu konuyla ilgili bir video denk geldi. hilary lawson, hakikatin bir tarafta wittgenstein, bir tarafta derrida'nın nasıl da benzer şeyler söylediğini anlatıyordu. bağlam mühim.
merak ediyorsanız video
🐇 closure diye bir kavramdan bahsediyor. neymiş bu?
🦊 fünya açık ama söz onun boşluklarını doldurup kapatıyor anlamında. dünyayı doğrudan, açık halde tecrübe etmiyoruz, onun gediklerini kapatmak, pürüzlerini düzlemek zorundayız. söz bu işe yarıyor diyor anladığım kadarıyla.
🐢 evet, bu da benim söylediğime benzer bir şey.
🦊 sözün gerçeğin ifadesi değil, ona ulaştıran bir araç olduğunu da söylemiş.
🐢 bunlar uzun zaman önce önceden düşündüğüm şeylere benziyor. herhangi bir metnin amacı yazarın, söyleyenin maksadını karşı tarafa aktarmaktır. bu maksat hakikat değildir, hakikatten bahsetse bile söyleyenden bağımsız hakikati ifade etmez.
🐇 dilin tamamen araç haline gelmesine sebep olur bu.
🐢 dil zaten bir araç. araç olarak ortaya çıkmış, insanların avlanırken veya benzer sebeplerle grup halinde iletişim kurup, beraber hareket etmeleri için. bunu hakikat meselesi haline getirmek 19 ve 20. yüzyıldaki felsefecilerin işi. eskilerin zaten böyle bir derdi olmayabilir, sözün gereksiz yere hakikatle yüklemek gibi bir dertleri yoktur.
🐇 kur'an-ı kerim'i okumanın da bir maksadı vardı diyorsun.
🐢 yok muydu? kur'an-ı kerim etrafında oluşturulmuş bütün literatürün amacı zaten bu maksadı gerçekleştirmek. insanların belli bir şekilde yaşayıp, hayatı belli şekilde sürdürmek.
🦁 insanları kontrol altında tutmak yani.
🐢 bu kadar yalın olmayabilir, allah'ın da bir maksadı olabilir bu sözü gönderirken...
🐇 allah'tan geldiğine inanıyorsun yani? o zaman allah'ın yalan söylemesi mümkün olmadığına göre...
🐢 işte, yalan ve doğru kalıplarını kullanmaya başladığında, lawson'ın closure dediği oluyor. allah yalan söyler mi? bunun bir anlamı yok, çünkü kur'an-ı kerim'de bahsedilen konuların zaten sözle ifadesi mümkün değil. bunu baştan kabul ettiğinde, balık resminin neden ıslak olmadığını da anlamış olursun.
🐇 allah'ın bir maksadı olduğunu ama bunu da o zamanki bağlamda ifade ettiğini söylüyorsun.
🐢 allah'ın yaptığı ve yarattığı her şeyde bir maksadı olabilir. 7. yüzyılda arabistanlı bir tüccara vahyederken de, ondan altıyüz sene önce filistin'de yahudi bir dervişi köy köy gezdirirken de, ondan dörtyüz sene kadar önce hindistan'da bir prensi aydınlatırken veya çin'de bir memura ahlaki öğütler yazdırırken de maksadı olabilir. ancak bütün bu konularda ne allah'ın nasıl konuştuğunu, ne sözün bu konuşmanın ne kadarını oluşturduğunu biliyoruz. belki bütün bu konular insanlar kendilerini anlamsız hissetmesin diyedir. belki kendi küçük egolarımızı allah'la muhatap kılınca iyi yaşıyoruzdur ve allah bize anladığımız yoldan bir anlam vermiştir.
🐢 hayır, o kadar dümdüz bir anlamı yok, bazıları inkar edecek, bazıları kabul edecek, bazıları yeni yorumlar getirecek, bunlardan bazıları diğerlerinden daha iyi yaşayacak, insanlık bir o yana, bir bu yana devam edecek. ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır diyor ya. benim de böyle yorumlayasım geldi bu ayeti.
🐇 zamanımızda bu bahsettiklerinin çoğunun bir anlamı yok. daha çok allah bize alay edecek bir takım sözler göndermiş gibi duruyor. kur'an-ı kerim bazılarının küfrünü artırıyor bu yüzden, öyle diyorlar.
🐢 şöyle düşün: insanlar bir şeyleri kabul etmezken, inkar ederken bile belli bir maksada hizmet ediyor olabilirler. bir insan kur'an'ı okuyup, bunun ne kadar saçma olduğunu düşünürken bile allah'ın o kitapla maksadına hizmet ediyor olabilir. allah'ın bir şeyleri indirirken maksadının sadece o sözün anlamı olduğunu düşünmüyorum.
🐇 insanlar inkar etsin diye mi indirmiş diyorsun?
🐇 allah millet kitabı inkar edip ateist olsun diye mi indirmiş yani?
🐢 hala aynı soruyu soruyorsun.
Yaşamak için kaç ölüm gerek ?
Ölmek, kaç ruhu dinlemek demek ?
-siyahheart
Bir ülkede görülebilecek en tehlikeli salgın, ahlaktan bağımsız din fanatikliğidir. - Jeremy Bentham
Psikolojinin Allah'ı yok mu?
"Ey ahmak nokta-i sevda! Hâlıkın ef'âli sana nâzır değildir. Ancak Ona bakar. Kâinatı senin hendesen üzerine yapmış değildir. Ve seni hilkat-i âlemde şahit tutmamıştır.” Mesnevî-i Nuriye’den.
Allah amellerini mübarek etsin. Geçenlerde ODTÜ mezuniyet töreninde “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur!” ayet mealinin pankart olup gezdirildiğini gördük. Cenab-ı Hak, kelamullahından nur alan böyle sineleri çoğaltsın, müslüman memleketini müslümansız bırakmasın. Âmin. Fakat elbette yarasa tabiatlıların bu nurdan gözleri kamaştı. Hemen başlarını mâbâdlarına çevirdiler. Hatta mırıldandılar: “Böyle birşeyi savunmak akademinin/psikolojinin değerlerini aykırıdır!” Neden efendim? Onlar açık açık söylemezler ya. Biz çekinmeyip deyiverelim: Zira kafalarındaki bilimin Allah’ı yoktur. Yani Allah varsa bilim yoktur. O yüzden yanlarında ‘Allah’ denildiğinde ‘Euzü’yü duyan İblis’e dönerler. Şeytanlarından önce kendileri çarpılırlar. Kaçacak mağaralar ararlar.
Will Smith’in, yaşanmış bir hikâyeye dayanan, dişe dokunur, mesaj içerir filmlerinden Doğruyu Söyle’de (Concussion/2016) buna benzer bir sahne olduğunu izleyenler hatırlar. (Hafızamda kaldığı kadarıyla nakledeyim.) Nijeryalı dindar bir hristiyan olan Dr. Bennet Omalu ABD’de adlî tabiblik yapmaktadır. Amerikan futbolu yıldızlarının emekliliklerinin ardından intihara kadar varan psikolojik sorunlar yaşamaları dikkatini çeker. Böyle vakalardan birisini, cebinden de para harcayarak, özel olarak incelemeye tâbi tutar. Teşhisini kesinleştirir. Durum apaçıktır. Futbolcuların oyunun sertliği içinde kafalarına aldıkları darbeler beyinlerinde hasara neden olmaktadır. Ve bu hasar ilerleyen yaşlarda kendini iyice belli etmektedir. Dr. Omalu’nun asıl mücadelesi bu teşhisten sonra başlar. Kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışır. Bulgularını yayınlamak ister. Bir bilimsel derginin editörüne verileri aktardıktan sonra şöyle bir cümleyle sunumu bitirir: “Tanrı insanı futbol oynasın diye yaratmamış!” Editörün bu finale tavrı gariptir: “Tamam. Güzel. Tanrıyı çıkar. Elindekileri makaleye dönüştür. Bunu dergide yayınlayalım.”
“Tanrıyı çıkar!” dindarlığın, sahadaki bilimsel muvaffakiyeti ne olursa olsun, titri/yetki sahibi Nemrutlardan gördüğü muamelenin özüdür. Belki biraz da bu yüzden, Bediüzzaman, “Muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar!” diye yakınan lise talebelerine şöyle cevap vermiştir: “Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla, mütemadiyen Allah'tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil onları dinleyiniz.” Devamında birçok misalle bu uyanışın yöntemini de belirtir mürşidim. Teberrüken birisini alıntılayalım: “Meselâ, nasıl mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda harika ve hassas mizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir. Öyle de, küre-i arz eczahanesinde bulunan dört yüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıb mikyasıyla, küre-i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm-i Zülcelâli, hatta kör gözlere de gösterir, tanıttırır.”
Bu meselede yukarıda zikredilenlerden daha garibi de şudur bence arkadaşım: Bu sekülerizm kaselislerinin din düşmanlığındaki gayreti, bönlüğü, basitliği, iptidaîliği, hamlığı vs. Batılı pirlerinde dahi bulunmaz. Mesela: Psikolojinin Freud ve Jung ile birlikte ‘üç kurucu babasından biri’ sayılan Alfred Adler, İnsanı Tanıma Sanatı isimli eserinde, ‘ben merkezciliğin’ psikolojik sağlığa verdiği zararı izah sadedinde, sözü ilginç bir yere getirip der ki:
“Gelişmiş bir toplumsallık duygusunu içinde barındıran ve ‘Başkalarına ne verebilirim?’ sorusunu soran biri tüm karşıtlığıyla kendini beğenmiş kişiyle yanyana getirildiğinde arasında ne büyük bir değer farkının bulunduğu hemen anlaşılacaktır. Bu da ulusların binlerce yıl önce müthiş bir kesinlikle sezdiği ve İncil’in o bilgelik dolu ‘Vermek almaktan daha hayırlıdır!’ sözünde dilegelen bakış açısına götürür bizi. Alabildiğine eski bir insanlık deneyiminin dışavurumu sayılan bu sözün anlamı üzerine düşündük mü görürüz ki: Burada anlatılmak istenen ruhsal bir durumdur; vermenin, kollayıp gözetmenin, yardım elini uzatmanın insanın ruhunda yarattığı havadır; bu hava, ruhsal yaşamda kendiliğinden bir denge ve uyum sağlar, veren kimsenin kendiliğinden ele geçirdiği bir Tanrı armağanıdır adeta. Daha çok almaya eğilimli kimse ise çoğu zaman dağınık ve tutarsız biridir. Hoşnut olmak nedir bilmez. Tam bir mutluluğa ulaşabilmek için elindekiler dışında daha nelere kavuşması ve neleri kendisine maletmesi gerekeceği düşüncesiyle oyalanıp durur hep. ‘Gözlerimi çevirip başkalarının gereksinimlerine bakayım’ demez. Başkalarının mutsuzluğunu kendi mutluluğu saydığından, bir uzlaşmanın sağlayacağı huzur düşüncesine kafasında yer yoktur. Dikkafalılığıyla yarattığı yasalara başkalarının boyun eğmesini ister amansız bir tutumla, varolandan başka bir gökyüzü ister, bir başka türlü düşünce ve duygu ister. Kısaca: Onda gördüğümüz herşey gibi hoşnutluk ve alçakgönüllülük duygusundan uzaklığı da dehşet vericidir.”
Adler bu hususta daha birçok önemli şey söylüyor. Fakat yazıyı daha fazla uzatmayalım. Yalnız şu noktaya bir dikkat çekelim: Adler’in bahsettiği bilgelik, sadece İncil’de değil, hadis-i şeriflerde de bulunuyor. “Veren el alan elden hayırlıdır!” buyuran Aleyhissalatuvesselam Efendimiz de bize mezkûr duruşu bir anlamda tavsiye ediyor. Biz; Bediüzzaman’ın ifadeleriyle; hodbin, hodgam, hodendiş bakanlardan değiliz varlığa. Olmamalıyız. Kainatı kendi merkezimizde şekillenmeye zorlamamalıyız. Bu yalnızca ‘nazarımızda pek fena bir memlekete’ düşmemize sebep olur. Halbuki memleket fena değildir. Nazarımızda öyledir. Mü’mine yakışan hüdabinliğinden kaynaklanan bir “Herşeyle beraber birşeyim!” neşesine sahip olmaktır. Tevhide iman tevhidle yaratılmış herşeye bağlar bizi. “İman bir intisabdır.” Artık bu zeminde, varlığın merkezini Allah’ın esmaü’l-hüsnası şekillendireceğinden, mü’min ben merkezciliğin vartalarından kurtulur. İnsaniyetini bütünün amacına kattıklarında arar. Kendi varlığına kapanmaz.
Aman, neler söylüyoruz, çenemiz düştü, Adler Efendi bizi tehlikeli(!) sularda yüzdürdü. Psikoloji adına cür’et edip İncil’e gittik, hadis-i şeriflere uğradık, Allah’lı-Kur’an’lı lâflar ettik. Cık, cık, cık. Oldu mu hiç? Şimdi Allahsız bilimcilerimiz böyle şeylere müsaade ederler mi? “Çaaat!” diye tanrıyı çıkarmazlar mı aradan? Bir antidepresan yazıp yollayacaklarken müşteriyi camiye yönlendirirsek elbette ekmeklerine kan doğramış oluruz. Kalpler Allah’ın zikriyle tatmin olur, tamam, ama bazılarının gözü maddeden başka şeylerle tatmin olmaz. O yüzden ne Adler’e, ne Bediüzzaman’a, ne hadis-i şeriflere, ne de Kur’an’a uyup böyle lâflar edilmesin dilerler. Bunların psikolojisinin Allah’ı yok çünkü. Eh, evet, ODTÜ’de ayetli bilim yürek ister. Kardeşlerimizin yüreğini tekrardan tebrik ediyoruz.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"Czy ktoś, jakaś niewidzialna istota, musi zadecydować, że coś jest dobre, żeby było dobre? Wierzę że moja własna moralność, która odpowiada tylko przed moim sercem, jest pewniejsza i bardziej prawdziwa niż moralność tych, którzy postępują właściwie jedynie dlatego, że boją się kary." – Brandon Sanderson "Droga królów"
Hell is my home.
And heaven is my hell.
I'm a good person,
And I'm sure,
God will love me.
But I'm not able to go to heaven.
Becasue,
I don't believe God.