I would like to be able to go a day w/o taking Xanax…. But I also do t want to have panic attacks. So here we are 4 days in a row taking it
seen from Hong Kong SAR China
seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from United States
seen from Germany

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Australia

seen from Slovakia
seen from Australia
seen from Singapore
seen from United States

seen from Australia

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from Russia
seen from United States
seen from United States
seen from China
I would like to be able to go a day w/o taking Xanax…. But I also do t want to have panic attacks. So here we are 4 days in a row taking it

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Woke up today, had some intimate time with C. Had a small lie in, prepared for rock tomorrow and went swimming. Came home, had lunch, walked and bathed dog, prepared for next Tuesday then began DIY window project. Made easy dinner and did dishes. Cleaned dogs teeth and ears and brushed while binging TV medical drama. Feeling quite delicate today, can only assume I'm hungover off two drinks, which is embarrassing...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Suskun mu gördün;
Uyku mahmurluğu.
Hâlsiz mi gördün;
Bahar yorgunluğu…
Liam today at a studio via Wes Nelson IG stories - 06.04
Eğer birazcık özgüvenim olsaydı, karşına geçer bütün hislerimi açık yüreklilikle anlatırdım. Ya da biraz cesaretim olsaydı, bir mektup yazardım belki.
“Cesaret edip yanına gelemedim. Sana seni ne kadar sevdiğimi anlatamadım. Ama bırak, okutayım..” derdim önce.
“Ne oldu da bu derin duyguların içine girdim, bilmiyorum.” diye devam ederdim. Belki güzel cümleler kuramazdım. Belki gönlümden karman çorman cümleler akardı kağıda. Ama umursamaz, devam ederdim:
“Aslında üç harfli bir kelimeye sığdırıp geçtiğimiz bütün bu duygulara inanmıyordum hiç. Nitekim sana hissettiklerim de beni bir süre sonra terk eder sanmıştım. Altı aydır her gün, her gözüm uzaklara daldığında ya da bulunduğum ortamdan uzaklaşıp aklımdan geçen cümlelere her kulak verişimde bir çift kara göz belirdi gözümün önünde. Yine de bir süre böyle “Geçecek.” diye teselli etmiştim kendimi.” Belki hafifçe gözlerim dolardı sonra.
“Senin fark dahi etmediğin kazara göz göze gelişlerimiz benim aklımda dolaşırdı. Sanki bütün bu kemikten etten sıyrılıp ruhumu görmüşsün gibi hissederdim. Sanki çıplakmışım gibi. İçim ürperirdi.” Belki tam burada mektuba gözlerimdeki yağmur damlalarından biri kağıda düşerdi.
“O zamanlar bana hissettirdiklerinden yola çıkarak bir takma ad taktım. ‘Mutlu’ dedim sana. Düşünsene, adını bile bilmiyordum. Beni mutlu ettiğin için sana Mutlu dedim. Oysa bir gün üzebileceğini hiç düşünmedim. Hiç haberin yokken beni nasıl bu kadar üzebildin ki ?” Bu bir veda mektubuydu. Başından beri sonumuzu bilirdim.
“Haberin yoktu, seninle uyudum, uyandım. Seninle kendi içimde bir hayat kurdum. Benimle doğmuş fazladan bir uzuv gibi taşıdım seni yanımda. Hiç görmedin beni. Olsun, dedim. Görme. Bağırdım sana, haykırdım. Duymadın. Olsun, dedim. Duyma. Ama bari bakma bana öyle. Nefesimi tutardım bazen yanından geçerken. Bir insan bir insanı nasıl bu kadar etkileyebilir ? , derdim. ”
“Bazen gergin yüz hatların yerini sıcak bir tebessüme bırakırdı. Küçülürdün gözümde, sanki ufacık bir oğlan çocuğu olurdun. İster istemez benim de dudaklarım kıvrılırdı. Küçük umut tohumcukları yeşerirdi dudağımın kenarında. Bilhassa o zaman dünyanın en mutlu insanı gibi hissederdim.” Elimi kalbime bastırırdım sonra. 'Hayır, böyle atma! Bu bir veda mektubu!' derdim.
“Oysa şimdi bozulmuş bir büyüyü hatırlar gibi yazıyorum bu satırları. Ya da biri pembe camlı gözlüğümü alıp kırmış da gerçek dünyayla tanışmış gibi. Artık sana baktığımda gözlerin ifadesiz bir şekilde dolanıyor yüzümde. Aslında hep öyleymiş. Fakat ben yeni fark ediyorum. Yine de kusursuz gibi gözüküyorsun gözüme. Senin için heyecanlanan kalbim, canımı sıkıyor sonra. Hiçbir şey kendi oluşturduğum dünyadaki gibi büyülü gelmiyor artık. Sarılsaydın geçerdi aslında.” Sonra vazgeçip cümleyi değiştirirdim.
“Sarılsan geçer, yine eskisi gibi baksan, gülsen geçer. Ben yine çırılçıplak soyunurum karşında. Oysa gelmezsin biliyorum. Ve bunu bilmek her şeyden çok yaralıyor.” Başka bir paragrafa geçerdim sonra. Yazıp yazıp silerdim. Ona onu anlatmak güzel de nasıl veda edeceğimi bilemezdim.
“Sanki içimde bir volkan patlamış, lavları kaburgalarımdan akıyor gibi. İçim yanıyor. Canım çok acıyor. Sana “Merhaba.” diyemeden veda etmek çok zor.” Burnumu çekerdim tam burada. Biraz soluklanma ihtiyacı duyardım.
“Hayatını kapı deliğinden izler gibi izledim bir süre. O kapıyı çalmaya hiç cesaret edemedim. Elbet açarsın, dedim ama çalmadan açılmayacağını biliyordum. Şimdi tüm bunların hiçbir önemi kalmadı. Sessizce çekiliyorum bugün o kapının önünden.”
“Seni benim gibi kör bir tutkuyla sevebilecek ve sana bunu gösterecek kadar cesur biri hayatına girdiğinde, bana yaptığın gibi görmezden gelme onu.”
“Benim güzel Mutlu’m. Aklımdan sayısız düşünce geçiyor yine. Hiçbirini duyamıyorum. Gözlerimin önünde beliren güzel yüzüne karşı yazdığım satırların sonuna geldik şimdi. Hayat hep yanında olsun. Dünya hep ışıl ışıl gülsün sana. Güzel yüzün hiç solmasın. Bu dünyada, bu evrende olmadı ama -şayet varsa-, başka bir dünyada elini tutabilmeyi diliyorum bir tek.”
“Bu koskoca metin sana ne hissettirdi, bilmiyorum. Bu mektup aşkımın ilanıdır. Oysa ben bugün bu aşka olan umudumu, toprağın altına gömdüm. Üstüne dört kürek toprak attım, baş ucuna bir buket gelincik bıraktım. Hakkımı helal ettim ve çıktım mezarlıktan. Bu mektup umudumun cenazesidir. Artık diriltmem onu tekrar.” Muhtemelen hepten ağlardım burada. Bana dair tek bir cümle yazardım:
“Ah, benim güzel Mutlu’m. Ben bugün vazgeçtim senden...” Sonra sessizce kalemimi bırakır, mektubu katlardım.
En başında dedim ya...
Cesaretim olsaydı....