FELEĞİN ÇEMBERİ
Derler ki : Talihi on ikiden vuracak o şansa erişmek için ya ince bir ipin üzerinde gözleri kapalı yürüyen bir cambaz ya da talihin ta kendisi olarak doğmak gerek. Hayata karşı makamını savaşmadan kazanmak, bir bütünün parçalarını taşıdığının farkında olmayan nefisler yetiştirir. Hayal alemini, kirpiklerine bir perde misali takan kişi, cihanı kuşatan o hakikatten uzaktır ; çünkü henüz var olanın yokluğuyla sınanma mertebesinde diz çökmemiştir. Kendine oyun arkadaşı arayan bir çocuğun saflığıyla sunulan vaatlerin peşine takılır. Bir yokuş, iki tümsek, üç çakıl derken tüm parçalarını teker teker dökmeye başlar. 'Oyunun kendisi varken, oyuncağa ne gerek var?' diye kandıkça kanar, kanadıkça yanar. Hapsolduğu o alemin duvarları sarsılmaya başladığında perdeler bir bir iner kirpiklerinden. Şimdi nasıl çıkacağını bilmediği o zindanın içinde talihini aramaya başlar.
Talihin on ikisinden ne kaldı geriye?
Vücut ile ruhun birleştiği o eşsiz zırhını; ayazın ortasında doğan kış güneşi yahut susuz bir bedevinin serabı gibi yitirir. Talihle doğmak feleğin cilvesi ; şansıyla yaşamak imtihanı.
Hiç sahip olmamışın bahtı, yeter mi on ikiye?
Bir pencerenin köşesine tüneyip kapısının hayat tarafından çalınmasını bekleyecek mecali olmayan insanlar vardır. Yaşayan herkes için bir umut varsa dahi, ne boynu bükülmüş bir çiçeğe yön verecek bir göz ne de mazlumluğunu fark edecek bir şefkat vardır nefislerinde. Dalına takılıp sakladığı zarafetini merak etmeyecek kadar fevri ve bir o kadar zahmetin derdine düşerek bir ömrü elinin tersiyle ittiğini göremeyecek kadar gafil avlanır. Sonuçta her gözün körlüğü karanlık değildir ki aydınlatmak yetsin. Uğruna uğraşılacak kimsesiz olunca uğursuz olur.
Kimsesizlik, hiçliğin kıyısında olmaya ramak kalmaktır. Dibin, dibini boylayan uğursuz, görülenlerin arasında görülmeyen olmayı başarır.
On ikiyi bırak, hedefin çemberi nerede?
Bir bebek gibi emekleyerek tanımaya çalışır, alemi. Öyle nefes kesen bir ihtilaç, meraka dair umut kırıntıları ya da hayallerle değil ; görmüş geçirmiş bir ruhun minik bir bedene hapsedilmesinin füsunlu bir yanı elbette olmazdı. Her daim başı havada, savunmasız vaziyette dünyayı tanımanın zorluğunu yalnzca ipin üzerinde kusursuzca yürüyen yapabilir.
Cambaz.
Çarpa çarpa, savrula savrula, izlerine bir yenisini katarak büyütür bedenini. Her darbeyle heybesine bir yaşanmışlık ekler. Parmak uçlarında hissettiren hafifliğin tadını ağır ve temkinli adımlarla ödeyecek bir borca mahkumdur, feleğin çemberi.
Hiçbir şeyi olmayan bir insanın korkusu olmamasıdır belki onu ipin üzerinde yürütecek cesaret. Çünkü karşılaşabileceği her ihtimalle henüz dizleri üzerinde sınanmıştır. Hangi yüze baksa heybesinden bir misafiri ağırlıyor hangi sesi işitse cümlenin devamını biliyordu. Şanslı değildir, bu yüzden geldiği mertebeye minnet eylemez.
Bir kazancın kaybı bir kaybın kazancına dönüştüğü yerde talihin iki uç noktaya uğradığı bir gerçektir. Kimi henüz avucundaki cevherin kıymetini anlayacak duyuya sahip değildir ; kimi ise uzaktan gördüğü minik bir parıltı için avucunu kanatmak zorundadır.
Feleğin on ikisi merkeze iki atış kabul eder mi?
Asıl yaşamak burada başlar. Parçalara sahip olmak da bir talih, bir bütünü oluşturmak için heybesine hakikati toplamak da.
Ve nakavt.
floramaisi








