"bazen iki dünya sığar içime, bazen iki güneş doğar içime, bazen gam yağmuru yağar içime, sen beni ararsan, beni de çağır."
Three Goblin Art

oozey mess
Monterey Bay Aquarium
Cosimo Galluzzi
Peter Solarz

titsay

★
Stranger Things
tumblr dot com

Origami Around

tannertan36
$LAYYYTER


roma★
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
noise dept.
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Not today Justin
DEAR READER

seen from Germany

seen from United States

seen from Germany
seen from Spain

seen from United States
seen from United States
seen from T1
seen from United States
seen from United States

seen from Argentina

seen from United States
seen from Malaysia
seen from India

seen from United States

seen from United States
seen from Argentina

seen from Sweden

seen from United States
seen from Argentina

seen from United States
@layezalll
"bazen iki dünya sığar içime, bazen iki güneş doğar içime, bazen gam yağmuru yağar içime, sen beni ararsan, beni de çağır."

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yolcu olmayanla yola gidilmez ,yola yazıktır
Halden anlamayanla sohbet edilmez, dile yazıktır,
Kıymet bilmeyene gönül verilmez, kalbe yazıktır,
Vefası olmayana dost denilemez, ömre yazıktır
İnsan bazen yanlış insanlarla kaybettiği zamana üzülür
Çünkü insanı yoran yol değil, yanlış yol arkadaşıdır...
Saygısını yitirmemiş her insanla yürüyecek yolumuz var.
Hatasız insan zaten yok, bize mahcubiyet lazım...
Özü sözü bir olanların
Karakterinden ödün vermeyenlerin
Hesapsız ve pazarlıksız yaşayanların
Gönlü zengin, gözü tok olanların
Vicdanı hırslarıyla ve hevesleriyle kirletmeyenlerin.
Hak yemeye tenezzül etmeyenlerin,
Ve insanların iyi niyetlerini kendi çıkarlarına kurban etmeyenlerin, kurban bayramı mübarek olsun...
Kahraman yanlarımı törpülediğimden bu yana gösterecek bir tarafım kalmadı
Girdiğim bütün savaşlardaki
Mağlubiyetlerimden içimde ki çocuğun haberi yok.
Sessizce oturup dinleyin hayat oyununda tıp dedik oyuna katılmaktan başka çare var mı?
Gözlerimden damlıyor hiçliğin sızısı, gönül kapısı kırık dökük söylenen sözlere, köşe kapmaca oynayacak bir yer kalmamış kalp denen yerde.
Sıcaklığın…
üryan yüreğime başka diyar yok sıcaklığından öte..
Anlasana meftunum sıcaklığına..
dokunsan ruhuma seni hemen tanır.
Dokunduğun tenim teninden utanır..
Sümbüller gibi dökülür yapraklarım ,tenime düşer cemre baharım olur..
Can olur…
Ruhum hayatlanır…
Aşkın kokusu yayılır…
Sevi yaratandan üflendiği gibi akar gönül ırmağından.
Medet dilerim çehreni seyrederken.
Himmet isterim gözlerin gözlerime değerken ah derim parçalanır her bir yerim…
Ayaz vurur bedenime aklıma düşer sıcaklığın her gece
Sancılıdır sensiz her bekleyişlerim
Acır kanattığım dudaklarım,acıtır..
Ve yine de..
Nefes Alıyorum Şükür.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Soğuğu düşleri terleten yurdumun en güney doğusunda esmer suretim değdi dünyaya
Yıldızlara aşinalığım hatta aşka sıcaklığımın varisi
Yaşlılığımın çocuk olma hevesi Çocukluğum ise yaşlılığımın ertesi
Koynumdaki goncaların nefesi toprak damlı evlerinde bir çay molası
Annemin yaprak sarması
İçli köfte ve salata arası
Çocukluğum kıyamet yarası
Sonra daha büyümenin çaresi bulunmadan hayal edilen, hayallerle dolu, hayaller ülkesi
Ah ulan İstanbul …
Ne de güzeldir adı
Hiçbir şey dokunmaz insana dalgasız bir deniz kadar İstanbul da
Korna sesleri arasında yakası sararmış önlükler içinde mavi çocuklar
İstanbul’un hüviyetidir sisli havalar sonra bir aşk telaşı büyüme hazzı
Kadıköyün ıssız sokaklarında devrimci yazıları defter arkası kıyak cümleler
Hiçbir resim o kadar fiyakalı olmayacak bir daha çünkü megapixeller arttıkça, azalacaktır gülüşlerin sadeliği
Raylar üzerinde kısa uykular geleceği durağa kadar saf kalanlar
Ve mesai başlar
Pembe rüyalar biter
Bir düdük ile son bulur kısa bir arada yaşananlar şakaklarında kar
Amaç biletsiz öğrencilerle bir heyecan yaşamak değil
Ay sonu bakkalın borcunu kapatmak olan biletçi amcalar…
Ve kara gözlerine umut misafir etmiş yorgunluğun yanı sıra misafirperver
100 simidi bitirmek niyetiyle sabahçı, elleri bereket nasırlı
Çoğu esmer, çoğu doğuştan buralı aslında
Aslını unutmuş ne çocuk olma nede büyüme telaşı
Çocuklar…
İstanbul’un hüviyetidir sisli havalar
Herkesin cebinde bir tutam umut biraz tütün kırıntısı yüzler utangaç, hayaller safran sarı
Ve hiçbir şey eritemeyecek çocukluğumuzda bu koca şehre yağmış olan karı
Sonra aşk telaşı, şiirler yazılmış olmamış sevdalara
Avuçlarına hohlayan üşümekten ziyade
Tutulacak diye bir ay parçası tarafından
Sıcak olsun eller hesabı,
Arkadaşıyla ortak kullandığı ağır parfüm kokusuyla emanet olmasına rağmen kıyak bir ceket ile parkta çok önceden rezerve edilmiş kıç donduran bank üzerinde elele tutuşmuş, üşümelerini birbirlerinde saklayan Sevdalılar…
İstanbul’un hüviyetidir sisli havalar
Ağız dolusu yalanlar
Umut edenler öldü umutsuzdur geriye kalanlar kızgın, ağzında küfür dolu naralar
Yine de bilmeyene ağır gelir İstanbul’a duyulan aşklar
Ülkemin dağlarından doğdu bu cümleler
Belki bir daha hiç güneydoğusu olmayacak ömrümün
Lakin İstanbul kadar fiyakalıdır sevdası gönlümün
Ve gönlümden süzülür bu yazılar
Bilirim İstanbul’un hüviyetidir sisli havalar
Biraz sis, biraz aşk, biraz sitem, biraz telaş, biraz İstanbuldur bütün yazılarım …
Hayatta beni en çok kıracak şeylerden bahsedeyim mi azıcık size?
İnsanı en çok düşündüren, sıkan, üzen şeyden Ayrılığı ya da kavuşamamayı gölgede bırakan korkumu…
Anlatayım da dinleyin.
Öyle sert olurum ki; taş kalplilikle ilgili bütün atasözlerini sıralarlar bana…
Değişemeyeceğimi bilirler.
Ama yine de küçük bir umutla değişeceğimi bekler insanlar.
Öyle hüzünlü olurum ki; dilime doladığım kavuşma nağmelerine ben bile inanmam.
Güç verdiğini anımsarken bir işe yaramadığını hatırlarım. Kandırırım kendimi.
Öyle yoksul olurum ki; sokakta limon satan ya da ayakkabı boyayan çocuklardan farkım kalmaz.
Yalnız şükürleri öğrenirim birer birer…
Öyle zavallı olurum ki; hayırlı dualarımı Allah rızası için kazanılan paralara satarım.
Acıyla bakan gözlere ait bedenlerin gölgeleri altında eririm.
Eğer bir gün Bir olup hepiniz unutrursa beni Tesadüfen aklınıza gelirsem şayet hatırladığıniz tek şey beni unuttuğunuz olsun.
İşte o zaman öyle bir sarılırım ki size Bütün geçmişim saygıyla eğilir önünüzde.
Bayatlamış küf tutmuş iki çift lafın mısraları gibi taptaze sererim önünüze kendimi.
İşte bu içimi kemiren fakat sanki daha çok güç veren gibi gözükür bana Karda yürüyen ama izini belli etmeyen endişelerim.
Şimdi ne bu “Fuat ” duygularını dillere dökebilir ne de siz teselli edebilirsiniz beni.
Sizlere anlatmak istediğim Bakmak, görmek ve anlamaya çalışmak kadar susadığımizda su içmemiz gerektiğimizin aklımıza gelmesi kadar ,bardaktan boşalırmışçasına , bir gün ölecekmiş gibi yaşamak aslında.
Sen hiç dalına küsen ağaç gördün mü kardeş.?
Ya da dikeninden, yaprağından utanan gül...
Su toprağa tohuma gönül koyar mı hiç.?
Rüzgâr kıskanır mı yağmuru, bulutu.?
Hangi kuş aç bırakır, açıkta koyar yavrusunu.?
Hangi kurt, başka bir kurda acı verir.!
Köpek bile yalamaz mı sevdiğinin yarasını.?
Bilmez mi, çiçek arının,
arı çiçeğin hatrını...
Sen hiç işkence yapan aslan gördün mü kardeş.?
Ya da hangi sincap kırmıştır komşusunun kalbini.?
Hangi hayvan orman yakar, yuva yıkar.?
Hangi hayvan ilk önce sevdiğine kıyar.!
Milyonlarca farklı böcek türü var yeryüzünde,
kaçı savaşmıştır birbiriyle,
kaçı katliama uğramıştır.?
Kaç aslan sürgün edilmiştir yerinden yurdundan.?
Kaç kartal gökyüzünde özgür diye taşlanmıştır.?
Sen hiç yalan söyleyen yıldız gördün mü kardeş.?
İçindeki ateşte en çok kendi kavrulan...
Ya da başkasının kederine keyiflenen yakamoz.!
Hangi dağ eteğindeki köyü üzmüştür.?
Ve hangi ırmak ihanet etmiştir aktığı denize.?
Yaşıyor kötülük bula bula...
Ve hangi ırmak ihanet etmiştir aktığı denize.?
Sadece insandır insanın cehennemi..!
Yaşıyor kötülük ede ede...
Sonra dedim ki kendime
gidip biraz dağın tepesinde yüzeyim.
Ordan belki sahile iner biraz denize tırmanırım.
Zaman olursa ormanda biraz paraşütle paten yaparım.
Kendimi yorgun hissedersem...
SANAL ALEMIN YALAN INSANLARI..
Bilmem farkında mısınız?
Kolay hayat ister olduk
Sevgimizi aşkımızı bile kolay yaşamak istiyoruz..
Aman bizi yormasın zorlamasın başımıza bela olmasın…
İstediğimiz zaman olsun onun dışında yok olsun..
Oh ne alâ
Bir klavyenin ucunda olsun her şey
Tıkır tıkır yazayım ne varsa
Bir bilgisayarın düğmesinde bir telefonun tuşlarında…
Ulaşmak yaşatmak canlandırmak
Hissetmek için çaba harcamayalım sakın
Sanal hayatın yalan alemi girdi hayatlarımıza
Yalan alemin yalan insanları olduk hemen. duygularımızdan korkar olduk…
Hissetmek yok…
Her şey bir yalan…
sanal alem dedikleri koca bir talan…
Düşünemedik ki kablonun diğer ucunda gerçek insanlar olduğunu…
Dokunmaya,
Hissetmeye,
Göz göze gelmeye korkar olmuşuz
Bir bilgisayar bir msn bir kamera her şey tamam…
İnsan başka ne ister ki…
Böylesi daha güzel
Sanal bir gerçeklikte sorumluluk duygusu yok, bağlanma yok
Hesap vermek yok deyiverdik…
Canın isterse varsın istemezse yoksun…
Ne güzel tam bu cağın insanına göre…
Kolay işin hangi yoldan elde edildiğinin hiç önemli olmadığı
Kolay paranın peşinde koştuğumuz
Hayata direk tepeden başlamak istediğimiz bu günlerde
Kolay seks kolay ilişkilerde giriverdi usulca yaşantımıza..
Zora gelemiyoruz gerçek ilişkiler sıkıyor biraz…
Biri azıcık duygularından söz ettiğinde birden itici oluyor
Hemen pılımızı pırtımızı toplayıp arkamıza bile bakmadan oradan uzaklaşıveriyoruz..
Arkamıza bile bakmadan oradan uzaklaşıveriyoruz..
Neden peki bünyemizde barındırdığınız şeyden kaçmak niye
Yok saymak derinlere inmek…
Kimsenin gözüne gerçek anlamda bakmak istemiyoruz.
Korkuyoruz birilerinin gözlerine bakmaktan.
Mekanik hayatlar mekanik ilişkiler mekanik sevişmeler istiyoruz…
Nasıl bir sevgiyse bu ?
O kadar rahatladık ki artık..
sevmeye bile üşenir olduk…
Ben gelemem ama gelirsen de hayır demem…
Buradayım isteyen gelip alsın…
Ben kılımı kıpırdatmam…
Uğraşamam…
Çaba harcayamam…
Ama şöyle yakınlarımda olsan da yok diyemem…
Aşk aramıyorum sevgi aramıyorum
İlişki aramıyorum
Sormazlar mı o zaman neden geldin?
Beni mi merak ettin?
İşte buna o zaman bende gülerim…..
Bir yerlerde unuttuk duygularımızı
Yitiriverdik insanı insan yapan ruhumuzu…
Sevmekten korkar olduk…
Ne oldu bize ne zaman nerde kaybettik değerimizi, sevgimizi, saygımızı
Kimlere bırakıverdik ruhumuzu
Kimler acıttı canımızı da bu kadar acımasız olduk acaba?
Ben uğraşamam ama sen buralarda olursan da hayır demem yani diyecek kadar korkar olduk bir şeylerin pesinde koşmaya..
Yalan olduk…
Bir gün yalnız uyanmanın ne kadar korkutucu olacağı hiç aklımıza gelmiyor nedense.
Kendi doğamıza hasret yasadığımızı bile anlayamadık…
Yararlanmasını bilemedik hep kötüye kullanmaya kalktık
Oysaki teknolojinin o kadar güzel yanları var ki
Biz insanlar kafamızda bazı şeyleri silemedik
Sanal hayatın yalan alemi girdi hayatımıza
Sanal alemin yalan insanları olduk bir anda...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Önemli olan yaşamak için hiç bir sebebin yokken bir sebep bulabilmek değilmi?
Bu yolda çok kez yanılmak ama yine de pes etmemek.
Hayatın sonunun o kadar da uzak olmadığını anladığın zamanı bir sebep bulabilmiş olmak ve o sebep sayesinde boşa yaşamamış, boşa var olmamış olmak.
Önemli olan o sebebi sevebilmek.
Her ne kadar sevilmemiş olsan da, ne kadar ilk defa sevecek olsan da o yaşama sebebini tüm varlığınla sevebilmek.
Öylesine sevmek ki; o sevgi azalır diye başka birisini sevmekten korkmak.
Ve tüm hayatını bu sevgi için sadece bir araç olarak kullanabilecek olmak.
Önemli olan tüm hayatını kapsayabilecek kadar sevebilmek.
Yaşadığın hiç bir andan zevk almamak ve bundan mutlu olabilmek. İçinde oluşan o tarifi imkansız sandığın boşluğu tanımlayabilmek.
O eksiğin neyle doldurulabileceğini bilmek ve her an bu düşünceyle yaşayabilmek.
Aslında hiç dolmayabileceği ihtimaline zaten kendini hazırlamış olmak.
Önemli olan anlaşılmayı beklemeden sevebilem o sebebi.
Bu sevgiyi komik bulanların kimi zaman yanıda olup kendine güvenebilmek; kimi zaman da karşılarına geçip bu sevgiyi ölesiye savunabilmek. Üstelik bunları yaparken hiç bir zaman anlaşılmamayı ve ebedi yalnızlığı zaten kabullenmiş olabilmek.
Önemli olan kaybetmekten korkabilecek kadar sevebilmek. Yaşamak için tek sebebini kaybettiğin zaman varlığın anlamsız kaldığı için değil de sadece onu kaybettiğin için üzülebilmek; yani onu varlığını aşan bi şekilde sevebilmek.
Günün birinde onu kaybetmek zorunda olduğun ve bu anın ne kadar yakın olduğunun belirsizliği düşüncelerinin saatlerce ağlamana hayli hayli yetebilmesi.
Onu şu anda bile kaybetmiş olabileceğin düşüncesini “En azından varlığım anlamsız kalmadı; sevebildim.” diye bastırmaya çalışırken “Ya artık yoksa?” düşüncesinin beynine hücum etmesinin sonucu olarak her an ağlıyor olmak.
Konuşabildiğim zaman ise “Ya bir daha konuşamazsam?”
“Ya bir daha varlığını hissedemessem?” düşüncelerinin en ufak hissinin gözyaşlarının sel olmasına yetmesi. Üstüne üstlük onu ne görebilmiş, ne de duyabilmiş olmak ve bunun belki de hiç değişmeyeceği düşüncesiyle yaşayabilmek. Önemli olan kaybetmekten korkabilmek.
Önemli olan onun seni hiç bir zaman aynı şekilde sevmeyeceğini bilmene rağmen onu varlığını aşan bir şekilde severek varlığını günden güne tüketebilmek.
Önemli olan yaşamak değil; var olabilmek.
Önemli olan sevilmek değil; sevebilmek…
Son seferine eğildiğim hayatımın eylemsizlik durağında ki son yolcuyum.
Anlaşılmaz ağrıların kekremsi çürümüşlüğünde kayboluşlarımı sessizliğimle itiraf ediyorum mısralarımda
Kahkahası kalıyor dudaklarımda arınmaz saklanışların.
Kimliğimi örtbas ederken kül sözcükler, taşınmaz uçurumları sarıyorum gözlerimin ferine.
Yeniden ağlasın diye kantarda ağır gelen öfkeli akşamlarımdan
Nara abanıyor ruhsatsız bakışlarım yeryüzüne
El uzaklığın tenimin her milimetrekaresini sızlatıyor.
Gözlerimi kefenliyorum hasretine bir ayıpsız kan vakti, yakınına iliştiriliyorum dolunaydan sürgün gecenin.
Biliyor musun, sanrıların yasak adımlarla yaklaşırken uykuna, ünlemi süngülenmiş şiir oluyor sana yüzüm.
Hadi güller yakıldı har için, sen niye çarmıhta düşsün şizofren güncene?
Bugün çok ağladım;
kirpiğin mi tutuştu yoksa ya cancağzım ?
Çok şey değildir cümleler, şey’in çokluğudur sendeki:
Varlığın önde öleni…
Evveli hayatsız, sonrası zamansız vurguları yutkunan caddelerden gelen sesteki delilik uğultusuna saplanıyor saçların.
Acıya selam duruyorum şölensel geçişlerde.
Geçişsel şölenlerde, toprağa yüz çevirmemek için ezberimde tutmuyorum gökyüzünün seyrinde kanayan turna yalnızlığını.
Ört üstümü çığlıkların sende kalan kalabalığıyla. Aklanmamış cürümleri aldatırken havada kalan cümleler, fesadı dağlanmamış öyküleri yık saçlarıma.
Şakaklarımdan akan kirli düşleri yıkamıyor bu yağmur…
Uygun adım ölmeyi dayatırken ihbarlara gönüllü kentler, anonim acıları Türkçeye çeviremiyor aşk.
Oysa ben hep aşkın ana dilince susuyorum hafakanlarımı.
Terkisinde verem hayatı taşıyan bir faizli yalnızlığın bedelini ödüyorum benliğime intiharın avlusunda.
Sadedine gelemiyorum tuvalime yakışmayan ‘o’ şirret ve karamsar resmin.
Burada yağmurlar tuzlu ve sen eksik bu çoğul şarkılarda.
Sustur uygunsuz notaları yanlış sayfalara sol anahtarsız düşen ezgileri.
İçim dökülüyor sensizliğime. İçim sensizliğimden sökülüyor.
Kan tadına bürünüyor kalbimin perde arkası ağlayışları. Hangi seni çıkarsam benden sadeleşir ölüm ya ? Ten hummalı haykırışları uzun metrajlı ah’larda iliklerime ilikliyorum.
Zulamda delilik gömleği.
Kendi sessizliğinde yok olmak isteyen aşk teneffüslerinde kalbime batırıyorum bütün uçurumları.
Kanırtarak yalnızlığın ateşe sığmayan cürmünü, akrebin intiharını nefesimde gizliyorum.
Gizleniyorum her kaybedişin arkasını çoğaltan sese.
Yangın kavminin dönüşleri memnu gelmelerinin küllerine bastırıyorum avuç içimi.
Kanıyor bu yara , sen boyundan aşk boyuna kadar; sayma beni kendine.
Bin yıllık hicranın yazgısında yatıya kalan içimden, dökerek ardına yığıldığımız İstanbul türkülerini sesinden, çık.
Bir tek saç teline kurban gitmeye derman yok dizlerimde.
Tavafına geç kalmışım şehla gözlerinin.
Seni bağışlayamam ne kendine ne kendime.
Arafında kalsın sesimce kırılan yalvarışlar.
Giz’imde gizlenişlerin yakıyor nefesimi.
Sonu ‘eyvah’a çıkan her ağrıda eskiyen yanlarımı aşka sebep kalışlarına ekliyorum.
Ovup duruyorum göğsüme gömdüğün acıyı, geceyi inletmesin titreyişlerim diye.
Ah, Azrail peşime düştü kalbim.
Hadi durul da bizde ölelim cinnetin cennetinde.
Gördün mü kalbim, yine kaldın sen bana.
Bedenime üflenirken ruhum ismiyle var olduğum!
Kanırta kanırta sevdiğim!
Zaman durmuşken sende, bir adım atılmıyor sen’in dışına. Çıldırmadan ölemiyorum bile sana yazdığım şiirlerimde …..
Yaşım kimine göre henüz genç
Kimine göre yaşlı ,
Mesela bana soracak olursanız ,
Ne gencim ne yaşlı...
Ben bu devrin insanı olmadığım kesin
Bu dönemin epeyce bir gerisindeyim...
Benim ruhum hala mektupları seviyor
Hala mahcubiyet nedir yüreğinde hissediyor..
Hala plakları görünce tuhaf bir hüzne dalıp gidiyor...
Ben hala minnet vefa arıyorum insanlarda
Hala merhameti baz alıyorum iyi insan demek için gördüğüm meziyetler arasında...
Hala maddiyatı manevi değerlerimden sonraya koyuyorum
Önceliklerim sıralamasında...
Kitap kokusunda huzur buluyor ruhum
Müzik dinlerken kendime geliyorum ...
Çocukları mutlu görünce yüzüm gülüyor
Ağlayan birini görünce içim burkuluyor ...
Ben hala eski adetlerle yaşıyor
Modern hayat denilen rezilliği
Tüm benliğimle red ediyorum ...
Modernlik demek mutasyona uğramış insanlık ise sağ olun ben böyle eski kafalı kalayım...
Benim modernlik anlayışım çok farklı ,
Nezaket güler yüzlü olmak
Açı açığı korumak
Haksızlığın karşında durmak
Teşekkür etmeyi özür dilemeyi bilmek
Dahası haddini hududunu bilmek,
İşte modernlik anlayışım benim bu ve buna benzer şeyler.
O yüzden sevilmez benim gibiler,
Çünkü doğruyu söyleyenler
Hiç bir devirde sevilmediler ...!
Son seferine eğildiğim hayatımın eylemsizlik durağında ki son yolcuyum.
Anlaşılmaz ağrıların kekremsi çürümüşlüğünde kayboluşlarımı sessizliğimle itiraf ediyorum mısralarımda
Kahkahası kalıyor dudaklarımda arınmaz saklanışların.
Kimliğimi örtbas ederken kül sözcükler, taşınmaz uçurumları sarıyorum gözlerimin ferine.
Yeniden ağlasın diye kantarda ağır gelen öfkeli akşamlarımdan
Nara abanıyor ruhsatsız bakışlarım yeryüzüne
El uzaklığın tenimin her milimetrekaresini sızlatıyor.
Gözlerimi kefenliyorum hasretine bir ayıpsız kan vakti, yakınına iliştiriliyorum dolunaydan sürgün gecenin.
Biliyor musun, sanrıların yasak adımlarla yaklaşırken uykuna, ünlemi süngülenmiş şiir oluyor sana yüzüm.
Hadi güller yakıldı har için, sen niye çarmıhta düşsün şizofren güncene?
Bugün çok ağladım;
kirpiğin mi tutuştu yoksa ya cancağzım ?
Çok şey değildir cümleler, şey’in çokluğudur sendeki:
Varlığın önde öleni…
Evveli hayatsız, sonrası zamansız vurguları yutkunan caddelerden gelen sesteki delilik uğultusuna saplanıyor saçların.
Acıya selam duruyorum şölensel geçişlerde.
Geçişsel şölenlerde, toprağa yüz çevirmemek için ezberimde tutmuyorum gökyüzünün seyrinde kanayan turna yalnızlığını.
Ört üstümü çığlıkların sende kalan kalabalığıyla. Aklanmamış cürümleri aldatırken havada kalan cümleler, fesadı dağlanmamış öyküleri yık saçlarıma.
Şakaklarımdan akan kirli düşleri yıkamıyor bu yağmur…
Uygun adım ölmeyi dayatırken ihbarlara gönüllü kentler, anonim acıları Türkçeye çeviremiyor aşk.
Oysa ben hep aşkın ana dilince susuyorum hafakanlarımı.
Terkisinde verem hayatı taşıyan bir faizli yalnızlığın bedelini ödüyorum benliğime intiharın avlusunda.
Sadedine gelemiyorum tuvalime yakışmayan ‘o’ şirret ve karamsar resmin.
Burada yağmurlar tuzlu ve sen eksik bu çoğul şarkılarda.
Sustur uygunsuz notaları yanlış sayfalara sol anahtarsız düşen ezgileri.
İçim dökülüyor sensizliğime. İçim sensizliğimden sökülüyor.
Kan tadına bürünüyor kalbimin perde arkası ağlayışları. Hangi seni çıkarsam benden sadeleşir ölüm ya ? Ten hummalı haykırışları uzun metrajlı ah’larda iliklerime ilikliyorum.
Zulamda delilik gömleği.
Kendi sessizliğinde yok olmak isteyen aşk teneffüslerinde kalbime batırıyorum bütün uçurumları.
Kanırtarak yalnızlığın ateşe sığmayan cürmünü, akrebin intiharını nefesimde gizliyorum.
Gizleniyorum her kaybedişin arkasını çoğaltan sese.
Yangın kavminin dönüşleri memnu gelmelerinin küllerine bastırıyorum avuç içimi.
Kanıyor bu yara , sen boyundan aşk boyuna kadar; sayma beni kendine.
Bin yıllık hicranın yazgısında yatıya kalan içimden, dökerek ardına yığıldığımız İstanbul türkülerini sesinden, çık.
Bir tek saç teline kurban gitmeye derman yok dizlerimde.
Tavafına geç kalmışım şehla gözlerinin.
Seni bağışlayamam ne kendine ne kendime.
Arafında kalsın sesimce kırılan yalvarışlar.
Giz’imde gizlenişlerin yakıyor nefesimi.
Sonu ‘eyvah’a çıkan her ağrıda eskiyen yanlarımı aşka sebep kalışlarına ekliyorum.
Ovup duruyorum göğsüme gömdüğün acıyı, geceyi inletmesin titreyişlerim diye.
Ah, Azrail peşime düştü kalbim.
Hadi durul da bizde ölelim cinnetin cennetinde.
Gördün mü kalbim, yine kaldın sen bana.
Bedenime üflenirken ruhum ismiyle var olduğum!
Kanırta kanırta sevdiğim!
Zaman durmuşken sende, bir adım atılmıyor sen’in dışına. Çıldırmadan ölemiyorum bile sana yazdığım şiirlerimde …..
Çok kaliteli bir parfümü çöpe sıktığınızda çöpün değeri değişmez,
Sadece parfümünüz ziyan olur....

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Aynadaki adamı seviyorum.
Her şeye rağmen kendini toparlamayı bilişini, yıkıldığı yerden kalkabilmesini,
yarasını sarmayı bilişini,
göz yaşlarını sildikten sonra dudaklarına yerleştirdiği "iyiyim" gülümsemesini,
yorgunluğuna rağmen devam edişini,
kendinden başka kimseden korkmayışını,
kendi kendine yetişini
İçindeki çocuğu,
Merhametini
Saflığını seviyorum
Kendine hayaran bir adamım ben ve bu o aptal egoistlikler gibi değil kendimi seviyorum,
değerimi biliyorum aynaya bakmaktan çekinmiyor aksine her baktığımda orda gördüğüm adamla gurur duyuyorum.
Aynadakini seviyorum ve sevmeye de devam edeceğim. En boktan zamanında bile hiç vazgeçmedim ondan şunu da biliyorum ki eğer aynadakinden, onu sevmekten vazgeçersem toparlanamam.
Yoksunluktur aşk dediğin!
Bir yanın eksik kalır geceler boyu, aldığın nefes yetişmez, sokak çocukları gibi dışarıda üşür yüreğin
Kaybetmektir aşk! Egonu, gururunu, kimliğini bir hırsızın ellerine gönüllü bırakmaktır.
İsteyerek bencillikten vazgeçmektir. Omuzlarındaki tüm yükü atarak, avare gülüşlere uyanmaktır düş sabahlarında. Hiç fark etmeden nelerden vazgeçtiğini, cebinde, avucunda ne varsa dağıtmaktır.
Aşk bir çeşit yoksulluktur. Mantığını kaybeder bedenin, kim ne derse gülümsersin. Hayattan kopmakla durmak arasında sendelediğinde ruhun, tam o anın içinde durur aşk dediğin.
Kazanma ihtimalinin az olduğu bir kumar oyunudur aşk. Elindeki karta bakmadan rest çekmektir yaşama. Tüm zenginliğini, düşük ihtimale rağmen, hayatın ortasına sürmektir.
Uğrunda bir ömür harcadığın özgürlüğünü hibe etmektir aşk dediğin. Başkasına ait küçücük bir kalbin içine sığmaya çalışmaktır. Köleliğe razı olmaktır. Gülümseyen bir çift dudağa, güzel bakan bir göze esir olabilmektir. Yani, aşk dediğin gönüllü hükümlülüktür.
Olmayacak duaya amin demektir aşk. İmkansızı başaracağına dair şiddetli inançlara tutulmaktır. Kaç merdiveni üst üste koyarsan, mehtabı sevdiğinin kollarına çekebileceğini hesaplamaktır mesela. Ortak bir yıldız seçip, bulutlu gecelerde seni düşünmediğini sanarak ağlamaktır. Muhteşem şiirler yazdığına inanarak, tüm sevdiklerini esir etmektir, yüreğinden başka yere bağlanamamış kelimelere.
Uykusuzluktur aşk dediğin! Yalnızken onu düşünmekten kapanmayan gözler, sabah ezanlarını duyarak sızar en sonunda. Sayısız geç kalışların açıklanamaz sebebidir. Birlikte olduğunda onu seyrederek bitirmektir geceyi ve çok uzun uyuyuşun içinden kalkmış gibi dimdik başlamaktır yeni güne.
Sürekli dalgınlık halidir aşk. Kafanı yaslayarak hayallere daldığın otobüs camlarında izler bırakmaktır, ineceğin durağı kaçırarak. Yanından geçeni görmeden sokaklar boyu yürümektir. Kafanda duran gözlüğü, konuşurken elinde tuttuğun telefonu aramaktır.
Zamanla kavga etmektir aşk. Yelkovanla akrebe küfür etmektir geçmek bilmez bekleyişlerde. Planlarını uyduramamaktır, hayat sürprizler yaparak değiştiğinde.
Kendinden vazgeçmektir aşk dediğin. Yemeğin en güzel yerini ayırmaktır sevdiğin için. Onun yerine düşünmektir, onsuz kaldığın anlarda bile. Birini kendinden çok sevmektir, henüz kendini sevmeyi bile beceremediğin yaşam tünelinde. Hastalandığında bir sandalye üzerinde beklemektir sabaha kadar. Her acısını kalbinde misliyle hissetmektir.
Aşk dediğin yoksulluktur. Bedenini, ruhunu, kalbini emanet ederek başkasına; düşler bahçesinin çiçekleri ile avunmaktır. Kendin olmaktır aslında,özüne dönmektir. Vazgeçmektir hırslardan, cezalardan, çekişmelerden. Sadece güzel olana dayandırıp yaşamı, her mevsimin tadını çıkarmaktır. En değerlisi, aşk, bir kalbe sevmeyi öğretmektir…