uyumsuz tutku /
birey olma çabasının sınırları içinde düşünülebilecek bütün kimlik yapılanmalarını her an yeni bir yönüyle bölünmüş, parçalanmış, kendi bile olamamışlığın güçsüzlüğüne doğru itilmiş halde tasvir eder. her an yeni olan yüzü, aynı zamanda onun tepkisel tutumunda paradoksal olarak bir yeksanlığa dönüşür. aynı olanın da her an yeniden -daha da güçlenerek- karşılaşıyor olmasıyla 'ben'in yenilgilerle dolu bir umutsuzluğu beraberinde getirmesi şaşırtıcı olmaz.
tekrarlanan ve tekrarlandıkça çoğalan tutuma bakıldığında yenilgi, modern bireyin biricik istihsalidir.
eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?
orada, arada bir beni yoklar,
in-tihara ayırdığım zamanlar.
bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır.
düzgün sabuklamalardan bana kalan..
evde,
anlaşılmaz bir tını
bilmem nereden gelir
uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?
ev; sığınma, aidiyet ve varlığın kendisiyle baş başa kalındığı yer değil miydi? oysa ev tam tersi bir imge evrenine dönüşmüştü. tümüyle dünyaya aidiyeti kopuk kalmış. adorno'nun "insanın kendini evinde hissetmemesi bir ahlak sorunudur" düsturuna getirir durumu. ev bir ahlak timsali sayılırken benim içimdeki asıl manası içsel bir kanamadan ibarettir.
mataramda tuzlu su şiirinde: "yakın yerde soluklanacak gölge bana yok, uzun yola çıkmaya hüküm giydim" derken of not being a jew şiirinde "indiğim yerde beni bir bekleyen yok, indiğim yerde biçilmiş ot gibiyim" diyor. bu hiçbir yere ait olamamanın sancılı anlatışılıdır.















