güzel şarkılar, enfes bir beyaz şarap ve keyifle hasret giderme
mayıs 2022, ankara
cherry valley forever
h
will byers stan first human second
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

JBB: An Artblog!
art blog(derogatory)
Xuebing Du
Peter Solarz
d e v o n
Misplaced Lens Cap
KIROKAZE
Lint Roller? I Barely Know Her

if i look back, i am lost
ojovivo
AnasAbdin

Andulka

tannertan36
One Nice Bug Per Day
I'd rather be in outer space 🛸

seen from Albania

seen from Albania
seen from Singapore
seen from Albania
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from France

seen from United States
seen from Malaysia

seen from Portugal

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
@ivmeligecisler
güzel şarkılar, enfes bir beyaz şarap ve keyifle hasret giderme
mayıs 2022, ankara

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
“İlk/Yol” Nisan 2022, İzmir.
Kendime fotoğraf makinesi aldığım gün, kamerayı denemek için çektiğim bir an. Öylesine çekilen fotoğrafların saklı güzelliklerle dolu olduğunu düşünüyorum. Uzun bir aradan sonra bugün ilk kez fotoğraf çektim ve çektiklerimi paylaşmaya karar verdim. Bu ilk fotoğraf, bir ilkin de eşlikçisi olsun istedim.
Dostum ne demiş şair herkes bir gün eve döner, evini bulmana sevindim.
Başka bir evrende,
Ne güzel denk geldi gece gece önüme. Bugün nasıl öfkeliyim. Yine hayatın adaletsizliği boğazımı düğümlüyor. Her şeye rağmen herkes evini bulur sevgilim. Biliyorsun, ev sensin, yuva sensin. Bir gün birbirimize döneceğiz, erişeceğiz, kavuşacağız bunu biliyorum. Bu cümlelerin aksi olsa sanki nefes alamazmışım, ölürmüşüm gibi.
Büyük Ev Ablukada’nın o en çok dinlediğimiz şarkısı, Evren Bozması gibi. Her dinlediğimizde “Buldum seni.” demen gibi. Bu gece her şey biz gibi. Bu evrende bir şekilde deforme olduk, formumuzu yitirdik ama biliyorum ki başka bir evrende, hayal ettiğimiz evde ama en önemlisi birlikte. Seni her şeyden çok. Hep söylediğim gibi, “Biz bütün yaşam formlarında beraberiz.” Aksi mümkün değil gibi.
89
Sevgilim,
Kemeraltında küçük bir yürüyüş yaparken sana, beni kıran bir durumdan bahsetmiştim. Sen de o gün bana iki cümle kurmuştun. Şimdi o iki cümleyi anlıyorum ve sen, hala bana nefes aldırıyorsun. Sonra o küçük yürüyüş, Konak’tan Göztepe’ye kadar sürmüştü. Hala İzmir’in en sevdiğim rotası o taraflar. Senin, denizin, bizim güzelliğimiz. O taraflara gidip tek başıma oturduğumda bizi görebiliyorum. Yol boyu durmadan birbirimizi öpmelerimizi, sadece gülümseyerek ifade edebildiğimiz sevgi cümlelerini… Oturduğumuzda bana sarılışını, içtiğimiz iki sigarayı ve dudaklarımızdan hiç eksilmeyen kahkahaları…
Benim zihnimin içinde, ormandan denize açılan evimizin içindeyiz. İstediğimiz müzik sistemi, hayal ettiğimiz o makine; ağaçlar, kuşlar, deniz ve biz. Biz sevgilim, bu kalbimde nasıl bir çarpıntı oluşturuyor bir bilsen. Biz hep hayal ettiğimiz gibi yaşıyoruz. Aslanımız bile var, tam senin istediğin gibi. Çıkıp gelsen ya?
Ben yaşadığımız gerçekliği kabul etmek istemiyorum. Bu yüzden kendimi, başka bir boyutta dilediğimiz hayatı yaşadığımızı hayal ederek avutmaya çalışıyorum.
Seni çok özlüyorum.
79
Sanki beraber geçireceğimiz günler, seni öpmelerim, sarılmalarımız, birlikte uyuyup uyanmalarımız, hepsi sınırlıymış. Bizim bir sınırımız, bizim bir sonumuz varmış sevgilim ve biz o anları bu sınırlılığı hiç bilmeden yaşamışız. Nasıl bilebilirdik ki zaten?
Ölüm aramızdaymış. Ölüm varmış.
Konduramazdık ki. Ne sen bana, ne ben sana ölümü yakınlaştıramazdık. Ama ben seninle ölüme yürüdüm. Seni yokluğa bıraktık. Sen bir anda, biz her gün ölüyoruz.
Bugün sana geldim. El ele adımladığımız yolları, dayanılmaz bir yalnızlıkla yürüdüm, sana geldim sevgilim. İçimde her çıktığım yolun sana çıkacağı inancı ama asla bulamadığım sen.
Ben ne yapacağım? Kaybolmuşluk bu. Yersizlik, yurtsuzluk hissi boğazıma yapışmış, nefes alamıyorum ben.
Ne zaman kavuşacağız?
Ne zaman seni öpeceğim ve nefes alıp verişini hissedeceğim?
Ne olur gelsen. Ne olur bu hayat bize bir mucizeyi bahşetse?
Seni her şeyden çok,
Seni daima en çok.
Sevgilim.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Beni öpüşlerin, beni öpüşlerin. Sevgilim! Hangi sokak sana çıkar, hangi cümleyi kursam bana geri gelirsin bilmiyorum. Cevabını bulamadığım bir soru yüzündenmiş gibi her şey.
Bütün bu saçmalık. Neden sevgilim?
Bazen konuşmayı unutmuş gibi hissediyorum. Bazen dudaklarım dikilmiş gibi. Çığlık atmak, atabilmek istiyorum. Hiçbir şey seni bana getirmiyor ama ben her şeye, seni bana getirebilecek bir şey olarak bakmayı bırakamıyorum.
Seni istiyorum. Rüyamda söylediğin gibi, “Lütfen ayrı uyumayalım, ben seninle uyumayı çok özledim.”
Seni çok özledim. Sabahın köründe kendimize yeni bir ev bakabilmek için uyanma telaşımızı özledim ben sevgilim. O sabah aç karnımıza, birbirinden oldukça uzak olan iki eve baktık. İlkinden çıkıp ikincisine gittikten sonra yolda gördüğümüz lokmacının sırasına girdik. Kenarda lokma yedik beraber. Çoğunu sen yedin hatta. Sikeyim. Yarın senin için lokma dökülecek. Ben mahvoluyorum. Belki yoldan geçen, hayata dair telaşı bambaşka olan bir çift de senin lokmandan yiyecek. Ah sevgilim. Ben öyle çaresizim ki. Ben ailenin yüzüne bakarken, ben annenin ahlarını dinlerken yok oluyorum. Ben evimizde günbegün çürüyorum. Ben seni çok özlüyorum.
Seni tanıyan, tanımayan herkese “Şu an ne yapıyorum?” diye sordurdun sevgilim. Yirmi gün geçti ve insanlar sana üzülmeyi bırakıp kendi ölümlerinden korkmaya başladı. Aniden gelen. Beklenmedik ama hep bizimle olan.
Benim için her şey tam tersi. Ölümü kendime çekmeye çalışıyorum. Ne zaman beni bulacağını düşünüp duruyorum. İnsanlar bu sözlerime karşı çıkıyor. Onları umursayan kim? Biliyor musun, “Keşke ben ölseydim.” dediğimde bana hiçbir şey söylemeyen tek kişi annem. Beni anlıyor. Oysaki öfkemi en çok ondan çıkarttım. En çok ona yüklendim.
İçimde öyle yoğun bir öfke ve acı var ki. Taş olsa çatlar sevgilim ama ben ayaktayım. İnsan nasıl yaşar böyle? Güneş doğuyor, güneş batıyor. Yaşamak bir ceza. Yaşamak kapana kısılmışlık, demir parmaklıkların ardı. Yaşamak sonsuz karanlık. Seni kıskanıyorum. Tek bir anlık bitişi hak etmeni ama benim her gün ölüyor oluşumu kıyaslayınca hayat hiç adil değil. Beni sensiz bırakan, seni nefessiz bırakan bu hayat nasıl adil olsun zaten?
Bekliyorum. Belki olur diyorum kendi kendime. Bir güç seni oradan çıkartır, bana getirir, Şüko’ya getirir. Sen oradan çık diye çok yalvardım sana. Annene götüreyim diye çok yalvardım. Beni duymadın. Beni kimse duymadı.
Bir hafta önce bölümden bir arkadaşım instagram hikayesinde bir kedi videosu atmış, üstüne de sahiplendirmek istediğine dair bir şeyler yazmıştı. Bir süre yazıp yazmamak konusunda kararsız kaldım. Uzun süredir istediğim bir şeydi kedi sahiplenmek ancak cesaretim yoktu. Korkuyordum çünkü rutin masrafları dışında bir sorunu olursa nasıl karşılayacağımı bilmiyor, bu bilinmezliği yaşama ihtimalimde de sahiplendiğim kediye bir şey olmasından çok korkuyordum. Sırf bu yüzden kedi sahiplenmiyordum. Bir de kedi sahiplenmek istiyorum dediğimde, “Kendimize bakabiliyor muyuz?” diyen insanlar vardı tabii. Neyse. Arkadaşıma da bu korkumdan bahsettim. O da ikimizin de okulda olacağı bir gün kediyi getirebileceğini söyledi. Böylelikle kediyi görecektim. Saçma buldum bu fikri ama “Neden? Avm’de miyiz? Kıyafet mi alıyorum?” diyemedim. “Olur.” diyebildim. Bunu derken kediyi gördüğümde kıyamayıp eve getireceğimi bilirdum ama o kedi, kendisini gün içinde gelip direkt alan bir yuva bulmuş. Bunu da bir gün sonra öğrendim.
Aradan birkaç gün geçince annemle görüntülü konuşuyorduk. Konu ülkenin durumundan açıldı, kira zam oranlarına geldi. Annem, “İzmir’den Ankara’ya yatay geçiş yapma fikrini hatırlattı, zorlana zorlana. Çekiniyordu bunu söylemekten ama gittikçe zorlaşan hayat şartları ve toplumun kollektif bilincine işleyen kaygıları hepimiz az buçuk biliyoruz. O yüzden haklı bir talepti.
On aydır İzmir’de yaşayan ve yaşam alanını inşa etme sürecini yeni yeni tamamlayabilen ben, kırıldım. Anneme değil, hayata çünkü evimdeki eksik eşyaları da aynı gün tamamlamıştım, sonunda kitaplık almıştım. Anneme bunu söyleyemedim. Yanımda Tuna vardı. Tuna, erkek arkadaşım. İzmir’deki on ayımın, beşini beraber yaşayarak geçirdiğim kişi. Benim güzel sevgilim. Ona ne diyeceğimi kestiremiyordum. Birkaç saat boyunca uzak durdum ondan. Balkonda sigara içmeye çıktığımızda annemle konuştuklarımızı anlattım ona. En son kurduğum cümlelerden biri şuydu,
“Her şey bu kadar zor, ben bir de kedi sahiplenmek istiyorum.”
Acayip koydu. O an zihnimden geçenleri, hissettiklerimi izah etmenin başka bir yolu yok. Birkaç saat sonra hala kötüydüm. Tuna kafamın dağılması için dondurma yiyip yürüyüş yapmayı teklif etti. Evi kapısını açtığımızda apartmanın içinde miyavlama sesi duydum. Sonra apartmanın kapısı açıldı ve aynı anda geri kapandı. Biz merdivenlerden inerken karşı komşumuz yüzümüze bile bakmadan merdivenleri çıktı. Binanın kapısını açtığımızda yavru bir kediyle karşılaştık. Kediyi sokağa bırakmıştı!
Bizi görünce arabanın altına saklandı önce minik pembe burun. Sonra binanın kapısına tekrar geldiğinde Tuna tuttu kediyi. Eve geri döndük. Artık üç kişiydik. Tuna, “Umut” olsun ismi, “Sana umut olsun.” dedi. Hala bir ismi yok. Ama biz, üç kişi olarak inatla tutunuyoruz hayata. Kendi umudumuzu inşa ediyoruz.
Müzik dinleyerek sayfalar arasında atlıyorum. Ellerimle oynuyor, odağımı içimde olandan uzak tutmak için mücadele ediyorum. Tedirginim. Bir şeyler oluyor. Ansızın bir şeyler oluyor, aslında hiçbir şey olmuyor. Göğün söylediği, gecenin gizlediği yalan. Güneş ölüyor. Gece ölüyor. Geriye kalan ne? Düz yolda yürüyemiyorum, illa bir çarpıklık olacak! Bir tümseğe takılmazsam o gün uğursuzluklarla dolu olur, al sana modern kehanet!
İki taraflı hatalar silsilesi varsa ve bir taraf, “Bak, ben şu noktalarda hatalı olduğumu farkındayım.” diyerek içten bir özür diliyorsa, ilk başta karşısındakine yaptığı hatayı sahipleniyorsa şu oluyor; o andan itibaren en büyük yanlışı eyleyen kişiye dönüşüyor çünkü kendisine yapılanı daha az sahipleniyor.
Peki ya daha çok mu sahiplenmesi gerekiyor? İnsanlar neden sürekli kötülükleri, hataları görmeye daha meyilli? Sorun, bir tarafın hatasının bilincince olması olabilir mi? Eğer öyleyse buradaki yanlışlık nasıl görülmüyor? Herkes hatanın bilincine varmanın önemini vurgularken, hata yaptığın kişinin, bunu karşısındakini vurabilecek, manipüle edebilecek bir alan gibi görmesine ne denir?
Baştan okuyorum ve bunun iki taraflı olduğunun unutulduğunu görüyorum. Baştan bakıyorum ve bunun, iki tarafı incitmekten çıkıp bir tarafı inciten bir şey gibi algılanmaya başladığını anlıyorum. Başa dönüyorum, kendimi göremiyorum.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Uzağın adı var
https://youtu.be/-l4spIMVO54
Yazmak artık sığındığım alanı sunmuyor bana. Yazmak artık bir ödev, bir görev haline geliyor, bitsin ve gitsin istiyorum. Kendi alanımı, kutsal olanı yakıp yıkmışım gibi hissediyorum.
Ne uğruna yazıyorum? Bu hep değişiyor, hep farklı bir uğurda kelimeler ellerimden dökülüyor. Bazen kelimelerle dünyayı yakıp yıkmak, bazen de kucaklamak istiyorum. Bazen özlemimi kusuyor, bazen değersizliğin sancısını akıtıyorum.
Bir saniye içinde denk gelip ayrılan bakışların ardındakileri tasarlamayı seviyorum. Bazen anlamak bazen de anlaşılmak arzusu duyumsuyorum.
Kokular tasarlıyorum, düşler ve huzurlu günler.
Huzur, bir katliamı ardında gizler, ben bunu tanıyorum. Bazı ruhlara hiç nüfuz etmeyen hisleri arıyorum. Buluyorum ve kaybediyorum; yapıyorum ve bozuyorum.
Yazmak! Dokunsalar ağlarım. Kelimeleri bir kere kaybettiğimi sanmıştım ve bir sokak köşesinde karanlığa gizlenip çok ağlamıştım. Önemli olan kelimeleri değil, kelimelerin anlamını kaybetmemekmiş, şimdi anladım.
Bugün ilk defa yağlı boya yaptım. Tabloyu değil, kendimi boyadım. Bazen renkler birbirine girdi, sakinleştirmeye çalıştım; dinginliğe ulaştılar, boğazlarını sıktım. Saatlerce uğraştım. Hatta yapmadan önce öyle çok sabırsızlandım ki sevgilimi arayıp “Seni seviyorum, uzun zamandan sonra ilk defa çok heyecanlandım.” demek istedim, diyemedim. İstediğim gibi olmadı ama sevdim. Boyanın içinde o kadar çok durdum ki başım döndü ama durmadım, üstüne bira yuvarladım. Kendi kendine oyun oynayan bir çocuktum, renklerin arasında koşturdum, mutluydum.
İletişim
Buraya daha önce “Dinlenilmemek insanın azabı...” minvalinde bir cümle yazıp atmıştım. Binlerce kez tekrar etmekten alıkoyamıyorum kendimi. Bu durum benim hayatımda kişi bazlı olmaktan da çıktı. Bir arkadaşımla konuşurken bir şey anlatmaya başlıyorum -özellikle belirtmek istiyorum ki boş bir zaman diliminde- ve arkadan video sesi geliyor. Kırılıyorum, kırılmadığım an buna alışmaya başlıyorum, daha önce alıştım. Hatta öyle bir alıştım ki telefonla konuşurken sosyal mecralarda, haber sitelerinde gezindim. Önemsemedim, kırılmadım çünkü baktığı şeyleri benimle de paylaşıyordu sık sık ama öyle bir nokta geldi ki bir gün kendimi anlatma ihtiyacıyla konuşmaktayken arkadan silah sesleri duydum, oyun oynuyordu... Kaldım çünkü kırıldım ama bu durumun ortağıydım.
Başka bir arkadaşım da var ki onunla ne yüz yüzeyken ne de telefonda titizlik göstererek böyle durumlardan uzak dururuz. Onun özellikle hassas noktasıdır ve bu sebepten telefona bakacağımız zamanlarda bile küçük zaman dilimleri rica ederiz birbirimizden... Bu öyle saygılı ve sağlam hissettiren bir şey ki... Diğer türlüsü, konuşan ben olmasam bile uzak, çok uzak hissettiriyor ve sahiden kırıcı.
Erich Fromm, Sevme Sanatında yoğunlaşmanın, bir sanat dalında ustalaşmanın başat unsuru olduğunu söylüyor. İletişimde de aynı unsurun öncü olduğunu düşünüyorum, neticede hepsi sevgiye varıyor tabii.
Bir şubat gecesi.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Dinlenilmemek insanın azabı. Dinlemeyenin yanında kalmak ise insanın aptallığı.
İnanılmaz olanlardan birini bırakayım.