Öncelikle özür dileyerek başlıyorum bu yazıya.
Sebebini hemen izah edeyim; şubat başı Gönül annem (onu annem kadar “öz” gördüğümü bilmeyen kaldıysa diye açıklık getireyim) ile buluştuk, hasret giderdik, yanımızda hayatımın adamı cookanroll (Emrah) tabii ki vardı.
Lâkin şubatın ikisinde kaldı o hasret ve ben tâ bir ay sonra bu yazıyı yazdığım için pişmanım, keşke sosyal yaşantımız daha elverişli olsaydı da hemen yazıp, hazırlayıp sunabilseydim.
Sayısız ödüller aldı Gönül, onu tanıdığım zamanlarda hayalleri vardı annemin. Sınırsız, uçsuz bucaksız, o muazzam ufuk çizgisine kadar hayalleri vardı. Elini uzatacaktı bir gün ve dilediği her şeye dokunacaktı. Sevdiği işi yapıyordu, örnek alabileceğim tek insandı. Başımızdan benzer olaylar geçtiği için belki de kader çizgimiz bizi hep yan yana tutmayı başardı, bilemeyiz.
Bilinmezi boş verip asıl duruma geçmek için sabırsızlanıyorum!
Bir akşam, bir çocukluk akşamı onun canının yandığını hissettim, öyle içten ve derinden yazıyordu ki, hiç beklemediği bir zaman diliminde dilimden kelimeler cümlelerle birleşip aktı. Mutlu oldu, hep ol. Onu daha fazla nasıl mutlu edebilirim diye düşünürken hâlâ Nalan abla ile birlikte hazırladıkları kitabı almadığım aklıma geldi, hüzünlendim. Canımdan çok sevdiğim tek kadına bu kötülüğü yapmış olmak hüsran başlangıcıydı. Ertesi günlerde uzun uğraşlar sonu edinmeyi başardım. Burada Emrah gerçekten büyük rol oynuyor.
Kitap 2-3 günde bitiverdi, “ama daha yok mu?” diye ağlayabilirdim.
Biter bitmez imzalamaya söz verdi, sözünü hep tuttu o.
Kendisi çocukluk arkadaşı Nalan abla ile birlikte efsane bir çizgi roman hazırladı. Bu roman onların tamamen çocukluk düşlerinin bir ürünü, o kadar saf, o kadar tatlı ve sıcak. Gidin, alın, okuyun demekten daha güzel bir yol bulamıyorum. Ama lütfen onlardan hatıra olarak istemeyin. Hayatları boyunca verdikleri emeği lütfen karşılıksız bırakmayın. Bizleri kıramadıkları için “haydi sana da imzalayayıp vereyim” demekten başka çareleri yok. Eminim aynısını ben yapsaydım, “senden değerli mi be!” cevabını alacaktım Gönül'den.
Hayatını çizime adayan biri olarak söylemek istediğim bazı şeyler var;
Gönül, her ne kadar bu işin “yazar” kısmını üstleniyor olsa da kesin bir yerler de “ya Nalan, şöyle yapıp bu rengi mi kullansak?” diye sormuştur. Çizim dediğimiz şey keşke tek bir şeritten ibaret olup sonsuza uzansa öylece, öyle değil. Eğer hikayeye başlıyorsanız karakter oluşturmalısınız, her ne kadar bu kısmı henüz halledemiyor olsam da, o karakteri yaşamanız gerekiyor. Ardından taslakla, sonu gelmeyen eskizler devam ediyor. Karakalem olduğu zamanlar ne âlâ, işin kolayına kaçanlardanım sanırım. Bir de bunun hikayeleştirilmesi ve renklendirilmesi var. Üstüne bir de bunu dijital ortamda yapıyorsanız geceniz gündüzünüz birbirine karışmış demektir.
O kahve her zaman işe yaramıyor.
O ilham her zaman gelmiyor!
Okumayı dört yaşında başaran biri olarak çizim daha önce keşfetti beni, duvarlara yaptığım bulutların haddi hesabı yok mesela. Çizim yapanlar bilir, sevdiklerimizden gelen kalem, defter bizi dehşet derecede mutlu etmeye yeter.
Basit insanlarız nihayetinde. Küçük mutluluklar peşindeyiz. Lâkin çoğu zaman çizdiklerimiz bizi tatmin etmez, sayfalar çöpe gider, tek bir çizgi tüm bütünlüğü altüst eder, bizi yorar, üzer. Hayal gücümüzü en üst sınırına çıkarmakta zorlanır, sabaha karşı uyuklamaya başlarız.
Çoğumuzun başucunda bir kağıt bir kalem mutlaka olur, öyle bir ilham düşünün işte; sizi gecenin orta yerinde uyandırıyor, çizdiriyor. Bazen saatlerce bekletip bir güzel ekiyor, “deli ilhamı” diyorum ben buna taslaklarımda.
İşin bir de “yazar” boyutu var, o harfler öylece birleşmiyor, keşke edebiyatın bu güzelliğini alıp başıma taç edebilseydim, yazar olabilmek herkesin göz bebeğine oturmuyor.
Gönül'ün de dediği gibi; öyle herhangi bir deneyiminiz veya elinizde büyük bir eser yoksa “Selam! Ben yazar olmaya geldim!” diyemiyorsunuz.
Sonlara yaklaşmışken, çocukluk hayallerini gerçekleştiren, “hayallerini meslek seçen” Gönül ve Nalan ablamı yüreklerinden öpüyorum.
Bu emeği okuduğunuz zaman, yukarıda bahsettiğim cümleleri anlayacağınızdan eminim.
Çünkü okuduktan sonra, birkaç şey geçti başımdan, yeni ilhamlara kapı açtım. Uzunca bir süre bekledim. Hatta cookanroll (Emrah) sayesinde yeniden çizmeye başladım, fikirleri o veriyor şimdilik.
Hatta ondan bahsetmişken, iki şubat akşamı çektiğimiz “bulanık” selfielere inat, bahardan kalan en güzel fotoğrafımızı burada araya sıkıştırmaktan keyif duyacağım. ^^
Son olarak Gönül; yüreğin, hiç fark ettirmeden dünyayı sıcaklığa boğuyor, bu hayatta akıl danışabildiğim tek insansın sen. Her zaman hayat dolu tecrübelerine ihtiyaç duyacağım, her zaman canım yandığında, mutlu olduğumda sana koşacağım.
Sen, hayattaki en muazzam şeylerden birisin.
Eminim ki; “O”, seni özgür, güçlü bir kadın olarak yetiştirdiği için seninle gurur duyuyordur.