Kütüphaneden İnfaza: Fikirlerin Gaspı 4
Bölüm 4: İdeolojinin Kırbacı (Lenin ve Stalin)
Marx kütüphanede purosunu tüttürüp teorik kibrini beslerken Lenin ve Stalin bu kibri alıp gerçek dünyanın üzerine bir 'kırbaç' gibi indirdiler. Marx sınıf çatışmasını bir analiz konusu olarak kurgulamıştı; Lenin ve Stalin ise bunu milyonları hizaya sokacak bir 'hizaya sokma sopasına' dönüştürdüler.
Lenin, Markisizmi bir düşünce sistemi olmaktan çıkarıp devlet aygıtının her hücresine nüfus eden mutlak bir emir-komuta zincirine çevirdi. Stalin döneminde ise bu zincir, Bakunin'in yıllar önce öngördüğü o korkunç sonuca ulaştı; İşçi, sermayenin boyunduruğundan kurtulmuş gibi görünüyordu ancak artık devletin -yani Stalin'in- tek elden yönettiği devasa bir 'zorunlu çalışma kampının' mahkumuydu.
Bu dönemde 'sınıfsız toplum' vaadi, tarihin gördüğü en büyük yalan haline geldi. Engels'in fabrikasındaki 16 saatlik sömürü, devlet eliyle ' devrim için fazla mesai' adı altında daha verimli, daha merkezi ve daha acımasız bir hale getirildi. Artık işçi sadece patrona değil, 'teori adına' bizzat kendisine hesap vermek zorunda olan birer dişliydi.
Sistemin çiğliği burada doruğa çıkıyordu; İdeoloji insanın özgürleşmesi için kullanılan bir araç değil, insanın boynuna geçirilen bir tasmaydı. Lenin ve Stalin, Marx'ın kütüphane metinlerini birer 'kutsal metin' gibi kullanarak eleştiriyi vatan hainliği, sorgulamayı ise devrim düşmanlığı olarak yaftaladılar.
Bugün o laptoplu 'devrimcilerin' anlamadığı şey şudur: 'Kapatilizme son' diyen o sistem pratiğe döküldüğünde kapitalist patronun yerini sadece daha korkunç, daha sınırsız bir 'bürokratik patron' (devlet) aldı. Kırbaç aynı, acı aynı, sömürü aynı; değişen tek şey kırbacı tutan elin ideolojik rengiydi. İnsan kendi yarattığı 'ideoloji' canavarı tarafından yutulurken kütüphanedeki o eski 'efendiler' tarih kitaplarında hala kahraman olarak yaşatılmaya devam ediyor.











