bugün ✨️
günümü anlatırken duygularımı da düzenlediğimi, kimi nereye konumlandırdığımı, kimi anlatmaya değer bulduğumu da fark ettiğim için günlük yazmayı seviyorum. ara ara tumblr'dan uzak duracağım desem de günü bitirirken bir duygu düzenleme yazısına ihtiyaç duyuyorum. basit ve size göre manasız olsa da bu bunu dedi, şu şöyle yaptı kendi küçük dünyamda anlamlı.
sabah, oğuz hoca gelmişti. merdivenden çıkarken bir an arkama döndüğümde bana doğru eğilip ben geldim der gibi gülümsedi. aaaa hocam hoş geldiniz dedim ama sesim titredi. o an oğuz hocaya az kalsın sarılıp ağlayacaktım. annesini hacca götürmüştü ama annesi mekke'de fenalaşıp yoğun bakıma kaldırılmış. bir süre yoğun bakımda kaldıktan sonra uçakla istanbul'a getirmişler. şimdi entübe edilmiş. oğuz hocanın sesi gitmişti ve adeta çökmüştü. geçen yıl kız kardeşini bir anda kaybetti, tam bunu atlattı derken bir gece çok kötü bir kaza yaptı. bugün konuşurken hep Allah kendini, ölümü ve sadaka vermeyi hatırlatıyor bana dedi durdu. "böyle musibetler olmadığında insan bir kendine bakmalı, her şeyin yolunda gitmesi iyi değildir" dedi. bir insanın her sözü mü güzel olur? oğuz hoca tam da böyle bir insan, derviş meşrep biridir. Rabbim belki bir abi, bir büyük nasip etmedi ama oğuz hocayı nasip etti bana. onun okuldaki ve hayatımdaki varlığı bana hep güven veriyor. bazı insanlar ne güzel nasipler Allahım, teşekkür ederim.
ayşe, oğlunu seneye bizim okula yazdırmaya karar vermiş. abdurrahman'a eğer matematiğe ela, fene zeynep, türkçeye de yeliz gelirse getiririm demiş. bana bunu söyledi, teşekkür edip gülümsedim ama ayşe bununla da kalmayıp bütün kadın hocaların içinde bir de zeynep'le yeliz'e söyleyince ortam buz kesti. çünkü fen ve türkçe zümresindeki tek kadın onlar, yani bu sözü erkekler duymadı ama matematikte biz üç kadınız ve hepimiz de o an o ortamdaydık. keşke demeseydi böyle ama oldu artık. öğrenciler de sürekli bu kıyası yaptığı için ayıp oluyor ve ben tedirgin hissediyorum kendimi.
haftaya ortaokulların mezuniyeti olacak. geçen yıl derslerine ben giriyordum, sınıf öğretmenleri de bendim. bu yıl feray hoca istediği için o girdi derslerine. mezuniyete gelmeyeceğiz demişler. zeynep hocam seni bahane ettiler, bu yıl dersimize gelmiyor biz niye mezuniyete katılalım, yıllardır ela hoca vardı demişler. zeynep (rehberlik) rica edince mecburen gidip konuştum. aslında bunu yapmamalıydım. bu defa hemen hepsi geliriz hocam dedi. feray hocaya bu konuda da ayıp oldu. feray hoca proje okuluna tayin istemiş, çıkar mı bilmiyorum ama gitmesini kendi adıma hiç istemiyorum. çünkü o giderse müdürün bana baskısı çok artacak, korkuyorum.
okuldan çıkıp eve yürümeye cesaret edemedim. dün yürümüştüm sıcaktan bayılacağım sandım, eve gelince gözüm karardı bir süre kendime gelemedim. bugün beni eve bırakır mısın diye onu aradığımda arkadan yavuz'un sesi geldi, bizim okula gel, birlikte yemek yiyelim, senin payını ayırıyorum dedi. bunu onun değil de yavuz'un demesi ağrıma gidiyor doğrusu.
okuldakilerle devam ettirdiğimiz kitap kulübü için bir türlü toplantı yeri ve zamanı kararlaştıramadılar. hiç sesimi çıkarmadım çünkü zeynep'in (fen) niye sen ne dersen o oluyor sözüne alındım. sonra bir anda ayşegül, "hocam biz organize olamıyoruz, sen bizim reisimiz, liderimizsin bunu kabul et artık, toplantıyı sen ayarla ve biz de şartlarımızı sana uyduralım" dedi. zeynep gelmiyormuş, kendi bilir.
son olarak vitray boyama hayatımdaki taze hobim. ilk denemem bu. açıkçası yaptığım işi hiç beğenmedim, zormuş. ve dün ahmet zahit yanlışlıkla kontür kurumadan üstüne kitabını koyunca kontürü bozuldu, toparlamaya çalıştım ama bu kadar oldu. olsun, ilkler böyle olur, devamı nasip artık.
şu sıralar çok vaktimi almayan kullan at hobilerle vaktimi dolduruyorum. çünkü düşünmek ve kendi halime kalmak beni korkutuyor. hayatın beni oyalama şekli bu demek ki diye düşünüp Rabbimden kendim için sanata, müziğe ve edebiyata daha çok meyil daha çok yetenek ve daha çok azim diliyorum.










