Bit Artık 2026!
Son on beş yıl bize öğretti ki her yeni yıl ek zorluklarıyla gelecek. Bu tecrübeye rağmen böylesi bir yıl başlangıcı beklemiyordum. Tek koldan da değil, her yandan kötü haberleriyle ve zorluklarıyla geldi. ’25 zor ve kötüydü derken, meğersem sadece yere düşürmüş. ’26 ayağa bile kaldırmadan tekmeleyerek başladı. Cenin pozisyonunda kendimi korumaya çalışıyorum.
Zihnimde hep belli şeyler dönüyor ve bunlardan hiçbiri mutluluk verici değil. Yazdıkça ve dile getirdikçe gözlerim doluyor, o nedenle buraya da açıkça yazmayacağım. Kendimi bir şeylerle susturup bastırıyorum. Belli bir Erdem personası var ve onun arkasına saklanarak devam ediyorum. Akışın içerisinde gerçekten unutuyorum, sürekli değil ama kesik kesik de olsa bu sayede hayatı devam ettirebiliyorum.
Bir durum olduğunda sadece olumluyu düşünmeye yatkın biri değilim. Her şeyi bir denkleme oturtup realist düşünmek gibi bir alışkanlığım var. İyi sonuçlar olduğu gibi kötü sonuçlar olduğunu da net bir şekilde kabul ederim ve onlara çözüm bulmaya çalışırım. Bu sefer kurduğum denklemlerdeki etki edemediğim değişkenler olumsuzda boğulmam için her şeyi yapıyor. Bir anda boğazım düğümlenmiş ve gözüm doluyken buluyorum kendimi. Geçen sene de böyle anlarım çok olmuştu ve bir şekilde kontrol etmeyi öğrenmiştim. Yeni yıl dedi ki: “Demek mücadele edebiliyorsun, o zaman dur, ateşi biraz daha harlayayım.”
Kendimi değersiz hissediyorum. Bazen doğrudan, bazen dolaylı olarak insanlar bunun aksini açıkça söylüyorlar. Ancak ben ne olursa olsun öyle düşünmüyorum. Bu çok az çevremdekilerden ama daha çok benimle alakalı bir durum. Gitsem, yok olsam, kimse için bir önemim yokmuş gibi hissediyorum. Düğümü açılmış bir balonun havada yarım bir daire çizip bir yerlerde kaybolması gibi. Kimse için gerekli değilim, zorla dahil olmuşum da gitsem ufacık bir taş bile oynamayacakmış gibi. Hatta belki de gitsem daha iyi olacakmış gibi hissediyorum.
Sonra işe geliyorum, orası ayrı bir drama. Orada da aynı insanlarda hissettiğim gibi fazlaca emek vermeme rağmen değersiz olduğumu görüyorum. Yüzüme “değerlisin” dendikten sonra bir kararla ne kadar değersiz olduğumu bildiriyorlar. Sosyal hayatımdan tek farkı, bütün şirketlerin böyle örgütler olduğunu çok önce aşama aşama öğrendim. Orta Çağ – Erken Modern İngiltere’de verilen en ağır ceza “Hanged, Drawn and Quartered” gibi, adım adım bir öğretiydi. İnsan böyle bir cezayı yaşadıktan sonra daha fazla aynı cezayı çekemez, hissizleşir, canı acımaz, tadı kaçmaz diye düşünüyor. Kapitalizm, öğrenilse bile alışılamayacak kadar kötü.
Tüm bu hislerin arasında bir de sevdiklerimi kaybetme riskiyle yüzleşiyorum. Üstüne yanı başımdakiler de sevdiklerini kaybediyorlar. Hayatının çok içinden bir insanı son kez görmüş olma ihtimali çok zor. Güzel şeyler olsun, kötüyü düşünmeyeyim istiyorum ama yaklaşamıyorum bile. Her defasında da uzanmak daha zor oluyor.
Zaman gibi etrafımda akıyor her şey, ben ise tüm karamsarlığımla ellerim cebimde ıslık çalarak yürüyorum. Yetişemeyeceğimi anladım, “beni bırakın, ben sizi yavaşlatırım” klişesiyle tekdüze yürüyorum. Parçalarım belli insanların ellerinde, onlara kadar emeğim kaldı. Karşılık da alasım yok.

















