geçen gün benim arkadaşın bir çekim işi vardı, protokolün geldiği bir ödül töreniydi. ona yardıma gittim. yıllardır gittiğimiz problemli bir reklamcı var, onun işlerine hakim olduğum için krizlerin çözümü için ben gidiyorum hem de seviyorum ya. nez, banu alkan, çağla şikel, eski mankenler falan geliyor bir sürü. bu arada bu reklamcı dediğim adam geçmişte bir köpeğe arabasıyla çarpıyor, köpek yerde yatarken tamponunu da kadraja alıp "neyseki bilmemne sigorta yanımda, içim çok rahat" gibisinden post paylaşıyor. böyle bir adam yani ve işte bazı organizasyonlar yapıyor. bu organizasyonlar için de söylenecek bir sürü şey var ama şimdi değil. işte oraya gittiğimizde yazıcı benim bilgiayarıma bağlıydı, çünkü başka bilgisayar yoktu hem de evden çıkmadan önce kurduğum ai ile fotoğrafları editleme otomasyonunu deneyecektim, arkadaş test baskısı olarak masaüstümde duran bu fotoğrafı baskı almış, bana verdi. ben de dün, eski bir sevgilimin fotoğrafını koymak için aldığım ama hiç kullanmadığım uzun zamandır duran çerçeveye koydum. bir de dün öğleden sonra izinliydim.
dirseğimde aylardır bir şişlik var ve dirseğimi aylardır kullanamıyorum. dirsek nasıl kullanılır ki diyebilirsiniz ama eminim bu yazıyı okurken bile kullanıyorsunuzdur. özellikle çalışırken ve araba sürerken kolumu koyamamak kötü oluyor. doktorlar muayene ile anlayamadı, ultrason istedi. onun için hastaneye gidecektim. ofisten çıkmadan çerçeveyi masama koydum, öyle çıktım. masamda duruyor yani dalgasına. bugün arkadaş geldi, taa liseden beri tanışıyoruz, masamızdaki en alakasız eşyayı sordu, ben de bunu gösterdim. onunla daha önce burçlar hakkında konuşmuştuk, şirket o kadar vasat ki konu sürekli sürekli burçlara geliyor, sürekli "başak burcu olduğun için böylesin, ben bilmemne burcu olduğum şöyle yapardım falan" diyor, ben de reddediyorum. neyse, gelip çerçeveyle fotoğrafımı çekip, tam bir başak burcu, kendini beğenmiş, kendisine aşık falan diye story atmış. ya şimdi öyle iğrenç bir durum ki ne desen haklı çıkacak. sinirlensen "kendi doğrularından o kadar eminsin ki gerçekleri düşünemiyorsun bile" diyecek, "ne kadar salaksın" desen kendini beğenmiş olacaksın. ama içincü bir seçenek vardı ve bir şey demedim, o da bence saçmaladığını fark edip attığı story'i sildi.
gerçi ben de unutmuştum zaten. ya bu aralar, geçmişte yaptığım yanlışları, hammallıkları, saçmalıkları falan temizlemeye başladım. şimdi bu yaz muhtemel 5 farklı denetimimiz olacak, 4 tanesi eom müşteri denetimi. denetçilerin baktığı dokümanları iyileştirdim ama arka arkaya gelen denetimlerden dolayı düzenim birbirine rastgele takılan legolardan yapılmış bir kule gibi oldu. bir de işe başladığım zamanlarda bana bir çalışma düzeni, iş aktarımı vs yapılmadı. önceki mühendisle sadece 2 gün geçirdim. o da bir şey anlatmadı. başladıktan 1-2 ay sonra ilk denetimime girdim. böyle ilk iki denetimde bana bütün dosyaları halletmem söylendi ama iş tanımım henüz net olmadığı için bir yandan 3d çizim yapıyorum, bir yandan makine satın alma projesi yürütüyorum, bir yandan yerlilestirme projesi yürütüyorum, bir yandan dokümantasyonu iyileştiriyorum, bir yandan ürün devreye alıyorum, bir yandan kalıp/fikstür/aparat bakım takibi yapıyorum, bir yandan sürekli bir eğitime katılıyorum, bir yandan proje toplantılarına katılıyorum, bir yandan yalıncılık yapıyorum... ben patladım tabii ve o zamanlar ben acemilikten baya bir sıçıp sıvamışım. şimdi o sıvayı temizlemeye çalışıyorum. şirketin bana yaptığı en büyük kötülüklerden birisi de buydu, kimse bana yol yordam göstermeden herkes beni günah keçisi ilan etmek istedi.
geçen postta bahsetmiştim, synthesizer atölyesine başladım dün. birkaç arkadaş da oradaydı. kendi synth'imi götürdüm, neden beceremiyorum, bende mi yoksa bilgisayarın ram'inde mi, ses kartımda mı, makinede mi diye. yani bendeymiş açıkçası ama synth'in özelliklerini, yazılımının nasıl programlandigini iyi bilmek gerekiyormuş. klasik synth'lerden farklıymış.
bu arada, rasta olmak nasıl gidiyor diye kısa bir anlatmak istiyorum. arkadaşlar rasta olmak yıllardır gömüldüğü kadar sıkıntılı ve kötü bir şey değilmiş. üç önemli nokta var:
1-doğru tokalama malzemesini bulmak gerekiyor
2-doğru şampuanı kullanmak gerekiyor.
3-iyice kurutmak gerekiyor.
doğru toka önemli. ben başta kıskaçlı büyük bir toka kullandım, sonra uzun süre lastikli bez toka kullandım, daha sonra buffla bağladım. bunlar rastaya zarar veriyormuş, örgüleri yerinden çıkarabiliyor ve örgüler çıktıkça içerde kalanlar giderek daha rahat çıkıyor. bir gün rastacım kendi ördüğü bir şeyi verdi, kısa süre sonra bir konserde dans ederken kaybettim. sonra kendi rastamla rastalarımı bağlamaya başladım.
katkısız şampuan kullanmak gerekiyor. dalin gibi mesela. kokusuz, kremsiz, falansız filansız yalansız dolansız. çünkü tüm o özellikler kalıntı olarak rastanın içinde birikiyor. önceki rastalarımda hep oldu bu ve işkence bir şey ya. bu şampuanı da 1/10 oranında suyla karıştırıp birkaç gün boyunca gün çalkalamak gerekiyor. ben 1,5 litrelik şişelerde karıştırıyorum, üzerine de tarih yazıyorum. en eski olanını kullanıyorum. şampuanımın markası da s ile başlayan, çevreye zarar vermeyen, etik üretim koşullarında üretilmiş bir şampuan, fiyatı muhtemelen dalinle aynı.
rastalar eğer tam olarak kurutulmazsa koku ve küf oluşabiliyormuş.
bunlar dışında hiçbir şey yok. hatta baya da keyifli. oynaması, sallaması falan. bir de bu rasta düğümleri yerlerinden çıktıkça yakınlardaki başka bir rastanın içine girebiliyorlar. onları da ara sıra nazikçe ayırmak gerekiyor. ayıramadığınızı kesin çünkü giderek onlar da çığrından çıkıyor. soldaki fotoğrafta çok karmaşık gibi görünüyor ama aslında böyle korkunç değil, sağdaki gibi güzel.
yani yaptıracaksanız eğer elimden geldiğince destek olurum ya da istanbulda olup da rastalı olan varsa bana ulaşın lütfen, birkaç şey sorucam.