saçma sapan şeyler hakkında kafa yorup bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. okuduğum bi kitapta bir gün o saçma sapan şeylerin hepsinin birleşeceğini ve beynimizde anlamlı şimşekler çaktıracağını yazıyordu. işte ben o günü bekliyorum. benim hala umudum...
akşam yine mesaiye kaldım. mesaiden dönüşte sakin, manzarası güzel, konforlu bir kafede kafeinsiz bir şeyler içip biraz düşünmek için bir kahveci aradım ama yok, önü ve içi ferah olan hiçbir yer yok.
her yer gürültülü, her yer poz kesenlerle dolu, her yer bağıra bağıra konuşanlarla dolu, her yerin önünde inşaat var, her yerde yapay bitkiler var.
kitap okumak istiyorum ama işle ilgili durumları halledemediğim için sürekli çalışmak zorunda hissediyorum. çok yoruldum.
bunları düşünürken bir yandan da gözüme güzel bir renk çarpıyor, meğer arkamda batan güneşmiş.
geçen gün düşündüm, büyükşehirde merkezde yaşıyorum ama şehri hiç görmüyorum, hayatım ev, ankara bulvarı ya da batıkent, eskişehir yolu ve polatlı'da geçiyor.
zihnimi toparlamaya çalışıyorum. tüm gün en çok yaptığım şey bu. özellikle işlerden dolayı stresim bu aralar çok fazla. para harcamayı bıraktım diyebilirim. para harcamanın keyfinin yanında stresi, yorgunluğu, uğraşı da çok fazlaymış, yok kargo takibi, yok iadesi, yok aynısının kırmızılısı, yok doğru bedeni falan... üzerimden resmen sigarayı bırakmışım gibi bir yük kalktı. çulsuzluktan kadınlarla iletişimimi de sadece şirkette profesyonel seviyede tutuyorum, zaten etrafımda şirket dışında iletişimde olduğum bir kadın da yok. bu konuda da kafam rahatladı. sağlığımla ve kariyerimle ilgili konulardan bu aralarlık vazgeçtim, çünkü dert etsem de etmesem de zaman ayıramıyorum veya bir şeyi değiştiremiyorum. ağrılarım ve huzursuzluklarımla devam. vücudumda sürekli bir ağrı ya da sızı oluyor, bence bu beni hep diri tutuyor. ama işlerimle ilgili sorunlar, ya sürekli nasıl çözeceğimi, nasıl bir sistem geliştireceğimi, nasıl yürüteceğimi ve yöneteceğimi düşünüyorum.
bugün pfmea toplantısı boyunca müdürüm ve birkaç kişi kendi aralarında sürekli goygoy çevirince uyarmak zorunda kaldım:
demin radyoda çalıyordu ama internette bulamadım, siz bulursanız bana da gönderir misiniz:
Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
✓ Live Streaming✓ Interactive Chat✓ Private Shows✓ HD Quality✓ Free Actions
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bizim mahallede bir tane park var, üçgen park diyoruz. Orada geçen sene 3-4 kişilik bir grup teyze kendi kamp sandalyelerini alıp akşam oturmaya çıkıyorlar. Ama böyle gece geç saatlerde yani 12-1 gibi falan. Baktım bu sene bunların sayıları artmış, 6-7 kişiye falan çıkmışlar yazın başında. Bu akşam da gördüm, çocuklarını da getirmişlerdi. Önce küçük çocuklarını getiriyorlardı. Şimdi yetişkin erkek çocuklarını da getirmişler. Tahminime göre 1-2 akşam sonra orada artık evlenme çağında, bekar kızlarını da getirmeye başlayacaklar ve o akşam ben de orada olacağım. Planlarımdan birisi bu. Mahallede bir bumble kuruluyor ve kimse bunun farkında değil.
Aha üç yeni teyze daha onlara katılmaya gidiyor şu anda
. Oğlum bizim mahallede tenis oynayan var lan
. Bu saatte tenisten gelenler var şu anda
. Saat 00.30
. Evet, çapraz komşular da başka bir apartmana misafirlikten dönüyorlar
. Mahalle bayağı canlı ya
. İnsanların sosyal hayatları var
. Hakeza ben de şu anda bir arkadaş misafirliğinden döndüm ve park etmeye çalışıyorum
Arabamı her yıkamaya verdikten sonra sanki başka bir araba almışım gibi hissediyorum ya. Yani aynaların yeri nasıl bu kadar değişebiliyor hiç anlamıyorum gerçekten. Sanki koltuğum bile yükselmiş gibi geliyor bana şu anda. Çok garip ya. Nasıl başarıyorlar bunu hiç anlamıyorum. Direksiyonun açısı falan mı değişti? Daha mı yukarıda duruyordu acaba direksiyonum? Çünkü ben arabayı bir önceki yıkamaya götürmeden önce benim sağ elim direksiyona dizim arasına sıkışmazdı. Bir önceki yıkamayı verdikten sonra sağ elim artık arabaya sığmıyor. Yani ben uzamış olamam. Bunun bir de direksiyon ayarı kilidi olması lazım zaten. Direksiyon ayarı öyle herhangi bir kilidi açmadan değişmesi izin verilen bir şey mi?
dün gece 1 gibi eve dönerken kendi kendime sohbet edip ses kaydı almıştım, bu da onun dökümü.
yine "keşke aklımdan direkt döküm alabilsem" diyebileceğim kadar çok kendimle konuşup hem kendimin çenesini yoruyor hem de kafasını şişiriyorum.
yine etik değerlerle ilgili kendimle çelişkilere düşmemeye çalıştığım bir dönemdeyim, bir yandan biliyorum yapay zeka sadece "işimizi elimizden alacak" seviyesinde bir tehlike değil, bilgiyi daraltabilmesi ve manipüle edip hepimizi dev bir Tutuklular Çemberi tablosuna dönüştüreceğini hepimiz biliyoruz ama para ve kariyer uğruna bu gerçeği ört-bas etmeye, iyimser ihtimaller uydurup kullanmaya ve kullandırmaya razı mıyım? bu nerden çıktı şimdi, aslında yaptığım her şeyi yapmadan önce temelde böyle bir filtreden geçiriyorum. geçenlerde önüme bir yapay zeka master programı çıktı, dünyada türkiye dışında neredeyse tüm avrupa ülkelerinde akreditasyonlu, yurt dışına çıkış için güzel bir imkan, 2 sene/4 dönem sürüyor, tez olarak yz ile bir start up kurup sunumunu ingilizce yapıyorsun, eğer beğenilirse yatırımcılar şirketine talip oluyor. diploma da işte yapay zeka sistem mühendisi miydi öyle bir ünvan sağlıyor. pazartesi günü indirimin son günü. kurumdan birisi aradı, yaklaşık 20-25 dakika boyunca mülakat gibi bir şey yaptı, uzun uzun sorular ve cevaplar. sonra bu programa uygun olduğumu çünkü 2 sene süreceği için bunu göze alabilecek katılımcılar aradıklarını vs söyledi sonraki 20 dakikada da programın detaylarından bahsetti. almanyada, kanadada, ingilterede vs hiç duymadığım üniversite isimleri saydı. yani ne bu eğitimden eminim ne yapay zekayı beslemekten eminim ne bu programdan başarılı çıkacağıma eminim ne de bu eğitimin ücretini ödeyebileceğimden eminim.
başımı bir kucağa koyup uyuyakalmak istiyorum, biraz şefkate ihtiyacım var, biraz sakinleştirilmeye, yaz rüzgarları gibi sakin ve canlı bir sese, sıcak nefese, biraz başımın okşanmasına ihtiyacım var. omurgam bile yorgun. bu huzur belki de intiharda. gerçekten bu aralar çok düşünüyorum. işler işin içinden çıkılabilecek gibi değil. daha çok çalışmaya inanıyorsun çünkü çalışınca düzelecek sanıyorsun ama bu sanrıdan kurtulman gerektiğini de biliyorsun ama bilmeye götün de yemiyor çünkü borçların var ve tepen atmamalı ve borçlarını ödemeye devam edebilmek için daha çok çalışman gerektiğine inanıyorsun. her şeyi görmezden gelmeye, başımı çevirmeye çalışıyorum. tahammülsüzlüğümün arkasında 3 ihtimal var: ya kendi meselelerimin asabiyetindeyim ya çok kendini beğenmiş biri oldum ya da çok haklıyım ama toplumun razı olma seviyesi o kadar düştü ki ben abartıyor oluyorum. ama yalnız da değilim çünkü geçen gün "normal olmayan şeylere normal değiliz dememiz gerekiyor" diye bir reels izledim.
dirseğimdeki şişlik için ortopediye gittim. hani "dirsek çürütmek" diye bir deyim var, işte o deyim aslında gerçekn bir hastalıkmış, bana da ondan olmuş. masa başında çalışırken sık sık dirseğine dayanmaktan oluyormuş. iki tane iğne aldırdı ve tek şırıngada birleştirip yumrunun içine enjekte etti. sonra sardı, o şekilde 1 gün bekledim ama şimdi öncekine göre daha fazla ağrıyor, önceden sadece bir yere koyduğumda ağrıyordu, ara sıra hafiften sızlardı. ya benim bu sol kolumu değiştirmem lazım, kol komple çürük galiba. sağ da tuhaf davranmaya başladı.
geçtiğimiz cumartesi claude'un resmi bir etkinliğine katıldım:
yaklaşık 2 yıldır ai kullanıyorum. başlarda ai'ı ben de herkes gibi google yerine veya "fotoğrafımı keçeden yapılmış gibi göster" gibi şeyler için kullanıyordum. sonra sonra "lan ai bunun için değil" aydınlanması geldikten sonra işlerimi derinleştirmeye başladım. ve neler yapılabilir görmek için her şey için kodlar yazdırdım, programlar yaptırdım. gerçekten her şey için yaptım bunu. mesela eski sevgilim bir montessori okulunda öğretmendi, oradaki çocuklara montessori ilkelerine uygun olarak synthesizer etkinliği yaptırmak için etkileşimli bir eğitim programı yazdırmıştım; date uygulaması yaptırmıştım; otomasyonlar kurdum vs. böyle böyle prompt nasıl yazılır, hangi ai ne için kullanılır, iş akışı nasıl kurulur, ai ile nasıl konuşulur gibi konularda ilerlemeye başladım. geldiğim noktada artık daha teknik konularda derinleşmeye, hedeflerimi gerçekçi bir seviyede tutmaya ve doğru planlamaya, kendi mevcut kapsamımda neler yapabileceğime ve neleri yapmak için neler yapmam gerektiğine dalmaya başladım. ai ile ilgili ücretsiz ne kadar içerik varsa okuyup not alıyorum.
ve bir program geliştirmeye başladım. otomotiv sektöründe yıllardır eksikliğini çektiğim konulara çözüm bulacak bir program üzerine çalışıyorum. evet, ilk etapta gerçekten basit prompt ile bir sonuç çıkıyor ama asıl hedefime ulaşmak için kendimi daha çok geliştirmem gerekiyor.
etkinlikte konuşmacılar ai ile kurdukları kendi startup'larını, işleyişlerini, süreçlerini vs anlattılar. fikirleri duysanız "lan bu benim de aklıma gelmişti" diyorsunuz, olay fikirde değil. olay hiçbir zaman fikirde değildi, ne sanat tarihinde ne tasarım tarihinde ne de bilim tarihinde. olay o fikri nasıl gerçekleştireceğini bilmekte ve sorunu doğru analiz etmekte. doğru analiz etmek için toprağında tohumunun veya en azından yan tarladan gelecek poleni kabul edebileceğin toprağının olması gerekiyor.
etkinlikten sonra birkaç kişiye tablet üzerinden ufak pitching'ler yaptım, fikrimin fırsatlarını beğendiler, bazıları güzel tavsiyeler verdi. normalde ai'a promptu girdiğimde bana 8 fazlı bir süreç planlamıştı, etkinliğe katıldığımda 5. faza daha yeni başlamıştım. bu aralar da fazları ilerletmeyi bırakıp aldığım tavsiyeler hakkında çalışıyorum. kod yazdırmak artık önceliğim değil. koddan önce halletmem gereken çok fazla konu varmış. bir de etkinlikte bir mentör bana insanların fikirlerine aşık olduğunu söyledi. fikre tabii ki aşık olunur, şu anda geliştirmekte olduğum proje için yıllarca gözlemledim, çalıştım, eğitimler aldım, okudum, izledim, dinledim, biriktirdim. ama bu aşkın gözünü kör etmemesi gerekiyor. hayalci olmamak ve verimlilik bataklığına düşmemek gerekiyor.
bugün bir yüksek lisans programı için bir kurum ile görüştüm. görüşme yarı mülakat yarı tanıtım şeklinde yaklaşık 40 dakika kadar sürdü. programa uygun olduğum söylendi. online bir master programı, uluslararası geçerliliği olan iyi bir akreditasyona sahip, türkiye de yök tarafından tanınmıyor, tez olarak ai ile bir ürün geliştirmeni ve ingilizce sunumunu yapman isteniyor. 2 sene-4 dönem sürecek ve tez olarak sunumunu yaptıktan sonra yatırımcılarla da görüşebiliyorsun. ayrıca seviyene göre ingilizce dersi ve proje yönetimi dersleri de var.
demin bir eğitimdeydim, konuşmacı "ai'ın uzmanlıkları bitirmediğini, bir uzmanlığın diğer uzmanlıkla harman olmasını sağladığını" söyledi. mesela bir yazılım mühendisinin medikal alanda kullanılabilecek bir uygulama yazdırması gibi. olaya bu kadar cesur bakmak gerekiyor ama cahil cesaretiyle yola devam etmemek gerekiyor.
synthesizer atölyesinin dün üçüncü dersi vardı, yine ses kaydı aldım ve ai ile özetini aşağıda ilgilisi için paylaşıyorum. paylaşıyorum çünkü synth'imi aldığımdan beri gerçekten doğru düzgün öğretici bir kaynak bulamadım, iş akışımı nasıl oluşturacağımı, neler yapabileceğimi, neyi nasıl yapacağımı, neyin ne işe yaradığını falan hiçbir zaman öğrenemedim. etrafımda bir sürü müzisyen var, hepsi de sağolsunlar yardımcı olmak için beni stüdyolarına davet ettiler ama aklımdaki soruların cevapları için bir müfredat yani planlanmış bir eğitim gerekiyordu. bu konuda türkçe kaynak bulmak zor olduğu ve synth öğrenmenin hayatımızdaki müziğe bakışımızı, müziği dinleyişimizi hatta günlük sıradan bir işi yapışımızı bile etkileyeceğini düşündüğüm için paylaşmak istiyorum. synth etrafında bir kominite olsak, denediklerimizi, bildiklerimizi, yaptıklarımızı, bulduklarımızı paylaşsak, harika olur. bir de şimdi yaz tatili oldu, bir sürü öğrenci arkadaş eminim boşluğa düşüp kahvecilerde boş boş oturmayı seçecektir, onun yerine böyle şeyler etrafında toplanalım. bunların hepsi bir kültür oluşturuyor arkadaşlar, hayal edemeyeceğiniz alanlara dallanıp budaklanıyor, vizyonunuzu genişletiyor, kendinizi tanımanızı ve kendinize sabır göstermenizi sağlıyor. burada yıllarca fotoğraf ve sinema hakkında bu tür paylaşımlar yaptım, bunların hepsi bende müzik ihtiyacı oluşturdu. ai'ın her şeyi mükemmel yapıyormuş gibi göründüğü ve bilinçsiz kullandığımız için beynimizi erittiği bir dönemdeyiz, böyle şeyler beynimizi de bizimle yaşatıyor.
bu haftanın konularını paylaşmadan önce "searching for sugar man" belgeselinden bahsetmek istiyorum. müziğin, bir ülkenin tarihini nasıl değiştirebileceğini, halkın kurtuluşuna nasıl yardımcı olduğuna ve zaman sonra her şeyin nasıl şairane bir hale geldiğini bu belgesel ile izleyebilirsiniz, müzik sadece arkada çalan bir şey değil ya da mubi'de "mimaroğlu" belgeselini izleyebilirsiniz.
son 2 haftanın ders notlarının toplam sentezi (zaten atölyede anlatılan her şey bu kadar aslında):
Sentezleyici Tabanlı Ses Tasarımı: Profesyonel İş Akışı Metodolojisi
1. Giriş: Ses Tasarımında Stratejik Yaklaşım
Ses tasarımı, rastgele parametre değişimlerinin ötesinde, teknik ve teorik bir metodoloji üzerine inşa edilmesi gereken stratejik bir süreçtir. Modern bir ses tasarımcısı için sentezleyici, yalnızca ses çıkaran bir enstrüman değil, belirli sayısal girdi ve çıktılar bekleyen karmaşık bir sistemdir. Bu süreçte başarıya ulaşmak, müzisyen duyarlılığının yanı sıra bir mühendis titizliğiyle sinyal akışına yaklaşmayı gerektirir. Her bir parametre ve bağlantı, sayısal bir değerin sistem içerisindeki yolculuğunu temsil eder; bu nedenle sinyal akışının kontrol altına alınması, yaratıcı sürecin ilk ve en kritik adımıdır.
2. Sinyal Akışının Temelleri ve Kontrol Voltajı (CV) Mimarisi
Modüler ve yazılım tabanlı sistemlerde sinyal akışının hiyerarşisi genellikle VCO (Osilatör) -> VCF (Filtre) -> VCA (Amplifikatör) zincirini takip eder. Bu mimarinin kalbinde "Control Voltage" (CV) kavramı yatar. CV, sistemdeki parametreleri yöneten sayısal veridir. Bu yapıda "Gate", sistemin kapısını açan 0 ile 10V arasındaki bir geçit işlevi görürken; "V/Oct" (Oktav başına voltaj), bir oktavı 1/12 birimlik parçalara bölerek kromatik diziyi oluşturan hassas bir frekans kontrol mekanizmasıdır. Sinyal yolunu doğru kurgulamak için kontrol verisi ile ses verisi arasındaki farkı içselleştirmek profesyonel bir zorunluluktur. Ham ses sinyalinin üretildiği nokta olan osilatör katmanı, sesin kimliğini belirleyen temel unsurdur.
3. Osilatör Katmanı: Karakteristik Oluşturma ve Frekans Yönetimi
Sesin harmonik zenginliği, seçilen dalga formunun (Sinüs, Testere, Üçgen, Kare) doğasıyla belirlenir. Stratejik bir ses tasarımında osilatör, sadece bir başlangıç noktası değil, sesin spektral temelidir. Frekans yönetimi profesyonel standartlarda iki düzlemde gerçekleştirilir: "Course Tuning" (Transpozisyon) ile yarım ses veya oktav bazlı büyük adımlar atılırken; "Fine Tuning" (Detune) ile "Sent" (1/100 birimlik hassas sapma) bazlı mikro değişimler uygulanmalıdır.
Osilatör katmanındaki en kritik tekniklerden biri olan "Reese Effect", profesyonel bir mikste sese organik bir derinlik kazandırmak için kullanılmalıdır. İki özdeş osilatörün frekanslarını birbirinden çok az saptırmak (Fine Tuning), dalga fazlarının zamanla kaymasına (Phase Drift) neden olur. Bu faz kayması, dalgaların matematiksel olarak birbirini güçlendirmesi veya yok etmesiyle (yapıcı ve bozucu girişim) sonuçlanır. Özellikle harmonik açıdan zengin testere (Sawtooth) dalgalarında bu faz etkileşimi, sese karakteristik bir dolgunluk ve hareket katar. Karakteri belirlenen ham sesin zamansal ve şiddetsel kontrolü için bir sonraki aşama genlik yönetimidir.
4. Genlik Kontrolü (VCA) ve ADSR Zarf Jeneratörleri
VCA (Voltage Controlled Amplifier) katmanı, ismindeki "amplifikatör" tanımına rağmen profesyonel pratikte bir "zayıflatıcı" (Attenuator) ve şekillendirici (Shaper) olarak görev yapar. Sinyali sadece yükseltmek değil, kontrollü bir şekilde küçültmek ve sönümlemek, sesin dinamik ömrünü belirleyen en kritik özelliktir. Tek başına bir "Gate" sinyali statik ve cansız bir sonuç verirken; VCA ve ADSR kombinasyonu sese hayat verir. ADSR parametreleri analiz edildiğinde Attack (Saldırı), Decay (Düşüş) ve Release (Bırakış) değerlerinin birer "süre" (zaman), Sustain (Sürdürülebilirlik) değerinin ise bir "seviye" (genlik düzeyi) olduğu unutulmamalıdır.
Profesyonel ses tasarımında ideal ADSR konfigürasyonları şu şekilde uygulanmalıdır:
Pad Sesleri: Arka plan armonisi oluşturmak amacıyla uzun Attack ve uzun Release süreleri kullanılmalıdır. Bu, sesin yavaşça yükselip (fade-in) el tuştan çekildiğinde organik bir şekilde sönümlenmesini (fade-out) sağlar.
Lead Sesleri: Melodik hattı belirgin kılmak için kısa (sıfıra yakın) Attack süreleri profesyonel standarttır. Bu, sesin anlık ve keskin bir karakter kazanmasını sağlar.
Genlik zarfıyla şekillenen sesin spektral dengesi, filtreleme katmanında rafine edilir.
"Çıkarmalı Sentezleme" (Subtractive Synthesis) felsefesinde filtreleme, var olan bir ses kütlesini istenmeyen harmoniklerden arındırarak "yontma" (sculpting) işlemidir. Filtre katmanı, statik bir ham sinyali rafine bir tınıya dönüştürür. Bu katmanda kullanılan temel filtre tipleri şunlardır:
LPF (Low Pass Filter): Düşük frekansları geçirir, yüksekleri keser; sesi koyulaştırır.
HPF (High Pass Filter): Yüksek frekansları geçirir, düşükleri keser; sesi inceltir ve gövdeyi temizler.
BPF (Band Pass Filter): Sadece belirli bir frekans bandını geçirir, alt ve üst frekansları yok eder.
Filtreleme sürecinde Cutoff (Kesim noktası) ve Resonance (Rezonans) etkileşimi kritiktir. Rezonans, Cutoff noktasında bir "Peak/Bump" (sivrilme) yaratarak o frekansı vurgular. Bu teknik analiz, rezonansın sese keskin, sivri ve bazen "ıslık çalan" dinamik bir karakter kattığını gösterir. Statik bir filtrelemeyi canlı ve dinamik bir performansa dönüştüren unsur ise modülasyondur.
6. Modülasyon Sanatı: LFO ve Dinamik Hareket
Modülasyon, bir sesin "nefes almasını" sağlayan zamana bağlı değişim sürecidir. "Sayılarla ne yaparsak o sayı odur" ilkesi gereği, bir modülatörden gelen sayısal veriyi hangi parametreye bağlarsak o parametrede zamana bağlı bir hareket elde edilir. Sentez dünyasında iki temel modülatörün ayrımı profesyonel sonuçlar için şarttır:
ADSR (Envelop): "One-shot" yani tek seferlik, tetikleme bazlı bir hareketi temsil eder.
LFO (Low Frequency Oscillator): Periyodik ve döngüseldir; sürekli bir dalga üretir.
Bu modülatörler aracılığıyla elde edilen Tremolo (LFO'nun genliğe bağlanması) veya Vibrato (LFO'nun frekansa bağlanması) gibi etkiler, sesin organik yapısını oluşturur. Modülasyon Derinliği (Depth/Amount), bu sayısal değişimin parametre üzerindeki kontrol etkisini belirler; 10 oktavlık devasa bir sapma ile belli belirsiz bir organik titreşim arasındaki farkı bu derinlik ayarı belirler. Tüm bu teknik katmanların birleşimi, standart bir uygulama çerçevesini oluşturur.
7. Sonuç: Standart Uygulama Çerçevesi ve İş Akışı Özeti
Profesyonel ses tasarımı, dijitalin sunduğu matematiksel kusursuzluk ile kulağın aradığı organik düzensizlik arasında denge kurma sanatıdır. Tasarımcı, robotik bir statiklikten kaçınmak için modülasyon ve faz kayması gibi araçları kullanarak sese nefes aldırmalıdır. Teknik bilgiyi yaratıcı vizyonla birleştiren bu metodoloji, aşağıdaki iş akışını takip etmelidir:
Profesyonel Ses Tasarımı Kontrol Listesi:
Sinyal Üretimi (VCO): Uygun dalga formunu seçin; Course ve Fine Tuning ayarlarıyla osilatörler arası harmonik dengeyi kurun.
Zamansal Şekillendirme (VCA/ADSR): VCA katmanını bir zayıflatıcı olarak kullanarak Attack, Decay, Sustain ve Release süreleriyle sesin ömür döngüsünü belirleyin.
Spektral Yontma (VCF): Filtre tipiyle sesin spektrumunu yontun; Cutoff ve Rezonans ile karakteri vurgulayın.
Dinamik Hareket (LFO/Envelope): Parametrelere hareket katın, modülasyon derinliğini rafine ederek sese organik bir doku kazandırın.
Rafine Etme: Sesin miksteki konumunu kontrol ederek son teknik düzeltmeleri gerçekleştirin.
Modern Sentezleyicilerde Sinyal Modülasyonu ve Katmanlama Stratejileri: Teknik Analiz Raporu
1. Giriş: Profesyonel Ses Prodüksiyonunda Sentezlemenin Stratejik Rolü
Modern müzik prodüksiyonunda sentezleme, yalnızca ham ses üretme süreci değil; bir sesin spektral karakterini ve miks içerisindeki konumunu hassas bir mühendislikle tasarlama disiplinidir. Bu süreçte bir ses mühendisinin kurması gereken temel zihinsel model (mental model), "ses verisi" ile "kontrol verisi" arasındaki keskin ayrımdır. Kıdemli bir sentezleme stratejisti için sentezleyici, aslında "sayısal girişleri bekleyen bir sistemdir." Ses verisi duyduğumuz nihai sinyal iken, kontrol verisi (veya kontrol voltajı), bu sinyalin frekansını, genliğini ve tınısını yöneten matematiksel talimatlar dizisidir. Sinyal akışının bu sayısal mimarisini kavramak, statik bir dalga formunu yaşayan, nefes alan ve profesyonel derinliğe sahip bir sese dönüştürmenin ilk adımıdır.
2. Sinyal Kaynağı ve Kontrol Mimarisi (VCO, VCA ve CV)
Ses tasarımının iskeletini sinyali üreten VCO (Voltaj Kontrollü Osilatör) ve sinyalin şiddetini yöneten VCA (Voltaj Kontrollü Amplifikatör) oluşturur. Bu bileşenler, dışarıdan gelen sayısal komutlara (Control Voltage - CV) göre davranışlarını değiştirir. Profesyonel bir sistemde, frekans hassasiyeti ve nota doğruluğu şu teknik matematik üzerine kuruludur:
V/OCT (Volt per Octave) ve Matematiksel Bölünme: Standart bir CV sisteminde her 1 voltluk değişim, tam bir oktava karşılık gelir. Batı müziğindeki kromatik ölçeği temsil etmek için 1 voltluk aralık 12 eşit parçaya bölünür. Bu, her bir yarım ses (semitone) için yaklaşık 1/12V (0.083V) değerinde bir voltaj artışı anlamına gelir.
Hiyerarşik Kontrol: CV sadece perdeyi (Pitch) belirlemez; kapının ne zaman açılacağını (Gate) ve sinyalin hangi şiddette (Velocity) geçeceğini tayin eder. Bir sentezleyici için "0.417V" gibi bir değer, rastgele bir sayı değil, belirli bir notanın (örneğin Do dizisi üzerinde belirli bir frekansın) talimatıdır.
Statik bir sinyalin, bu iskelet üzerine eklenen modülasyonlar sayesinde zamanla evrimleşen bir tınıya dönüşmesi için "kas sistemine," yani zarf jeneratörlerine ihtiyaç duyulur.
3. Tınısal Evrimin Kas Sistemi: ADSR Zarfları (Envelopes)
VCO ve VCA bir sesin iskeletiyse, ADSR zarfları (Attack, Decay, Sustain, Release) bu iskelete hareket veren kas sistemidir. Zarflar, bir "Sinyal Karakterizasyonu" aracı olarak sesin zaman düzlemindeki şeklini yontar.
Zaman ve Seviye Ayrımı: ADSR parametreleri arasında kritik bir teknik fark vardır. Attack, Decay ve Release parametreleri "zaman" (milisaniye veya saniye) birimiyle ifade edilirken; Sustain bir zaman birimi değil, tuş basılı tutulduğu sürece sesin hangi şiddette kalacağını belirleyen bir "seviye" (level/voltage) birimidir.
Stratejik Uygulama: Bir "pad" tasarımında 1000ms ve üzeri yavaş bir Attack kullanılarak sesin derinliklerden yükselmesi sağlanırken; bir "bass" tasarımında anlık vuruş hissi için atak süresi 0ms'ye yakın tutulur. Release süresinin doğru ayarlanması, sesin keskin bir şekilde durması veya doğal bir sönümlenme ile alanı terk etmesi arasındaki farkı belirler.
4. Dinamik Hareket ve "Organik" Derinlik: LFO Stratejileri
LFO (Düşük Frekanslı Osilatör), genellikle 20 Hz'in altındaki "duyulamaz" frekanslarda çalışır. Ancak bu sinyalin duyulabilir parametrelere atanması (mapping), sentezlemenin en stratejik hamlelerinden biridir.
"Mario 8-bit" vs. Organik Tını: Hiçbir modülasyon içermeyen statik bir sinyal, "stiff" (katı) ve "Mario 8-bit" oyun estetiği gibi cansız duyulur. Profesyonel derinlik, modülasyon derinliğinin (Modulation Depth/Amount) hassas ayarlanmasıyla sağlanır. 10 oktavlık radikal bir dalgalanma yerine, sadece 10 centlik (bir yarım sesin onda biri) küçük bir LFO salınımı, sese yaşayan bir enstrüman hissi katar.
Vibrato ve Tremolo: LFO'nun frekansa (Pitch) atanması Vibrato'yu; genliğe (VCA/Level) atanması ise Tremolo'yu oluşturur. Bu hareketlerin hızı (Rate) ve derinliği, sesin miks içindeki "nefes alma" sıklığını belirler.
5. Harmonik Genişlik ve Katmanlama: Unison ve Detune Prensipleri
Tekil osilatörler genellikle cılız bir tını üretir. Sesi zenginleştirmek için kullanılan katmanlama stratejileri, harmonik dolgunluğu artırır.
Fine vs. Coarse Tuning: Sentezleme stratejisinde "Coarse Tuning" (Transpose) oktav veya beşli gibi büyük aralıklarla akort yaparken; "Fine Tuning" (Detune) sent (cents) birimiyle yapılır.
Sent (Cents) Tanımı: 1 Sent, iki yarım ses arasındaki mesafenin 1/100'üdür.
Phase Cancellation ve Reese Bass: İki osilatörün birbirine çok yakın ama hafif detune edilmiş (birkaç sent farkla) çalışması, "faz iptalleri" (phase cancellation) ve "beating" (vuru) etkisi yaratır. Klasik "Reese Bass" tınısı, bu faz çatışmalarının yarattığı karakteristik devinimden beslenir.
6. Çıkarmalı Sentezleme (Subtractive Synthesis) ve Spektral Yontma
Çıkarmalı sentezleme, zengin harmonikli bir sinyalin filtreler yardımıyla yontulması prensibine dayanır. Filtreler, sesin "vokal" karakterini belirleyen en güçlü araçlardır.
"Bao-wow" Analojisi ve Fiziksel Simülasyon: Low Pass (LPF) filtrelerin hareketi, insan ağzının fiziksel hareketine benzer. Filtre açıldığında ağzın "A" pozisyonu gibi tüm frekanslar geçer; kapandığında ise dudakların kapanarak "O" veya "U" sesini oluşturması gibi tizler kesilir. Bu "bao-wow" etkisi, filtre zarfının (Filter Envelope) Cutoff parametresini tetiklemesiyle oluşur ve sentezleyiciye konuşma benzeri (vocaloid) bir nitelik kazandırır.
Rezonans Stratejisi: Rezonans (Peak), kesim noktasındaki frekansları sivriltir. Bu, filtrenin hareketini daha belirgin kılarak sesin mikste "öne çıkmasını" sağlar.
7. Uygulama: Profesyonel Pad ve Bas Tasarımı Prensipleri
Teorik parametrelerin profesyonel bir çıktıda birleştiği iki temel uygulama alanı:
Pad Tasarımı (Altyapı Serici Rolü)
ADSR: Çok yavaş Attack ve uzun Release süreleri.
Genişlik: Unison ve geniş detune değerleri; faz kaydırmaları (phase shifts) ile sağlanan stereofonik derinlik.
Hareket: Yavaş LFO'lar ile filtre Cutoff modülasyonu.
Bas Tasarımı (Ritim ve Güç Rolü)
ADSR: Sert ataklar, düşük Sustain seviyesi ve hızlı Decay (Bounce hissi için).
Mono Fokus: Bas sesleri, faz sorunlarından ve kirlilikten arındırılmış olması için genellikle "Mono" merkezli tutulur. Gereksiz stereofonik genişlik, düşük frekanslarda güç kaybına neden olur.
Karakter: Filtre zarfı yardımıyla oluşturulan hızlı "Bao" vuruşları, bas sesine perkülatif bir nitelik katar.
8. Sonuç: Teknik Hakimiyetin Sanatsal Çıktıya Dönüşümü
Vital, Serum ve SynthMaster gibi modern araçlarda parametreler arası ilişkiyi yöneten "Modülasyon Matrisi," tasarımcıya sınırsız bir özgürlük alanı sunar. Statik bir sinyalin "Mario 8-bit" sertliğinden kurtulup organik bir tınıya bürünmesi, bu rapor boyunca incelenen mikro modülasyon stratejilerinin sonucudur. Teknik stratejiler yalnızca sesin fiziksel yapısını değiştirmez; parçanın genel miks kalitesini, duygu dünyasını ve profesyonel standartlara olan yakınlığını doğrudan belirler. Sentezleme, rakamların (voltajların) duyguya dönüştüğü en üst düzey ses mühendisliği sanatı olarak kalmaya devam etmektedir.
Ses Sentezinde ADSR: Sesin Görünmez Zarfını Keşfedin
1. Giriş: Sesin "Şekli" Ne Demektir?
Ses sentezinde bir sesin sadece hangi notada (frekansta) olduğu değil, o sesin zamana bağlı olarak nasıl duyulduğu, yani karakteri de hayati önem taşır. İşte burada "Genlik Zarfı" (Amplitude Envelope) kavramı devreye girer. Bir sesin doğuşundan yok oluşuna kadar izlediği yol, tıpkı bir mektubu koruyan zarf gibi, sesin enerjisini çevreler ve ona bir "şekil" verir. ADSR (Attack, Decay, Sustain, Release), sadece teknik bir ayar seti değil; sesin sert mi, yumuşak mı yoksa sürekli mi olacağını belirleyen bir hikaye anlatıcısıdır.
Kavram Notu: Genlik Zarfı, bir sesin genlik (şiddet) özelliğinin zamana bağlı olarak nasıl değiştiğini gösteren bir "haritadır". Bu zarf, sentezleyicideki kontrol voltajlarını kullanarak sesin duyumunu robotik bir sabitlikten çıkarıp organik bir varlığa dönüştürür.
Sesin ilk doğuş anına, yani "Atak" aşamasına yakından bakalım.
2. Attack (Atak): Sesin Başlangıç Vuruşu
Attack (Atak) aşaması, bir tuşa bastığınız veya sinyalin başladığı andan itibaren, sesin 0 noktasından maksimum genlik (şiddet) seviyesine ulaşması için geçen süredir. Bu süre, sesin ne kadar "ani" veya ne kadar "süzülerek" geleceğini (fade-in) belirler.
Ses zirveye ulaştıktan sonra ne olduğu, sonraki iki aşamada gizlidir.
3. Decay (Düşüş) ve Sustain (Sürdürme): Sesin Gövdesi
Bu iki kavram sesin gövdesini oluşturur ancak teknik yapıları gereği sıkça birbirine karıştırılır. Kaynak metindeki teknik veriler ışığında en temel fark şudur: Decay bir süre (zaman), Sustain ise bir seviyedir (voltaj).
Decay (Düşüş): Sesin atak aşamasındaki zirve noktasından, sustain (sürdürme) seviyesine inmesi için geçen süredir.
Sustain (Sürdürme): Tuşa basmaya devam ettiğiniz sürece sesin hangi şiddette/seviyede kalacağını belirler. Sentezleyicilerde bu genellikle 0-10V arası bir voltaj değeri veya %0-100 arası bir seviye ile ifade edilir.
Önemli Teknik Not: Sustain aşaması sadece "Gate" (Eşik) açık olduğu sürece, yani eliniz tuşta basılı kaldığı sürece devam eder. Tuşu bıraktığınız anda Sustain aşaması biter.
Doğru Bilinen Yanlışlar: Enstrüman Karşılaştırması
Gitar ve Piyano: Genel kanının aksine, teknik olarak gerçek "Sustain" enstrümanları değildirler. Gitar telini çektiğinizde girdi (input) anlıktır; ses bir zirve yapar ve ardından sönümlenmeye (Decay) başlar. Elinizi telde tutsanız bile ses sonsuza kadar sürmez.
Saksafon, Keman ve Org: Gerçek sustain enstrümanlarıdır. Siz üflemeye, yayı çekmeye veya tuşa basmaya devam ettiğiniz sürece (sürekli girdi), ses belirlediğiniz seviyede kalmaya devam eder.
Elinizi tuştan çektiğinizde sesin nasıl veda edeceği ise son aşamaya bağlıdır.
4. Release (Bırakma/Sönme): Sesin Vedası
Release (Bırakma), tuşu bıraktığınız veya "Gate" sinyalinin kesildiği andan itibaren, sesin mevcut seviyesinden tamamen sıfıra inmesine kadar geçen süredir. Yaygın bir hata, piyano pedalını bir "sustain" aracı sanmaktır; oysa pedal aslında tellerin üzerindeki susturucuları kaldırarak "uzatılmış bir release" etkisi yaratır.
Kısa Release: Tuşu bıraktığınız anda ses aniden kesilir. Bu, keskin ve ritmik sesler için idealdir.
Uzun Release: Tuşu bıraktıktan sonra ses yavaşça sönümlenerek yankı benzeri bir iz bırakır. Bu, atmosferik ve yumuşak geçişler sağlar.
Şimdi tüm bu bileşenleri gerçek hayat örnekleriyle bir araya getirelim.
5. Uygulamalı Karşılaştırma Tablosu
6. Öğrenci İçin Zihinsel Tasarım Atölyesi
Kendi sesinizi tasarlarken sadece düğmeleri çevirmeyin; zihninizde o sesin hareketini bir grafik olarak hayal edin. Unutmayın ki ADSR sadece genliği (ses seviyesini) değil, aynı zamanda Filtreyi (Cutoff) de kontrol edebilir. Bir filtre zarfı kullanarak sesin başlangıçta "parlak" (bright) olup sonra "boğuk" (muffled) bir hale gelmesini (ünlü "baow" sesi gibi) sağlayabilirsiniz.
Tasarım aşamasında kendinize şu 3 kritik soruyu sorun:
Sesim bir anda mı patlamalı (hızlı atak) yoksa süzülerek bir sis gibi mi gelmeli (yavaş atak)?
Tuşa basılı tuttuğumda ses aynı şiddette kararlı mı kalmalı (yüksek sustain) yoksa zamanla erimeli mi?
Elimi çektiğimde ses "zart" diye mi kesilmeli yoksa bir veda busesi gibi arkada süzülmeli mi (uzun release)?
Geleceğin Ses Tasarımcısı İçin Altın Kural: ADSR ayarlarında Atak veya Release sürelerini "tam 0 ms" (mükemmel dikey çizgi) yapmak, dijital sistemlerde istenmeyen "tık" (click) seslerine neden olabilir. Sese organiklik katmak ve bu hataları önlemek için her zaman milisaniyelik de olsa küçük kavisler bırakın. Sabit olan her şey robotik duyulur; zamana bağlı değişimler ise sesi canlandırır.
Modülasyonun İki Yüzü: LFO ve Zarflar (ADSR) Rehberi
1. Giriş: Sentezleyicinin Kalbindeki "Sayılar" ve Modülasyon
Sentezleyici dünyasına profesyonel bir bakış açısıyla yaklaşmak için önce şu temel felsefeyi kabul etmeliyiz: "Synthesizer sadece sayı bekleyen ve sayı veren bir alettir." Bir osilatörden çıkan ham sinyal, aslında sadece sabit bir sayı dizisidir. Modülasyon ise bu sayıların zamana bağlı olarak manipüle edilmesidir.
Modülasyon olmasaydı, bir sentezleyiciden çıkan ses dümdüz, ruhsuz ve statik bir "aaa" sesinden ibaret olurdu. Modülasyon sayesinde bu sayılar hareket kazanır ve ses, "baow" gibi organik, yaşayan bir karaktere bürünür. Bu "sayı oyununu" oynamamızı sağlayan üç temel bileşen şunlardır:
Osilatör (VCO): Ham sayı dizisini (ses dalgasını) üreten kaynak.
Filtre (VCF): Sayıların frekans içeriğini (sesin rengini) yontan bölge.
Amplifikatör (VCA): Sayıların şiddetini (volümünü) belirleyen, bir nevi "kapı bekçisi" olan birim.
Sesin statik bir sinyalden müzikal bir ifadeye dönüşme yolculuğundaki ilk durağımız, tetiklemeli sayı dizileri yani "Zarflar"dır.
2. Zarflar (ADSR): Sesin Yaşam Döngüsü
Zarflar (Envelopes), bir tuşa bastığınızda (Gate sinyali geldiğinde) başlayan ve önceden belirlenmiş bir yolu izleyen "One-shot" (tek seferlik) sayı dizileridir. Bir zarfı tetiklediğinizde, o sayı dizisi bir kez çalışır ve durur.
Sentezleyicilerde en yaygın yapı olan ADSR bileşenlerini, gerçek enstrüman karakterleriyle şu tabloda inceleyelim:
Kritik Eğitmen Notu: Sustain bir zaman birimi (saniye) değildir; o anki voltajın/desibelin seviyesidir. Bir Gitar telinde vuruştan sonra ses doğal olarak biter (Sustain sıfırdır); ancak bir Saksafonda nefesinizi üflemeye devam ettiğiniz (gate açık kaldığı) sürece ses belirli bir seviyede (Sustain) kalır.
3. LFO (Düşük Frekanslı Osilatör): Görünmez Hareket
Zarflar tuşa bağlı olarak bir kez çalışırken, sesin sürekli ve periyodik olarak hareket etmesini sağlayan güç LFO'dur. LFO aslında bir osilatördür, ancak periyodu insan kulağının duyabileceği 20Hz sınırının altında olduğu için onu bir "ses" olarak değil, parametreleri değiştiren bir "hareket" olarak algılarız.
LFO'yu anlamak için "yanıp sönen bir lamba" benzetmesini kullanalım:
Frekans (Hız): Lambanın ne kadar hızlı yanıp söndüğüdür.
Dalga Formu: Lambanın yumuşakça mı (Sinüs) yoksa aniden mi (Kare) parlayıp söneceğini belirler.
Derinlik (Depth/Amount): Lambanın ne kadar parlaklaşacağı ve ne kadar kararacağıdır.
Sentez Sorusu: LFO neden duyulmaz? Çünkü 1Hz veya 2Hz gibi çok düşük frekanslarda çalışır. Kulak bunu bir ton (pitch) olarak algılayamaz; ancak LFO'yu bir lambaya bağladığınızda yanıp sönmeyi görürsünüz, bir sese bağladığınızda ise o sesin "dans ettiğini" duyarsınız.
4. LFO Uygulamaları: Vibrato ve Tremolo
LFO'nun ürettiği bu sürekli sayı akışını sentezleyicinin farklı noktalarına bağladığımızda şu temel etkileri elde ederiz:
Teknik Detay: Sentezleyicilerde genellikle 1 Volt = 1 Oktav kuralı geçerlidir (100 Cent = 1 Yarım Ses). Eğer LFO'nuzun derinliği çok fazlaysa (örneğin 10V), sesiniz 10 oktav birden zıplayarak müzikalitesini yitirir. Bu yüzden modülasyon derinliğini (Depth) kullanarak bu sayıları müzikal aralıklara (birkaç cent) ölçekleriz.
VCA Mantığı: Burada VCA bir gatekeeper görevi görür. LFO'nun sayıları VCA'ya "sesi aç, sesi kıs" talimatı verir. Sonuç, sesin şiddetinin sürekli dalgalandığı "Tremolo" etkisidir.
5. Özet Karşılaştırma: Zarf mı, LFO mu?
Öğrenme sürecinde hangi modülatörü seçeceğinizi şu tabloya bakarak hızlıca belirleyebilirsiniz:
6. Sonuç: Öğrenme Çıkarımı
Sentezleyici dünyasında ulaştığımız nokta şudur: Sentez, sayıları manipüle ederek statik bir sinyale hayat verme sanatıdır.
Bir Zarf, tuşa bastığınız anda size özel, ısmarlama bir sayı dizisi sunarken; LFO size sürekli akan bir sayı nehri sunar. Bu sayıları modülasyon derinliği (Depth) ile ölçekleyip doğru hedeflere (Filtre, Perde veya Şiddet) bağladığınızda, elinizdeki "aaa" sesi müzikal bir ifadeye, yani gerçek bir performansa dönüşür.
Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
✓ Live Streaming✓ Interactive Chat✓ Private Shows✓ HD Quality✓ Free Actions
Free to watch • No registration required • HD streaming
bu video bu akşam karşıma çıktı. çeken kişiyi tanımıyorum, neden çektiğini de bilmiyorum.
bu belgeselin geçtiği mahallenin civarı benim çocukluğumun 3-7 yaş arasındaki kısmını oluşturuyor. ezhel'in şarkısında bahsettiği iz, pas, kir, çöplük, lastik, egzoz, onların hepsinin arasındaydım. annemin dairesi ulus'ta, julianus sütunu'nun yanındaki taş binaydı, her akşam defterdarlığın kreşinden çıkıp kreşin otobüsüyle oraya gelirdim. sonra annemle birlikte hacıbayram'dan geçip dolmuş duraklarına giderdik. oralar beni çok büyüttü. hayatın dibinde olan insanların bir arada olduğu bir yerdi. her şey gerçekten çok izbeydi. inşaattan dönen günlük ameleler, çok çocuklu dilenciler, bir yerlerde ateş yakmış ısınmaya çalışan aileler, fiziksel veya zihinsel engelliler, çalı diplerinde yatan kimsesiz kalmış yaşlılar, tinerciler, koyu cemaatçiler ve tarikatçiler... hac malzemeleri satan esnafın astığı seccadelerin, agustus tapınağının, camları kırılmış boş dükkanların ve üzerinde uyuyanların kokusunun sindiği bankların arasında, kırık dökük yolda yürür, kötü ve dik bir yokuştan aşağıya inip bentderesi'ndeki dolmuş duraklarına varırdık. yokuşu inmeye başlayınca aşağıda yağ tenekelerinde ateş yakanlar görünmeye başlardı. çocuklar bir yerden buldukları veya çaldıkları kasetlerin bantlarını çıkarıp, boyaları dökülmüş dolmuş duraklarının arasından koştururlardı. gerçekten her taraf kaset bandıyla doluydu.
bu videoda bahsedilen mahallelere öğrenciyken sık sık giderdim, dükkanını ziyaret edip çayını içtiğim esnaflarımvardı ama işe girdikten sonra vakit kalmıyor işte. görünce fark ettim de oraları özlemişim.
varoş ortamlara ya da kendi ortamlarımız dışında ortamlara girdiğimizde hızlı ayak uydurup muhabbeti kuruyorum. arkadaşlar her seferinde şaşırıyor, nasıl anlıyorsun olum onların dilinden, diyorlar. çocukluğumdan beri yıllarca, varoşa, fakirlikten ön dişlerini yaptıramayan insanlara aşina olarak büyüdüğüm için anlıyorum. o yüzden bu şekilde bir ortama gideceklerse beni de çağırırlar.
dün synthesizer atölyesinin ikinci dersine katıldım. ders giderek zorlaşıyor. keşke biraz daha müzik bilgim olsaydı, dedim çünkü konuşurken bazen kısa yoldan gitmek için müzik dilinden konuşuyor ve anlamayınca, oraya kadar anlatılanı da unutuyorum.
bir de aklıma bu atölyelerde öğrendiklerimi sizinle de paylaşmak geldi. böylece synth'e olan ilginin ve merakın artmasında, müzik kültürünün gelişmesinde, zihinlerin ve ufukların genişlemesinde belki biraz katkım olur diye umuyorum. ayrıca bence aynı ucuz müzikleri sürekli sürekli dinlemek beynimizi geriletiyor. merak duygumuzu köreltiyor,dikkat kesilip dinlememizi azaltıyor. vaktim dar olduğu için notlarımı temize ben çekemedim, yapay zekaya temizlettirip özetlettirdim.
notlara geçmeden önce, "ya bana ne abi synth'ten" diyebilirsiniz. bu yazıyı açıkçası sadece synth kültürü yayılsın niyetiyle değil, bu blog kendime dair bellek kayıtlarımı biriktirmek için kullandığım bir hafıza mekanı. yakın veya uzak gelecekte "ya ben o sıralar napıyormuşum" diye kendimi hatırlamak istersem, ki ara sıra geçmişe dönüp "ya ben kimdim, napıyordum abi" dediğim oluyor, buraya bakıp "haa evet o aralar şuralara gidiyordum, hatta şu insanlarla tanışmıştım" diyorum. çünkü insan yaşadıkça ruhunun köklerinden uzaklaşıp boşluğa düşebiliyor. dünya hali işte. beşer şaşar.
bu notlardakileri uygulamak için hard veya soft bir synthesizer'inizin olması gerekmiyor. öğrenmek için biz de derste, ben de dersten sonra evde, vcv rack diye açık kaynak kodlu bir program kullanıyoruz.
ilk haftanın notları:
Modüler synth'in 4 temel unsuru
Klasik (subtractive / çıkarmalı) synth mantığı şu dört modülden ibaret. Hepsinin ortak özelliği "voltage controlled" olması — yani hepsi voltajla kontrol edilebiliyor.
Oscillator (VCO) — Sesi üretir. Ham dalga formunu ve perdeyi belirleyen ses kaynağıdır.
Filter (VCF) — Sesin harmonik içeriğini filtreler, yani parlaklığını ve tınısını şekillendirir.
Amplifier (VCA) — Sesin genliğini, yani ses seviyesini zaman içinde kontrol eder.
Modulator (LFO / Envelope) — Kendi başına ses üretmez ya da değiştirmez. Sadece üstteki üç modülün nasıl davranacağını belirleyen kontrol sinyalleri üretir.
Akışı şöyle düşün: ses kaynağı → tını → ses seviyesi, ve modülatörler de bu üçünü zaman içinde canlandıran şey.
Dalga formları: harmonik = sertlik
Burada kafama oturan tek bir kural var: harmonik sayısı arttıkça ses parlaklaşır, sertleşir.
Sine — Sadece temel frekans, hiç harmonik yok. En saf, en yumuşak ses.
Square (kare) — Sadece tek sayılı harmonikler (1f, 3f, 5f…), genlik 1/n oranında azalıyor. İçi boş, odunsu bir tını.
Saw (testere) — Hem tek hem çift harmonik var, genlik yine 1/n ile düşüyor ama daha fazla harmonik içerdiği için en dolu spektrum bu. Yani en parlak, en sert ses saw.
Triangle (üçgen) — Kare gibi sadece tek harmonik ama genlik 1/n² ile çok daha hızlı düşüyor. Bu yüzden sinüse yakın, yumuşacık.
Özetle: sine en mat, saw en parlak. Aralarındaki tek fark hangi harmoniklerin ne kadar güçlü olduğu.
CV: modülerin ortak dili
CV = Control Voltage (kontrol voltajı). Modülerde her şey voltajla konuşur:
Teoriyi anlamak güzel ama asıl şu kabloları bağlayınca taş yerine oturdu:
MIDI to CV — Klavyeden gelen MIDI'yi CV'ye çeviriyor. Pitch'i VCO'ya, gate/velocity'yi VCA'ya gönderiyorum.
VCO — Gelen perdede dalga formunu üretiyor (saw ya da triangle bağladım).
VCA — Audio girişine VCO'nun sesini, CV girişine de gate'i bağlıyorum. Kontrol voltajı ne kadar yüksekse ses o kadar açılıyor. Gate sayesinde tuşa basınca çalıyor, bırakınca susuyor.
Audio out — ses kartına, oradan hoparlöre.
Burada güzel bir bağlantı var: gate'i doğrudan VCA'ya bağlayınca ses org gibi ani açılıp kapanıyor. Araya bir Envelope (ADSR) koyunca attack/decay/sustain/release ile yumuşak bir ses zarfı elde ediyorsun — ve işte o envelope, yukarıda saydığım 4. unsur olan modülatörün ta kendisi. Teori ve pratik tam burada birleşiyor.
ikinci haftanın notları:
İki tür sinyal var, ve önemli olan ikincisi
Bir synth'in içinde iki şey akar: ses verisi (duyduğumuz şey) ve kontrol verisi / CV (sesi değil, modüllerin davranışını yöneten şey). İşin sırrı şu: pratikte ses verisine neredeyse hiç dokunmuyorsun, sürekli kontrol voltajıyla uğraşıyorsun.
Hatırlatma niyetine birkaç parça:
VCO = Voltage Controlled Oscillator. "VC"yi ters çevir → CV = Control Voltage.
Audio modülü = sesi ses kartına yollayan çıkış (gerçek modülerde olmaz, yazılım için eklenmiş).
MIDI to CV = klavyenden gelen MIDI'yi CV'ye çevirir, çünkü synth'in içinde MIDI değil voltaj konuşulur. Buradan iki çıkış kullandık: Gate ve V/Oct.
Beyaz terminal = giriş, siyah = çıkış.
Sesin üç özelliği: frekans, genlik, faz.
V/Oct olayı da şu: bir oktavı 12 eşit parçaya bölüyor, yani 1 V = 1 oktav, 1 yarım ses = 1/12 V. Bunu VCO'nun V/Oct girişine bağlayınca klavyeden perdeyi kontrol ediyorsun.
4 yapı taşı ve "amplifier" yanılgısı
Her synth dört şeyden oluşuyor: Oscillator (ses üretir), Amplifier/VCA (genliği açar/kısar), Filter (frekans filtreler — o haftaya kaldı) ve Modulator (kendi başına ses yapmaz, diğerlerine zamana bağlı CV verir).
Buradaki en güzel uyarı: müzisyen kafasıyla "amplifikatör" deyince gitar amfisi geliyor aklımıza. Ama synth dünyasında amplifikasyon = genliği değiştirmek demek — sadece yükseltmek değil, kısmak da onun işi.
VCA'nın iki girişi var ve mantığı çok temiz:
Channel/audio input: hangi sesi açıp kısacağım? (VCO'nun çıkışı)
CV input: ne kadar açacağım? (kontrol voltajı — 10 V tam açık, 1 V az açık)
Ve sonra o cümle geldi: V/Oct de Gate de aslında sadece bir sayı veriyor. Sayının ne anlama geldiğini onu nereye bağladığın belirliyor. Aynı sayıyı VCO'ya bağlarsan frekans değişiyor, VCA'ya bağlarsan genlik değişiyor.
Hoca bunu kanıtlamak için "dünyanın en saçma synth'ini" yaptı: V/Oct'u hem perdeye hem de VCA'ya bağladık. Sonuç: ne kadar tiz nota basarsan o kadar yüksek, ne kadar pes basarsan o kadar kısık ses. Müzikal felaket ama kafamdaki bariyeri kıran an tam da buydu.
ADSR: bir sesin zamana yayılması
Buraya kadarki synth sıkıcıydı, çünkü basınca ses zart diye anında geliyordu. Halbuki bir pad yapmak istiyorsan sesin yavaşça açılması (fade-in) lazım. Aslında duyduğun neredeyse hiçbir synth sesi anında gelmez — 0 ms ile 300 ms arası bile kocaman bir fark.
Burada modülatörler giriyor devreye. İlki ADSR Envelope (zarf). Genlik zarfı = sesin genliğinin zamanla nasıl değiştiği. Dört parametre:
En çok karışan şey buymuş: A, D, R birer süre ama S bir seviye. VCV'de sustain bu yüzden çizgi değil nokta olarak çiziliyor — süresi belirsiz çünkü.
Araya güzel bir teori kaçtı: piyano ve gitara halk arasında "sustain'li enstrüman" deniyor ama teknik olarak yanlışmış. Gerçek sustain input'u sürdürebildiğin enstrümanlarda var — saksofon, keman, trompet, akordeon (nefes/yay/körük devam ettikçe ses devam eder). Gitar/piyanoda input anlık; gerisi doğal sönümlenme. Piyanonun sustain pedalı bile aslında fade-out'u uzatmaktan ibaret. Gerçek sustain org ve synth'te var. (Gitarda istisna: teli mıknatısla sürekli titreştiren Ebow.)
Pratikte ADSR EG'nin ses girişi yok — sadece zarfı üretip Gate'ten ne zaman bastığını öğreniyor, çıkışını VCA'nın CV girişine veriyorsun, ve işte genlik zarfın oluyor.
Zarfı frekansa bağlayınca işler çığırından çıkıyor
Zarf illa genliğe bağlanmak zorunda değil. ADSR çıkışını VCO'nun V/Oct'una bağladık — perde, zarfın şeklini takip etti. Ama varsayılan zarf 0–10 V veriyor ve 1 V = 1 oktav olduğu için ses 10 oktav yukarı fırladı. Resmen kulak delen bir şey.
Çözüm attenüasyon: çıkan voltajı kısmak. Süreleri değiştirmek karakteri değiştiriyor ama aralığı küçültmüyor; o yüzden araya seviyesi ~%10'a indirilmiş ikinci bir VCA koyduk → 10 V, 1 V'a düştü (= 1 oktav), çok daha makul.
Ve hoca bunu bir reçeteye bağladı, her synth'te tekrar edecekmişiz: modülatör oluştur → zamana bağlı değişim yarat → parametreye yönlendir → fazlaysa kıs → müzikal sonuç. Modülasyon = zamana bağlı değişim, hepsi bu.
LFO, tremolo ve vibrato
İkinci modülatör LFO — aslında VCO'nun çok yavaş hâli. VCO 500–2000 Hz'de çalışırken LFO ~2–5 Hz'de, yani 20 Hz'in altında, duyulmuyor. Modülatörleri zaten hiç duymuyoruz; sadece verileriyle başka şeyleri oynatıyoruz.
ADSR tek seferlik: bir basışa bir hareket, tekrar etmez.
Buradaki tuzak: LFO'nun frekansını artırınca sesin frekansı artmıyor — sadece değişimin hızı artıyor. Ve yine aynı yere çıkıyoruz: ADSR de LFO da sadece zamana bağlı sayı üretiyor; nereye bağlarsan o özellik zamanla değişiyor. Her şey her şeye bağlanır.
Sonunda "insan yapımı" arayüze geçiş: Vital
VCV Rack'te her şeyi elle bağlamak biraz eziyetti; asıl amaç da buydu zaten — gerçek synth'lerde aynı şeyleri görünce şaşırmayalım diye. Çünkü her synth'te aynı dört yapı taşı var, tek soru "bunlar nerede?"
Vital'da öğrendiklerim:
Amplifikatör artık ayrı modül değil — sadece bir level knob'u, arkada ona bağlı gizli bir VCA var. VCV'de elle kurduğumuz her şey burada hazır bağlı.
Osilatörü genelde bir dalga formu gördüğün yerden tanıyorsun (modern synth'lerde 200+ wavetable olabiliyor). Pan = stereo yerleşim.
Envelope 1 otomatik olarak genliğe bağlı geliyor (synth'lerin %85–95'inde böyle); görünmüyor ama arkada bağlı. Boştaki bir envelope tetiklense de bir şey değiştirmiyor.
Bağlama işi sürükle-bırak: modülatörü parametrenin üstüne bırakıyorsun. Modülasyon derinliği = ne kadar etkileyeceği — yani VCV'deki o ikinci VCA ile yaptığımız kısmanın birebir aynısı, ama Vital değerleri insani aralıkta tutuyor.
Perde tarafında iki kavram:
Transpose = yarım/tam ses adımları (12 yarım ses = oktav). Notaya beşli eklemek, alttan bas koymak gibi müzikal işler için. (Dikkat: Vital'de yarım ses, Serum'da tam ses olabiliyor.)
Detune = cent ile (1 cent = yarım sesin 1/100'ü). Sesi hafif detone edip "şişman"/koma hissi vermek için. Vibrato yapmak istersen LFO'yu manuel perde yerine detune'a bağlıyorsun.
Bir de iki osilatörle interval/unison: birini +7 yarım ses transpoze edince aynı anda nota + beşlisi çalıyor. Ve LFO sync — LFO'yu DAW'ın BPM'ine kilitliyorsun, hız artık Hz değil nota değeriyle: 1/4 = vuruşta bir döngü, barda 4 döngü.
burçlar hakkında konuştuğum liseden arkadaşım cuma günü istifa etti. 11 ay çalışmış, 30 kişilik idari kadroda 11 personel değişikliği gördü, bunlardan birisi de genel müdür. gerçekten 30 kişilik idari kadromuz var ama sirkülasyonumuz çok fazla. giderken arabada konuştuk, çok toksik bir şirket, insanı kendisine bir şekilde alıştırıyor ve çürütüyor, diyor. bense geçenlerde 5. yılıma girdim.
evde artık bir 3d yazıcımız var, kardeşim şirketindekini getirdi ama tek renkli. 4 renkli olsaydı ai ile tasarım yaptırıp satış yapmayı denemek istiyordum. ai otomasyonu hakkında youtube'ta bir sürü video var, instagramda her gün önüme bir sürü otomasyon kurma reelsi çıkıyor. hepsi de satış, raporlama, pazarlama vs diyor. ya ben anlamıyorum, bu kadar ne satıyorsunuz, ne raporu alıyorsunuz, neyden para kazanıyorsunuz hiç anlamıyorum.
bayramda arkadaşla dedik ki, arkadaşlarımızın evlerine bayram ziyaretlerine gidelim. ilk gün gidemedik kaldı öyle, ikinci gün ananemlere götürmek için çiçek almıştım, dedim ki şöyle videolar çekelim, instada paylaşıyım, belki davet edenler olur. çektik. kimse çağırmadı.
aaa buraya sadece 1 video eklenebiliyormuş. abi bu sitede 2009dan beri varım, şu konuyu hala ilerletmediler ya. gerçekten ne kadar garip bir yönetimi var buranın. ceo mu değişmişti, satılmış mıydı neydi, ne olay olmuştu ya.
Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
✓ Live Streaming✓ Interactive Chat✓ Private Shows✓ HD Quality✓ Free Actions
Free to watch • No registration required • HD streaming
geçen gün benim arkadaşın bir çekim işi vardı, protokolün geldiği bir ödül töreniydi. ona yardıma gittim. yıllardır gittiğimiz problemli bir reklamcı var, onun işlerine hakim olduğum için krizlerin çözümü için ben gidiyorum hem de seviyorum ya. nez, banu alkan, çağla şikel, eski mankenler falan geliyor bir sürü. bu arada bu reklamcı dediğim adam geçmişte bir köpeğe arabasıyla çarpıyor, köpek yerde yatarken tamponunu da kadraja alıp "neyseki bilmemne sigorta yanımda, içim çok rahat" gibisinden post paylaşıyor. böyle bir adam yani ve işte bazı organizasyonlar yapıyor. bu organizasyonlar için de söylenecek bir sürü şey var ama şimdi değil. işte oraya gittiğimizde yazıcı benim bilgiayarıma bağlıydı, çünkü başka bilgisayar yoktu hem de evden çıkmadan önce kurduğum ai ile fotoğrafları editleme otomasyonunu deneyecektim, arkadaş test baskısı olarak masaüstümde duran bu fotoğrafı baskı almış, bana verdi. ben de dün, eski bir sevgilimin fotoğrafını koymak için aldığım ama hiç kullanmadığım uzun zamandır duran çerçeveye koydum. bir de dün öğleden sonra izinliydim.
dirseğimde aylardır bir şişlik var ve dirseğimi aylardır kullanamıyorum. dirsek nasıl kullanılır ki diyebilirsiniz ama eminim bu yazıyı okurken bile kullanıyorsunuzdur. özellikle çalışırken ve araba sürerken kolumu koyamamak kötü oluyor. doktorlar muayene ile anlayamadı, ultrason istedi. onun için hastaneye gidecektim. ofisten çıkmadan çerçeveyi masama koydum, öyle çıktım. masamda duruyor yani dalgasına. bugün arkadaş geldi, taa liseden beri tanışıyoruz, masamızdaki en alakasız eşyayı sordu, ben de bunu gösterdim. onunla daha önce burçlar hakkında konuşmuştuk, şirket o kadar vasat ki konu sürekli sürekli burçlara geliyor, sürekli "başak burcu olduğun için böylesin, ben bilmemne burcu olduğum şöyle yapardım falan" diyor, ben de reddediyorum. neyse, gelip çerçeveyle fotoğrafımı çekip, tam bir başak burcu, kendini beğenmiş, kendisine aşık falan diye story atmış. ya şimdi öyle iğrenç bir durum ki ne desen haklı çıkacak. sinirlensen "kendi doğrularından o kadar eminsin ki gerçekleri düşünemiyorsun bile" diyecek, "ne kadar salaksın" desen kendini beğenmiş olacaksın. ama içincü bir seçenek vardı ve bir şey demedim, o da bence saçmaladığını fark edip attığı story'i sildi.
gerçi ben de unutmuştum zaten. ya bu aralar, geçmişte yaptığım yanlışları, hammallıkları, saçmalıkları falan temizlemeye başladım. şimdi bu yaz muhtemel 5 farklı denetimimiz olacak, 4 tanesi oem müşteri denetimi. denetçilerin baktığı dokümanları iyileştirdim ama arka arkaya gelen denetimlerden dolayı düzenim birbirine rastgele takılan legolardan yapılmış bir kule gibi oldu. bir de işe başladığım zamanlarda bana bir çalışma düzeni, iş aktarımı vs yapılmadı. önceki mühendisle sadece 2 gün geçirdim. o da bir şey anlatmadı. başladıktan 1-2 ay sonra ilk denetimime girdim. böyle ilk iki denetimde bana bütün dosyaları halletmem söylendi ama iş tanımım henüz net olmadığı için bir yandan 3d çizim yapıyorum, bir yandan makine satın alma projesi yürütüyorum, bir yandan yerlilestirme projesi yürütüyorum, bir yandan dokümantasyonu iyileştiriyorum, bir yandan ürün devreye alıyorum, bir yandan kalıp/fikstür/aparat bakım takibi yapıyorum, bir yandan sürekli bir eğitime katılıyorum, bir yandan proje toplantılarına katılıyorum, bir yandan yalıncılık yapıyorum... ben patladım tabii ve o zamanlar ben acemilikten baya bir sıçıp sıvamışım. şimdi o sıvayı temizlemeye çalışıyorum. şirketin bana yaptığı en büyük kötülüklerden birisi de buydu, kimse bana yol yordam göstermeden herkes beni günah keçisi ilan etmek istedi.
geçen postta bahsetmiştim, synthesizer atölyesine başladım dün. birkaç arkadaş da oradaydı. kendi synth'imi götürdüm, neden beceremiyorum, bende mi yoksa bilgisayarın ram'inde mi, ses kartımda mı, makinede mi diye. yani bendeymiş açıkçası ama synth'in özelliklerini, yazılımının nasıl programlandigini iyi bilmek gerekiyormuş. klasik synth'lerden farklıymış.
bu arada, rasta olmak nasıl gidiyor diye kısa bir anlatmak istiyorum. arkadaşlar rasta olmak yıllardır gömüldüğü kadar sıkıntılı ve kötü bir şey değilmiş. üç önemli nokta var:
1-doğru tokalama malzemesini bulmak gerekiyor
2-doğru şampuanı kullanmak gerekiyor.
3-iyice kurutmak gerekiyor.
doğru toka önemli. ben başta kıskaçlı büyük bir toka kullandım, sonra uzun süre lastikli bez toka kullandım, daha sonra buffla bağladım. bunlar rastaya zarar veriyormuş, örgüleri yerinden çıkarabiliyor ve örgüler çıktıkça içerde kalanlar giderek daha rahat çıkıyor. bir gün rastacım kendi ördüğü bir şeyi verdi, kısa süre sonra bir konserde dans ederken kaybettim. sonra kendi rastamla rastalarımı bağlamaya başladım.
katkısız şampuan kullanmak gerekiyor. dalin gibi mesela. kokusuz, kremsiz, falansız filansız yalansız dolansız. çünkü tüm o özellikler kalıntı olarak rastanın içinde birikiyor. önceki rastalarımda hep oldu bu ve işkence bir şey ya. bu şampuanı da 1/10 oranında suyla karıştırıp birkaç gün boyunca gün çalkalamak gerekiyor. ben 1,5 litrelik şişelerde karıştırıyorum, üzerine de tarih yazıyorum. en eski olanını kullanıyorum. şampuanımın markası da s ile başlayan, çevreye zarar vermeyen, etik üretim koşullarında üretilmiş bir şampuan, fiyatı muhtemelen dalinle aynı.
rastalar eğer tam olarak kurutulmazsa koku ve küf oluşabiliyormuş.
bunlar dışında hiçbir şey yok. hatta baya da keyifli. oynaması, sallaması falan. bir de bu rasta düğümleri yerlerinden çıktıkça yakınlardaki başka bir rastanın içine girebiliyorlar. onları da ara sıra nazikçe ayırmak gerekiyor. ayıramadığınızı kesin çünkü giderek onlar da çığrından çıkıyor. soldaki fotoğrafta çok karmaşık gibi görünüyor ama aslında böyle korkunç değil, sağdaki gibi güzel.
yani yaptıracaksanız eğer elimden geldiğince destek olurum ya da istanbulda olup da rastalı olan varsa bana ulaşın lütfen, birkaç şey sorucam.
wow şarkı ne iyi geldi ya. tam eve girerken aklıma geldi, çok iyi oldu. uzun bir süredir neden yazamıyorum diye düşünüyordum çünkü. bu şarkıyla bu yaz antalyadaki koylara doğru gidiyor olmayı, aşağıdaki şarkıyla da ıspartadan sonraki virajları dönmeyi hayal ediyordum. ıspartanın sonrası biraz serin oluyor, camlar açık püfür püfür...
lakin bu yaz da tatil yapamıycam. çok yoruldum, etrafımdaki herkes yılda iki defa bronzlaşıp geliyor, bense ankara kavrukluğu. ama seneye bogota istiyorum. mısır'ı, japonya'yı, avrupa'yı, balkanlar'ı hep instagram storylerinden yıllaaardır görüyorum. her şey çok endüstriyel. insanlar endüstrinin ne kadar yağlı ve büyük dişlileriyse, onları 1 tur döndürmek için 10 tur dönen küçük dişlilerin azimli performansını, kendilerine taparcasına verilen profesyonel bir hizmet olarak algılıyorlar. ben böyle bir şeyi hiç bir zaman sevemedim.
neyse ya.
yarınki programım güzel. yarın kebap. işe normal saatimde gidiyorum, yemeğe kadar, geciken işlerimi hallediyorum. öğle yemeğimi de yiyip biraz zaman öldürüp 2 gibi çıkıyor ve hastaneye gidiyorum. orası biraz sıkıntılı çünkü randevu almaya gittiğimde çok fazla insanın beklediğini gördüm ve randevu olarak 3 saatlik bir aralık vermişler. dirseğimde meme çıktı, ben de iltihaplı romatizmadan dolayı diye düşünüp zaten kontrole gitmem gerekiyordu diyerek gittim. muayenehanedeki ultrason cihazıyla baktılar, katı bir şeyin üstünde sıvı var, dediler. operasyon gerekebilirmiş. 3 aydır falan şişlikten dolayı dirseğimin üstüne koyamıyordum ve bu hafta bayağı bir indi. işte asıl ultrasona giricem, işim 5 dakikada bittikten sonra eve gelip synth'imi alıcam çünkü nihayet çok ucuza bir synth atölyesine başvurdum. yarın o başlıyor. 4 hafta sürecek, salı günleri saat 19:30da.
işim de neden gecikti. ya çok tuhaf, (gerçekten tuhaf), bizim tabii olduğumuz standartı daha geliştirip kendisine standart oluşturan bir müşterimizde iş takibi ve iletişim konusunda problem yaşanıyor. olayı sonuçlandıracak kişi benim ama onay süreci olması gerektiği şekilde yönetilmeden benden kanıt doküman isteniyor, eğer onay gelmezse benim kanıt dokümanı hazırlamam da boşa gidecek. müdürüm sordu, yaptığımı söyledim ama aslında yapmadım. onu yarın yapsam mı acaba diye düşünüyorum ama dallanıp budaklanacak başka konular da var, bu aralar önce onları toparlıyorum. yani önce yerdeki yaprakları temizliyorum, sonra ağacı buduycam.
ya gerçekten beni sinirlendiriyor bu tür olaylar. bir de genel müdür çok kafasına göre hareket ediyor ya. ya şu taşı al şuraya koy demesi bile bizim işlerimizde bir sürü şeyi etkiliyorken bu adam yerdeki taşlara rastgele vura vura yürüyor. elimizde doğru düzgün bitmiş bir iş yok. sürekli bir şeyi düzenliyoruz, değiştiriyoruz, siliyoruz sonra yeniden ekliyoruz. daha yayınlayamadan değişen dokümanlarım oluyor sürekli. ne yazılım var, ne ai var. ai'da yarın yasaklanıyor. bugün copilot'u kullanmaya başladım, 6 prompt girdim, 4 formül verdi bana ve kredim bitti. İT'ye söyledim, lisansım bedava olduğu için böyleymiş, üst lisans 400 dolarmış. abi bana ne ya, bugün, yemin ediyorum, belki 9-10 saatimi alacak bir işi ai 1 saatte yaptı. şimdi 400 dolar mı yoksa benim 9-10 saatim mi? saçmalık ya.
bir de geçen hafta şirketin ceo'su gelip bizden defalarca özür diledi. nasıl üzgün, nasıl mahcup, nasıl dokunsalar ağlayacak. bir performans gibi izledim, gerçekten harikaydı, sanat galerilerinde görebileceğimiz bir performanstı.
edit: hop geri geldim hemen, biraz gergindim ama gergin uyumayalım, keke'lerimin şu güzel şarkısını bir dinleyelim:
evet buraya uzun zamandır yazmazken neler neler oldu yine. iki psikolog sevgilim oldu; ford, otokar, claas hepsi denetime ve müşteri ziyaretine geldi; komple rasta ördürdüm, yavru bir kediyi ölmekten kurtaramadım, etrafımda bir sürü yavru kedi oluverdi resmen kedi kediyi çekti...
rasta ördürmek benim için gerçekten çok uzun bir yoldu. öncesinde yıllarca saçlarımı rasta için uzatma denemeleri yaptım. uzatma süreciyle ilgili denemeler yaptım, saçımı nasıl kullanabileceğimi öğrendim. hatta 3 sene boyunca duşta geçen zamanımı ıslak ve kuru bölgeler diye ikiye ayırarak süre tutmuştum. maksimum ne kadar uzatabileceğimi test etmiştim. ayrıca da rastafari tarzı yaşamayı seçen ve deneyimlemiş kişilerle uzun zaman geçirdim vesaire vesaire. çünkü kafama bir implant taktırıyorum ve bununla yaşamam gerekiyor. ve, bu ağırlığı olan ifade biçimi olarak vücuda müdahale araçlarının en az asimile olanı olduğunu düşündüğüm rastanın bir söylemi, politik tavrı, biçimi, amacı olmalı yani içi boşaltılmamalı. bunun için içimi doldurmakla uğraştım.
dediğim gibi, bu bir implant gibi. vücut ile zamanla dengelenen bir varlık. vücuduma vücudum dışından bir şey sokmadan, kendimi değerlendirerek dönüştürdüm. kendimden beslendim, kendimi besledim, kendimle beslendim. üzerime biraz daha çamur sürdüm.
bu sürecin sabrı gerçekten insanın ruhunu mücadele ile besliyor. zaten rasta yaptırmak sünnet gibi bir hareketti. bittiğinde arkadaşlarım tarafından büyük bir süreci atlattığım, buna dayanabildiğim için tebrik edildim.
daha da derinleşmek için rasta hakkında bir kitaba başladım (rasta ve direniş-horace campbell). bitirdikten sonra umarım buraya yazarım.
bir süredir evimdeki masamda büyük bir karmaşa yaşıyordum. çok fazla kablo, az yer... bir de müzik aletlerimi hep çantalarda tutuyordum, bu yüzden aylarca hiç uğraşmadığım oluyordu, çünkü bütün kabloları çantadan çıkar, kurulumları yap, sonra geri topla... birkaç ay önce ofiste kullanmak için synthesizer'in altındaki yükselticiyi almıştım ama daha iyisini bulunca onu ofiste, bunu ise evde kullanmaya karar verdim ama bilgisayarım için küçük olduğu için synthle kullanıyorum. dönüyor olması sayesinde yerinden hiç oynatmadan kullanabiliyorum. bilgisayarımın altı için de daha büyük bir altlık aldım, o kadar güzel oldu ki, oturunca tam göz hizama geliyor. eskiden neymiş öyle ya, sürekli aşağıya bakıyordum. bir de bluetooth klavye aldım, böylece bilgisayarın klavyesine de muhtaç değilim. usb 3.0 çoklayıcı aldım, portlarını açıp kapatabiliyorsun.
bir de volca serisinin sample 2'sini aldım, yanlışlıkla. ben canlı çalarken aynı zamanda yeni bir kanal olarak atıp düzenleyebileceğim ve loop çalabileceğim, sequencer olarak kullanabileceğim bir cihaz zannetmiştim ama amacı farklıymış. sesleri içine, kendi programı üzerinden atabiliyormuşuz. ama pratik ve verimli bir cihaz.
bir de kablolarımı artık bu şekilde bağlayarak kaldırıyorum çünkü bu dönem çok fazla kablo almam gerekti ve bunları saklamak büyük sıkıntı . geçen hafta, hep sabit şekilde duran bir kablom bile bir sabah çalışmamaya başladı, narin şeyler. kablolarımın hepsini tamamlayarak sync'leri, midi'leri vs artık kullanabiliyorum. yani bu şu demek, farklı cihazları birbiriyle senkronize edebiliyorum, birini tetiklediğimde diğerleri de aynı başlayabiliyor veya birinden diğerine doğrudan ses veya filtre aktarabiliyorum.
synhtesizer'i de kullanmayı öğrendim, hangi özelliğinin ne işe yaradığını, neyi değiştirirsek nasıl bir sonuç beklemeliyiz, artık daha bilinçli ilerliyorum. bazı sesler de üretiyorum.
ama bana biraz daha ileri seviye bir analog synth gerekli olduğunu düşünüyorum.
arabalarımızın parçaları kırıldığında veya dandik yapıldığını gördüğümüzde "bunu tasarlayan mühendisin, bunu üreten mühendisin, bunu onaylayan mühendisin...." diye sövmeye başlıyoruz ya, mühendislik bir durum yok, orada küfrü hakedenler patronlar. anlatayım:
öncelikle otomotiv sektöründe çalışıyorum ve ana sanayi üretici firmaların birinci sınıf tedarikçisiyiz. aynı zamanda da tasarım ofisimiz var, ben de zaten o ofiste çalışıyorum.
dün instagramda bir video gördüm, adam arabasının farını arabasına bağlayan tutucu parçanın tasarımından şikayetçi ve bunu yapan mühendisin diye sayıyor.
bizde yani otomotiv sektöründe yeni parça tasarlanacağı zaman ana sanayi firmasından kabuk datası ve takılacağı bölgenin minimum seviyede detay içeren datası gelir. mühendisler öncelikle, ürettikleri parçanın bağlı olduğu regülasyona uygun olarak insan güvenliğini sonra müşterinin özel isteklerini (örneğin karbon emisyonunu azaltmak amacıyla hafif ve ince parça tasarım talebi olabilir), sonra da fabrikanın kabiliyetleri ve bütçe çerçevesinde üretilebilirlik ve montajlanabilirlik kriterlerini göz önünde bulundurarak kabuk datasının içini doldururlar. regülasyona uygun olarak tasarlanan parçalar önce analize sonra da müşteri ile birlikte belirlenen testlere tabii tutulurlar, bunlar titreşim, kola, korozyon gibi testlerdir. sonra da homologasyon onayına gönderilirler. fabrikadan çıkan hiçbir araca homologasyon onayı olmayan parça takılamaz. merdiven altı yan sanayi firmaları buna tabii değillerdir çünkü onların sertifikaları veya bayrakları yoktur.
müşteri ile projenin başında bir fiyat üzerine anlaşılır, bizler üretim maliyetlerimizi belirleriz, müşteriye sunarız, müşteri de kendi verebileceği fiyatı belirler ve bize sunar ve el sıkışılır. tedarikçi firmaların karı özellikle binek otomotiv sektörü için parça başına çok düşüktür çünkü yıllık üretim adetleri çok büyüktür. bundan dolayı da üst yönetim parçalardan maksimum kar etmek ister. hem parçanın analizden geçmesi için hem karbon emüsyon miktarını azaltmak için hem de gerek üretim maliyetini azaltmak için (ki üretim maliyetleri hiç azımsanacak bir şey değil) "şuraları boşaltabilirsin, buralar fazla olmuş" veya "buraları doldur, buralar kısa kalmış" gibi revizyonlar verilir. firmanın kalite ve müşteri memniyeti anlayışına bağlı olarak bu testler sırasında parçalar asgari seviyede veya gayet tatmin edici bir seviyede tutulur. mühendis, kendisine verilen bütçeye, patronun talebine ve müşteri özel isteğine uymak zorundadır.
adamın instagramda küfrettiği videodaki parçayı bizim tasarımcılara sordum, birisi 15 yıldır büyük araç sektöründe diğeri de 10 yıldır binek araç sektöründe çalışan tasarımcılar. birisi dedi ki firma strateji olarak yedek parçadan kazanmayı amaçlamış (mantıklı çünkü yedek parçadan ana sanayi firmaları gerçekten çok ama çok büyük kar ediyorlar), diğeri de bağlı olduğu regülasyon gereği çarpışma anında insana mümkün olduğunca az zarar vermek için oraya kırılıp içe göçen bir tasarım yapmışlar (bu da mantıklı çünkü dediğim gibi regülasyonlar öncelikle can ve sürüş güvenliğini düzenlerler), dedi
bir de bir şey eskidiğinde "bunu ne biçim planlamışlar bak 10 sene oldu ve anında kırıldı" deniyor. ya benim yanımda yüzlerce parça tasarlandı ve üretim süreçlerini planladık ama bir kere bile "şu parça 11 senelik gibi görünüyor, bunu azaltalım, 10 olsun" demedik. diyemeyiz de. yani üretim sürecimizi, kullandığımız malzemeyi, ürünün tasarımını, kalite süreçlerimizi falan belirlerken "10 sene götürür ya" demiyoruz. ama dediğim gibi her şeyin belirlenmesinde belli sınırlar, patronlar ve patronların kar beklentileri var. yani 10 senelik zaman dilimiyle bizim bir alakamız yok.
yani sövecekseniz patronlara sövün. bizlik bir durum yok.
mesela bizim kalitemizin yüksek olması nedeniyle müşteriye de yüksek fiyat vermek durumunda kalıyoruz, müşteri ise gidip merdiven altı üreticileri tercih edebiliyor. ama onların elektrik bandını dolayarak birleştirdiği terminalleri biz özel bir muf ile ısıtarak birleştiriyoruz. onların elektrik bandı sıcakta eriyip gevşeyebilir ve kablo uçları serbst kalabilir ama bizimkine hiçbir şey olmaz.
Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
✓ Live Streaming✓ Interactive Chat✓ Private Shows✓ HD Quality✓ Free Actions
Free to watch • No registration required • HD streaming
birileri artık beni duysun, neler yaşadığımı fark etsin istiyorum. birileriyle açıkça ve dürüstçe konuşabilmek istiyorum. tunus'daki fosfat madenleriyle ilgili bir belgesel izlemiştim, kendi içimde kendimle mücadele etmekten o madenlerin zehriyle çürüyor gibiyim.
uzun zamandır herhangi bir şeye karşı yüksek bir heyecana sahip olamıyorum.
eskiden ne kadar çok merak ederdim, kurcalardım, peşinde koşardım, yatağa yattığımda plan yapmaktan uyuyamazdım. şimdi ise bıkkın bıkkın oradan oraya yürüyen biri oldum. oflaya oflaya koridordan yürüyen, tuvaletten çıkan biri.
şimdi ölümü bile isteyemez sadece bekler oldum.
büyük bir sevgi eksikliği yaşıyorum. böyle olunca diğer her şey ağacını kaybetmiş çürümekte olan bir meyve gibi kalıyor.
çok güzel bir 2 sene geçirdim. gerçekten ama gerçekten harikaydı. hem duygu'ya hem aybüke'ye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.