not a hat trick. just a real "hat" trick.
Not today Justin
Interview Vampire Daily
Sade Olutola

bliss lane

@theartofmadeline

Game Changer & Make Some Noise
almost home
🪼
Xuebing Du
Cosimo Galluzzi
todays bird
taylor price
KIROKAZE
Claire Keane
Cosmic Funnies
Cookie Run:Kingdom Official!
Keni

shark vs the universe

izzy's playlists!
𓃗

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Singapore
seen from Türkiye

seen from United States

seen from St. Lucia

seen from United States
seen from Ukraine
seen from Spain

seen from United States
seen from Colombia

seen from Myanmar (Burma)

seen from United States
seen from South Africa

seen from Malaysia
seen from Cameroon
seen from Canada
seen from Colombia
seen from Uzbekistan

seen from United States
@aynadakideli
not a hat trick. just a real "hat" trick.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Nasıl İşsiz Kaldım?
İş hayatında başıma gelenler, çöldeki bedevinin başına gelmemiştir. Zaten eğitim süreci yeterince külfetliyken, iş hayatında biraz rahat nefes almak mimarların hakkı diye düşünüyorum. Çemkirmeye başlayacak olursam durum şu:
Tek tercihim. Ölüyorum mimar olamazsam diye korkudan. İlk senem. 10 sene daha hazırlanmaya razıyım. Öyle yada böyle, ailemle oturduğum müzakerelerle, 4 senede bitirmek koşuluyla yerleşiyorum, "Mimarlık-Mühendislik Fakültesi, Mimarlık Bölümü"ne. Nasıl hevesli ve deliyim anlatamam. 50 kilo başlıyorum okula, 2 ay sonra 38 kilo kalıyorum. Uyku yok, yemek az, sigara çok. Hakaret işitip, projeni savunmayı öğreniyorsun, hisleri mekana dönüştürmenin kıvılcımı düşüyor daha yeni. Aslında (müteahhit kafasında değilse) her mimarın içinde olan o acemi ve telaşlı hisleri fark edip ehlileştiriyorsun. Başkasının yüklediği sorumluluklarla iş yapmaya alışmışsın o güne kadar. Birey olmanın temel adımı, sorumluluklarını kendin belirlemeyi öğreniyorsun. Her neyse. Bilirsiniz işte. Sonraki seneler de de aynı tempoda çalışmaya devam ettim. Projelerim "hiç proje beğenmez" denen hocalardan A aldı, yarışmalar için aday gösterildi, hocalar yan çizdi kaldı. Yani hevesim hep kursağımda kaldı. Aynı gün aynı saatlerde hem "Yapı Fuarında" hem "Yapı Bilgisi Dersinde" hem "Tarihi Kentlerin Koruma Sorunları Konferansında" olmamız beklendi bizden. Nasıl oldu bilmiyorum ama hepsine de yettik bi şekilde. Boşuna demiyorum Superkız'ım diye. Okul çıkışı yeni AVM'yi görüp, mimari açıdan eleştirmemiz de istendi, AVM içindeki sinemanın akustik sorunlarını incelememiz de, oturup ertesi güne projeyi 1/100 ölçeğe kadar detaylandırıp getirmemiz de. Takıldığımız barda, barmenin yanında durmak farzdı. Anatomik, ergonomik ve psikolojik sınırları kavramak ve tasarlamak için. Hem eskiz çizer, hem içerdik napalım. =)
Sonra ne mi oldu. 18 kişilik bir atölyede 12 kişi kaldık! Hem de bana o A'ları veren hoca bıraktı bizi. Şaka gibi. Adın çıkacağına canın çıksın derler ya. Bi kere kalınca, kara leke yapışıyor insanın alnına. 175x200 maketleri yapan ben değilmişim gibi tembel damgası yedim mi?! Sonra 5 yarıyıl boyunca yalnızca proje dersi aldım. Böylece okurken iş hayatına atılanların arasına sıkıştım. Staj yaptığım yer, ablam diyeceğim tatlı bir mimarındı. Bana da kapısı hep açıktı, o yüzden ilk senelerde bile parasız pulsuz gider çalışırdım. Sonuç, bugün Marmara Ereğlisi'nden geçerken, "Bu okulun iç mekan çizimlerini ben yaptım, Feza Ablayla beraber seçmiştik." "Aaa Carousel Journey ilk başladığım hafta çizmiştim." "Ahahaha Forum daha şantiyeyken biz rölöve almaya giderdik naber." oldu. Hayatımın en güzel patronu, iş arkadaşlıkları, ürünleri orada çıktı.
Ama mimar kişisi büyük ölçekli projeye alıştığı için, iç mekan bi süre sonra kesmez. Bu kez 4 araç değiştirerek Avrupa yakasının bir ucundan çıkıp, Feneryolu'na (Bağdat Caddesi) gitmeye başladım. Lojistik merkezleri, farbrikalar, tershane ofis birimleri... Ama birkaç sorun vardı. Maaşım zaten 3 kuruş olduğu gibi, bir de zamanında yatmıyordu. Sigorta için aldığı belgeleri kaybeden patronum, personeline gülümsemek hatta günaydın demekten çok uzaktı. 1 maaşımı içerde bırakarak ayrıldım. Düşüncem şuydu: "Mimar insanı ne anlar işletmeden, ticaretten. Ofis idaresinden anlayan bi yerde işe başlamalıyım." Bu kez İstanbul'un diğer ucu Beylikdüzü'nde başladım. Bir Grup Şirketinin, inşaat departmanı olduğu kanısındaydım. Patronum ekonomistti. Bu kez kazıklanamazdım. İnanmazsınız rüya gibiydi. Adıma hemen kart basıldı, belediye başkanı, imar müdürü, hatta milletvekili tanıdım. Öğreneceğim çok şey vardı burada. Ta ki bir gün patron gelip, Irak'ta o anda projesini çizmekte olduğumuz adama "yumurta" ihraç etmek istediğini ve teknikerimi bu konuna piyasa araştırması yapmak için görevlendirdiğini söyleyene dek. Sonra zaten bi daha hiç bişey yoluna girmedi. Ne zaman ki elinde bir çekle karşıma dikilip, "muhasebeciyi de tanıyorlar beni de, o yüzden bu çeki sen tahsil et benim hesabıma yatır" dedi, işte o gün çantamı alıp çıktım. Üstüne gitmedim ama, o rüyanın bi paravan oluğunu da biliyorum. Kısacası ucuz atlattım.
Ve sonra Mecidiyeköy'de başladım işe. Çok zaman olmadı. 18.00'de biten mesaim 20.00'ye çekildi, habersiz. Sanki bahçede köpeğine attığı topu istermişcesine tavırlar, çizdiğim tertemiz proje yüzünden bile azarlanmalar. İnanmazsınız, günde mutlaka 1avan, 1 belediye projesi çıkartıyordum. Benden mükemmel ötesi olmamı beklerken, maaşımı bile vadedilen günde alamadım. Ofiste yalnız çalışıyorum. Hazırlanacağı söylenen haklarımı gözeten sözleşme, unutuldu. Ofisten 19.30da çıkmak istiyorum yoruldum dedim diye azarlandım. Arife günü çalıştım, geç çıktım, ailemin yanına gideceğim otobüsü kaçırdım. 30 Ağustosta çalıştım. 17.30a kadar projeyi ne tabletten, ne laptoptan kontrol etmeyen insan, o saatte gelip beni kaprisleriyle, özel görüşmeleriyle 19.30a kadar oyaladı. Kapıda sevgilimi, hastanede arkadaşlarımı saatlerce beklettim, çıkmam lazım dedikçe, işim uzatıldı. Öğle aram 15dk'ya kısaldı. Eve 2 saatte dönebildim, yemeğimi hazırladım, yiyemeden uyudum, tükendim. Şimdi buradan da çığlıklar atarak kaçmak üzereyim. Haksızım 15 gün önceden söylemedim. Aldığım maaş, her yerde alacağım kadar.
Karamsarım. Onca eziyetten sonra, birşeyler öğrenebileceğim öğretebileceğim, ait olabileceğim bir yerde çalışmak istiyorum. Görgüsü, terbiyesi, kültür seviyesi bana yakın (en azından bir) insan(lar)la aynı ortamda çalışmak istiyorum. Seyahat engelim yok, kaprisim yok, yakında çocuk doğurma ihtimalim yok, patron arkasını dönünce kaytaran yapım yok. Gel gör ki bugün konuşup, kaçtıktan sonra, yarın sabah artık bir işim de yok.
Not: İşten ayrıldım. 2-3 hafta, iş günlerimi azaltarak çalışmayı ve karşılıklı mağduriyeti önlemeyi öneren patronum, 2 saat sonra fikrini değiştirip yalnız beni mağdur etti. Ne diyebilirim ki, kesinlikle çok iyi oldu.
(Tüm bunları okuyup, "bizim komşunun torunun karısı mimar arıyordu, bi sorayım" diyen olursa CVmi atarım. hea ben evi elden geçiriyorum bi el at diyen olursa da atarım. iletişin benimle yeter ki =)
The many faces of rape.
This makes me sick to my stomach.
Sahibinden (Gerçek) Nevruz
Günlerdir konuşulan, yazılan konular, gaza getirilen insanlar o kadar canımı yaktı ki, yazmak zorunda hissettim kendimi. Nevruza küfredenler, çıkar elde etmek isteyenler. Yeter yani! Bugün Nevruz, yani İran Takvimine göre yılbaşı! Yani Farsça “Yeni Gün”. Bilmeyenler için açıklayayım. Evet, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, Atatürk ilkelerine bağlıyım ve bundan mutluluk duyuyorum. Fakat 3-5 kuşak öncesine kadar İran soyadı taşıyan İran Azerisi bir aileye mensubum! Aynı zamanda küçük bünyemde, Bulgar Göçmenliği ve bizzat Anadolu kanı da taşıyorum! Asimile olmadım, hepsinin geleneklerini yaşatıyorum.
Gelelim Nevruza. Aile büyükleri İranlılar Mezarlığında yatacak kadar geleneklerimize bağlıyız. Fakat bugüne kadar hiç Nevruz kutlamak için, miting yapmadık. Nevruz, Perslerden miras bir gelenek olarak günümüze kadar geldi. Günümüzde dini bir törenden öte, tıpkı Miladi takvimde 31Aralık’a denk gelen yılbaşı gibi, şenlik tadında kutlanmaktadır. Hatta Nevruz kutlamaları, 21 Marttan önceki hafta başlar. Salıyı Çarşambaya bağlayan akşam “Ahir/Ahır Çarşamba” olarak adlandırılır ve yeni yılın bereketli olması için kuruyemiş/kuru meyve karıştırma geleneği gerçekleştirilir. Tuzlu yemişler (fındık, fıstık, leblebi, çekirdek vb.) ayrı, tatlı yemişler (kuru kayısı, dut, üzüm vb.) ayrı karıştırılır. Sonrasında afiyetle yenir. Son yıllarda çekirdek aile olarak sürdürsek de, hayattayken babaannemin evinde toplandığımız inanılmaz keyifli hatıralar olarak içimdeki yerini korur. Hatta aile büyükleri daha önce, fasulye, maydanoz ekerek, torunları ve çocukları için dilek dilerler. Ahir Çarşamba akşamı buluşulduğunda da, her toruna/çocuğa kendisi için özel filizlendirilmiş ekinleri verir.
21 Mart yani Nevruz sabahı uyandığımızda, hiç bi şey yemeden ağzımıza şeker ya da şekerli bir şey atarız. Bir inanışa göre, bütün yıl hiç böcek ısırmıyormuş böyle yapınca. =) Yeni yılın tatlı, şeker gibi geçmesine bir göndermedir aslında. Yine herkes içinden dilek diler, dua eder ve bu bi serenat eşliğinde yapılmaz. Yeni yıldan güzellikler dilenir sadece. Bir de kuşlar gibi kanat çırparak, bi tur atılır ev içinde. Ki en sevdiğim budur. =) Bilenler fark eder ki, Nevruzun Hıdrelleze benzer yanları vardır. Ayrıca Nevruz akşamları anneler güzel sofralar kurar, en azından bir İran yemeği yapılır, o da afiyetle yenir.
Kürtlerin Nevruzu, bir halk destanına (Demirci Kawa) dayanır. Bu efsane, 21 Martı, Kürtlerin zalim kraldan kurtuldukları gün olarak kabul etmektedir. Kawa, çekiciyle kralı öldürüp, halkı kurtarmıştır. Kürtlerin, aslında 31 Ağustosa denk gelen bu bayramı, İslami takvimin kabul edilmesiyle 21 Marta kaydırılmıştır.
Böyle genel ortamlarda siyaset konuşmaktan haz etmesem de;
Yine de dünden beri söylediğim gibi, bugün o miting alanlarını dolduran provokatörlerin, gözümde, 31 Aralık gecesi turist fordlayanlarda hiçbir farkı yok. Çünkü benim yılbaşımda, ülkemi ve beni fordlamaya kalkıyorsunuz! Hoş değil...
Kürtler, Türkiye Cumhuriyetinin başında bir kötü kral olduğu konusunda haklı olabilir. Fakat özgür bir ülkede yaşadıklarını da unutmamalıdırlar. Özgür olmasalar, bugün, bir İran bayramını sahiplenip, miting yapamazlardı.
Nevruzun ne olduğunu bilmeyenler, 2-3 çapulcunun, çarptırdığı bayramımıza artık sövmeyin lütfen.
Ve son olarak herkesin yeni yılı, yenibaharı kutlu olsun! Bu uzun yazım için beni affedin. Sağlıklı, huzurlu, aşklı ve mutlu günler…
Denk geldiniz mi siz bunu diyene hiç?
Bir dönem epey moda olmuştu. Genelde hikaye şöyledir;
Çoğunlukla Lise öğrencisi bir kız ve onun sevgilisi vardır.. Kız sorunludur, ailesiyle sürekli çatışan bir kızdır. Evden çıkıp gitmeler filan vardır mevzuda. İntihara hep meyillidir. Hatta çocuk bu...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
“Judgments” I took this last year, but in retrospect, I think it’s my strongest piece from high school.
Working on this project really made me examine my own opinions, preconceptions and prejudices about “slutty” women and women who choose to cover all of their skin alike. I used to assume that all women who wore Hijabs were being oppressed, slut-shame, and look down on and judge any woman who didn’t express her sexuality in a way that I found appropriate.
I’d like to think I’m more open now.
Bira ve Kitap Severlere Benden "B, Bira"
Nihayet okuduğum kitaplarla ilgili bir şeyler karalamaya vakit ve heves bulabildim. İlk yazacağım kitap ise, favori yazarım Tom Robbins'in "B, Bira"sı oldu. Çocuklar için yetişkin, yetişkinler için çocuk kitabı niteliği taşıyan bir kitap okumak isterseniz, üstelik bir de bira severseniz, bi göz atın derim. Bir de kitabı okuyacak olursanız, dolapta yeterli biranız olup olmadığına mutlaka dikkat edin. Ve eğer hayattaysa bazı bölümleri dedenize okutun, küçük bir çocuk gibi onu dinleyin.
İşte TheMagger'daki son yazım, işte Tom Robbins'ten "B, Bira"
Sağlığınıza!
Az kalsın tam da böyle olacakmış.. Az kalmış.. Şarkıdaki gibi.. Öyle olsaymış bu yazıyı okuyamayacakmışsınız. Kim bilir?
O yoldan hayatında ilk kez geçerken çarpışıp kitaplarını düşürünce başlarmış bazı ilişkiler. Ya da daha önce hiç gitmediği markette aynı anda raftaki son kutu Corn Flakes’e uzanırken gülerlermiş, utanarak. Bazıları varlığını bilmediği bir akrabasının evinde karşılaşırmış, ömür boyu mutlu yaşamadan önce. Kimileri arkadaşının kardeşinin kankasının kuzeniymiş. Ya da tek başına gittiği sinemada, gayri ihtiyari elini yanındakinin mısır kovasına daldırdığında başlarmış her şey. Hayır hayır! İnanın bana, fazla film izlemiyorum. Ama eğer birer film olsaydılar, kesinlikle anlatacağım hikayeden düşük bütçeli olurlardı. Ve eğer istatistiğe vurulsaydı, tüm bu ihtimaller, anlatacağım ihtimalden kat kat fazla çıkardı.
Bu iki küçük çocuk, senelerce aynı yollardan geçmiş, aynı sahilde koşmuşlar. Aynı otobüslere binip, aynı barlara gidip, aynı dolmuşlarla dönmüşler. Aynı masanın iki ucunda oturup, yolda görünce konuşacak kadar koyultamamışlar sohbeti. Aynı havuza girip, yan yana şezlonglara yatmışlar. Aynı sinemalarda aynı filmlere gitmişler. Aynı dönemde hayatlarında olan insanlar bile aynı yerlerde oturuyormuş. Buluştukları yerler de, el ele yürüdükleri yollar da, anlattıkları insanlar da aynıymış. Kulaklıklarında aynı şarkı çalarken ve o grubun İstanbul’a gelmesinin hayalini kurarken, yan yana geçip, farklı araçlara binip aynı yöne gitmişler.
Tanrı acımış bir gün hallerine! Nasıl iyi yapmış bir bilseniz. Saymaya pek de gerek olmayan sahte alışkanlıkların getirdiği kaybetmişlik ve ümitsizliklerine. Yok yere harcadıkları yıllarına.. Harcadıkları insanlara.. Ve şarkının içinde bulabileceğiniz, daha fazla “az kalsın” olacaklara! İkisi de ucuz atlatmış mutsuz bi hayatı.. Kim bilir, belki hakikaten filmin bütçesinden yaka silkmişti Tanrı?
Yaşanması gereken her şey yaşanmış, tanınması gereken herkes tanınmıştı. Gerçek aidiyet için zemin hazırdı. Bu kez küçük bir rakı masası da, kalabalık bir parti evi de engel olamayacaktı muhabbetin koyulaşmasına! Artık “az kalsın”lara gerek kalmamıştı. Ve Tanrı onları, gelmesini diledikleri o grubun İstanbul konserine sarmaş dolaş yollayacak kadar şanlı yaratmıştı..
İmzanızı Atın, Özgürlüklerinize Sahip Çıkın!
"Turkcell, cep telefonundan atılacak “EVET” yazan bir SMS’i sağlıklı bir irade beyanı kabul etmektedir. Oysa bugün hattınızın tarifesini değiştirmek için bile iletişim merkezine gitmeniz gerekmektedir. O mesajın, baskı ya da şiddet altında atılmadığından nasıl emin olunabilir? Zaten uygulama küçük çocuğunu, hasta yakınını ihtiyaç nedeniyle takip etmek isteyen bir insanın kullanımına süreklilik sağlamayacak şekilde 1, 6, 12 ve 24 saatlik seçeneklerle takibe olanak tanımakta, her periyod sonunda yenilenmesi gerekmektedir. Bu yalnızca, art niyetli durumlarda kullanıma yol açacak bir uygulamadır. İnsan hayatının, insan özgürlüklerinin bu kadar basitleştirilmesine suskun kalınmamalıdır!"
Özetiyle ve üyesi olmaktan mutluluk duyduğum ekibin kararıyla bir imza kampanyası başlattık. Şimdi siz duyarlı okuyucular ne mi yapabilirsiniz? Bu linke tıklayıp imza atabilirsiniz. Detayları okuyup aklınıza takılan bir şey olursa sorabilirsiniz. Fikirleriniz varsa paylaşabilirsiniz.
Ayrıca bana ilk dakikadan itibaren destek veren iş arkadaşlarıma, ekip arkadaşlarıma, sosyal medyada paylaşan, dikkat çeken ve imza veren, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm arkadaşlarıma çok teşekkürler. Özgürlüklerimizin ve haklarımızın kıymetini bildiğimiz, güzel günler dinlerim.. =)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Turn Up the Night DJ Shadow!
İşten çıkıp gelmiş ve yarın işe gidecek olmasına rağmen, deliler gibi dans eden bir grup… Yaramaz bir çocuk tavrıyla sahnede devleşen bir DJ… Gecenin sonunda imzalatılmış şapkalar, CD’ler, plaklar… Ve mekandan ayrılırken herkesin yüzünde kocaman bir gülümseme… Kısaca 08 Kasım DJ Shadow Garajistanbul Konseri!
Yorgun ve aç bi halde koşa koşa Taksim'e gittim. Bu şartlar altında heyecanımı pek hissedemiyordum açıkçası, oysa bi gece önce heyecandan dönüp duruyordum yatakta. Bora'yla Yemek Kulübü'nde buluşup, sevdiğim yemeklerden birini yedikten sonra, Nevizade'ye doğru yürüdük. Malum Fenerbahçe'nin de maçı vardı o gece. Güzel haber ise, konser saatine kadar, maçın ilk yarısını seyredebilecek olmamızdı. İlk yarıda önce Kuyt, sonra Sow yüzümüzü güldürdü. Maçı 2-0 olunca içim rahat, kendimi konsere verdim. Neler mi oldu konserde? İşte ikinci yazımla The Magger'da... İyi okumalar. =)
Yazımı okumak için buraya tık: Turn Up The Night Dj Shadow
Bora'nın yazısı için buraya tık: Music level hard core : DJ Shadow - All Basses Covered
Tim Burton Nostaljisi: Frankenweenie
İnsan geveze olunca konuştukları yetmiyor. Bloga yazdıkları da yetmemeye başlayınca haliyle başka yerlerde de yazıyor. Talker, Blogger derken bi olmadığım Magger kalmıştı onu da oldum! =) Geçenlere kısaca bahsettiğim Frankenweenie'yi detaylıca oturup yazdım! Vakit ayırıp okursanız da çok sevinirim... Olur da bi de fikirlerinizi paylaşırsanız prenses olurum. Takipte kalın! =) Muah!
İhtiyaç sahibi biri için elinde temiz yada kullanılmamış
"B1- Gateway Webcode Editon /Workbook"
"B1- Grammer Destination"
kitabı olan var mı?! Benime iletişim kursun lütfen..
Uçmak gibi... Ama yere daha yakın.
Esmek gibi... Ama rüzgara biraz muhalif.
Koşmak gibi... Ama azcık daha gürültülü.
...
Aşık olmak gibi... Ama çok daha güvenli.
Sevişmek gibi... Ama gözler önünde, utanmadan.
Yan yana gelince her şeyi yapabilecek gücü yaratan, o üç kelimeyle başlar bu hikaye. "Kayıtsız şartsız güvenmek" Sonra mı? Sonrası uzun uzun yollar…
İlk denememizdi. Evimizden çok uzak, sıcak bir deniz kıyısı, yorgun günün tatlı gecesiydi. Heyecanlıydım! Korkmuyordum! Daha önce pek çok kez yapmıştım. Ama sen başkaydın… Kollarımı beline doladım. Başımla işaret verdim. Ellerini hafifçe sıktın. Ve olmuştu işte. Rüzgarı yarıp geçiyorduk. Denizin üstünde ışıklar vardı. Sahibimiz olmasına izin verdiğimiz iki tekerlek, egemenliği eline geçirmene izin veriyordu çaresizce. Fethiye’yi okşuyordu tekerleklerimiz. Kalp atışlarım sırtındaydı, kasıklarım kalçalarında. Mutluyduk!
Bir zaman sonra o günden, minik kaçamaklar yaptık. Kıymetini anlatsam, anlayabilirler mi? Hayatımı, hayatının içine sardın o kaçamaklarda. Pamuklar içinde korumaktan öteydi bu. Kutsaldı. Ölümü yok sayıştı.
Ve artık her şey hazırdı işte. Kaçamaklar yetmez olmuştu. Tüm dünyaya duyurmalıydı, tek vücut olduğumuzda, geçtiğimiz sokaklara yayılan o hırçın sesi. Sesin gibi…
Vapurlarla, gemilerle yarıştık. İnanmazsınız ne arabaları solladık! Uçakların altından, trenlerin üstünden geçtik. Geçmişe gittik, geleceği gördük ve hepsini şimdi hissettik. Kıskananlardan kaçtık. Yaşlılardan, gençlerden, hep içinde kalanlardan… Saçlarımın ucu uçuşuyordu kaskın arkasından. Kokun vuruyordu yüzüme, kapatamıyordum vizörü. Ellerin okşuyordu bazen, göbeğini sarmalamış ellerimi. Daha sıkı sarılıyordum. Bazen önümüzde uzanan yola bakıyordum muzurca. Genellikle yanımıza gelip bizi saniyeler sonra terk eden sahnelerdeydi gözlerim. Her kareyi aklıma kazımalıydım. Kazıdım. Ayrıca kıskanan amca ve teyzeleri de kaydetmeliydim. İnince sana afişe edecektim sonuçta.
Derler ya bir bütün olmak. Büyük laf, yaşanan küçük anlara yüklenen… Yollara, uzun zamanlara söylenmesi gerekir oysa ki. Kasislerden geçerken aynı anda yükselip vuruyorsa kalçalarınız seleye mesela. Mesela o an algıladığınız her şey aynıysa. Ki buna mecbursunuz! Arkadaşına mesaj yazamaz, annenle konuşamaz, makyaj tazeleyemez, O’nunla orda olmaktan başka şey düşünemezsin. Aidiyetin vücut bulması! Vücutların bir bütün olması…
En gerçek yeridir motor selesi aşkın. İki kişilik bir dünya varsa şayet (hayallerimdeki gibi), işte buradadır. Romantizmin doruklarıdır. Şehvetin, sınırını yok ettiği yerdir. Güvenin, en masumudur. Deliliğin, en gerçek olduğu zamandır. Motor tutku, spor, risk, eğlence, yaşam tarzı, şeytan icadı değildir. Motor, aşkın en güzel, en romantik, en şehvetli, en deli, en gerçek halidir. İki tekerlek, aşkın evidir!
- Yalnızlığa alışmış bir insanı sevmek zordur.
+ Neden?
- Çünkü tek yaşadığı hayatına girmek istiyorsun. O hayatı paylaşmak onunla bütün olmak istiyorsun. Ve o buna hazır değil.
+ Ama eğer o da severse?
- Yalnızlığa alışmış biri eğer seni seviyorsa onu kaybetme. Çünkü seni bir daha öyle seveni bulamazsın.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bir Şeyler Yapalım Mı?
Yazık! Yine! Yine Allah kahretsin! O, bu zengin olsun diye, millet reklamını yapsın, telefon firmaları azcık yemlensin diye yine kadınlar üzerinden ticaret... Küçükçekmece Kadın Sığınma Evi için kullanılmış temiz eşya arayışına duyarsız kalan siz saflar, yolladığınız mesajla 5tl verdiğinizi düşünüyorsunuz. (http://www.siddetekarsiyuzbinsms.com/ )Ne kadarı ulaşıyor ki o kadınların yararına?! Dahası, istedikleri bu mu acaba?
Hepiniz fazla kültürlü, fazla bilgili kişilersiniz ya... Aranızda ne kariyerler yapmış olanlar var değil mi, burnundan kıl aldırmayanlar?! Kaçınız Mor Çatının yolunu biliyor? Kaçınız bir kadının elinden tuttu? Hiç! Sokak ortasında yok yere tokat yiyen bir genç kıza gördüğünüzde bile "hooop!" diyecek yürek yok hiç birinizde! Şimdi gidin o rahat koltuklarınızdan tweetlerle kurtardığınız hayatlar gibi attığınız smslerle de karısını, sevgilisini, metresini döven herifleri besleyin! Durmayın! Lanet olsun bu ülkeye…
Yine de bir takım şeyler yapmak isterseniz…
Vicdanınızla yapabilecekleriniz için:
http://www.morcati.org.tr/tr/sayfa/17/Neler-Yapabilirim.html
Güncel İhtiyaçları:
-Çamaşır - Bulaşık Makinası -Yağ -Şeker -Salça -El Kremi
-Yüzey Temizleyici -Çamaşır Suyu -Dış Fırçası ve Macunu - Pijama
- Çarşaf /Yatak Koruyucu Kılıf -İç Çamaşırı - Çocuk Bezi (3-4 Beden)
-Akbil (Yol Parası) -Islak - Kuru Mendil -Tuvalet Kağıdı -Çorap
İlle alışveriş yapacaksanız, otruduğunuz yerdense elinizden gelen:
http://www.morcati.org.tr/tr/kitap/10/Mor-Cati-tisortleri-satista.html
Gidip konuşup görüp öğrenmek için:
http://www.morcati.org.tr/tr/sayfa/25/Iletisim.html
Bir araya gelip gidelim konuşalım, üç beş bişey fazla alalım derseniz ben de burdayım:
Çeşitli il ve ilçelerin kadın dayanışma (ve diğer bazı önemli) merkezleri:
http://www.sefkatder.org/telefon.html
Belki de en başından beri gitmeye ihtiyacım vardı. Hep en uzağa, hep herkesten uzağa… En başında sevmek yasaklanmalıydı bana! Belki… Belli ki..
Bugüne kadar sana ne iyiliğim dokunduğunu düşünürken buluyordum kendimi, mutsuzluğuna çarptıkça. Durdum! Kendime ne iyiliğim olmuştu ki bunca yıldır? Senelerimi, bi kaç günümü, sadece bir gecemi, aylarımı harcayan saçma adamlara? Hiç biri koymamıştı böyle. Hiç bi şeye ihtiyacım yoktu senin iki avucunun arasında başımı hissetmekten başka.
Küçüğüm. Kolunun altında kayboluyorum. Boynuna sarılabilmek için parmaklarımın ucunda kalkıyorum. Küçük, kalın bi kafam var! Durmuyor… Uyurken bile üzüyor beni. Her filmde, her şarkıda, her kelime hatta harfte seni buluyor, bensiz. Yoruluyorum. Yorgunum. Kırgınlıklarım ağır geliyor. Kendi yasımı tutuyorum. Hayallerimin yasını tutuyorum. Hayır, gitmedin… Hayır, hala seni çok seviyorum! Hayır, yaralarım kapanmıyor. Dediğin gibi, belki de Aralık her şey… Ölümlere dokundum, gitmelere alıştım, aldatılmaları kanıksadım. Acımadı hiç böyle. Hiç böyle çaresiz kalmadım. Hiç böyle yaşamamış hissetmedim bugüne kadar. Hiç böyle, sevildiğime inanmadığım için utanmadım kendimden… Hiç böyle içimi çeke çeke ağlamadım!
Yapacak pek çok şeyim var. Belki de bunlara rağmen çok kısa bir ömrüm. Seninle ömrümün sonuna kadar yapmak istediğim milyarlarca şey var, yanımda olacağını bilemeden fütursuzca kurduğum. Kelimelerime bile sığdıramadığım bi sevgim var artık. Kalbim yorgun. Ne yanlış, ne sorun, anlamayan bi aklım var. Beklentilerimi sikip attım! Ben sana hiç, yapabileceğim hataları yapmadım! Belki başka pek çok hata yaptım. Ama inan yapabileceklerim geri dönüşü olmaz hatalar olurdu, kendimi iyi kötü tanırım…
Hasta yatağımdan kalkıp bunları neden yazdım? Bilmiyorum. Artık, bilgisiz, inançsız, kanunsuz, silahsız bir insanım. Ve çok zaman önce yapmam gereken bir şeyi yapıyorum şimdi. Yapmama gerek var mı bilmiyorum. Gidiyorum!
Ben artık okumuyorum. Artık yazmıyorum. Artık kurcalamıyorum. Bildiklerim mutlu etmedi, ben hiç bi şey bilmediğim zamanları özlüyorum! Bilmeyi inkar ediyorum! En azından daha fazlasını bilmeyi reddediyorum. Kırılıyorum. Elim gidiyor. Daha fazla inciniyorum. Küçüğüm. Dayanamıyorum… Ben aklımın bir sonraki emrine kadar, şimdilik susuyorum…
Mutlu kalın! Değilseniz olun… Kendimi toparlayana kadar, eski yazılarımı okuyun.
Ç.