
pixel skylines
Monterey Bay Aquarium
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
NASA
🪼


Kaledo Art
trying on a metaphor

Love Begins

tumblr dot com

JBB: An Artblog!

oozey mess

JVL
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

Claire Keane
Alisa U Zemlji Chuda

seen from United States
seen from Sweden

seen from Brazil
seen from Malaysia

seen from Saudi Arabia
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Colombia
seen from Brazil

seen from Argentina
seen from India
@antiparantez

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
K.
Her sabah bir baska Joseph K.'nin resimleri var gazetelerde. Satonun bulundugu tepenin eteklerindeki küçük köyde yasiyoruz, iktidarin asil sahipleri asla gözükmüyor, her sabah kapimizin altindan bir suçlunun resmi atiliyor ve onlarin suçlu olduguna, suçlu olduklari söylendigi için inaniyoruz. Evlerimizden suçluyu parçalamak için çikiyoruz, birbirimize 'Suçluymus' diyoruz, suçlunun öldürülmesini istiyoruz, efendilerimize suçlunun öldürülmesi için yalvariyoruz.
Kafka'nin yazdigi romanlari okur gibi yasiyoruz. Kafka`nin roman kahramani Joseph K. bir sabah uyandiginda evine gelen iki adam onun 'suçlandigini' söyler ama neyle suçlandigini söylemez. Joseph K.'nin suçlulugu iki adamin onun 'suçlu' oldugunu söylemesiyle baslar. K.'nin neyle suçlandigi belli değildir ama daha da önemlisi onu kimin suçladigi da belli degildir.
Bir zamanlar Avrupa'nin bütün simyacilarinin onlara ayrılmış bir mahalledeki birbirine yapışmış basik evlerde kükürt dumanları arasında bakırdan altın yapmaya çalıştığı, çağlar boyu her kösesinde bir başka efsanenin anlatildigi, cinayet hikâyeleriyle, öldürülmüs kadinlarla, basi kesilmis tüccarlarla, hortlaklarla dolu bir geçmise sahiplik eden dar sokaklarla, sivri kuleli evlerle örülmüs, kislari gri bir gökyüzüyle kapli, Ortaçag simyacilarinin kükürt kokularini hisseden bir sehirde, Çek bir babayla Alman Yahudisi bir anneden dogan Kafka, ne tam bir Çek, ne tam bir Alman, ne de tam bir Yahudi olarak, bütün hayati, dogdugu sehir gibi karmakarisik dar sokaklarla ve çikmazlarla dolu görerek yasadi. Kafka da, hemen hemen bütün yazarlar gibi, inanilmaz bir vicdan azabi çekiyordu, günlükleri, `korkunç basagrilari` ve `yeteri kadar yazamamanin` acilariyla doludur; hiçbir yazarin günlügünde bu kadar çok `basagrisi`ndan yakinildigini, `Yazmak için isten izin aldim ama üç günü yine yazamadan geçirdim` türünden sikayetlerin bunca sik tekrarlandigini okumadigimi söyleyebilirim. Dagilmaya hazirlanan bir imparatorlugun neredeyse hiç kimsenin sahip olmadigi bir sehrinde, bunaltici bir bürokrasinin çarklari arasinda bir memur olarak yasamak zorunda kalan, kadinlarla iliskilerini tam düzenleyemeyen, genelevin önünden `sevgilinin evinin önünden` geçer gibi geçen, çok genç yasta verem olan bir yazarin bize biraktigi romanlar, bugün Kafka`nin yasadigi yerlerden çok uzakta, o kültüre çok yabanci bir kültürde yasayan bizlerin hayatlarini anlatiyor. Kafka iki büyük romaninda, Sato ile Dava`da kahramanina ayni adi vermisti: Joseph K. Soyadi bile olmayan bir adam. Soyadi hemen silinecek gibi gözüken tek harfe indirilmis bir adam. Bu tek harfli insanin maceralarinin anlatildigi romanlari birer karabasana çeviren, bence, bu romanlarda gizli iktidarin sahiplerinin asla görülmemesi, onlara asla ulasilamamasiydi. Sato romaninda, bütün köyün efendisi olan kisilerin oturdugu satoya ulasmak, o insanlari görmek mümkün degildir, yalnizca onlari temsilen köyde dolasip herkesi gözetleyen iki adam vardir. Dava`da ise, K.`yi suçlayan asil otorite hiç gözükmez, burada da o otorite adina suçlulugu ilan eden iki kisi görülür. Otoritenin ve gücün kaynagi görünmezligindedir. Iktidarin gerçek sahipleri her türlü insani iliskinin, elestirinin, suçlanmanin disindadir; onlar istedikleri zaman adamlariyla size ulasabilir, sizi asagilayabilir, sizi suçlayabilir, sizi tutuklatabilir, hatta Dava romaninin sonunda oldugu gibi sizi öldürtebilir ama, siz onlara ulasamazsiniz. Iktidarin en korkunç biçimi görünmeyen insanlarin elinde olanidir. Onlar sizi görür, siz onlari göremezsiniz. Onlar hakkinda fikir yürütmeniz, onlara direnmeniz, baskaldirmaniz mümkün degildir. Aynen bizim hayatimizda oldugu gibi, asil efendiler derinlere saklidir, ortada gözükenler onlarin temsilcileri, usaklari, emirberleri, cellatlaridir. Hayatimizi keskin bir inançla korkunç bir süpheciligin üzerine kurmamizdir bu karabasani vareden sir; satodakilerin kudretine, söylediklerinin dogruluguna körü körüne inanir, kendimizden ve satonun disindaki herkesten dehsetle kuskulaniriz. Suçlular görünmeyen iktidar sahipleri tarafindan suçlandiklari için suçludur; suçlu olmak için suçlanmak yeter. Birisi suçlandiginda onun suçluluguna hep birlikte inaniriz, hatta suçlanan bile, hiçbir suçu olmadigini düsünse de sonunda kendinden kuskuya düser, agir agir kendi suçluluguna inanir, sonunda bu karabasandan kurtulmak için kendi ölümüne yürür; görünmeyen bir iktidarin tutsakligini kabul edenler için yok olmak belki de tek kurtulus yoludur. Iktidarin ortada dolasan adamlari satodakilerin kudretini ve bizim korkumuzu besleyerek büyütür. Bizi yok eden satonun gücü degildir; bizi yok eden kendi güçsüzlügümüzdür. Hayatimizin üzerine kapanan baskiyi öylesine korkunç kilan, bir karabasana çeviren, bütün kurtulus yollarini kapatan, bizi çaresiz birakan bizim o baskinin bir parçasi olmakta gösterdigimiz ölümcül basegistir. Biri suçlandiginda digerlerinin onun suçlu olduguna hemen inanmasidir. Hatta, kendilerine bir suçlu gösterilmesini istekle beklemeleridir. Biri suçlandiginda bütün dostlari, tanidiklari, hatta Dava romaninda oldugu gibi akrabalari hemen suçlayanlarin yaninda yer alir, bu suçlamadan kendilerine bir zarar gelip gelmeyecegini hesap ederler. Suçlanan terkedilir. Kimse korumaz onu. Kimse sahip çikmaz. Esas suçlularin satodakiler olabilecegini aklimiza bile getirmeyiz. Soyadlarimiz hemen silinebilecek bir tek harfe indirgenmistir. Herhangi bir sabah bizim de kapimiz çalinabilir, neyle suçlandigimiz söylenmeden biz de suçlanabiliriz ve biz, bizi suçlayanlara yaranmaya, yok olurken bile onlara kendimizi begendirmeye ugrasiriz. Bir suçlu bulunduguna, suçluyu saptama hakkinin da yalnizca iktidarin görünmeyen sahiplerine ait olduguna olan inancimizdir bizi güçsüz kilan. Her sabah yeni bir suçluyla uyaniyoruz. Her sabah bir baska Joseph K.`nin resimleri var gazetelerde. Satonun bulundugu tepenin eteklerindeki küçük köyde yasiyoruz, iktidarin asil sahipleri asla gözükmüyor, her sabah kapimizin altindan bir suçlunun resmi atiliyor ve onlarin suçlu olduguna, suçlu olduklari söylendigi için inaniyoruz. Evlerimizden suçluyu parçalamak için çikiyoruz, birbirimize `Suçluymus` diyoruz, suçlunun öldürülmesini istiyoruz, efendilerimize suçlunun öldürülmesi için yalvariyoruz. Çünkü, suçlular suçlandiklari için suçludur. Çünkü biz kaybolmakta olan bir memleketin sahipsiz sehirlerinde eski simyacilarin kükürt kokularini içimize çekerek yasiyor, görünmeyen efendilerin karanlik gücüne boyun egiyoruz. Çünkü biz Joseph K.`yiz. Soyadlarimiz artik tek bir harf. Silinmeye hazir bekliyor.
Ahmet Altan
Güzellik
Aşk, bir insana bu kadar mı yakışır!..
Aşkın ha(ya)lleri
Yaşadığım aşkların en güzeli, bir tren yolculuğu hayal etmekti..
Taş-öğretmen
"aradan geçen yıllar" bazı yanlışları gösterirken gözüne gözüne sokar insanın. pedagojik formasyonu eksik eski zaman müsveddesi!..

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
birşey olmak
"birşey olabilmek"ten ne anlıyor bu insanlar?.. "birşey olmak" demek ille de "zengin olmak" yada "şöhret olmak" demek midir? eğer öyleyse ben hiç birşey olamadım bu güne kadar.
ama...
...kaç kere "aşık oldum" haberiniz var mı sizin?...
karanlık
ey gece!... şimdi sen gözlerimizdeki ışığı siyaha mı boyadın?...
Ayaz
evet hava soğuktu üstelik ayazdı... mekanı hatırlamıyorum galiba akşamüstünün oralarda bir yerdi. ceketimi ilikledim, yakasını kaldırdım, elimin biri cebinde diğeriyle aklımı karıştırıyorum... kendime iyice sokulmuşum... zamanı hatırlamıyorum ama -sanırım- süleymaniye'den haliç'e inen bozuk, eski üstelik dar bir sokak vaktiydi.
en fenası adımı da hatırlamıyorum lakin o bendim. yürüyüşümden tanırım kendimi; hafif sola aksayan, bir yere yetişecekmiş gibi hızlı hızlı adımlar atan söz gelimi, son otobüse. bendim işte o. adımı hatırlamıyorum ama durup sorabilirim kendime.
balat'a kadar koştum peşimden ve caddeye inen sokağın başında dönüp ardıma baktım.
bıraksam ya peşimi, dedim gözlerimin içine bakarak.
bıraksam ya artık!.. bak tam kırk yıl oldu.
adımın ne önemi var ben deniz kenarına inmek istiyorum. belki boynuma bir taş bağlayıp kendimi denize atacağım. belki o kadar da gitmeden bir arabanın altında kalacağım.
bıraksam ya peşimi...
kışın o soğuk mavi renginden son bir nefes alayım.
bırak-
-ma
-sam mı
kendimi kendime?..
ben bensiz naparım?...
beni, dedim yani beni...
en çok ben anlarım.
hadi inat etme, bir açık kahve bulup da ruhumu ısıtalım. yoksa üşüteceğim. hem bak hava ayaz. üstelik etrafta kimsecikler yok, benden ve ben-den başka...
05'ten 06 aralık, yeryüzü.
hicret
"...
bir de kız sevmeye başlamıştı
karşı apartmanda
böyle olduğu halde
bu şehri bırakıp
başka şehre gitti
..."
(orhan veli)
merhamet -değil-
yerinde olsam ateş etmezdim... zaten ölmüş birine...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
O Palyaço...
bilirsiniz işte...
adamın biri psikiyatriste gider, mutsuz olduğunu ve hayattan hiç keyif almadığın söyler. psikiyatrist de ona "şehre gelen sirkte bi palyaço varmış, herkesi güldürüyormuş, ona git" diye tavsiyede bulunur. bunun üzerine adam cevap verir:
"o palyaço benim!"
bu traji-komik olayı herkes fıkradaki kadarıyla bilir. oysa bunun önü-ardı vardır mutlaka. palyaço doktoru nerden bulmuş? dr. palyaçonun cevabını duyunca ne yapmış? dr. daha önce palyaçoyu hiç izlemiş mi? Sirkin sahibi bu olayın neresinde?..
bi ara twitter hesabımda elden geldiğince bu olayı aydınlatmaya çalışmıştım.işte artakalan...
...
SİRKİN PATRONU: neyin var?
PALYAÇO: moralim bozuk, mutsuzum
PATRON: şehirde bi psikaytr varmış ona git
PALYAÇO: ya bırak o da şimdi, şehre palyaço gelmiş ona git, diyecek
***
SEKRETER: efendim telefonda bir adam randevu istiyor, sirkte palyaço imiş
DOKTOR: telefonumu nerden bulmuş?
SEKRETER: kendisini izlemeye gönderdiğiniz bir hastanızdan almış
***
PALYAÇO: ...o palyaço benim doktor!
DOKTOR: sahi mi, ya cumartesi akşam için bize ön taraflardan 2 bilet ayarlasana
***
Aynı Anda:
DOKTORUN MUAYENEHANE CAMINDAKİ YAZI: "şehre gelen palyaçoyu izlemeye gittim, döncem..." Psikaytrist
SİRK ÇADIRINA İĞNELENMİŞ YAZI "psikiyatriste gittim, dönünce güldürcem.." Palyaço
***
PALYAÇO: mutsuzum
DOKTOR: şehre gelen sirkte herkesi güldüren bir palyaço varmış...
PALYAÇO: eee...
DOKTOR: eee'si atlardan hoşlanıyorsan atlar da varmış
PALYAÇO: doktor sadede gelsek...
***
DOKTOR: günde 2 doz cipralex
PALYAÇO: nası yani, sirkteki komik palyaçoyu önermiyecek misiniz?
DOKTOR: ne palyaçosu kardeşim, ilaç firması 100 kutu için lcd televizyon sözü verdi.
***
TIP ÖĞRENCİLERİ: psikiyatrist olmak isteyen gençlere ne önerirsiniz?
DOKTOR: şehre yeni gelen sirkte çok komik bi palyanço varmış ona gitsinler
***
PALYAÇO: böyle açık havada yemekli bi ortamda konuşmak bana çok iyi geldi doktor.
DOKTOR: öyle mi! hesabı öde de gidelim o halde zira seans doldu
***
PALYAÇO: ...o palyaço benim doktor!
DOKTOR: hadi leyn senden önce giden hasta da aynı şeyi söyledi, kaç tane palyaço var lan sizin sirkte?!
***
ve psikiyatristle palyaço seansın sonunda mekandan birlikte çıkıp cadde boyunca hiç konuşmadan yürümüşler..
***
DOKTOR: şehre gelen sirkte herkesi güldüren bir palyaço varmış, ona gidin bence
SİRKİN PATRONU: dün, bu sirk benim sayemde ayakta, deyip zam isteyince kovdum terbiyesizi
***
Düşün-ce
Sen aklıma düşünce, yıldızın da -yıldızlar da- düşüyor ardından. dar, tozlu-topraklı, yokuş yukarı bir patikadan bir labirente… aydınlığın göz görür halinden, karanlığın el yordamına… yüreğini yakan, içini acıtan biraz hayal süslü biraz gerçeküstü ama seni mutlu eden düşlerden –düşüncelerden- koyu bir karabasan dünyasına… varlığın sevinciden, yokluğun boşluğuna… insansı emarelerden geriye sadece toprak kalıyor. Sen, düşün-ce! beni ne hallere düşürdüğünün farkında mısın?... 20/03/2010
Bi anlatabilsem...
Benim görüş alanım açık ve alabildiğine geniş olmalı… Ben düşünürken, yazarken, konuşurken mutlaka sonsuzluğa bakmalıyım. Ya uçsuz bucaksız masmavi bir gökyüzü olmalı ya incecik ufuk çizgisine bağlanan bir deniz yada.. Yada, bakarken –her defasında- boğulacağımdan korktuğum o kızın derin mi derin gözleri. Gördüğüm o sonsuz, o en uç nokta ile “ben” arasında söylenecek, yazılacak o kadar çok şey var ki! 02/04/2010
Söz Uçar...
Kimselere verilmiş bir sözüm yok! En çok bu huyumu seviyorum. Mesela, sabah oldu mu yatıyorum, akşam oldu mu kalkıyorum. Kimin umurunda, yarına verilmiş bir sözüm yok ki! Gecenin bir vakti türkü söylüyorum kendime –yalnızca kendim’e- Kimselere derilmiş bir türküm de yok!
Geçip televizyonun karşısına bir filme takılıyorum. Filmin en komik yerinde başlıyorum ağlamaya. En acıklı yerinde kıs kıs gülüyorum. Hayır, deli değilim elbette, sadece filmle dalgamı geçiyorum. Ben hiçbir acıklı filme ağlama sözü vermedim, hiçbir komedi de "güleceğim" demedim.
Kimselere verilmiş bir sözüm yok, anneme bile! Ne zamandır terk etti, evinin balkonunda beni bekleme nöbetlerini. Gelirsem, bir tas çorbanın yerini de biliyorum, annemin şefkat dolu yüreğinide. Ben geldim, diyorum. Bu ona yetiyor. Geleceğini söyleseydin sana un helvası yapardım, diyor. Geleceğimi bilseydim, hiç sana söylemez miydim!
Uzun yada kısa yolculuklara çıkıyorum bazen. Bir yerlere varınca karar veriyorum oraya gideceğime. Arabayı park ediyorum yahut otobüsten iniyorum. Bakıyorum ki, onca karşılayıcı arasında benim için gelmiş bir tek insan evladı bile yok. Niye olsun ki, oraya geldiğimi ben bile son anda öğreniyorum. Ama her yolculuk gurbetlerarası bir yolda geçiyor, her yolculuk ille de bir hasreti düşürüyor insanın yüreğine, her yolculuk… her yolculuk sinsi bir intihar denemesi işte… bunları biliyorum. Belki de en çok bu yüzden gidip geliyorum ruhumun derinlikleriyle masmavi bir gökyüzü arasında. Kimselere verilmiş bir uçurum kenarı sözü’m olmasa bile…
Aklıma geldiği gibi yaşamak; bazen nefes almayı sıfırdan öğrenmek, bir kuşun uçuşunu izlerken heyecan duymak, bir gök gürültüsüne ondan daha yüksek sesle kızıp bağırmak, kendi doğrularımı görüp öfkeden deliye dönmek. Ve sonra, her insanın bir kusuru olur, deyip affetmek, eskiden verilmiş sözlerimi.
Evet, kimselere verilmiş bir sözüm yok benim. Sana bile !...
05/08/2010
Boşluk
bütün soruların bir cevabı vardır elbet yada bütün gitmelerin bir yolu. ama... ama boşluk'ta durmadan sallanır insan. ne yapacağını ne yöne gideceğini bilemez. hiçbir soruya verecek bir cevabı yoktur. çünkü sorular anlamını yitirmiştir. hiçbir planın programın düşüncenin geçerliliği yoktur. hatta boşluk'taki insan yaşamla ölümü bile birbirinden ayırt edemez. sallanmak bile kendi tercihi olmasa gerek...
yaşam bir boşluk mudur? yaptıklarımızın yaşadıklarımızın ne kadarı anlamlıdır? ne kadarını biz planlamışızdır? ne kadarına cevap verebiliriz içimizden ve dışımızdan geçen soruların? yaşamakla boşlukta sallanmak arasında ne fark vardır?
sen yine de yüreğini ferah tut. avunacak şey mi kalmadı koskoca dünyada. mesela rüzgar... şu bahar aylarında yüzüne ılık ılık vurdukça keyfini çıkar ve daha hızlı sallan.
ve şükret. ya gidecek bir yönün, yanıbaşından gelip geçen sorulara verecek bir cevabın olsaydı?!...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bu Senin Hikayen
Güzel bir pazar sabahına uyanıyorsun. Tatlı tebessümlerle oturuyorsun kahvaltıya. Öyle ya, son günlerde oldukça keyiflisin. Senin için, “yeniden döndü aramıza” diyorlar. Kafanda seni heyecanlandıran iş projeleri… başka aynalara yansıyan tatlı tebessümün… kahvaltıda çay-gazete muhabbeti. Ardından bir kahve… kahvenin yanına lokum niyetine bir kitap seçiyorsun, dağınık kitaplığından. Ne zamandır aradığın bir kitap, bir anda geliveriyor eline. Kitabın kapağını açıyorsun, nisan 02, diye not düşmüşsün. Başlamış ama bitirmemişsin. Başlayıp bitirmediğin başka kitaplar gibi. Kitapta kaldığın yere bir alışveriş fişi koymuşsun, ayraç olarak. Hep böyle yaparsın zaten, sana o anı hatırlatacak bir fişi yahut o dönem taşıdığın kartvizitini en çok da bir otobüs biletini koyarsın ayraç niyetine. yüzünde çocuksu bir gülümseme, fişi inceliyorsun. 7 nisan 2002, bakırköyde bir cafe… arkasında bir not… sana anımsattığı şeyler keyfini kaçırmaya yetiyor. Belki de bir daha yüzüne hiç değmeyecek bir çift göz geliyor gözünün önüne. Ve geçen zamanın iki ayrı istikamete giden iki ayrı(tılmış) insanı birbirlerinden ne kadar uzaklaştırmış olabileceğini düşünüyorsun. Kahveden acı bir yudum alırken gözün hala fişin arkasına yazdığın notta; “son kahve!”
Zafer Yahut Hiç
Makedonya kralı İskender, Dara'yı yendikten sonra doğuda ilerlemektedir.
Dara'nın hızı Rukzan hüviyetini gizleyerek Pencap hükümdarı Eşber'in sarayına sığınır. Eşber'in kızkardeşi Sumru, İskender'i gömeden ona aşık olmuştur. Gizlice buluşan ve şevişen Sumru ile İskender arasında gidip gelirken Rukzan da İskender'i sever. İskender Sumru'nun bütün ricalarına rağmen Pencap ülkesine yürür. Sumru sevgilisine söz geçiremeyince ağabeyini bu savaştan vazgeçirmek ister ancak Eşber halkına karşı sorulu olduğunu bilir. Savaşır ve bir hain sandığı Sumru'yu öldürür. Bu haber İskender'e ulaşınca kıral kendisine engel olmak isteyen Rukzan'ı atıyla çiğneyerek geçer. Pencap düşer, Eşber zincire vurulur. Eşberin kahramanlığına hayran kalan İskender onu serbest bırakır ve kılıcını geri verir. Kılıcı alan eşber intihar eder etrafı Eşber'in, Sumru'nun ve Rukzan'ın cesetleriyle çevrili olan İskender, bunun manasını hocası Aristo'ya sorar. Eser Aristo'nun cevabı ile biter:
-Zafer yahut hiç!
-alnıtıdır