insan iki şeyi görmezmiş...!
Bir olmayanı birde yanında hep olanı... Yani "Varlığında değerini bilmediğin, Yokluğunda en çok aradığın şey olur...

Discoholic 🪩
Interview Vampire Daily

tannertan36
$LAYYYTER

Jar Jar Binks Fan Club
I'd rather be in outer space 🛸
🩵 avery cochrane 🩵
almost home

Origami Around
Show & Tell
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Mike Driver

pixel skylines

bliss lane
Cosimo Galluzzi
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
ojovivo
todays bird
seen from Venezuela
seen from Netherlands

seen from India

seen from Japan
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States

seen from India

seen from United States

seen from China
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Thailand
seen from Saudi Arabia
seen from India

seen from India
seen from Saudi Arabia

seen from Malaysia
@313-silistrevi
insan iki şeyi görmezmiş...!
Bir olmayanı birde yanında hep olanı... Yani "Varlığında değerini bilmediğin, Yokluğunda en çok aradığın şey olur...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"Kartalın ufukta gördüğünü kümesteki tavuklara anlatamazsın."
Yani aynı derinlikte olmadığın kişilere anlatarak anlatamazsın. Bilgiyi, ona hazır olmayanlara vermeye çabalamak beyhude bir çabadır. Bu nedenle dene ama ısrar etme...
Hz. Ali Efendimiz'in (r.a) münafıkları tasvir ettiği bu meşhur sözü...
"Onlar, bolluk ve refahı kıskanırlar; belayı ve musibeti pekiştirip büyütürler; ümidi ve beklentiyi boşa çıkarıp insanları umutsuzluğa düşürürler. Kalpleri hastalıklıdır, yüzleri ise tertemiz (ve pürüzsüz) görünür. Gizlice hareket ederler, (zarar vermek için) sinsice sızarlar. Nitelendirmeleri ve tarifleri ilaç, sözleri şifa gibidir; ancak yaptıkları işler (eylemleri) ise tedavisi olmayan kronik bir hastalıktır."
Müminlerin Emiri Hz. Ali' Efendimiz (r.a) bir hutbede münafıkların (iki yüzlülerin) özelliklerini, toplumdaki yıkıcı rollerini ve hilelerini muhteşem bir şekilde anlatmaktadır.
Hz.Ali Efendimiz 'in Münafıklar Hakkındaki Hutbesi
"...
-Onların (tuzak kurdukları) her yolda bir kurbanı,
-her kalbe giden bir şefaatçisi (giriş yolu)
-ve her hüzün için dökecek gözyaşları vardır.
-Birbirlerine övgü ödünç verirler (karşılıklı birbirlerini överler) ve her iyiliğin karşılığını beklerler.
-İstedikleri zaman ısrarla isterler (bıktırırlar).
-Kınadıkları zaman (perdeyi yırtıp) ayıpları ortaya dökerler.
-Hükmettiklerinde ise haddi aşarlar.
-Her hakka karşı bir batıl,
-her doğruya (dik duruşa) karşı bir eğrilik,
-her canlıya karşı bir katil
-ve her kapıya karşı bir anahtar hazırlamışlardır.
-Her gece için bir lambaları (tuzakları) vardır.
-(İnsanların mallarına karşı besledikleri) tamahı, kendilerini tok gözlü ve beklentisiz göstererek gizlerler;
-böylece kendi pazarlarını kurup mallarını (hîlelerini) pazarlarlar.
-Konuştuklarında (hakka) benzetirler (şüphe uyandırırlar),
-nitelendirdiklerinde ise (gerçeği) kamufle edip boyarlar.
-Yolu (kendi çıkarları için) kolaylaştırmış, dar geçitleri ise saptırmışlardır.
-Onlar Şeytan'ın topluluğu ve cehennemin ateşidirler.
'Bilin ki, Şeytan'ın hizbi (tarafı) hüsrana uğrayanların ta kendileridir.'
(Mücadele Suresi, 19)"
Hutbede Öne Çıkan Temel Maddeler
Duygu Sömürüsü Yaparlar: Her duruma göre sahte gözyaşı döker ve her kalbe sızacak bir maske takarlar.
Çıkarcıdırlar: Birbirlerini sadece menfaat için överler. Bir şey istediklerinde yüzsüzce ısrar ederler, ancak biriyle ters düştüklerinde onun tüm sırlarını ve ayıplarını ifşa ederler.
Her Doğrunun Karşısına Bir Yalan Koyarlar: Toplumdaki her güzel ve haklı girişimi baltalamak için önceden hazırlanmış bir yalanları veya engelleri mutlaka vardır.
Tevazu Maskesi Takarlar: Aslında gözleri doymak bilmez bir hırsa sahiptir, fakat kendilerini dünyadan elini eteğini çekmiş gibi göstererek insanları kandırırlar.
"Yüce Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim.!
Nice insan ömrünü, izzeti (şerefi, gücü, saygınlığı) yanlış yerde aramakla tüketti...!
Sanır ki gücü arkasında duranlardadır; makamı tanıdığı kişilerdedir; güvenliği sahip olduğu malda, oturduğu makam koltuğunda, kendisini koruyan bir devlette ya da ulaşabildiği güç sahiplerindedir.!!
Sonra tek bir an gelir ve hakikat gün yüzüne çıkar:
İzzetinin kaynağı sandığın her şey bir anda yok olup gidebilir; kalbini bağladığın herkes, daha kendi üzerindeki bir zararı bile savuşturmaktan aciz kalabilir.İşte o an,
Allah Teâlâ’nın neden 'İzzetin bir kısmı Allah'ındır' demeyip, aksine şöyle buyurduğunu anlarsın:
“Şüphesiz bütün izzet (ve şeref) Allah’ındır.”
(Yûnus Suresi, 65. Ayet)
Vallahi bu, sadece okuyup geçtiğimiz bir ayet değildir; bilakis kalbini onunla test edeceğin bir terazidir:
-Sen izzeti nerede arıyorsun?
-Kime boyun eğiyorsun? Kimden korkuyorsun?
-Ve kime güvenip dayanıyorsun?!"
"Allah, insanların hiçbir şey saymadığı bir kulu yükseltebilir; tüm dünyanın kendisine ait olduğu sanılan bir diğerini ise alçaltabilir.
Çünkü izzet (şeref ve üstünlük), gözlerin gördüğü şeylerde değildir...
İzzet; kalplerin sahibi olan, tüm iradeyi elinde tutan ve her işin nihayetinde kendisine döndüğü Zat’ın katındadır.İşte bu yüzden bu ayet, bize sapkınlığın en tehlikeli biçimlerinden birini ifşa etmek için gelmiştir:
İnsanın inananları bırakıp, gücünü, itibarını ve izzetini onların dışındakilerin yanında araması...
Sanki izzetin tamamının Allah'ın elinde olduğunu unutmuş gibidir.Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Münafıklara, kendileri için elem dolu bir azap olduğunu müjdele! Onlar, müminleri bırakıp kafirleri dost edinenlerdir. Müminlerin yanında izzet mi arıyorlar? Şüphesiz bütün izzet Allah’ındır.”
(Nisâ Suresi, 138-139. Ayetler)
Allah Teâlâ’nın söze nasıl başladığına bir bakın:
“Münafıklara müjdele”
Müjde (beşaret) aslında insanı sevindiren haberler için kullanılır.
Fakat burada, onlarla alay etmek (tariz/tehekküm) amacıyla, canlarını yakacak bir durum için kullanılmıştır.
Yani: 'Kendilerini bekleyen o azabı onlara haber ver!' anlamındadır."
"Sonra Allah Teâlâ, onların bazı vasıflarını (şöyle) açıklamaktadır:“
Onlar, müminleri bırakıp kafirleri dost edinenlerdir.
”Yani onlar sadece dünyevi ilişkiler kurmakla veya ticaret yapmakla kalmazlar; bilakis kafirleri veli/dost edinirler ve ancak Allah’tan istenmesi gereken şeyleri onların yanında ararlar.Ardından, sorunun asıl kaynağını deşifre eden o Kur'anî soru gelir:
“Onların yanında izzet mi arıyorlar?!”
Yani: Onların yanında güç, sığınak ve itibar mı arıyorsunuz?!
Hemen peşinden de hiçbir yanılgıya yer bırakmayan o cevap gelir:
“Şüphesiz bütün izzet Allah’ındır.”
Allah Teâlâ bize izzetin tamamının kendisine ait olduğunu ve onu başkasının yanında arayanın yolu tamamen şaşırdığını haber vermektedir.İşte tam bu noktada uzun uzun durup düşünmemiz gerekir...
Zira nice insan, sadece insanların rızasını ve beğenisini kazanabilmek uğruna kendi nefsini zelil etmiştir (alçaltmıştır)?"
"Ve nice insan, güç, mal ve saltanat sahiplerinin yanındaki itibarını kaybetmemek uğruna dininden ve ilkelerinden tavizler vermiştir?
Ve nice insan, kendi izzetini (şerefini ve gücünü) bir makamda, bir malda, şöhrette ya da nüfuz sahiplerine yakın olmakta sanmıştır?
Sonra Kur'an gelip ona şöyle der:“
Şüphesiz bütün izzet Allah’ındır.
”İzzet, insanların seni alkışlaması değildir.Meşhur olmak da değildir.Güç sahiplerine yakın olmak da değildir.Dünyadan, insanların gözünde büyük görünen şeylere sahip olmak da değildir.Gerçek izzet; kalbinin Allah ile aziz (vakarlı ve güçlü) olması, insanların rızasını satın almak için dinini satmaması ve insan korkusuyla asla haktan taviz vermemesidir."
"Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Kim izzet (şeref ve üstünlük) istiyorsa, bilsin ki izzetin tamamı Allah’ındır.” (Fâtır Suresi, 10. Ayet)
O hâlde kim izzet istiyorsa, onu Allah’tan istesin.Kur'an bize, dış görünüşteki (zahiri) manzaraya aldanmamayı öğretir.Zira batıl ehlinin güçlü, hak ehlinin ise zayıf olduğunu görebilirsin.
Malın bir toplulukta, silahın bir toplulukta, medyanın bir toplulukta, gücün ve otoritenin ise bir başka toplulukta olduğunu görebilirsin.
Fakat bunların hepsi sadece birer sebeptir; mülk ve egemenlik en nihayetinde yalnız Allah’ındır.Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Biz bu günleri insanlar arasında döndürür dururuz.” (Âl-i İmrân Suresi, 140. Ayet)
Ne hiçbir güç kalıcıdır, ne hiçbir saltanat baki kalır, ne de hiçbir devlet sonsuza kadar sürer."
"İnsanlar göçüp gider, nesiller birbirini takip eder, güçler el değiştirir; fakat Allah Teâlâ asla değişmez ve O’nun sünneti (koyduğu ilahi kanunlar) başkalaşmaz.
Bu yüzden bir müminin, geçici bir güç uğruna ahiretini veya dinini satması yakışmaz; batılın bir anlık yükselişini de onun sonsuza kadar galip geldiği şeklinde yorumlamaması gerekir.
Sonra Kıyamet Günü'ndeki o diğer manzaraya bir bakın...
Ne gücün, ne malın, ne ilişkilerin, ne de makamın hiçbir fayda vermediği o güne:
“O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar, iman edenlere: 'Bize bakın (bizi bekleyin) da nurunuzdan bir parça alalım' diyecekler. Onlara: 'Arkanıza dönün de (dünyaya gidin) orada bir nur arayın!' denilecektir.” (Hadîd Suresi, 13. Ayet)"
"Ne dehşetli bir an!
Dünyadayken izzeti (şeref ve gücü) Allah’tan başkasının yanında arayan insanlar, Kıyamet Günü bir de bakmışsınız ki müminlerin nurunun peşine düşmüşler.İşte tam bu noktada, hayatını Allah için yaşayanlar ile insanlar için yaşayanlar arasındaki gerçek fark ortaya çıkar.
Sonra müminler şöyle derler:
“Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla. Şüphesiz sen her şeye kadirsin.” (Tahrîm Suresi, 8. Ayet)
Demek ki insanın Kıyamet Günü ihtiyaç duyacağı o nur orada başlamıyor; aksine, daha dünyadayken başlıyor."
"-(O nur) namazdan gelir.
-Kur'an'dan gelir.
-Doğruluktan (sıdıktan) gelir.
-Tevbeden gelir.
-Günahları terk etmekten gelir.
-Sabit kadem olmanın (direnmenin) ağır geldiği anlarda, hak üzerinde sebat etmekten gelir.
-Seninle Allah arasında, hiç kimsenin bilmediği gizli (salih) bir amelin bulunmasından gelir.
İşte bu yüzden, dünyanızı sizi aldatmasına izin vermeyin.
İnsan tüm güç sebeplerine sahip olabilir; fakat izzete ancak Allah’ın izniyle sahip olabilir.
Ve insan insanların gözünde fakir (ve aciz) olabilir; fakat Allah katında çok aziz (ve değerli) olabilir ..
"Ve insan, beşerin (insanların) gözünde zayıf ve aciz olabilir; fakat Allah ile güçlüdür.
Zira asıl ölçü kimin daha çoğuna sahip olduğu değil; kalbin, her şeyin mutlak sahibi olan Zat ile birlikte olup olmadığıdır.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) inanıyorsanız, üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân Suresi, 139. Ayet)
İşte mümin; ne batılın karşısında ezilip zelil bir hayat yaşar, ne de kendi gücüne aldanıp kibre kapılır.
Bilakis o, korku ile ümit (havf ve reca) arasında yaşar; sebeplere sarılır, fakat kalbini sebeplerin yaratıcısına (Müsebbibü'l-Esbâb'a) bağlar."

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"Münafık (iki yüzlü), vicdanı ölü ama korkusu diri olduğu için her haykırışı kendi aleyhine sanır. Aynı durum vatanına ihanet eden ve onu satan her hain için de geçerlidir; her hak sözde kendisini görür. Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, o yalancı yüzleriniz size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Allah onları kahretsin, nasıl da (haktan) çevriliyorlar!"
Münâfikûn Suresi'4. Âyeti Kerîme
وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ ۖ وَإِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِم| ۖ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ ۖ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ ۚ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ ۚ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ ۖ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
"Onları gördüğün zaman kalıpları (dış görünüşleri) hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her bağırışı (her yüksek sesi) kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır, onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar?"
Yüce Allah, münafıkları aşırı bir korku ve panik haliyle nitelendirmiştir. Onlar, duydukları her sesin veya çığlığın kendilerine karşı olduğunu zannederler.
Buradaki asıl anlam, kalbinde hastalık (nifak) olanların sürekli bir korku ve kaygı içinde yaşadıklarıdır. Her yüksek sesi veya çığlığı kendi aleyhlerine score ederler.
Bu sesin arkasında, gerçek yüzlerini ifşa edecek veya foyalarını ortaya çıkaracak, ya da kendilerine zarar verecek bir durumun saklı olduğunu düşünürler.
Bunun sebebi ise kalplerindeki şüphe, ikiyüzlülük, hainlik ve vefasızlıktır. Hiçbir zaman iç huzuru bulamazlar.
Gizledikleri şeyleri ortaya çıkaracak ve gerçek yüzlerini insanların önünde sergileyecek bir gelişmenin yaşanmasından her an korkarlar.
Bu yüzden onları sürekli bir huzursuzluk içinde görürsünüz. Bu durum, bugün çevremizde sıkça şahit olduğumuz birçok davranışı ve tepkiyi de net bir şekilde açıklar.
Nitekim bu durum için, "Kuşku duyan kişi, neredeyse 'Beni yakalayın!' diye haykırır" denmiştir. İçinde şüphe ve suçluluk duygusu barındıran insan sürekli tetiktedir.
Yaşanan her olayda veya söylenen her sözde kendisinin hedef alındığı ya da sırrının açığa çıkacağı ihtimalini görür.
Bir göz at
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.)
"Şüphesiz Allah güzeldir, güzelliği sever"
hadis-i şerifidir.
Dünyayı bir ayna gibi görürüz; dışarıda algıladığımız şeyler aslında kendi iç dünyamızın bir yansımasıdır.
"Dünyayı olduğu gibi değil, kendimiz olduğumuz gibi görürüz."
Kur'an-ı Kerîm ışığını kaybeden bir devlet, önce iç kargaşa sonrada dış güçlerinin baskısına maruz kalır...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"Biz farkında olmadan bize sunulan, alıştığımız ve bu yüzden şükretmeyi unuttuğumuz her bir nimet için Allah'a hamdolsun."
Elhamdülillah, her zaman ve her koşulda.
Alıştığımız ve bu yüzden şükretmeyi unuttuğumuz nimetlerin farkına varmak, iç huzurun ilk adımıdır.
Hayatın koşturmacası içinde sağlık, güvenlik, aile ve barınma gibi büyük nimetleri kanıksar ve bunları hayatın doğal bir parçası sanırız.
Oysa bunlar, sürekli şükür gerektiren büyük lütuflardır.
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "Şayet şükrederseniz, nimetimi mutlaka arttırırım."
(İbrahim Sûresi, 7. ÂyetiKerîme)
Alışkanlığa dönüşen nimetlerin şükrünü tazelemek için şu basit ve etkili adımları uygulayabiliriz:
Sözlü Şükür: Günlük duaları ihmal etmemek ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) şu sözünü hatırlamak: "Sizden kim ruhça emniyet içinde, vücutça sıhhatte ve günlük yiyeceği de yanında olarak sabahlarsa, sanki bütün dünya ona verilmiş gibidir."
Amelle Şükür: Sağlığı ve gücü iyilik yapmakta kullanmak. Şükür sadece dille değil, o nimeti doğru yolda değerlendirerek gerçekleşir.
Küçük Detayları Fark Etmek: Rahatça nefes alabilmek, huzurla uyuyabilmek ve yemeği iştahla yiyebilmek gibi her gün tekrarlanan mucizeleri fark etmek.
Şükredebilmek İçin Dua Etmek: "Allah'ım! Seni anmak, Sana şükretmek ve Sana güzelce kulluk etmek için bana yardım et" duasını dilden düşürmemek.
Büyük tabiin müfessir ve zahidlerinden Malik bin Dinar’ın (rahmetullahi aleyh) dilinden, iyi ve hayırlı kulların (ebrar) birbirlerine tavsiye ettiği üç önemli esası
"Hayırlı ve itaatkar kullar (Ebrâr), birbirlerine şu üç şeyi tavsiye ederlerdi: Dilin hapsedilmesi (tutulması), çokça istiğfar etmek ve uzlet (kötülüklerden uzak durup kendi kabuğuna çekilmek)."
➡️Dilin Hapsedilmesi Müslümanın dilini boş konuşmaktan, gıybetten, yalandan ve dedikodudan korumasıdır. Dil serbest bırakıldığında insanı manevi felaketlere sürükler.
➡️Çokça İstiğfar Etmek: Allah'tan sürekli bağışlanma dilemektir. İstiğfar, kalbi günah kirlerinden temizler ve kulun yaratıcısı ile bağını güçlü tutar.
➡️Faydasi olmayan : Uzlet ortamlardan, boş kalabalıklardan ve fitnıelerden uzak durup insanın kendi iç dünyasına, ibadetine ve tefekkürüne yönelmesidir.
Büyük başarılar elde etmek istiyorsanız, enerjinizi küçük şeylerle tüketemezsiniz. Gelişim sadece geleceğe odaklanmayı değil, aynı zamanda artık size hizmet etmeyen eski alışkanlıkları terk etmeyi de gerektirir. Bir aslan, vaktini fare avlayarak harcamaz.
"Aslan olmayı hayal eden bir kedi, önce fare kovalamayı bırakmalıdır."
...değişim, kişisel gelişim ve öncelikleri belirleme...
*Büyük Hedef (Aslan): Ulaşmak istediğiniz büyük vizyonu, yüksek hedefleri veya kendinizin en iyi versiyonunu temsil eder.
*Küçük Alışkanlıklar (Fare Kovalamak): Günlük dikkat dağıtıcıları, konfor alanını veya sizi büyük hedefinize ulaştırmayacak küçük işleri temsil eder.
"İmam Kurtubî (rahimehullah) şöyle der:
İşini O'na havale et (Allah'a bırak). Çünkü O, hiçbir gücün kendisine galip gelemeyeceği mutlak bir izzet ve üstün bir hikmet sahibidir; aynı zamanda dostlarını ve Kendisine itaat eden kullarını asla yalnız ve yardımcısız bırakmayacak kadar merhametlidir."
“İşinizi O'na emanet edin, çünkü O, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, her şeye kadir olan ve çok merhametli olandır; sevgili, itaatkâr kullarını yardımsız ve desteksiz bırakmaz.”
"Biliniz ki güzel ahlak, bir kulun en üstün meziyetidir. İnsanların gerçek cevheri (özü) onunla ortaya çıkar. İnsan ahlakı ile örtülür (kusurları gizlenir) ve yine ahlakı ile tanınır (şöhret bulur)."
İmam Ebubekir et-Turtûşî'(rahimehullah) "Sirâcü'l-Mülûk" (Hükümdarların Kandili)
En Üstün Meziyet: Güzel ahlak, bir insanın sahip olabileceği en değerli erdemdir. Kişinin manevi derecesini gösteren en büyük göstergedir.
Cevherin Ortaya Çıkması:İnsanların dış görünüşü, makamı veya zenginliği yanıltıcı olabilir. Bir insanın gerçek kalitesi, karakteri ve özü (cevheri) ancak sergilediği ahlaki davranışlarla anlaşılır.
Ahlak ile Örtülmek: Güzel ahlaklı bir insanın bazı ufak kusurları veya eksiklikleri olsa bile, ahlakının güzelliği bu kusurları örter. İnsanlar onun iyi niyetinden dolayı hatalarını görmezden gelir.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"Biz en kötü durumumuzdayken bile bize tutunanlar, kalbimizdeki en yüksek mertebeyi hak edenlerdir."
"En zor anlarımızda elimizi bırakmayanlar, kalbimizin başköşesini hak edenlerdir."
"Kötü günümüzde yanımızda kalanlar, kalbimizdeki en özel yeri hak eder."
Kalplerimizi verdik ve kendimizi kaybettik.
— William Wordsworth
"Dünya Bizim İçin Çok Fazla"