Dünyadaki en güzel şey eve varmaktır.
“Her anlamda”
seen from United States
seen from China

seen from Canada

seen from Canada

seen from Germany
seen from Mexico
seen from Malta
seen from United States
seen from Saudi Arabia
seen from Netherlands

seen from Russia
seen from United States

seen from United States
seen from Germany
seen from United Kingdom
seen from Germany
seen from United States
seen from Canada
seen from Japan
seen from United States
Dünyadaki en güzel şey eve varmaktır.
“Her anlamda”

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
“anlaşılmak için çırpınmadığın yer evin olacak.”
Bi anda sokakta yürüken karşıma çıkıp, çok özledim diyip dudağıma yapışsana...
Have you read Tower Dungeon? Nihei's most recent manga that could very loosely be described as "alien grub Tower of Babel/fantasy megastructure exploration with dragons" or "he is just piling on fun ideas in a world that may scratch a dunmeshi itch with world building and pace that lies somewhere between Kui's masterpiece and the strange worlds of his previous works."
It's really great, and you get the feeling that he's gonna do some weird and interesting things with it as it progresses.
Most pressingly though, he has reached a new high point in making cute armored men, like he is really just master smithing this shit. Look at my country bumpkin wife Yuva. I love him.
TOWER DUNGEON (2023-?) by nihei tsutomu

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"O kadar cesur ve sessizsin ki, acı çektiğini unutuyorum."
obsessed with tower dungeon so I had to paint it
"seni sevmekten başka çarem yoktu benim. bir mucizenin gerçekleşmesini bekler gibi bekliyordum seni. doğrusu seni bir mucize sanıyordum. sanıyordum ki hayatımın ışıltısı artar. hani ben gece lambasının aydınlattığı bir masa başıydım ama seninle odama günün ilk ışıkları vururdu. kış gecelerinden yaz sabahlarına evrilirdim. bir mucize gibi bekliyordum seni. kendimce süreler tanıyordum gelişine. bu ayın sonuna kadar diyordum sonra ay sonu oluyordu, yeni ayın ortasına kadar diyordum. ay yine bitiyordu. arada da vazgeçiyordum senden. beklemek enerjiyi sıkıştırır, diyordum. kendimce kararlar alıyordum enerjiyi rahat bırakmak için. hissediyor muydun? bazen benden haberin olmadığını düşünüyordum ama sonra annen geliyordu aklıma, illa ki bahsetmiştir diyerek kendimi avutuyordum. biliyor musun bazen annenin paylaşımlardan bile kendime pay çıkarıyordum. enerjiyi rahat bırakmak istiyordum değil mi? ama bu kararlar gelin güvey olmalarımdan sonra alınıyordu çünkü ne kadar beklesem de ne kadar umutlansam da sen gelmiyordun. kış bahara evriliyordu, sen gelmiyordun. astrologlar hep baharı işaret ediyordu. ama belki de sen beni istemiyordun. nedense kendimi bu seçeneğe hiç ikna edemedim. sen ihtimalinden sonra kendimi tamamen kariyerime de veremedim. hep aklımın bi' köşesinde duruyordun. hep aynı köşesinde. bunları düşünürken o köşede sana 4+1 ev yapmak geçiyordu zihnimden. oysa zaten dört odacıklı bir kalbim vardı. yine de sende yerleşik yaşama geçmek istiyordum. ne zaman buraları terk etme isteğiyle dolsam yerim senin yanın olur sanıyordum. bana yuva olursun diye bekliyordum. ama sen gelmiyordun. niyeyse kendimi hiç gelmeyeceğine de inandıramıyordum. sadece zamanı değil gibi geliyordu. o zaman ne zamandı? bekliyordum ama gelmiyordun. ama geleceğine inanıyordum. geleceğini hissediyordum. fikirleri yanılsa da hisleri yanılmayan bir kadındım ben. o yüzden bekliyordum. çünkü biliyordum, gelecektin."
konuşmaktan dilimin damağıma yapışmıştı sanki. önümde duran suya uzandım. su boğazımdan akarken nefesim de tazelenmiş gibi hissettim. bakışlarını üzerimde hissediyordum. bardağı sehpaya bırakırken yönümü ona çevirerek oturdum. başımı koltuğa yasladım, yüzüne baktım. lambaderin loş ışığında koca salonda üçlü koltukta dip dibe oturuyorduk.
"geç kaldım mı?"
anlamamıştım. boş bakışlarıma karşın gülümsedi.
"bekledin ya beni, geç kaldım mı?"
bir kırkırtı döküldü dudaklarımdan.
"geç kalmasan bekler miydim?"
"çok daha geç kalabilirdim." dedi. bunu hiç düşünmediğimi fark ettim bir an. sanki ondan başkası olmaz gibi gelmişti bana hep. yarımlığımı yalnız o tamamlardı, dilimden yalnız o anlardı sanki.
"iyi ki yetiştim."
"iyi ki bekledin."
güldüm.
"beklemesem de gelir miydin?"