BÖLÜM 12: Sessizliğin En Güzel Şarkısı
Ersin, ortalığı sakinleştirdikten sonra, kardeşinin ve Umay’ın gözlerindeki o ışığı gördü. "Pekala," dedi gülümseyerek, "Sanırım sizin artık korumalara değil, sadece birbirinize ihtiyacınız var." Ersin, onları şehirden uzak, deniz kenarındaki o sakin aile evine bıraktı ve sessizce uzaklaştı.
Şimdi sadece dalga sesleri ve rüzgarın uğultusu vardı.
Akşam çökerken, evin terasında denize karşı oturuyorlardı. Yunus’un kulağındaki cihaz artık pürüzsüz çalışıyordu ama o an cihazı yavaşça çıkarıp masaya bıraktı. Umay şaşkınlıkla ona baktı. Yunus, onun ellerini tutup dudaklarına yaklaştırdı ve tane tane konuştu:
"Dünyanın gürültüsünü artık istemiyorum. Sadece senin kalbinin atışını hissetmek yeterli. Sesini zaten zihnime kazıdım."
Umay gülümsedi, gözleri nemlenmişti. Ayağa kalktı ve eski bir plaktan yayılan yumuşak bir melodiyi başlatıp Yunus’un ellerinden tuttu. Yunus müziği duymuyordu ama Umay’ın vücudunun ritminden, ayaklarının zemine vuruşundan melodiyi hissedebiliyordu.
Yunus, Umay’ın beline sarıldı. Başını onun omzuna yasladı. Artık bir suikastçı değildi; artık "Çoban Yıldızı" sönmüştü. Sadece Yunus vardı. Umay, onun kulağına eğildi, sesinin titreşiminin Yunus’un tenine değeceğini bilerek fısıldadı:
"3 yıl boyunca ekrana bakıp 'neredesin' diye sorduğum her an, aslında bu ana yürüyormuşum. Hoş geldin Yunus. Sonunda gerçekten geldin."
Yunus, onun ne dediğini kalbiyle anladı. Geri çekilip Umay’ın yüzünü avuçlarının içine aldı. Başparmağıyla Umay’ın yanağındaki o küçük yara izini (bardaki o geceden kalan hatırayı) sevdi. O iz, birbirleri için ödedikleri bedelin nişanesiydi.
"Seni bir daha asla kaybetmeyeceğim Kelebek," dedi Yunus. "Sen benim sesim oldun, ben de senin sessizliğin olacağım. Huzurlu sessizliğin..."
Denizin tuzu, gecenin serinliği ve birbirlerinin sıcaklığıyla sarmalanmışlardı. O gece İstanbul’un tüm karmaşası çok uzakta kalmıştı. Masadaki o yarım kalan kahvaltının yerini, şimdi yıldızların altında edilen uzun ve huzurlu yeminler almıştı.