Dalgın bakışları az sonra adımlayacağı taşların üzerinde ilerliyordu. Hemen ardından ayakları o taşların üzerine basıp geçiyordu. Arada sırada kafasını biraz kaldırıp karşıya bakarak bir adım atıyor ama sonra tüm doğallığıyla, bakışlarını kaçırmak gayesi olmadan, tekrar taşlara iniyordu bakışları. Yüzünde taşıdığı ifadesizlik ürkütmüyordu, çok dikkatli bakan birinin merakını çekebilirdi ancak. Üzgün değildi kesinlikle. Yorgun da görünmüyordu. Sadece derin bir boşluk. Nefes alış verişi belirgindi, çok derin almıyordu, burnundan aldığı nefesi arada bir ağzından veriyordu.
Elinde taşıdığı kocaman deri valizi adımlarının ritmiyle ileri geri sallıyordu. Valizin büyüklüğüne kıyasla çok ağır olmadığı belliydi. İçinde ne olduğunu tahmin etmek zordu çünkü eski ve şeklini koruyacak yapıdaydı. İçinde ahşap iskeleti hala bütünlüğünü ve şeklini koruyordu. Deri kaplı olan yüzeyleri kahverengi ama yer yer aşınmış olmaktan rengi açılmış gibi duruyordu. Derinin ahşap iskeletten ayrılan ve dalga dalga kabarmasından zamanında rutubetli bir ortamda kaldığı anlaşılıyordu. Şimdi kupkuru olmasına rağmen, zamanında rutubetin yarattığı deformasyonlar hala duruyordu.
Sahile yaklaştığında taşların üzerindeki kumlar tıkırdayan ayak seslerini biraz gıcırtılı hale getirdi. Nihayet kum taşların üstünü tamamen kaplamaya başlamıştı ve adımları zorlaşıyordu. Birkaç adım daha attıktan sonra, bu sefer tamamen bilinçli ve bir amaçla kafasını kaldırıp karşıya doğru baktı. Deniz, dalgalarıyla kıyıdan daha fazla alan kapmak istercesine kum üzerinde uzanmaya çalışıyordu. Denizin kıyıdan alabildiği son parçayla arasında yaklaşık beş metre kalmıştı. Tamamen ifadesiz yüzünde bu sefer bir kararlılık mevcuttu. Doğru yerde olduğuna karar vermiş haldeydi. Elindeki bavulu çok aşina bir hareketle kuma bıraktı. Bavulun ağırlığını da kullanarak sapı kendisine doğru kalacak şekilde savurmuştu. Bu kararlılık, bavulu o şekilde tek hamlede bırakması, doğru noktaya geldiğini teyit eden bakışları... Hepsi birleşince doğru yaptığı için kendini taktir eden bir gülümseme beklerdiniz, fakat onun yüzündeki ifadesizlik ve uzak bakışları yine değişmedi.
Sağına doğru dönerek kumda birkaç adım ilerledi. Kum bitmişti, taş döşeli yaya yolundan ilerlemeye devam etti, betondan yapılmış ayaklar üzerinde duran bankın köşesine geldi, duraksadı, soluna doğru dönerek denize baktı ve bank doluymuş da yalnızca köşesinde kendisi için yer varmış gibi küçücük bir yere oturdu. Karşısında duran denize büyük bir saygı sunar gibi pür dikkat bakarak ve dik oturuşunu hiç bozmadan bekledi. O, oraya geldiğinde esmeye başlayan rüzgardan mıdır bilinmez, içinde fırtınalar koptuğunu hissedebilirdiniz. Buna rağmen yüzündeki bu ifadesizlik ve boşluk hâlinin değişmiyor olması merakınızı büsbütün artırıyordu.
Aynı zarafetle kol çantasını sol dizinin üstüne aldı, fermuarını açtı içinde bir şeyler aradı. Bulamadığını düşündüren bir hareket yaptı. Kararlı bir hareketle aynasını aldı, yüzüne baktı. Yüzündeki ifadesizlik yine değişmedi. Aynayı çantaya biraz acele eder gibi tekrar koydu. Ardından, bu gereksiz uğraşıyı fazla uzattığından utanmış gibi, denizden ve dalgalardan özür dilercesine, öncekinden daha dikkatle denize bakmaya devam etti.
Küçük bir iç çekişle birlikte banktan kalktı, gelirken olduğundan farklı olarak alelade adımlarla valizin yanına gitti. Aynı zarif hali devam ediyordu. Dizlerini kırarak bavulun yanına çöktü. Bir eliyle valizin sapından tuttu, diğer eliyle fermuara uzandı. Çok iri dişli, eski tip bir fermuardı. Deri, yıllara gösterdiği dirençle dalgalı bir forma kavuşmuştu ve fermuarın iri dişleri, derinin bu halinden hiç memnun değildi. Kadın son derece sakin ve sabırlı şekilde fermuarı açtı. Yavaş hareketlerle valizin kapağını kaldırdı. İçinde, çeşitli şekillerde ve boyutlarda, bazısı katlanmış, çoğu sarımtırak kağıtlar vardı.
Kağıtların bazılarının köşeleri kıvrılmış, bazılarının mürekkepleri dağıldığı için üstünde ne olduğu anlaşılmaz haldeydi. Hepsinin ortak bir özelliği vardı, ıslanmış olmaları. Valizin şeklini bozan rutubet bu kağıtları da etkilemiş olmalıydı. Valiz açıldıktan sonra, açık hava ve rüzgara rağmen, kokuyu duyabilirdiniz.
Kadın, kağıtları teker teker alıp her birine baktı. Sırayla tekrar valizin içine bıraktı. Bazı kağıtlar valizin içinde kalmayı istemedi ve kendilerini sürükleyen rüzgarla havada bir halka çizip dalgaların ıslattığı kuma yapıştı. Kadının bunu fark ettiği belliydi fakat tepki vermiyordu. Sıradaki kağıda bakıp onu da valizin içine bırakıyordu. Kağıtlardan birini valizin içine bırakmadı. Onu sımsıkı tutuyordu. Diğerlerini de aynı dikkatle inceleyip valize bıraktıktan sonra rüzgarın uçurduğu kağıtlardan kuma yapışana baktı. İlk defa yüzünde bir ifade belirdi, yaptığı tek şey gözlerini hafifçe kısıp kumda duran kağıda bakmaktı. Elindeki kağıdı sımsıkı tutuyordu. Deniz, adeta birkaç dalganın gücünü birleştirmiş gibi büyük bir dalga gönderdi ve kumdaki kağıdı da ele geçirdi. Kadının gözleri yeniden eski ifadesizliğine döndü.
Valizin kapağını kapattı. Fermuarla uğraşmadı. Ayağa kalktı, şimdiye kadarki ciddiyetini bozmadan, tekrar kağıda baktı. Yüzü hiç değişmeden kafasını kaldırıp denize baktı. Gözleri adeta sonsuza bakıyordu, denizin uçsuz bucaksız, sonsuz, huzur veren ve ürküten tüm hallerini aynı anda görüyor gibiydi. Kağıt, adeta rüzgarla savrulmak için sabırsızlanıyormuş gibi çırpınıyordu. Başka hiçbir hareket göstermeden yalnızca kağıdı tuttuğu elini gevşetti. Bu anı bekleyen sararmış kağıt, bir anda uçmaya başladı.
Kıyıya vurmak üzere kabarmış bir dalganın tam içine çakılan kağıt, kıyıdan akan kumların altında kaldı. Kadın, sadece boş gözlerle kağıda bakıyordu. İkinci dalga kağıdı kumlardan kurtardı ve suyun içine çekti. Dalgalarla birlikte bir ileri bir geri hareket eden kağıt, iyice suya teslim olmuştu. Bir süre daha denize bakan kadın gözlerini aşağı çevirdi, valize baktı ve yine valizin yanına çökerek fermuarı yarıya kadar çekti.
Sapından tuttuğu valizi taşırken artık daha ağır bir şey taşıyormuş izlenimi veriyordu. Çöp konteynerine kadar zorla taşıdığı valizi biraz zorlanarak konteynerin içine attı. Yavaş ve yorgun adımlarla, geldiğinin aksi istikamete doğru ama gelirken olduğu gibi kibar olmadan, adeta buna gücü yokmuş gibi yürüdü.