
seen from United States
seen from Brazil
seen from Brazil
seen from United States

seen from Canada

seen from United States

seen from Singapore

seen from Spain

seen from Singapore

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from Venezuela
seen from South Africa

seen from Angola

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"Kendi kendine konuşmak, bilişsel performans artışından gelişmiş duygu kontrolüne kadar önemli gerçek faydalar sağlıyor." Çocuklukta başlayıp yetişkinlikte devam eden ve yaygın bir eğilim olan 'kendi kendine konuşma'nın, bilişsel alanda fayda sağladığı, bilhassa düşünce ve eylemi birleştirmeyi arttırarak eğitimi güçlendirdiği düşünülüyor. Birçok kültürde bu davranış şekli, sıradışı bir alışkanlık olarak görülse de, Bangor Üniversitesi psikoloji akademisyeni Mari-Beffa'ya göre; “kendi kendine konuşma" uygun bağlamda kullanıldığında, mental fonksiyonlarda yeni düzenleme sağlayarak daha iyi performans göstermesine yardımcı olabilir. Acta Psychologica'da yayınlanan çalışmada, bazı katılımcılardan talimatları okumaları ve ardından ilgili görevi yerine getirmeleri istendi. Talimatları yüksek sesle okuyanlar, sessizce okuyanlara göre daha yüksek performans gösterdiler. “Kendi kendine yüksek sesle konuşan bilimadamı klişesi; belki de elindeki tüm araçları beyin gücünü artırmak için kullanan bir dehanın gerçekliğini yansıtıyor olabilir.” https://bigthink.com/neuropsych/talking-to-yourself/ #neurophysiology #talkingyourself #ilham #vahiy #delilik #brain #mental #mentalfunction #kendikendinekonuşmak (Taksim Meydan Cami) https://www.instagram.com/p/CkDoYfqojQ7/?igshid=NGJjMDIxMWI=
Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku! O'nun kelimelerini değiştirecek hiç kimse yoktur. Ondan başka bir sığınakta bulamazsın.
(Kehf, 18/27)
Bütün dünya şaşkınlık içinde canavarın ardından gitti. İnsanlar canavara yetki veren ejderhaya taptılar. “Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?” diyerek canavara da taptılar.
Bu yol Mehmet Görmez’i nereye götürür? (2)
Mehmet Görmez'in malum beyanı üzerine itirazlarımdan olan "Bu sıradan insanın kendisini Allah ile Peygamberi (a.s.m.) arasında hakem tayin etmesidir!" cümlemi bir parça daha açmak istiyorum. Cenab-ı Hak tevfikini refik eylesin.
Şöyle bir yerden kapıyı aralayacağım:
Hatırlayalım: Biz, yani standart sünni müslümanlar, hadislerin fem-i mübarekten sâdır oluş sürecine nasıl bakıyoruz? "Canı ne isterse onu söylerdi!" mi diyoruz? Yoksa "Alîm-i Mutlak'ın kontrolü altındaydı!" mı diyoruz? Abese sûresi gibi misaller öğretiyor ki denetleniyordu. Zaten din-i mübîne dair beyanlarında Efendimiz aleyhissalatuvesselam ya 'vahy-i metluv' ile yahut da 'vahy-i gayr-i metluv' ile söz söylerdi. Hevasından konuşmazdı. (Bunu bize haber veren de yine Kur'an'dır.) Fakat bunun dışındaki muamelatında da gayet kontrol altındaydı. Murad-ı İlahîye uygun olmayan sözde/tavırda uyarılırdı.
Yani? Hadislerin beyan oluş süreci zaten, Kur'an'a arzı bırakın, bizzat Kelamullahın Sahibi celle celaluhu tarafından denetlenmekteydi. Bu hadisler böyle bir süreç hıfzında beyan edildiler. Bizzat Kadîr-i Zülcelal'in kontrolünde söylendiler.
Biz, yani standart sünni müslümanlar, 'senedi sahih' hadisten bahsettiğimiz zaman, bu süreçten geçmiş kelam-ı mübareklerden bahsederiz. Hâşâ, sellemehüsselam ağızdan çıkmış beyanlardan bahsetmeyiz. Bu nedenle onları artık hadislikten azledemeyiz. (Böyle bir yetki uhdemize bırakılmış değildir.) Ancak, müşkülatı varsa, anlaşılması zorsa, İslam'ın bütünündeki muhkem ruhla çözmeye çalışırız. Ulemamız da, sahabeden bu yana, hep bu yolu takip etmişlerdir. Sorun yaşamamışlardır. Allah onlardan razı olsun.
Şimdilerdeyse ahirzaman müslümanı, hadislerin ortaya çıkış sürecinde zaten böyle bir kontrol mekanizması yokmuş gibi/imâsıyla, yeniden bir arz-onay süreci başlatmak istiyor. Bu daha başta ithamlı bir tavırdır. Neden ithamlı bir tavırdır? Çünkü ya, 1) hâşâ, Alîm-i Mutlak olan Allah'ın Habib-i Edîbi aleyhissalatuvesselamı yeterince sıkı kontrol etmediğini imâ etmektedir; yahut da 2) hadis ilminin güvenilirlik sistemini kendince beğenmemektedir.
Üçüncü bir ihtimal daha var ki insan onu söylemekten hayâ ediyor: Veyahut da bunlar, Aleyhissalatuvesselamın, katakulle ile Allah'ın muradı olmayan beyanları da dine dair tedrisi içine sokuşturduğunu söylemektedirler. Hâşâ. İthamların şu üç ihtimalini de yüzbin kere reddederiz. İşte 'Allah ile Peygamberi arasında hakemlik' tanımlamam burada doğuyor. Çünkü yapılmaya niyetlenen işlem tarafların her ikisine de "Bakalım olmuş mu?" demek manası içeriyor. Standart sünni müslüman böyle bir yetkiye sahip olduğuna da inanmaz.
Evet. Bunlar âdeta, vahyin nüzûl sürecinde, hadislerin sudûr ve nakil sürecinde, yaşanan kontrolü yeterli bulmuyor gibi, yeni bir hakemlik ihtiyacı iddiasıyla ortaya çıkıyorlar. Fakat bu hakemlerin her yanı arzî. Semadan haberleri kesik. Hadisi tahlil ederken, onları Kur'an'la tokuştururken, Allah'tan bir vahy-i gayr-ı metluv yardımı görmeleri mümkün değil. Ya ne olacak? Kendileri Kur'an'la, hâşâ, bir Allah olacaklar. Peygamberlerinin beyanlarını eleyecekler. Yanlışların(!) üzerini çizecekler. Halbuki, en başa dönersek, Kur'an'ın senedi sahih kimi hadislerle çeliştiği sabit mi? Bu konuda kanaatler kat'î mi? Ulemamızdan nakledilen öyle güzide metinler var ki yeni nesil ahirzaman hocalarının 'çelişki' dediklerini ilmek ilmek açıyor. "Yok öyle birşey!" diyor. Gösteriyor. Onların fehmi Kur'anî sayılmayacak da bunlarınki mi Kur'an'a vekillik edecek? Züccaciyeye giren fildir bunlar, vesselam.
Ya Rabbi sen bizim ayaklarımızı istikametten ayırma, âmin.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bediüzzaman Hz. Ali'nin (r.a.) vahiy aldığını mı iddia ediyor?
Nurcu olmak kolay değil arkadaşlar. Dün de değildi. Bugün de değil. Sözgelimi: "Yaşa ki neler göresin!" kabilinden her yeni gün yeni iddialar/iftiralar ile karşılaşıyoruz. Bunlardan bir tanesi de şu: "Bediüzzaman Hz. Ali radyallahu anhın vahiy aldığını söylüyor!" Vay arkadaş. Öyle söylüyor ha! Peki nerede söylüyor? Çünkü, şunca yıllık nurcuyuz, bize böyle bir haber ulaşmadı. Efendim, uzatmayayım, bütün bu suizanların kaynağı olarak gösterilen metin Sikke-i Tasdik-i Gaybî'deki şurasıdır: "Hazret-i Cebrail'in, Âlâ Nebiyyina ve aleyhissalâtü vesselâm huzur-u Nebevîde getirip Hz. Ali'ye Sekine namıyla bir sahifede yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali'nin (r.a.) kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: 'Ben Cebrail'in şahsını yalnız alâimü's-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sahifeyi aldım, bu isimleri içinde buldum!' diyerek bu İsm-i Âzamdan bahs ile bazı hadisatı zikirden sonra tahdis-i nimet suretinde diyor ki..." Mevzuun peşine düştüğümde delil(!) diye karşıma çıkartılan hep bu oldu. Başka olmadı. Başka varsa, haberdar edilirsem, sevinirim. Analiz etmek isterim. Mezkûr metin eksenindeyse dikkatinizi celbedeceklerim şimdilik şunlar: 1) Göreceğiniz üzere burada Hz. Ali radyallahu anhın da vahiy aldığına dair hiçbir ifade bulunmuyor. Dilegetirdiği böyle bir iddia yok. Yani metin bunu anlatıyor değil. Bağlamı itibariyle konuşuyorum. "Peki 18. Lem'a'nın bağlamı nedir?" diye soracak olursanız girişinde kendisi söylüyor zaten: "Keramet-i evliya hak olduğuna kat'i bir burhan gösteren Hazret-i Ali'nin (r.a.) latin hurufunun kabulünü tam tarihiyle ve tarz-ı tatbikini iki kelimeyle göstermesidir. (...) Risale-i Nur şakirtlerine ve naşirlerine karşı Hazret-i Ali'nin (r.a.) irşadkârane ve teveccühkârane bakması ve işaret etmesidir." Yani demiyor: "Hz. Ali radyallahu anhın da vahiy aldığını göstereceğiz." Hâşâ. Metin böyle birşey söylemiyor. Metin diyor ki: Hz. Ali radyallahu anhın kerametini göstereceğiz. Keramet-i evliya haktır. Bunlardan bir türü de Allah dostlarının gayba dair işaretleridir. Çünkü gaybı, elbette Allah'ın bildirmesiyle, Allah dostları da bilebilirler. Hz. Ali de onlardan birisidir. 2) Metnin doğrudan Bediüzzaman'a ait olup olmadığını da bir analiz etmek gerektiğini düşünmekteyim. Zira sonuna gittiğinizde, kendisinin imzası yerine, talebelerinin isimlerini buluyorsunuz: "Risale-i Nur Şakirtleri namına: Hüsrev, Hafız Ali, Galip, Re'fet, Süleyman, Sabri, Hulûsi, Mes'ud, Zekâi, Küçük Zühtü, Süleyman Rüştü, Keçeci Mustafa, Mustafa, Küçük Ali, Kürd Bekir, Şamlı Tevfik, Asım, Babacan, Yakup Cemal, Hüseyin, Küçük Lütfi, Abdülbaki..." Bediüzzaman'ın, telif ettiği mektupların altına ismini, talebelerinin telif ettiği mektupların altına da isimlerini yazdırdığını biliyoruz. "İstisnası yoktur!" demeyeceğim ama metnin bu yönden de bir kritik edilmesi lazım. Zira mürşidimin talebelerinin mektuplarına karşı pek merhametli olduğu, bazen aşırı ifadeleri tâdil ettiği, ama bazen de yazanları gücendirmemek için çıkarttırmadığı, bilinmektedir. Buna dair beyanları eserlerinde kolaylıkla bulunabilir. Belki burası da böyledir? 3) Bediüzzaman'ın Şafiî-Eş'arî bir âlim olduğu (dolayısıyla ehl-i sünnet ulemasından olduğu) daha sıkı hatırda tutulursa metinleri de (Umberto Eco'nun tabiriyle) 'aşırı yorumlardan' korunmuş olur. Düşünelim: 14 ciltlik eser yekûnu içinde mürşidimin peygamberlerden başkasına 'vahiy alma imkanı' tanıdığı neresi vardır? Kim ondan bu imâlı birşey nakletmiştir? Hâşâ. Yoktur. Hiç yoktur. O halde, böylesi birkaç cümle için sünni bir âlime hemencecik suizan etmek yerine, mesleği-meşrebi ekseninde meseleyi ele almak gerekmez mi? Tevakkuf gerekmez mi? Hüsnüzan istemez mi? Ömründe içkiyi ağzına koymamış salih bir mü'min "Mest oldum!" dediğinde, mümkün diğer manaları aramak yerine, hemen "Sarhoş olduğunu söylüyor!" diye anlamak mı gerekir? Halbuki belki de mutlu olmuştur? Belki de hayret etmiştir? "Mest oldum!" böylesi niyetlerle de söylenir.
4) Meselenin bir de şu yönü var: Cebrail aleyhisselamı gören herkes peygamber olmaz. Asr-ı Saadet'ten bize ulaşan haberlerde, sözgelimi 'Cibril Hadisi'nde, Cebrail aleyhisselamın kimi zaman sahabe tarafından da görülebildiği, hatta söylediklerinin işitildiği-anlaşıldığı, nakledilmiştir. Yine Dıhye radyallahu anh sûretindeki ziyaretlerinin birçok şahidi vardır. Aişe radyallahu anha validemizden dahi böyle rivayetler yapılmıştır. Buna mümasil, Hz. Hamza radyallahu anhın da Cebrail aleyhisselamı görmek için talepte bulunduğu, gösterilince dayanamayıp bayıldığı aktarılmaktadır. Yekûnünde görülecek hakikat şudur: Cebrail aleyhisselamı görmek hemencecik "O da peygamber oldu!" diye anlaşılmaz. Hatta onun sözlerini duymak da "Bana da vahiy geldi!" diye yorumlanmaz. Vahiy ancak peygambere verilen bir haber çeşididir. Bunlardan ayrıdır. Dolayısıyla mezkûr mevzuun da zorla buraya çekilmesi ancak suizanla yapılabilecek bir iştir.
5) Zikrolunan meselenin kaynağı neresidir? Hz. Ali radyallahu anh bu tecrübesini kendisi mi anlatmıştır? Yoksa ona dayandırılamamakta mıdır? Belki de bir keşiftir? Belki yakazada bir Allah dostunun gördüğü-işittiğidir? Belki de şu söz rivayet yönüyle sahih bir nakil değildir? Böylesi menkıbeler irfanımız içinde çoklukla bulunur. Faydasına-hikmetine binaen nakledilir. Kinaiyat kabilinden bahsedilir. Kimse ahirzaman suizancıları gibi yanlış anlama zoruyla bakmadığından da zararı dokunmaz. İnsanların dillerinde dolaşır durur. Belki de böylesi bir meşhuriyete binaen şu temsil 18. Lem'a'ya girmiştir? Zaten metindeki bağlamı da Hz. Ali radyallahu anhın 'ilim şehrinin kapısı' olduğuna dikkat çekmektir. Hâşâ. Nübüvvetini iddia etmek değil! Metin de bundan beridir.
6) Bediüzzaman'ın genelde vahiy-ilham meselesine dair hassasiyeti, bu konuda yaptığı tahşidat, kafasında/kalbinde herhangi bir 'acaba' bulunmadığının en sarih delilidir. Şu hususa dair alıntı yapmayı dahi lüzumsuz görüyorum. Risale-i Nur'u az-çok tanıyanlar, vahiy ile ilhamın mahiyetinin karıştırılmaması, nübüvvet ile velayetin çok başka makamlar olduğu, kurbiyetin asla akrebiyet seviyesine çıkamayacağı gibi bahislerin bolluğunu bilirler. Aynı konuda bu kadar hassasiyet göstermiş, rüşdünü-kemalini isbat etmiş, istikametini ifade buyurmuş birisinin yukarıdaki ifadeleri "Hz. Ali radyallahu anhın vahiy aldığını söylüyor!" diye mi te'vil edilir? Allah cümlemize akıl-fikir versin. Böylesi iddia sahiplerinin de kalplerini hakikate açsın. Tevbe etsinler. Ahirete şu iftira yüküyle gitmesinler. Âmin. Kalplerimizi hidayeti üzerine kılan Allah'a hamdolsun.
Vecizeler;
Vahyin ilhamıyla arz ve
semadaki müthiş armoniye bakış...
caglayandergisi.com
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ ف۪يهِ الْقُرْاٰنُ
📍"O Ramazan ayı ki, onda Kur'an nazil olmuştur."
(Bakara, 185)
Cenâb-ı Hakk'ın insana hitap ettiği, ona konuştuğu, ona kelamını ulaştırdığı kitabın indirilişi ile müşerref kılınan bir zaman dilimi RAMAZAN!
Cenâb-ı Hakk bize hitabını indirdiği aya bile bu kadar önem veriyorsa, o hitapla ilişkimizin, o hitapla buluşmamızın ehemmiyetini varın siz düşünün!..
Prof. Dr. Halis Aydemir