Bu yılki takviminde son yaprağına geldik.Eee hadi bari sizde gidin bir çay koyun:)
seen from Poland
seen from Norway

seen from China
seen from Norway

seen from Malaysia
seen from Türkiye
seen from Maldives
seen from China
seen from United States
seen from Türkiye
seen from China
seen from Türkiye

seen from Singapore
seen from China

seen from South Korea

seen from Malaysia
seen from Russia
seen from United States
seen from China

seen from United States
Bu yılki takviminde son yaprağına geldik.Eee hadi bari sizde gidin bir çay koyun:)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Gülten Akın’ın Bavulu / Haydar Ergülen Akif Kurtuluş, ‘aşki’ bir şiirinde “açılmış bir defter kapanmaz ki” demişti. Akif sonra baktı ki açık defter şiirle dolacak gibi değil, romana da gönül verdi... Şiirin söyleyemediğini roman nasıl anlatsın behey şairler! Onlardan biri de Kemal Varol. Ama konumuz bu değil. Sıra onların bavuluna da gelince bu hususları açarız bir bir! Gülten Akın da açılmış defter gibi bavulunu hiç kapatmayanlardan. Hem defter niyetine hem dert yerine, hem memleket yoluna hem de gurbet eline. Şiir onun molası. Hayattan, evden, evlattan, Ankara’dan, Yozgat’tan, ülkeden soluklandığı zamanlarda bavulunu açık defter yerine kullanmış, oturup şiirini yazmış. O elinde bavulu olmasa da varmış gibi sorumluluk taşıyan rüzgârlı kızlardan. Hep taşınacak bir yükü, aşılacak bir dağı, yürünecek bir yolu, çekilecek bir derdi, açılacak bir bavulu ve elbette yazılacak bir şiiri olan. Sonra rüzgârını bırakıp kendisi gidenlerden. Bir de rüzgâra sardığı şiirini armağan olarak bir top gül yerine atanlardan. İyi ki olan, iyi ki olmuş olan, iyi ki var olan. O olmasa cumhuriyet rüzgârsız olurdu. Cumhuriyetin rüzgârı olmazdı. Rüzgârsız bir cumhuriyet de... Yaşamında da hem öyle rüzgârlılar var, hem de fırtınalar. “Ağır öğretmen” dediği, ‘insan, insaf’ dedesi var. Orhan Veli’nin sevgilisi, Cemal Süreya’nın “Cumhuriyet gibi kadın” diye övdüğü Nahit Hanım (Fıratlı) var edebiyat öğretmeni. Ve eşi Yaşar Cankoçak var. Anadolu’da çeşitli kasabalarda çalışırken adı ‘sosyalist kaymakam’a çıkan. Gülten Akın’ın “Sonra bana benzeyen bir adam gördüm. İkimiz çıktık cenneti aramaya.” dediği adam. Cennet: Kumluca, Şavşat, Gevaş, Alucra, Haymana, Kumru, Gerze, Saray, Maraş... Yaşar Cankoçak’ın TİP’e yakınlığı ve ağalara karşı toprak reformuna destek vermesi, şairin de hem avukat hem öğretmen olarak halkın yanında yer alması sürgünle ve şiirle sonuçlanır: “Git oldu can, sürgün geldi dayandı/ Sürgün yine geldi dayandı/ Kitapları topladım, çocukları giydirdim./ Hadi de doğrulalım Dranaz’ın karına.” Gülten Akın’ın bavulu şiir topluyor, şiiri sürgün topluyor, sürgünü kar topluyor. Ama en çok da rüzgâr topluyor. Rüzgâr toplamayan bir sözcük girdiği şiiri de kurutur çünkü. Gülten Akın’ın ilk kitabı 23 yaşındayken yayımladığı Rüzgâr Saati. İlk işaret fişeği, ilk rüzgâr ıslığı: “Aklım ıslıklarla türkülerle/ Rüzgâr saatleri evde tutamam/ Essin esmesin yollardadır.” Şiir de biraz rüzgâr aklı değil midir? “Deli Kızın Türküsü” de rüzgârakıllı bir şiirdir. Ama “Kör Aynadan İnce Kıza” şiiri, Gülten Akın şiirinin tüm genişliğini, yüksekliğini, derinliğini daha baştan gösterir: “Ben insanı tüm gösteren aynalardanım.” Ayna oldu ve her şeyi gördü, gösterdi. Acıların onurlandırdığı ve ülkesinin ödüllendirdiği bir büyük şair: Dilinde bir pas, içinde bir acı olarak kalan Yozgat’tan, kışta kıyamette çoluk çocuk yaşanan sürgünlere, faşist darbelerin ülkeye yaşattıklarından, oğlunun siyasal nedenlerle mahkûm olup işkence görmesine, mapusane mapusane dolaştırılmasına, ‘şair ana’ ya da ‘şairler annesi’ Gülten Akın’ın da oğlu Murat’ın peşinde mapusaneleri yol etmesine kadar. Açılmış bir defter rüzgâra da açıktır, açık bir deftere benzeyen bavulsa acılardan kapanmaz. Şiiri büyük olanın acısı da büyük olur memleketimizde çoğu kez, bir anlamda ‘acı onur ödülü’dür şiirinin, yaşadıklarının karşılığında eline geçen. İronik mi, değil. İronik, olağan zamanların, düzenli hayatların, yolunda giden şeylerin, işlerin, işleyişlerin olduğu yerlerde vuku bulan bir durumdur. Bizde ironik olan zaten gerçek olandır. Ve bu nedenle de ironi yapmak, hariçten gazel okumak sayılır. Hem de sayılmalıdır. İronik değildir Gülten Akın’ın durumu. Hem ülkesinin, dilinin yaşayan en büyük şairi seçilmesi, hem de en çok acıya çarptırılan şairlerin başında gelmesi. Bunun neresi ironik? İstenirse tam bir şair yaşamı da denilebilir buna. Şair taşta gerek. Çeliğe su verilince sertleşir, şiire su verilince incelir. Akın’ın şiiri de inceldikçe sağlamlaşan bir şiir oldu. Dayanıklı. Sanki kayalara, taşlara oyulmuş bir gülümseme gibi, pasa, toza, zamana aldırmadan, iyiliğini, saflığını, temizliğini gösterdi durdu. Temiz bir şiirdir Gülten Akın şiiri. Katıksız, katışıksız. Dünyayı, hayatı, insan ilişkilerini temize çekmez elbette. ‘İyi kalpli’, ‘kalbi temiz’, doğru/dürüst ve haklı bir şiirdir. Temiz şiir deyişim bundan. Bir de hesabını vermiş, varsa borçlarını ödemiş. Ve bütün büyük şiirler gibi, alacağı olan, alacaklı bir şiir. Onu da bağışlamış. Bağışlamak da temiz şiire dâhil. Ona ne çok şey yakıştırdık. ‘Biricik’ sayılırdı çünkü biraz da. Sennur Sezer’in şiire başlaması daha sonradır. Muazzez Menemencioğlu vardır, Türkan İldeniz Taşra Kızının Deliceleri ile ‘kadınlar vardır’ demiştir ama, sürdürmedikleri için orada da iş Gülten Akın’a kalmıştır. En çok da direnci yakıştırdık ona. Tıpkı onun da Metin Göktepe’nin annesine yakıştırdığı gibi. “Anneler İlahisi” şiiri hem iki anneyi, hem de onlarla direnmeyi buluşturan bir şiirdir. Yüreğin tartıldığı bir zamanda, hesabını yüreğiyle veren bir şiir: “Yüreğin tartıldı orda burda/ bozuk mu düzgün mü tartılarda/ durdun/ söylenmemiş, anlatılmamış, söylenememiş olanı/ anlaşılır kıldı duruşun/ [...]/ öyle bakıyorsun/ içinde dolaştırdıkları o karışık ayna/ senin çıplak gözlerine/ ne kadar ne kadar yabancı.” Neredeyse kendi yaşamını ve şiirini de daha açık ve ‘anlaşılır’ kılar bu dizelerle. Şiir, sınanmış, büyük bir sevgi duyuşunu deyişe çevirir: “Anneler olmasa kim kimi severdi/ saklı tuttun o insanı insana bağlayan güvenci/ yollar boyu, eskitilmiş alanlarda /solgun bir bedeni gezdirmedin Metin’in annesi.” Gülten Akın’ın şiiri de açık, bavulu da. Elbette böyle rüzgârlı bir şiir hiçbir bavula sığmaz. Bavulu hep açık dursun, şiirine hep rüzgâr vursun, onları merhamet, adalet, şefkat, iyilik, temizlik ve direnç olarak savursun. “Umudumuz var ki katlanıyoruz” diyenlerin yoldaşı olsun ki, “Göğü gördüm imkâna tutuldum düşü sevdim” diye durup, “ince şeyleri anlamaya” da vaktimiz olsun! - Haydar Ergülen, Gülten Akın’ın Bavulu (Şairin Bavulu / Portreler) - Görsel: Rewhat Arslan (Gülten Akın)
Umut penceresinden dünyaya meydan okuyan yürek işçimiz Gülten Akın’ın anısına... (23 Ocak 1933, Yozgat - 4 Kasım 2015, Ankara) * * * Düz ovada akan sular bir sandalı nasıl götürürler, dağlardan inen sular bir sandalı nasıl götürürler, dağlardan inen adamlar bir adamı nasıl götürürler, gözlerimiz uzun yaşamalı ve çabuk eskimez pırlantadan olmalı. Bazan acıyı sevmeliyiz, ölümü sevmeliyiz bazan hiç sevmemekle birlikte, çünkü görülecek bizden ve karşıdakilerden. “Acı acıya, su sancıya” der aslı köylolan, acı acıya, su sancıya ki yok ola, bir daha tadılmaya. - Gülten Akın, Düz Ovada (Kırmızı Karanfil) - Görsel: Rewhat Arslan (Gülten Akın)
“Cemal Süreya” anısına... * * * Cemal abi, güzel abim, Sen buradayken de, senden, şiirinden konuşulduğunda ‘Cemal abi' denirdi gıyabında, sen gurbete gittikten sonra da, sanki daha çok aramızdaymışsın gibi daha çok ‘Cemal abi’ oldun seni tanıyana da, tanımayana da. Güzel adamlar gidince onlara yakınlığımız daha da artar ya, hiç tanımamış da olsak ‘abi’ demek isteriz onlara, yakıcı ve önlenemez bir yakınlıkla. Ben “Yalnızız Cemal Abi” diye bir şiir bile yazdım sana, baktım senden sonra her şey dibe çöküyor, Kars kısa, rakı da tatsız. Şikâyet gibi olmasın da sadece bil diye. Şimdi sen ‘amma da uyduruyorsun ha, kardeşim, asıl gurbet dünyaymış meğer' dersin belki, ‘ben dedim' demezsin de, bilinir “Gurbet yavrum garba düşmektir gurbet" dediğin. “Jandarma daima nesirde kalacaktır" dediğin gibi “Göçebe”de, gurbet de hangi tarafta olursa olsun şiirde sürgit kalmayacak mıdır abi? Hiç kimsenin şiirinde kalmasa bile, senin şiirindeki gurbet yeter hepimize. Şairsin. Yazarken de şairdin, şimdi yazmıyorken de şairsin. Üstelik bu tarafta okurların da bir arttı ki sorma. ‘Şair olmak’ yalnızca şiirle ilgili bir şey değil. Her şiir yazan da şair olmuyor ayrıca. Kimi olamıyor, kimi olmak istemiyor. Fakat sen hayatla, ahbaplarınla, bürokrasiyle, gençlerle, cumhuriyetle, kadınlarla, siyasetle, edebiyatla ve şiirle, ezcümle ilişkili olduğun her şeyde bir yenilik ve farklılık olarak ‘jest’i de kattın hepsinin yanına, başına, önüne, sonuna. Darphane müdürü olduğunda devlete, iktidara yaranmadığın gibi işten atıldığında da ‘devletlü'lere paranın kirini, altın tozunun kirini bir güzel hatırlattın, gönlün zaten temizdi ya elini de yıkayıp çıktın. Unutmak olmaz bu jesti. Turgut Özal’a bir açık mektup yazdın, ‘mareşal’ arkadaşın Muzaffer Buyrukçu’yu da katarak bu ‘jest’e, Kadıköy’den denize atlayarak beraber intihar etmeyi teklif ettin, böylece memleket belalardan kurtulacaktı! İstanbul gibi her şeyin dükalığına soyunan bir metropole karşı şiirin Ankara'dan geldiğini söyleyerek, yazarak, bozkır cumhuriyeti için en kral jestini yaptın ki, Cemal'deki abi'ye, abi'deki Cemal’e kendimi bu kadar yalan hissetmemin en ‘taşralı' sebeplerinden biri de budur: “Ankara Ankara/ Ey iyi kalpli üvey ana!” Çıkardığın dergi, onu yayımlama çaban, çıkarma yöntemin de herhâlde yalnızca şiirin değil, hevesin jestler tarihine de yazılsa yeridir: Adı Papirüs olan bir jest, ki yayımladığın günden bugüne, kitaplığımızda durmadan kımıldıyor, içinden durmadan sesler geliyor. “Kımıltılar Düşesi'' mi desem ‘sesler çarşısı' mı, bilemedim. Fakat, unutulmaz dergiler safındaki yerini çoktan aldı. ‘Rafındaki' diyemeyişim, bu dergilerin bize olduğu kadar, bizim de bu dergilere rahat vermeyişimizdendir: Yeni Dergi’den Papirüs’e, Üç Çiçek’ten Şiir Atı’na, Yazı’dan Tan’a, Edebiyat Dostları’ndan Sombahar’a: “Bir dergi gibidir onun hayatı/ bu yüzden ölmez batar". Şairlerle, edebiyatçılarla ‘restleşme’n de olsa bunu hemen ‘jestleşme’ye dönüştürürdün. Hiç restleşmedin elbette, ama kim Turgut Uyar’ı senin kadar güzel övmüştür, bir şairin bir şairi bunca hesapsız övdüğü nerede görülmüştür? “Öldüğü gün/hepimizi işten attılar”. Yalnızlığa da az bulunur bir ‘jest' yaptın ve “Biliyorsun ben hangi şehirdeysem/ yalnızlığın başkenti orası” diyerek bir cumhuriyet de yalnızlığa kurdun: Korkunun krallığına karşı yalnızlığın cumhuriyeti. Yazdığın dile de yazamadığın diline de birlikte ‘jest’ yaptın: “O yıllarda ülkemizde/ çeşitli hükümlerle/ yetmiş iki dilden/ ikisi yasaklanmıştı:/ .../ İkincisi Türkçe.” Sosyalizme, işçi sınıfına yaptığınsa ‘şanlı bir jest’ti: “Ağzında/ filtreli/ şanlı Haziran/ .../ Doğumun/ T.Ö./ Yani Tariş’ten Önce”. Ali’ye, Hasan’a ve Hüseyin’e yaptığın jestlerse ‘anlayana’ kabilinden oldu: “Biz kırıldık daha da kırılırız/ Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza” deyince sen, öyle iyi oldu ki, 'anlamak’ da senden doğru bir jest sayıldı. Gençlere, genç şairlere yaptığın jesti, her genç ve şairin tek tek anlatmasında yarar var, bence hâlâ genç şairlerin Cemal abisi’sin ve kimse yerini alamaz, tutamaz. Aşka ve kadınlara yaptığın jestlerse, bir dizeye de, bir şiire de, bir kitaba da sığmaz, sığdırılamaz. Şiirin baştanbaşa aşka ve kadınlara bir jesttir ve “keşke yalnız bunun için sevseydim seni” dizesiyle hepsine gül gönderdin, hâlâ gönderiyorsun. Elbette en güzel jesti şiire yaptın ve onu düzyazıyla yarıştırmadın: “-Ağır ol Bay Düzyazı/ sen ancak uçağa binebilirsin!” Böylece, şairin ve şiirinin jestleri varsa, hayatının da şiire dâhil olacağını hepimize, hayatınla, şairliğinle ve şiirinle göstermiş oldun. Ey Cemal Süreya, boşuna mı Cemal Abi oldun! - Haydar Ergülen, Cemal Abi’ye Mektup (Cemal Süreya İçin 59 Kırlangıç) - Görsel: Rewhat Arslan (Cemal Süreya)
Kalp kırıp gidenin yolu, kırdığı kalbin keskin parçalarıyla dolu...
- Rewhat Arslan

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming