Sevgili Ben,
Uzun zaman oldu konuşmayalı.
Sesimi unuttum belki, ya da unutur gibi yaptım.
Çünkü bazen insan kendiyle yüzleşmekten daha zor bir şey bulamıyor.
Kendine itiraf ettiklerini kimseye edemiyorsun çünkü.
Ama ben bugün yazmak istedim.
Kime yazdığımı tam bilmeden.
Belki bir versiyonuma.
Belki artık hiç olmayacak bir halime.
Son zamanlarda çok şey birikti.
Kırgınlıklar…
Bastırılmış cümleler.
İçime attığım “neden”ler.
Hepsi yerli yerinde duruyor,
Hiçbiri geçmedi.
Sadece üstlerine zamanla örtüler serdim.
Toz tutunca daha az görünür oldular, ama oradalar.
İnsan bazen güçlü görünmeye o kadar alışıyor ki,
Yorulduğunu bile fark etmiyor.
Bir gün aniden bir cümleyle dağılınca,
Kimse anlamıyor neden bu kadar kırıldığını.
Çünkü her şeyi sessizce taşıdın.
Kendine bile ses etmeden.
Ama bu satırları yazarken,
Şunu fark ediyorum:
Ben hâlâ buradayım.
Eksik, yorgun, yer yer dağılmış.
Ama hâlâ varım.
İyileşmek gibi bir iddiam yok.
Belki de sadece biraz durmak istiyorum artık.
Koşmadan, çabalamadan, açıklamadan.
Bir kenarda oturup sadece nefes almak.
Olana, olmayana, gidenlere, kalanlara
Daha az direnmek.
Belki bir gün başka bir mektup yazarım.
Daha farklı bir sesle.
Ya da hiç yazmam.
Ama bu hâlim de yazılmaya değerdi.
Çünkü yaşandı.
Ve bazen sadece bu kadarı yeterli.














