Rivayete göre, M.Ö. 2400’lü yıllarda Demonisos isimli bir Khalkedonlu (Kadıköy), bir denizcinin Marmara Denizi’ndeki adaların birinde, suların içinde yeşil yeşil taşlar gögrdüğünü anlatması üzerine, kiraladığı bir tekneyle denize açılmış. Rastgele dolaştıktan sonra bir adanın arka tarafındaki hilal şeklindeki bir koyda, denizcinin sözünü ettiği taşları bulmuş. Bu yeşil taşları yakından incelediğinde aslında, tuzlu suyla oksitlenmiş bakır filizleri olduğunu anlamış. Bakır, kalayla karıştırılmasında bronz alaşımı elde edildiği için oldukça kıymetliydi o çağlarda. Demonisos, koyun içindeki bakırı çıkarıp işlemeye karar verince Çam Limanı’nda ocaklar kurulmuş. Demonisos bakır ticareti sayesinde dönemin zenginleri arasında anılır olmuş. Hatta Sicilya’daki ünlü Apollon Heykeli’nin de Demonisos’un çıkardığı bakırla yapıldığı söylenir… Ada önce Demonisos’un Adası olarak anılmış, sonra çıkarılan bakır madeninden ilhamla Khalkos veya Chalki diye anılmış. Chalki zamanla Halki’ye evrilmiş. O Halki adasıdır bugünün Heybeliadası… Sonrası biraz bildiğimiz, biraz bilmediğimiz gibi. Tunç Lokum, İstanbul’un en karakteristik noktalarından birini, Heybeliada’yı tarihinden sosyal yaşantısına, insanlarından yetiştirdiği ünlülere kadar A’dan Z’ye hikâyesini anlatıyor. 6-7 Eylül olayları ve Varlık Vergisi’nin ada üzerindeki etkisine, Bahriye Mektebi ve Ruhban Okulu’nun adaya kazandırdığı statüye kadar her şeyi anlatıyor. ‘Heybeliada’ya Bir Bilet’i adaya giderken okumalı belki de.